Ana Sayfa Blog Sayfa 2376

Nobel Edebiyat ödülleri Tokarczuk ve Handke’ye

2018 Nobel Edebiyat Ödülü Polonyalı yazar ve Yeşiller Partisi üyesi Olga Tokarczuk’e, 2019 yılının ödülü ise Avusturyalı yazar Peter Handke’e verildi.

Bu yıl Nobel Edebiyat ödülleri, iki yıl için iki yazara birden verildi. 2018 Nobel Edebiyat ödülü Polonyalı yazar Olga Tokarczuk‘un  2019 yılının ödülü ise Avusturyalı yazar Peter Handke‘nin oldu.

1901 yılından itibaren her yıl verilen ödül, 2018’de İsveç Edebiyat Akademisi’nin üyelerinden Katarina Frostenson‘un eşi Jean-Claude Arnault’un 18 kadına cinsel saldırıdan hüküm giymesi nedeniyle verilememişti. Akademi üyesi Frostenson’un da istifasına yol açan skandalın yankıları sürerken Nobel ödülü alanların isimlerinin sızdırılması ve Akademi üyeleriyle ilgili çıkar çatışmaları iddiaları da gündeme geldi. Bütün bunlar ödül komitesinin ifadesiyle “Kamuoyunun Akademi’ye güvenini sarstı” ve bu nedenle ödülün verilmesi bir yıl ertelendi.

Nobel Edebiyat ödülleri her yıl Alfred Nobel‘in sözleri ile “idealist eğilimi en farklı şekilde ifade eden” yazara veriliyor.

2018 Ödülü Yeşiller’den Olga Tokarczuk’a

Polonya’nın Sulechov şehrinde doğan Olga Tokarczuk 2004 yılından itibaren Polonya Yeşiller Partisi üyesi. Edebiyat kariyerine başlamadan önce Varşova Üniversitesi’nde psikolog olarak çalışan yazar, Carl Jung üzerine çalışmalar yaptı. Aralarında Polonya’da verilen en önemli edebiyat ödülü olan Nike’ın da yer aldığı pek çok ödül kazandı.

Polonya Yeşiller Partisi üyesi Olga Tokarczuk, eşiyle birlikte Onur Yürüyüşü’nde.

İsveç akademisi tarafından yapılan açıklamada Tokarczuk’un ödülü “ansiklopedik tutkuyla hayal gücünün sınırlarını aşan bir anlatım kullandığı” için layık görüldüğü belirtildi. İlk romanını 1993 yılında yayımlayan Olga Tokarczuk, eleştirmenlerce en büyük çağdaş kadın yazarlardan biri olarak değerlendiriliyor. En çok tutulan romanları arasında Türkçeye de çevrilen “Çok Eskiler ve Diğer Zamanlar”, “Gündüzün Evi Gecenin Evi” “Aç Gözünü Yaşamıyorsun” “Koşucular” ve “Son Öyküler” de bulunan yazarın, ülkesinde en çok satanlar listesine giren kitapları gerçekle gerçeküstünün birlikte kullanıldığı öykülerden oluşuyor.

Akademi, ödülü verirken, yazarın “zeka ve incelik dolu” eserlerinin “göz ve kültürel geçişlere odaklı” olduğunu da kaydetti. Ödül komitesi Tokarczuk’un bilhassa “Jacob’un Kitapları” adlı 18. yüzyıl Avrupa’sında geçen epik romanından çok etkilendiğini belirtiyor. Tokarczuk ayrıca 2018 yılında Yabancı Dildeki En İyi Film Oskar ödülüne aday olan “Spoor” filminin de eş senaryo yazarı.

Olga Tokarczuk geçen yıl Birleşik Krallık’ta verilen prestijli bir diğer uluslararası edebiyat ödülü olan Man Booker‘ı da kazanmıştı.

2019 yılının ödülü Avusturyalı yazar Handke’ye

İsveç akademisi Peter Handke’nin ödülü “insan deneyimini öznelliği ve çevresiyle, dili dahiyane bir şekilde kullanarak işleyen etkili eserler” kaleme aldığı için verildiğini kaydetti.

Handke 2014’te uluslararası Henrik Ibsen ödülünü aldığı Oslo’da, Yugoslavya iç savaşında aldığı tutum nedeniyle protesto edilmişti

76 yaşındaki Avusturyalı oyun yazarı, romancı ve şair Hanke geçmişte siyasi konumlanışıyla hayli tepki toplamış bir isim. 1990’lardaki Yugoslavya iç savaşında Sırpları desteklemesi ve 2006 yılında soykırım ve diğer savaş suçlarından yargılanan eski Sırbistan lideri Slobodan Miloşeviç‘in cenazesinde konuşma yapması tepkilere yol açmıştı. Srebrenitza‘da Sırpların yaptığı soykırımı inkar eden ve Sırpların kaderini soykırıma uğrayan Yahudilere benzeten Handke, daha sonra “dil sürçmesi” diyerek bu ifadelerinden dolayı özür dilemişti. Handke 2014 yılında uluslararası Henrik Ibsen ödülünü aldığı Oslo‘da, Balkan savaşlarında aldığı tutum nedeniyle protesto edilmişti

Peter Handke ayrıca daha 2014 yılında, Nobel Edebiyat ödülünün lağvedilmesi gerektiğini, kazanan kişinin bir dakika süren bir ilgi ve gazetelerde bir kaç sayfalık yazıya konu olduğu sahte bir yüceltmeye uğradığını da söylemişti. Bu sözlerine rağmen yazarın ödülü almayı kabul ettiği anlaşılıyor.

Handke, tepki çeken bir yazar olmasına rağmen, Almancanın en düşündürücü ve yaratıcı yazarlarından sayılıyor. Yazarın Türkçeye de çevrilen eserleri arasında, başta en tutulan romanı “Mutsuzluğa Doyum” olmak üzere “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi”, “Çocuğun Öyküsü”, “Kaspar”, “Kısa Mektup Uzun Veda”, “Solak Kadın”, “Hiç Kimse Koyunda Bir Yıl”, “Karanlık Bir Gecede” ve “Don Juan” da bulunuyor.

Her iki yazar da ödül belgesi ve Nobel madalyasının yanısıra 900 bin doları aşkın bir para ödülü alacaklar.

RTÜK’den operasyon aleyhindeki yayınlara uyarı: Sustururuz

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik operasyon aleyhinde yapılan paylaşımları “susturacağını” açıkladı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada Türkiye’nin Suriye operasyonunu eleştiren yayınlara izin verilmeyeceği belirtildi. Özellikle “internetten yayın yapan kuruluşların” incelendiği belirtilen açıklamada; “Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başlattığı Barış Pınarı Harekâtımız ülkemiz, devletimiz, milletimiz ve çevre ülkeler için hayırlara vesile olsun” cümlesiyle giriş yapılan açıklamada “medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarımızı Barış Pınarı Harekâtı boyunca yapılan haberler hususunda hassas davranmaya davet ediyoruz” denildi.

Açıklamanın devamında “Aziz milletimizin ve şanlı askerlerimizin moral ve motivasyonunu olumsuz etkileyecek, terörün amacına hizmet eden eksik ya da yalan ve taraflı bilgilerle vatandaşlarımızı yanlış yönlendirebilecek yayınlar konusunda asla müsamahamız olmayacaktır” ifadeleri kullanıldı.

RTÜK, özellikle “internetten yayın yapan kuruluşların, daha çok genç kitlenin takip ettiği yayınlarıyla alakalı” takip yapacağını bildirdi; operasyon aleyhinde yapılan yayınların devletin diğer ilgili kurumlarıyla işbirliği içinde susturulacağını” açıkladı.

Bugün sabah saatlerinde Birgün gazetesi internet sorumlusu Hakan Demir ve Diken sitesinin sorumlu yazı işleri müdürü Fatih Gökhan Diler gözaltına alınmış, ifadeleri alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmışlardı.

İklim isyanının üçüncü gününde öldürülen 164 aktivist anıldı

Haber: Elif Ünal

Yokoluş İsyanı’nın iklim krizine karşı harekete geçme çağrısıyla başlayan isyanın üçüncü gününde 2018’den bu yana dünya genelinde suikaste uğrayan 164 ekoloji aktivisti için anma törenleri yapıldı.

Yokoluş İsyanı’nın (Extinction Rebellion) çağrısını yaptığı ve 7 Ekim’de başlayan iklim krizine karşı uluslararası isyanda üçüncü gün geride kaldı. Paris, Amsterdam ve Londra’da işgal edilen meydanlarda eylemciler protestolarını sürdürüyor.

9 Ekim gününde gerçekleşen eylemlerde 2018’den bu yana dünya genelinde suikaste uğrayan 164 ekoloji aktivisti için anma törenleri yapıldı. Arjantin’deki iklim aktivistlerinin çağrısıyla gerçekleşen eylemler Londra, Paris, Dublin, Cape Town, İslamabad ve İstanbul’da da gerçekleşti.

Yokoluş İsyanı ne talep ediyor?

Birleşik Krallık‘da ortaya çıkan Yokoluş İsyanı küresel bir ekoloji hareketi şu anda 72 ülkede faaliyet gösteriyor. Talepleri arasında iklim ve ekoloji krizi hakkında gerçeklerin söylenmesi, iklim acil durumu ilan edilmesi, karbon emisyonlarının sıfırlanması ve denetlemek için yurttaş meclisinin kurulması yer alıyor.

Yokoluş İsyanı aktivistleri 15 Nisan’da küresel ölçekte eylemler düzenlemişti. Londra’daki eylemde 11 gün boyunca merkezi yollar kapatılmış, eylemler sonucunda bini aşkın kişi gözaltına alınmıştı. 7 Ekim tarihinde başlayan ikinci uluslararası isyanda eylemciler 60 farklı şehirde sokağa çıkacaklarını duyurdu.

Arjantin ve Şili’de anma törenleri

Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te gerçekleşen anma töreninde, siyah giyen eylemciler ellerinde mumlarla Birleşmiş Milletler binasına yürüdü. Üstlerinde öldürülen 164 aktivistin isimlerinin yazılı olduğu tabelalar taşıdı.

Santiago’da Plaza de Armas meydanında bir araya gelen aktivistler ise suikaste uğrayan kişilerin ismini okuduktan sonra bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

Londra: Gerçek sayı bundan çok fazla

Londra’daki anma eyleminde ise dün akşam kalabalık bir grup Trafalgar Meydanı’ndaydı. Sonunda temsili ölme eylemi yaparak aktivistlere karşı gerçekleştirilen suikastleri protesto ettiler.  “164 kişi için anma yapıyoruz ama gerçek sayı bundan çok daha fazlası” diyen grup şu açıklamada bulundu: “Neredeyse her hafta iki yerli aktivisti, Batılı maden şirketlerine karşı topraklarını korudukları için öldürülüyor. İsimleri ise çok nadir bir şekilde dünyada duyuluyor.”

İstanbul’dan destek açıklaması

İstanbul’daki Yokoluş İsyanı aktivistleri de öldürülen aktivistler için destek açıklaması yaptı. Açıklamada “Geçen yıl 164 ekoloji aktivisti, dünyayı koruduğu için öldürüldü. Dünyadaki en yüce sebep için çalışan tüm insanlara büyük bir sevgi ve şükran borçluyuz” dedi.

Berlin’de eylemciler dört meydanı kapattı

İsyanın birinci gününden itibaren 58 saatliğine Big Star Meydanı’nı kapatan eylemciler polis tarafından uzaklaştırıldı. Dağılan göstericiler bu sefer de Marschallbrücke, Oberbaumbrücke ve Jannowitzbrücke köprülerini trafiğe kapattı. Gençlerden oluşan Extinction Rebellion Youth ise alışveriş merkezlerinin ortasında yer alan Kurfurstendamm yolunu trafiğe kapattı.

 

Londra’da yemek malzemeleri, çadırlar ve pembe ahtapota el konuldu

Londra’da Westminister Bölgesi’nde 12 ayrı noktada gerçekleşen eylemler 9 Ekim’de de devam etti. Polisin sık sık müdahale ettiği gruptan aralarında 92 yaşındaki bir aktivistin de yer aldığı pek çok kişi gözaltına alındı. Londra’da gerçekleşen müdahalelerde ilk günden itibaren gözaltına alınan eylemcilerin sayısı 600’ü geçti. Polisin el koydukları arasında çadırlar ve yemek malzemeleri yanı sıra yol kapatmada kullanılan pembe ahtapot kuklası da yer aldı.

10 Ekim’de gerçekleşen eylemlerde ise aktivistler üç günlüğüne Londra Şehir Havalimanı’nı işgal etti. Onlarca kişi bu eylem sırasında gözaltına alındı.

Havan ve roketlerin isabet ettiği Urfa ve Mardin’de beş kişi hayatını kaybetti

Mardin ve Şanlıurfa valilikleri, operasyonların sürdüğü Suriye’den belirtilen havan ve roketlerin Akçakale, Nusaybin ve Ceylanpınar’a isabet etmesi sonucu beş kişinin hayatını kaybettiğini, 70 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Suriye‘nin kuzeydoğusuna yönelik ‘Barış Pınarı’ adı verilen harekâtın başlamasının ardından, Suriye tarafından atıldığı söylenen havan ve roketlerin Şanlıurfa’nın Akçakale ve Ceylanpınar ile Mardin’in Nusaybin ilçelerine isabet etmesi sonucu beş kişi hayatını kaybetti, 70 kişi de yaralandı.

Şanlıurfa Valiliği havan ve roketlerin düşmesi sonucu 9 aylık bir bebek ve Akçakale Vergi Dairesi Başkanlığı’nda çalışan bir kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.  Mardin Valiliği‘nden yapılan açıklamada da Nusaybin ilçesinde 2 vatandaşın hayatını kaybettiği, 24 kişinin yaralandığı kaydedildi.

Suriye’de terör örgütü YPG/PKK işgalindeki bölgelerden ateşlenen havan mermisi Akçakale İlçe merkezine düştü. ( Arif Hüdaverdi Yaman – Anadolu Ajansı )

Şanlıurfa Valiliği’nden yapılan açıklama şöyle:

“09.10.2019 tarihinde başlatılan Barış Pınarı Harekatı ile birlikte Suriye tarafından atılan havan ve roket mermilerinin İlimiz Akçakale ve Ceylanpınar ilçelerimize isabet etmesi sonucu; Barış Pınarı Harekatının ilk şehidi Suriye uyruklu 9 aylık bebek Muhammed Omar ve Akçakale ilçemizde görevli Vergi Dairesi Başkanlığına bağlı maliye memurumuz Cihan Güneş şehit olmuştur. Atılan roket ve havan mermilerinin isabeti sonucu 46 vatandaşımız da yaralanmıştır. Yaralı vatandaşlarımız Akçakale Devlet Hastanesi ve diğer hastanelerimize sevk edilerek tedavi altına alınmıştır. Şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Açıklamanın ardından Urfa’da, yaralanan 11 yaşındaki bir çocuğun daha hayatını kaybettiği bildirildi.

Okullar tatil 

Sınıra yakın bölgelerde belediye hoparlörlerinden vatandaşlara dikkatli olmaları konusunda sürekli uyarılar yapılıyor. Akçakale, Ceylanpınar ve Suruç ilçelerindeki tüm okullarda dün ve bugün okullar tatil edilmişti. Birecik’te de sınıra yakın bölgelerdeki okullarda perşembe ve cuma günü eğitime ara verildi. Mardin’de ise Nusaybin ilçesindeki tüm okullarda, Kızıltepe ilçesinde de sınıra yakın Şenyurt ve Akdoğan mahallelerinde bulunan okullarda eğitime iki gün ara verildiği açıklandı.

 

Dünyanın 14 kenti yurttaşları için ‘iyi gıda’ dedi

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun da katıldığı, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta gerçekleştirilen C40 Dünya Belediye Başkanları Zirvesi’nde kentlerdeki gıda israfını ve gıda kaynaklı sera gazı emisyonlarını azaltmak amacıyla 14 dünya kenti  tarafından  C40 İyi Gıda Şehirleri Bildirgesi imzalandı. Toplam nüfusu 64 milyon olan Barcelona, Kopenhag, Guadalajara, Lima, Londra, Los Angeles, Milan, Oslo, Paris, Quezon City, Seul, Stockholm, Tokyo ve Toronto şehirleri yurttaşlarının sürdürülebilir gıdaya erişimini arttırmak ve  2030’a kadar herkes için “Gezegen Sağlığı Diyeti” hedefini gerçekleştirmek için yurttaşları ile birlikte çalışma taahhüdünü verdiler. Buna göre, Belediye başkanları satın alma yetkilerini kentlerin aldıkları gıdaları değiştirmek ve  sağlıklı, lezzetli ve düşük karbonlu yiyecekleri herkese erişilebilir kılan politikalar başlatmak için kullanacaklar. Başkanlar, ayrıca yiyecek kaybı ve israfını da azaltacaklar.

İmzacılar arasında İmamoğlu’nun temsil ettiği İstanbul veya Türkiye’den herhangi bir şehir bulunmuyor.

Taahhüt aşağıdaki detayları içeriyor:

  • Gıda atığının 2015 düzeyinin en az yarısına indirilmesi (gıda atığını yüzde 50 azaltmak),
  • Belediye gıda alım politikalarının “Gezegen Sağlığı Diyeti”ne uygun hale getirilmesi,
  • Yurttaşların sürdürülebilir gıda tüketimini destekleyecek politikaları geliştirmek,
  • Sürdürülebilir ve sağlıklı gıda stratejilerini kent stratejilerine ve kent iklim eylem planlarına dahil etmek

Gezegen Sağlığı Diyeti

Gıda, sağlık ve iklim uzmanlarını biraraya getiren  yayımlanan “Gezegen Sağlığı Diyeti” hem gezegen hem de insanlar için en sağlıklı diyeti bulmak amacı ile EAT-Lancet Commission tarafından yapılan bilimsel analizler sonucunda oluşturuldu. Diyet,tüm yetişkinler için, yılda kişi başına 16 kilo (haftada 300 gram et) ve kişi başına 90 kilo (günde 250 gram) süt ürünü geçmeyen ve ultra işlenmiş gıda içeriği düşük, günde 2.500 kaloriye varan dengeli ve besleyici gıdalardan oluşuyor. Bir gezegensel sağlık tabağının yaklaşık yarısı sebze ve meyveden, diğer yarısı ise öncelikle tam tahıllar, bitkisel protein kaynakları, doymamış bitkisel yağlar ve (isteğe bağlı olarak) mütevazı miktarlarda hayvansal protein kaynaklarından meydana geliyor.İsrafı önlemek, sera gazı emisyonlarını yüzde 60 azaltabilir

C40 Şehirleri tarafından Haziran 2019’da yayınlanan araştırma, gıdanın kentlerin en büyük tüketime dayalı emisyon kaynakları arasında olduğunu ortaya koymuştu. Çalışmaya göre, sürdürülebilir bir diyet ve yiyecek israfını önlemek, yediğimiz yiyeceklerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını en az yüzde 60 oranında azaltabilir. Ocak 2019’da EAT-Lancet Komisyonu tarafından yayınlanan başka  bir araştırma ise, “Gezegen Sağlığı Diyeti”nin küresel ölçekte kabul edilmesinin emisyonları önemli ölçüde azaltacağını, 10 milyar insan için dengeli ve besleyici bir diyet temin edeceğini ve her yıl 11 milyon hayat kurtaracağını gösteriyor.

Kentler, yemeğin üretilme ve tüketilme şeklini değiştirme çabalarına da öncülük edecek. Küresel gıda sistemi, zararlı sera gazı emisyonlarının başlıca kaynaklarından ve küresel iklim acil durumunu tetikleyen tüm emisyonların yaklaşık dörtte birinden sorumlu. C40’ın araştırmasına göre, yiyecek üretme, taşıma, tüketme ve atık yöntemlerimizde önemli değişiklikler yapılmadığı takdirde, gıda sektöründen kaynaklanan emisyonların 2050 yılına kadar yaklaşık yüzde  40 oranında artacak. Gıda üretimi, tüketimi ve atıklardan kaynaklanan emisyonlar arttıkça, hızlanan iklim krizi dünyanın büyüyen nüfusunu besleme kabiliyetimiz tehdit ediyor. Şu anda, dünya genelinde 820 milyondan fazla insan açlık ve yetersiz beslenmeden etkileniyor. Aynı zamanda, küresel diyet eğilimleri kalp hastalığı, diyabet ve kanser oranlarının artmasında da rol oymanın yanı sıra sağlık maliyetlerini de artırıyor ve her yıl milyonlarca erken ölüme de neden oluyor. Sera gazı emisyonlarının başlıca kaynaklarından aşırı kırmızı et tüketimi ve şeker, yağ ve tuz bakımından ultra işlenmiş yiyecekler topluluklarımızı daha hasta ve daha az üretken hale getiriyor.

Kentleşmenin dünyadaki kentsel nüfus artışına artırılmasıyla birlikte, 2050 yılına kadar dünya genelinde üretilen tüm gıdaların yüzde 80’inin şehirlerde tüketilmesi bekleniyor ve belediye başkanları, gıda güvencesizliği ve artan obezitenin giderek büyüyen kentsel problemler teşkil etmesine bağlı olarak, vatandaşların yararına eyleme geçme zorunluluğunu kabul ediyor.

Belediye Başkanları Yeşil Yeni Düzen’i desteklediklerini de açıklamışlardı.

İmzacılar ne diyor?

Milano Belediye Başkanı Giuseppe Sala: İklim acil durumu her zamankinden daha acil ve bu duruma vereceğimiz cevabın önümüzdeki zorluklarla orantılı olması gerekiyor. Bu bildirgeyi imzalayarak, acil olarak birlikte çalışmayı ve tedarik güçlerimizi kentsel gıda ortamını değiştirmek için kullanmayı taahhüt ediyoruz. Emisyon azaltımını hızlandırmak ve tüm vatandaşların daha sağlıklı ve bilinçli seçimler yapabilmelerini sağlamak için gıda atıkları dahil olmak üzere, gıda sistemlerimizdeki aşırı tüketimin ve sürdürülemez uygulamaların olumsuz etkilerini ele almamız gerekiyor.

Paris Belediye Başkanı ve C40 Başkanı Anne Hidalgo: Kentler çiftlikten sofraya, tohumdan tabağa süreçlerindeki verimli döngünün şekillendirilmesinde temel bir rolü oynuyor. İklim kriziyle karşı karşıya kaldığımız bugünlerde, gıdaya yaklaşımımızı yeniden düşünmenin, uzun süreli ve çok yıllık bir ekolojik geçiş için çok önemli olduğuna inanıyorum. Bu taahhüdü en büyük önceliklerimizden biri yapalım, çünkü gıda insanlığın temelini teşkil ediyor”

Tokyo Belediye Başkanı Yuriko Koike: “Küresel bir megapol olarak Tokyo 1.5 derece hedefine tutturmaya çalışacak ve  2050 yılına kadar dünyanın net sıfır karbon emisyon hedefine katkıda bulunan “ Sıfır Emisyonlu” bir kent olacak. ıdaya büyük önem veren ve gıda kültürüne saygılı olan Tokyo kenti, hem insana hem de çevreye saygılı etik bir yaklaşımla gıda atıklarına karşı önlemlerle ilgili çalışmalar yürütmekte kararlıdır.

C40, dünyanın en büyük şehirlerinden 94’ünü bir araya getiriyor. 700 milyonun üzerinde kentliyi ve küresel ekonominin dörtte birini temsil eden C40 kentlerinin belediye başkanları, Paris Anlaşması’nın en iddialı hedeflerini yerel düzeyde gerçekleştirmeyi ve soluduğumuz havayı temizlemeyi taahhüt ediyorlar 9 Ekim 2019 tarihinde, C40 belediye başkanları “küresel kaynakların fosil yakıtlardan çekilmesi ve iklim acil durumunun önünü kesen eylemlere acil, temel ve geri dönüşü olamayacak şekilde kaydırılması için” Küresel Yeşil Yeni Düzen’e desteklerini açıklamışlardı.

‘Türkiye’den imzacı kent olmayışı üzücü’

Yeşil Gazete yazarı, gıda ve tarım uzmanı Ayşe Bereket, “Bildirge imzacıları arasında başta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerimiz olmaması üzücü. Bir C40 kenti olan İstanbul ve Ankara ve İzmir gibi büyük kentler başta olmak üzere, Türkiye’deki tüm yerel yönetimlerin de sürdürülebilir ve temiz gıda ve yiyecek israfının önlenmesi konusunda artık somut adımlar atması son derecede önemli” değerlendirmesinde bulundu. C40 toplantısına katılan İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Kopenhag’daki C40 zirvesinde verdiği taahhütler arasında bu konuya değinmediğine dikkat çeken Bereket, şöyle konuştu: “Bir C40 kentinin belediye başkanı olarak İmamoğlu’nun İyi Gıda Kentleri Bildirgesi’ni imzalamasını,yerel küçük üreticiler ve Türkiye’de bu konuda çalışan STK’larla birlikte yediğimiz yiyeceklerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını en az yüzde 60 oranında azaltabilecek adımların atılmasında Türkiye’de öncülük edeceğini umuyorum. İklim eylemi gıda güvencesiyle doğrudan ilişkili ve Türkiye’deki tüm yerel yönetimlerin bu önemli konuyu gündemlerine alması gerekiyor”

Kazdağları Mitingi’ni erteleme kararı tartışma yarattı

 

Haber: Elif Ünal 

Kazdağları’nda 12 Ekim Cumartesi günü yapılması planlanan “Kazdağları Su ve Vicdan Mitingi” için erteleme kararı verildi. Ege Marmara Çevre Belediyeler Birliği, Çanakkale Belediyesi ile Su ve Vicdan Nöbeti Koordinasyon Kurulu tarafından yapılan açıklamada gerekçe olarak “Suriye’ye başlatılan askeri operasyon” gösterildi.  Karar, nöbetteki eylemciler ve komite bileşenlerinden Ekoloji Birliği tarafından eleştirildi.

Çağrıcılar tarafından erteleme kararının belirtildiği yazılı açıklamada “insani ve vicdani olarak almış olduğumuz miting erteleme kararı ruhsatın yenilenmesi ve madencilik faaliyetlerinin devam etmesi için bir gerekçe oluşturmamalıdır” denildi.

10 yıllık ruhsat 13 Ekim’de sonlanıyor

Kazdağları’nda protestolara neden olan Kanada merkezli Alamos Gold şirketinin 10 yıllık ruhsat süresinin 13 Ekim’de dolması sebebiyle yapılması planlanan miting “ruhsatı yenilemeyin” çağrısıyla gerçekleştirilecekti. Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenecek mitinge on binlerce kişinin katılması bekleniyordu.

İrfan Mutluay: Gündemde hak ettiği yeri bulamayacağı için ertelendi

Yeşil Gazete’ye konuşan Çanakkale Belediye Başkan Yardımcısı İrfan Mutluay erteleme kararını “Suriye olayıyla birlikte Türkiye ve dünya kamuoyunun değişmesi sonucunda gerçekleştireceğimiz mitingin gündemde hak ettiği yeri bulamayacağı düşünüldü” diyerek gerekçelendirdi.

Kazdağları için yapılan eylemlerde Türkiye’nin her tarafından, kendini sağ veya sol spektrumdan tanımlayan birçok kişiden destek alındığını belirten Mutluay, “kamuoyu desteğinin bozulmaması için de bu erteleme kararı gerekliydi” dedi. Mutluay, mitingin tarihi hakkında henüz bir karar alınmadığını belirterek, “Su ve Vicdan Nöbeti bölgedeki madencilik çalışmaları sonlandırılana kadar devam edecek” dedi.

Nöbetteki eylemciler erteleme kararına tepkili

Kazdağları alanında çadırlarla nöbet tutan eylemcilerden Melis Tantan ise Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Bu mitingin yapılma amacı Alamos Gold şirketinin ruhsat bitiş tarihi için kamuoyu yaratmaktı. Bir şekilde yapılması gerekirdi” dedi. Tantan, “Biz doğayı savunurken yaşamı da savunuyoruz. Bu konuları birbirinden bağımsız olarak ele alamıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Nöbetteki eylemcilerin gerçekleştirdiği forum sonucunda 12 Ekim’de İskele Meydanı’nda basın açıklaması yapma kararı çıktığını açıkladı.

Ekoloji Birliği: Şirketler ara vermedikçe biz de vermemeliyiz

Bazı kaynaklarda kararın “Su ve Vicdan Mitingi Komitesi” tarafından alındığının aktarıldığını söyleyen Ekoloji Birliği kendilerinin de içinde bulunduğu gruptan böyle bir karar çıkmadığını belirtti. “Suriye’ye operasyon nedeniyle şirketler talana ve yıkıma ara vermediklerine göre bizler de mücadelemize ara vermemeliyiz” denilen Birlik açıklamasında, 26 Ekim’de Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleşecek “iklim krizi ve ekolojik krize dur de” mitingine çağrıda bulundu.

Ankara’ya yürüyen eylemciler ikinci kez gözaltında

26 Ekim’de Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek büyük Ekoloji Mitingine katılım sağlamak üzere yürüyüş başlatan ekolojistler ise tekrar gözaltına alındı. Daha önce 6 Ekim’de Kadıköy’den Ankara’ya başlatılan yürüyüş Maltepe’de polislerce engellenmiş, 8 çevreci gözaltına alınmıştı.

Ankara’ya doğru yürüyüşlerine kaldıkları yerden devam eden eylemciler polis müdahalesi sonucunda tekrar gözaltına alındı. İdealtepe Polis Amirliğine götürüldükleri belirtildi.

 

10 ülke ‘Nükleersiz Asya’ için bir araya geldi

30 yıldır Asya’nın çeşitli ülkelerinden nükleer enerji ve nükleer silahlanmaya karşı olan bilim insanı, akademisyen ve aktivistlerin buluştuğu Nükleersiz Asya Forumu (NNAF) bu sene Tayvan‘ın başkenti Taipei‘de 20-23 Eylül 2019 tarihlerinde gerçekleştirildi. Tayvan, her birinde ikişer reaktör olan dört nükleer santral tesisi bulunan, fakat dördüncü tesisin henüz devreye alınmadığı gibi Almanya , Belçika , İspanya, İsveç gibi nükleer enerjiden 2025’e kadar çıkmayı planlayan bir ülke.

Etkinliğin başlangıç  tarihi olarak seçilen 20 Eylül ise Türkiye’de de Marmara ve Düzce depremlerinin meydana geldiği 1999 yılında; Tayvan’da da 2400 kişinin yaşamını yitirmesine ve 11 bin kişinin yaralanmasına neden olan 7,7 şiddetindeki büyük depremin yıl dönümü. Etkinliğe ev sahipliği yapan Tayvan Çevre Koruma Örgütü‘nün “Nükleersiz bir Asya için gücümüzü birleştirelim” sloganıyla gerçekleştirdiği etkinlikte, nükleer santrallerin risklerine karşı Fukuşima Nükleer Felaketi’nden ders alınması gereği ve deprem gerçeğine dikkat çekildi. Sunumların ardından, delegelerle birlikte Cumhurbaşkanı’nın makamına bir ziyaret de yapıldı.  

 

2017’de Nobel Ödülü alan Nükleer Silahlanmanın Durdurulması için Uluslararası Kampanya‘nın (ICAN) Avustralya temsilcisi Dave Sweeney‘in de katılımcısı olduğu etkinlikte 10 Asya ülkesinden delegeler sunumlar yaptı. Avustralya, Çin, Hindistan, Japonya, G.Kore Moğolistan, Filipinler, Vietnam ve ABD‘den delegelerin katıldığı NNAF 2019’e Türkiye‘den Yeşil Gazete yazarı Pınar Demircan katıldı. Aynı zamanda Nükleersiz. org koordinatörü olan ve daha önce Japonya ve Filipinler‘in ev sahipliğinde gerçekleştirilen forumlara davet edilen Demircan bu sene Tayvan’da yapılan Forum’a ilişkin şunları söyledi :

“Türkiye’de tam da deprem gerçeğinin hatırlandığı bir dönemde bu Forum’un Tayvan gibi yoğun fay hatlarının bulunduğu  bir coğrafyada yapılmış olması Fukuşima Nükleer Felaketi’nden bugüne bir kez daha nükleer santral-deprem ilişkisine dikkat çekmeyi olanaklı kılması bakımından ayrıca anlamlı oldu. Zira sivil toplum özellikle Fukuşima sonrası endişelerin yükselmesiyle ülkede 1970’lerdeki sıkıyönetim zamanında inşa edilmiş olan nükleer santrallerin devreden çıkarılmasını planlıyor. Yine en son inşa edilen santralin çalıştırılmasından bir sonraki  hükümetin döneminde yapılacak referandum oylamasıyla vazgeçilmesi hedefleniyor. Tayvan için dileğim  halkın iradesinin referandumda manipülasyona uğratılmaması”.

Yazarımız Pınar Demircan ve Forum organizatörlerinden Yoko Unoda.

Nükleersiz Asya Forumu‘nun önemini gezegenin bugününü ve yarınını tehlikeye atan, devlet ve şirket ortaklığıyla beslenen küresel kapitalizmin karşısına sivil toplumun benzer ölçekte bir gücü çıkarmak zorunda olduğunu düşündüğünü söyleyen Demircan dünya genelinde bölgesel işbirlikleriyle daha hedef odaklı hareket edilebileceğinin altını çizdi. Demircan, bu açıdan NNAF’in aynı kıta üzerinde kültürel olarak da görece birbirine yakın toplumlar arasında nükleersizlik diyaloğunun güçlendirilmesi için önemli bir misyon taşıdığını ifade ederek “Türkiye’nin hem Asya hem de Avrupa kıtalarında yer alması nedeniyle bölgesel işbirlikleriyle nükleersiz dünya ideali açısından önemli hatta Asya ve Avrupa’yı birleştirici bir pozisyonda olduğumuza inanıyorum”dedi.

Etkinlik süresince katılımcılar NNAF ürünü olan  The People of Asia say No To Nuclear, Türkçesi Asya’nın İnsanları Nükleer Güç İstemiyor adlı kitapla buluştu. Kitaptaki Türkiye kısmının içerik editörü Demircan Asya ülkelerinin benzer bir kültüre sahip olmasının onları tarihsel olarak da yakınlaştırdığını söyledi. Özellikle sıkıyönetim dönemlerinin Tayvan’da da Filipin Cumhuriyeti‘nde olduğu gibi  nükleer santrallerin kurulduğu dönem olduğunu, nükleer karşıtı enerji mücadelesinin demokrasi mücadelesiyle birlikte yürüdüğünü belirtti.

Nükleersiz Asya Forumu kapsamında gerçekleştirilen ülke sunumları ve görüş alışverişi yapılan iki günün ardından delegeler  program kapsamında Cumhurbaşkanı Tsai Ing-wen‘in makamına bir ziyarette bulundu. Tayvan’ın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan ve Ocak ayında göreve gelen Ing-wen’in makamında delegeleri karşılayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Chen Chien Jen 2025 yılına kadar nükleer santrallerden çıkış yapma kararı alan hükümetin yaklaşımını “ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarına yaptığımız yatırımlar ve nükleer santrallerden çıkma eğilimimiz bu sene Nükleersiz Asya Forumu’na uygun bir ortam oluşturmuştur” sözleriyle ifade etti, güvenli bir gelecek için nükleer enerjiden vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. 

Nükleersiz Asya Forumu delegeleri ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Chen Chien Jen birlikte

2017 yılında Nobel Ödülü’nü alan Nükleer Silahların Tamamen Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcilerinden Dave Sweeney görüşmede, Tayvan’ın nükleerden çıkış kararını kutlayarak Avrupa’da Almanya’nın nükleerden çıkışa liderlik ettiği gibi Tayvan’ın da Asya ‘ya model ve lider olması yönündeki temennilerini iletti. Cumhurbaşkanı yardımcısı “farklı dillerimiz ve kültürlerimizle farklı ülkelerden geliyoruz fakat tek bir dünyamız var ona saygı duymalıyız” diyerek delegelere geldikleri için teşekkür etti.

Delegeler daha sonra başkentteki üç nükleer santrale saha ziyaretinde bulundu. Sırasıyla ülkenin kuzeyindeki üç nükleer santral tesisine giden kafile bu ziyaretlerde özellikle soğutma suyunun alınıp verilmesi neticesinde balık türlerinin azaldığını, denizdeki canlı yaşamının gördüğü zararları uzmanlardan dinledi. 

Nükleersiz Asya Forumu delegeleri iki gün süren Forum’un ardından aşağıdaki sonuç bildirgesini kabul etti . Buna göre: 

  • Nükleer enerji, tüm canlılar üzerinde kalıcı tahribat oluşturan niteliği ile yanlış bir tercihidir. İklim krizine de cevap olabilecek yegane enerji kaynağı olarak yenilenebilir enerjilere geçiş zaruridir. Ancak bu geçiş yerli halkların yaşamına zarar verilmeden gerçekleştirilmelidir.

  • Nükleer enerji temiz, güvenli ve ekonomik değildir. Nükleer enerjinin yenilenebilir enerji olduğu iddia edilemez ve fosil yakıtlara göre karbonsuz enerji yeşil enerji şeklinde tanıtılamaz. Nükleer enerji, elektriğin elde edilmesi için ham madde olan uranyumun yerin altından çıkarılmasından işlenmesi, yakıt sevkiyatı, santral inşaatı ve geçici atık depolarının hazırlanmasına kadar tüm bir nükleer zincir içerisindeki karbon adımlarıyla değerlendirilmelidir. İşletme sürecinde karbon salmasa dahi zararlı olan radyoizotopları salar, dışsallıklarıyla deniz suyunu ve atmosferi ısıtır, çözümsüz radyoaktif atık sorununu ortaya çıkarır.

  • Nükleer enerjinin bir çözüm olarak önerilmesinin kabul edilmemesine bir neden de on yıllardır nükleer atık sürecine dair çözüm dahi üretilememiş olmasıdır. Kaldı ki nükleer santraller kullanılmaya devam edilirse iklim krizi şartlarında kuraklık ya da afetlerle boğuşan dünyada endüstri için yoğun su kullanılması kabul edilemez.

  • Nükleer enerji, nükleer silahlar ve kimyasal silahlar birbiriyle çok yakın ilişkide olarak ekosistem ve dünya barışı için çok büyük bir tehdittir.

  • Yerli halklar ve azınlık halkları, özellikle merkezden uzakta, siyasi gücü veya sesi çok az olanlar – madencilik, nükleer silah testleri, nükleer santral işletmesi ve nükleer atık yakma gibi imha yöntemlerinden kaynaklanan – radyasyon kirliliğinin mağduru olmuşlardır. Avustralya, Tayvan, Çin, Hindistan, ABD ve Güney Pasifik’te bir çok örneği vardır.

  • Ekonomik kalkınma” efsanesi, azınlık halkları için yıkımı ve ölümü hak göremez. Arazilerinin kamulaştırılması ve kirletilmesi kültürel ve fiziksel soykırım olarak değerlendirilmelidir. Maddi ve manevi tazminatlar ödenmeli sağlık şartları iyileştirilmelidir.

  • Pek çok nükleer reaktör operasyonel ömürlerini tamamlamıştır. Bu reaktörlerin sökümü onlarca yıl sürecek zorluklarla doludur.

  • Gelişmiş ülkelerde nükleer enerjiden çıkış yaşanırken Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkelerde özellikle otoriter hükümetler altında yeni tesisler bir çok teknik eksikliğe rağmen planlanmakta ve inşa edilmektedir. Fukushima Nükleer Felaketi’nden edilen deneyime rağmen hükümetler tarafından mevcut nükleer reaktörlerin ömrünün uzatılması bu reaktörleri çok daha riskli hale getirmektedir.

Nükleersiz bir dünyanın mümkün olduğu tahayyülüyle geleceğin tek enerjisi olarak yenilenebilir enerjiye geçilmesi için ortak hareket etme kararlılığında olduklarını açıklayan Nükleersiz Asya delegeleri yapılması gerekenler bağlamında aşağıdaki konulara dikkat çekti..

  • Tüm dünyada Nükleer Silahların Yasaklanması Uluslararası Antlaşmasının desteklenmesi, imzalanması ve onaylanması gereklidir.

  • Kazanç sağlamak amacıyla gezegene ve tüm canlılara zarar vermekten imtina etmeyen nükleer endüstriye karşı mücadele devam etmek zorundadır.

  • Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı(IAEA), Fukushima Nükleer Felaketi’nin sonuçlarından ders çıkararak özellikle Hindistan, Tayvan ve Türkiye gibi fay hatları olduğu bilinen ülkelerin hükümetlerine nükleer projelerinden vazgeçmeleri bu projeleri durdurmaları için çağrıda bulunmalıdır.

  • Uranyum madenciliğinden atık süreci dahil tüm nükleer zincir içinde radyoaktif kirliliğın önlenmesi için çalışılmalıdır.

  • Tayvan halkı referandumda “Nükeerden çıkış ve yenilenebilir enerjiye geçiş” seçeneğini tercih etmesi ve inşaatı devam eden nükleer santral tesisi için söküm kararı verilmedir. Tesis yenilenebilir enerji üretim tesisine dönüştürülmelidir. Operasyon sürecini tamamlayarak devreden çıkarılan nükleer santrallerin atıklarının ekositemsel kirlilik oluşturmayacak şekilde bertaraf edilmesi gerekmektedir. Tayvan’daki Orkid Adası nükleer atık çöplüğü değildir, nükleer atıklardan temizlenmelidir.

  • Uluslararası Radyoloji Düzenleme Kurulu nükleer kazadan sonra maruz kalınacak dozun kapalı bir mekanda kalınırsa mağduriyet riskinin azalacağını savunan düzenlemesi kabul edilmemelidir.

  • Tokyo Eyalet Mahkemesi’nin Fukuşima Nükleer Felaketi’nin sorumlusu olduğu iddiasını reddederek üç Tokyo Elektrik Şirketi Yöneticisinin suçsuz olduğu yönünde verdiği kararı kınıyoruz. Suçluların değil felaketin mağdurlarının yanında olunmalıdır.

  • 2020, gerek Tokyo’da planlanan Olimpiyat Oyunları gerekse Hiroşima ve Nagazaki’ya ABD’nin atom bombasını atmasının üzerinden 75. yıl geçmiş olacağı için önemli bir yıldır. Olimpiyat oyunları Fukuşima Nükleer Felaketi’nin badirelerinin atlatıldığına dair bir gösteri aracı olarak kullanılmamalı, bu şekilde olimpiyat ruhuna aykırı hareket edilmemelidir.

 

İmamoğlu: İklim değişikliği travması yaşıyoruz

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ‘İstanbul’un 2050’de tertemiz ve yaratıcı bir şehir olacağını söyledi, yerel yönetimlerle birlikte çalışmanın önemine dikkat çekti.

Danimarka‘nın başkenti Kopenhag’da organize edilen ve dün başlayan C40 Kentleri Belediye Başkanları Zirvesi’nin (C40 World Mayors Summit) açılışı, basın toplantısıyla yapıldı. Toplantıya, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu‘nun yanı sıra Boston Belediye Başkanı Marty Walsh, New Orleans Belediye Başkanı La Toya Centrell, Varşova Belediye Başkanı Rafal Tzaskowski de katıldı. Toplantının moderatörlüğünü de C40 Elçisi ve Kuzey Amerika Bölge Direktörü David Miller yaptı.

Burada konuşan İmamoğlu, iklim değişikliği konusunda İstanbul’da da travma yaşadıklarını ve sorunları çözmek için vatandaşların katılımını önemsediklerini söyledi. “Türkiye’deki iklim değişikliğinin yarattığı travmayı biz hepimiz aynı dünyada olduğu gibi şehrimizde de yaşıyoruz” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bakış açısıyla baktığımızda, bizim işimiz şehrin gerçek sorunlarını çözmek ve bu konudaki tedbirleri almak. Bu tedbirleri alırken yüzümüz tamamen halka dönük olmalı ve halkla diyalog kurmalıyız. Örneğin, bu konuda demokratik katılım çok önemli, tümüyle yeni dönem yönetim anlayışımızı tamamen halka yüzümüzü çevirerek yürütüyoruz.”

‘İstanbul 2050’de tertemiz bir şehir olacak’

İmamoğlu, İstanbul ve iklim hedeflerine de değinerek, göreve geldiği günden bu yana İstanbul’un 2050’de nasıl görünmesi gerektiği üzerinde çalıştıklarını anlattı. İstanbul’un 2050’de tertemiz ve yaratıcı bir şehir olacağını ifade eden İBB Başkanı, “İstanbul’u yeşil bir şehir yapmaya çalışıyoruz. İstanbul’daki yeşil alanların sayısını çoğaltmak için çabalıyoruz çünkü buna gerçekten ihtiyacımız var” diye konuştu.

İmamoğlu, iklim değişikliği konusunda birlikte çalışılması gerektiğinin, özellikle belediye başkanlarından ve yerel yönetimlerden beklentinin yüksek olduğunun önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Ben, özellikle yerel yönetimlerle dünyadaki birçok sorunun sadece iklimle ilgili değil demokratikleşmeden tutun birçok sorunun çözülebileceğine inananlardanım. O bakımdan burada olmamızın sebebi bu ve çok faydalı bir iş birliği sürecine bizler de İstanbul adına dahil olduk.”

10 Ekim’de yaşamını yitirenler anıldı

Basın açıklamasında katliamda sorumluluğu olan siyasilerin yargı önüne çıkarılması konusunda mahkemenin adım atmadığı kaydedildi.

IŞİD’in gerçekleştirdiği 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler, saldırının dördüncü yılında anıldı. Yaşamını yitiren 103 kişi için Ankara Ulus Metrosu önünde bir araya gelenlerin “İşgale hayır” sloganı atılması üzerine çevik kuvvet grubun önünü kesti. Anmaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Sezai Temelli, HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, HDP milletvekilleri Serpil Kemalbay, Filiz Kerestecioğlu, Murat Çepni, Oya Ersoy ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri Mahmut Tanal, Veli Ağbaba, Özgür Özel, Gamze Taşcıer ve Mahmut Tanal katıldı.

DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Başkanı Aysun Gezen, TTB Başkanı Sinan Adıyaman, TMMOB Başkanı Emin Koramaz da anmaya katılanlar arasındaydı.

Anma sırasında Suriye’deki harekât için tezkereye “Evet” oyu veren CHP’nin milletvekillerine tepki gösterildi. CHP’li milletvekillerinin isminin okunduğu sırada bazı kişiler “yuh” diye bağırdı ve “Savaşa evet dediniz” sözleriyle tepki gösterdi.

Anmada ortak basın açıklamasını TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz yaptı.

Koramaz şunları söyledi: Bundan 4 yıl önce saat 10.04’te art arda patlayan iki bomba aramızdan 103 arkadaşımızı aldı. 500’e yakın arkadaşımız yaralandı, aramızdan ayrılanları uğurladık ama bizlerin içerisinde o katliamın travması ve her geçen gün artarak büyüyen kederlerimiz hiç dinmedi. Hala biz 10 Ekim’i yaşıyoruz, hala biz bu meydanı kana bulayan o alçak saldırıyı yaşıyoruz. 10 Ekim katliam davası mahkemeye sunulduğu ilk günden itibaren söyledik, bu davaya açılan soruşturma olayın tüm boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması için yeterli değildir. Katliamda ihmali bulunan kamu görevlileri, katliamda sorumluluğu bulunan siyasilerin mutlaka yargı önüne çıkarılması gerektiğini söyledik. Ne yazık ki mahkeme bu konuda cesur bir adım atmadı, bu yönüyle soruşturma eksik bir şekilde yürütüldü.

Hatırlarsınız dönemin başbakanı 10 Ekim katliamından sonra patlamalar sonrası oylarımız arttı demişti, yine aynı şahıs şöyle diyor; ‘Eğer 7 Haziran ile 5 Kasım arasında Türkiye’deki defterleri açarsak birçok siyasetçi insan içine çıkamaz.’ Bu itiraf bizim endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gün gibi ortaya çıkarmıştır.”

 

Dünya operasyona tepkili

Türkiye’nin Suriye operasyonuna, AB, NATO, BM ve dünyanın çeşitli ülkelerinden tepki var. Ortak çağrılar, operasyona son verilmesi yönünde.

Türkiye’nin Suriye’deki üçüncü kapsamlı operasyonu, Milli Savunma Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre 9 Ekim 16.00’da başlatıldı. Operasyonun resmen başlatılmasının ardından Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, NATO  ve çeşitli ülkelerden tepki açıklamaları geldi.

Avrupa Birliği ülkeleri: Operasyona son verin

Avrupa Birliği üyesi 28 ülke, yayınladıkları ortak yazılı açıklamada Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü operasyona son vermesi için çağrı yaptı. “AB Türkiye’ye tek taraflı askeri operasyonunu sonlandırması” çağrısında bulunduğu açıklamada Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde mülteciler için güvenli bölge oluşturma planlarını reddettiğini söyledi. “Yerel nüfusun haklarının göz ardı edildiği bölgelerde istikrarın ya da kalkınmanın sağlanması için yardım sağlamayacağını” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler: Siviller korunmalı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri sözcülerinden Farhan Haq Suriye’nin kuzeydoğusundaki gelişmelerden endişe duyduğunu ve “Suriye’deki krizin askeri değil, kapsayıcı bir siyasi çözümle mümkün olduğuna inandığını” belirtti. Açıklamanın devamında “Her türlü askeri operasyonda BM BM Şartı ve uluslararası insani hukuka saygı duyulması ve sivillerin korun gerektiği” ve “sivillerin korunması gerektiği” kaydedildi.

NATO Genel Sekreteri: Türkiye’nin ölçülü olacağına İnanıyorum

“Türkiye’nin meşru güvenlik kaygıları var. Korkunç terör saldırılarına maruz kaldı” açıklamasında bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg  “Türkiye’nin itidalli davranacağına, faaliyetlerin orantılı ve ölçülü olacağına inanıyorum” dedi.

Ülkelerden “operasyonu durdurun” çağrısı

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna gerçekleştirdiği operasyona çeşitli ülkelerden de tepkiler geldi. Fransa, Kanada, Finlandiya, İngiltere, Mısır ve Irak devlet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda durdurma çağrısı yapıldı.

Fransa: Harekât, IŞİD’le mücadeleyi tehlikeye atıyor

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye’deki harekâtını kınadı. “Harekât, IŞİD’le mücadele koalisyonunun güvenliğini ve insani yardım çabalarını tehlikeye atıyor ve Avrupalılar’ın güvenliği için bir risk” dedi.

Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise ”Türkiye’nin Suriye’ye saldırısı durmak zorunda” ifadelerine yer verildi.

Kanada: Siviller korunmalı

Kanada Dışişleri Bakanı Chrystia Freeland, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Kanada Türkiye’nin Suriye’ye saldırısını sert şekilde kınıyor… Sivillerin korunması ve tüm taraflara uluslararası hukukun yükümlülüklerine uyma çağrısında bulunuyoruz” dedi. Bakan, Türkiye’nin harekatının kırılgan bölgedeki istikrarı ve IŞİD ile mücadele çabalarını baltalama riski taşıdığını da belirtti.

Finlandiya: Silah ticareti yapmayacağız

Finlandiya Başbakanlığı‘ndan yapılan açıklamada harekâtın “insani sonuçlarından” endişe duyulduğu ifade edildi ve daha çok kişinin yerinden edilebileceği vurgulandı. Finlandiya Başbakanı Antti Rinne, Türkiye veya “savaş halindeki herhangi bir ülke ile” silah ticareti yapılmayacağını söyledi.

Birleşik Krallık: Bölgedeki istikrarsızlaştırmayı artıracak

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Türkiye’nin harekâtının “bölgeyi istikrarsızlaşma” riski yarattığını savundu ve “Türkiye’nin tek taraflı askeri harekatı konusunda ciddi kaygılarım var. Bu, bölgeyi istikrarsızlaştırma, insani acıları artırma ve ortak odak noktamız olması gereken IŞİD’e karşı mücadelenin altının oyulması riski yaratıyor” dedi.

İtalya: Ateşkes çağrısında bulunuyoruz

İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio, Türkiye’ye Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonlar ilgili ateşkes çağrısında bulundu. Operasyonu “kabul edilemez” olarak niteledi.

İran: Saldırıyı derhal durdurun

İran Dışişleri Bakanlığı da Türkiye’ye ‘Suriye’deki güçlerini geri çekme ve saldırıyı derhal durdurma’ çağrısında bulunuldu.

Rusya’dan diyalog çağrısı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Suriye ve Türkiye arasında diyalog başlatmaya çalışacağını açıkladı.  “Bunun iki tarafın da çıkarına olduğunu öngörmek için dayanaklarımız var” dedi.

Mısır ve Irak Cumurbaşkanları’ndan Türkiye’ye karşı ortak hareket kararı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih, Barış Pınarı Harekatı ile ilgili olarak gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde “Türkiye’nin Suriye’deki ilerlemesine karşı koyma ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ile birlikteliğini korumak için birlikte çalışma, iletişimde kalma” kararı aldı.