Ana Sayfa Blog Sayfa 2365

Ötegezegen keşfiyle Nobel alan Mayor: İnsanlık Güneş Sistemi’nin dışına çıkamayacak, dünyanın kıymetini bilin

İlk ‘ötegezegen’ keşfiyle bu yıl Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülen Prof. Michel Mayor, Güneş sisteminin dışına taşınmanın yüzmilyonlarca gün süreceğini belirterek, ‘Kendi gezegenimize özen göstermeliyiz, çünkü o çok güzel ve kesinlikle hâlâ yaşanabilir’ dedi.

İlk ‘ötegezegen’ keşfi nedeniyle bu yıl Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülen Prof. Michel Mayor, insanların hiçbir zaman Güneş Sistemi’nin dışına göç edemeyeceğini söyledi, bu fikri ‘tamamen delice’ diye niteledi. Güneş Sistemi dışındaki bir gezegene ulaşmanın ‘yüz milyonlarca gün’ süreceğini belirten Prof. Mayor, bunun yerine ‘sürdürülebilirlik’ mesajı verdi; insanlar çaba göstermeye devam ettiği müddetçe Dünya’nın hâlâ yaşanabilir kalacağını söyledi.

AFP’ye konuşan Mayor şunları söyledi:  “Ötegezegenler hakkında konuşacaksak eğer, bazı noktalar açık olmalı: Oraya göç etmeyeceğiz. Bu gezegenler çok, çok uzakta. Bu kadar uzak olmayan -mesela birkaç düzine ışık yılı kadar ki bu çok fazla değil- yaşanabilir bir gezegenin olduğuna dair bir hayli iyimser bir durumda bile oraya varmak için gereken süre oldukça fazla.”

‘Başka gezegene gideriz lafları bitmeli’ 

İsviçreli astrofizikçi Mayor ayrıca, “Eğer Dünya’da yaşam mümkün olmazsa yaşanabilir başka bir gezegene gideriz” şeklindeki ifadelerin de son bulması gerektiğini savundu. “Bu tamamen delilik” yorumunu yapan Mayor, “Kendi gezegenimize özen göstermeliyiz, çünkü o çok güzel ve kesinlikle hâlâ yaşanabilir” diye konuştu. Mayor, başka gezegenlerde yaşam olup olmadığı sorusuna gelecek nesillerin yanıt vermesini umduğunu belirtti.

Nobel’i üç bilim insanı paylaştı 

Nobel Fizik Ödülü bu yıl iki ayrı dalda üç bilim insanına verildi. Princeton Üniversitesi’nden Prof. James Peebles, ‘fiziksel evrene dair teorik keşifleri’ nedeniyle ödüle layık görüldü. Cenevre Üniversitesi’nden Prof. Michel Mayor ve Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Didier Queloz ise 1995 yılında, 50 ışık yılı uzaktaki bir yıldızın yörüngesinde dönen ‘51 Pegasi b’ adlı dev gaz kütlesini keşfetti. ‘51 Pegasi b’, Güneş Sistemi’nin dışında bir cüce yıldız etrafında keşfedilen ilk gezegen oldu. Mayor ve Queloz’un açtığı yolda bugüne kadar Samanyolu’nda 4 binden fazla gezegen keşfedildi.

Picasso İzmir’de

İzmir’de açılan Picasso ve Gösteri Sanatı Sergisi’nde sanatçının tabloların yanı sıra çeşitli kostüm tasarımları ve dönemin pek çok ünlü sanatçısıyla aralarındaki yakın bağları belgeleyen fotoğraflar da yer alıyor.

20. yüzyılın en büyük sanatçılarından İspanyol ressam Pablo Picasso’nun gösteri dünyasını konu aldığı eserlerinden oluşan sergisi, İzmir Arkas Sanat Merkezi‘nde devam ediyor. Küratöryel bir kurguyla oluşturulan Picasso ve Gösteri Sanatı sergisinde; Paris Picasso Müzesi, Fondation Julio Gonzalez, Opera Garnier ve Brüksel’de yer alan Kontaxopoulos-Prokopchuk Koleksiyonu’ndan 83 eser yer alıyor.

Sergide ayrıca sanatçının yazarlar, şairler ve müzisyenler gibi pek çok sanatçıyla sürdürdüğü yakın bağları belgeleyen fotoğraflar yer buluyor.

Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerdeki önemli kurumların yer aldığı Picasso-Méditerranée’nin kültürler arası etkileşimi amaçlayan organizasyonu kapsamında, 5 Ocak 2020’ye kadar açık kalacak olan sergi, Salı-Pazar günleri arasında saat 10.00 ile 18.00 saatleri arasında ücretsiz gezilebilecek.

Bambaşka bir Picasso

Paris Picasso Müzesi Müdürü Laurent Le Bon serginin açılışında  Picasso’nun Atatürk‘le aynı yıl doğduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Picasso’nun bütün ihtişamıyla sergilenmesinin zamanıydı. Birkaç sene önce Türkiye’de Picasso ile ilgili sergiler yapıldı ama İzmir’de harika bir çalışmayla Picasso’ya bambaşka bir bakış açısı kazanacaksınız. Bu sergide Picasso’yu farklı bir bakışla irdeleyen ve ilk defa sergilenen eserler göreceksiniz. İki yıl önce başlayan Picasso-Méditerranée projesi kapsamında 70 sergi yaptık. İzmir’de bu sergiyle etkinliği kapatmak sıradan bir olay değil. Akdeniz’in sembol kentlerinden biri varsa o da bütün olumlu özellikleriyle bu da İzmir’dir. Yaşasın İzmir! Yaşasın Picasso!”

Bale, boğa döğüşü ve sirk temaları 

Arkas Sanat Merkezi Direktörü Müjde Unustası da şöyle konuştu: “Picasso’yu İzmir’e getirmek bizim hayalimizdi. Paris Picasso Müzesi Müdürü Laurent Le Bon da bizimle aynı heyecanı paylaşarak bir Akdeniz kenti olan İzmir’in Picasso-Méditerranée projesinde yer almasından çok büyük bir mutluluk duyacaklarını ifade etti. Yaklaşık üç sene önce bu maceraya adım attık. Bu sürede birçok toplantılar, sempozyumlar oldu. Biz kendi sergimizi kurgularken Picasso’nun biraz daha az bilinen yönünü ortaya çıkararak bu sergiyi hazırlamayı düşündük.”

Sergide tabloların yanı sıra çeşitli kostüm tasarımlarının görülebileceğini belirten Unustası, Picasso’nun gösteri dünyasında önemli bir yer tutan bale, boğa döğüşü, sirk gibi temaların öne çıktığını ifade etti.

İstanbul Kent Konseyi kuruldu, ilk başkan Tülin Hadi

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun seçim vaatleri arasında da bulunan Büyükşehir Kent Konseyi kuruldu. Kenti katılımcı bir anlayışla yönetebilmek amacıyla hayata geçirilen İstanbul Kent Konseyi’nin 1. Olağan Kurul Toplantısı bugün Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi‘nde gerçekleşti.

Vali Yardımcısı Cemalettin Özdemir‘in de katıldığı Genel Kurul Toplantısında, Yönetim Kurul Başkanıyla birlikte 42 asil üye 42 de yedek üye belirlendi. İstanbul Kent Konseyi Başkanlığı’na ise mimar Tülin Hadi seçildi.

Üyeler arasında MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin, Sabancı Üniversitesi’nde İklim Uyum Politikası kıdemli araştırmacısı ve Yeşil Gazete yazarı  Dr. Ümit Şahin, gazeteci Aslı Aydıntaşbaş, oyuncular Mert Fırat ve Demet Evgar, TFF İstanbul İl Temsilcisi Ali Tanrıyaşükür gibi isimlerin yanında, Çiçekçiler Derneği, TMMOB, İstanbul Tabip Odası tarafından yetkilendirilen üyeler yer aldı.

‘Katılımcılık esas’

Beyoğlu Belediyesi CHP Meclis Üyesi Süleyman Solmaz konsey süreciyle ilgili, “Kent Konseyleri belediyelerin belediye bürokrasisiyle ve belediye başkan ve yardımcılarıyla yeterince kapsayıcı çalışamama düşüncesi üzerinden oluşmuştur. Verimli bir çalışma modelinde katılımcılık esastır. Bu da toplumun örgütlü kesimlerinin bir araya gelmesiyle mümkündür” diye konuştu. Avrupa’da bunun olumlu örnekleri olduğunu kaydeden Solmaz, şimdi kent konseyleri kurulmasının yasal zorunluluk haline geldiğine dikkat çekti.

İstanbul Kent Konseyi Başkanı Tülin Hadi kimdir?

Mimar Tünde Tülin İlhan (Tülin Hadi) 1969 yılında İstanbul’da doğdu. Orta eğitimini 1987 yılında Saint Michel Fransız Lisesi‘nde tamamlayan Hadi, İTÜ Mimarlık Fakültesi’ni bitirdikten sonra, bir süre Londra’da Bernard Blauel’in ofisinde ve daha sonra bir süre Turgut Cansever ile çalıştı. Hadi, halen hem eğitim verip hem de mimarlık yapıyor.

Erdoğan: Karşılıklı sevgi ve saygımızdan mektubu gündemde tutmuyoruz

Suriye operasyonuna verilen 120 saatlik arada Türk güvenlik güçlerinin alanı terketmeyeceğini ve YPG’nin  çekilme sürecini izleyeceğini söyleyen Erdoğan, Trump’ın mektubu için de “Elbette unutmadık ama karşılıklı sevgi saygımız da bunları sürekli gündemde tutmaya müsaade etmiyor’ dedi.

İstanbul’da Cuma namazı çıkışı gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye‘nin kuzeyinde varılan anlaşma ile ilgili olarak “Şu andan itibaren 120 saatlik bir süreç işliyor. Bizim anlaşmamızın bir özelliği de şu, şu anda oradaki güvenlik güçlerimiz alanı terk etmeyecek” dedi.

Telefon diplomasisiyle devam eden bir süreç olduğunu söyleyen Erdoğan, bu kapsamda ABD Başkanı Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmeler yaptıklarını, bu arada da çeşitli Avrupa ülkeleriyle yaptıkları birçok görüşme olduğunu söyledi:

“Yoğunlaşan görüşmelerimizi ise dün gerçekleştirdik. Dünkü görüşmelerimiz de aslında bir gün öncesi Sayın Trump ile yaptığım telefon görüşmesinden sonra, ‘yani bir heyeti buraya gönderebilirseniz ve heyetlerarası bir görüşmeyle bunu çok daha iyi bir yere taşıyabiliriz’ dedik. Kendileri de sağ olsun Sayın Pence’nin başkanlığında, Dışişleri Bakanı Pompeo ve diğer arkadaşlarla buraya bir gün öncesi ve bir gün sonrası olmak üzere heyetler gönderdiler ve bu heyetler benim de belirlediğim heyetlerle ön görüşmeleri yaptılar. Dün de adeta işin final görüşmelerini önce ikili olarak Sayın Pence ile ben yaptım, daha sonra dar kapsamlı bir heyetler arası görüşmeyi gerçekleştirdik.”

13 maddelik ortak bildiriyi hep birlikte dünya kamuoyuna açıkladıklarını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

’32 kilometre derinlik, 444 kilometre uzunluk’

“Şu andan itibaren 120 saatlik bir süreç işliyor. Bu 120 saatlik süreç içerisinde bu malum terör örgütü YPG‘nin bu bölgeyi, yani özellikle de güvenli bölge olarak belirlediğimiz bölgeyi terk etmesi söz konusu. Bunun yanında uzunluk itibarıyla da 444 kilometrelik bir uzunluk ki bu en batıdan en doğuya böyle bir durum var. Sürekli irtibat halinde olacağız, heyetlerimizin görüşmeleri devam edecek ve bu 120 saati de başarıyla bitirebilirsek ki biliyorsunuz salı günü de günü birlik Sayın Putin ile ayrıca bir görüşmem olacak. Bu görüşmelerle birlikte bölgeye de barışı, Barış Pınarı’yla inşallah getirmiş oluruz diyoruz.”

Sahadan gelen ilk bilgilerin sorulması üzerine Erdoğan şu yanıtı verdi:  “Şu anda tabii bu konuda sabah Milli Savunma Bakanımla da görüştüm. Bunların başladığını (çekilme) kendileri de ifade ettiler. Bizim yine anlaşmamızın bir özelliği de şu, bizim şu anda oradaki güvenlik güçlerimiz alanı terk etmeyecek. Bizimkiler yine orada kalmaya devam edecekler ki gerçekten bu terör örgütü alanı terk ediyor mu etmiyor mu bunları göreceğiz.”

Cumhurbaşkanı daha sonra Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde yabancı medya temsilcileriyle bir araya geldi. Burada yaptığı konuşmada ABD Başkanı Donald Trump‘ın, kendisine gönderdiği mektupla ilgili olarak “Vakti saati geldiğinde gerekenin yapılacağının bilinmesini istiyoruz” dedi.

‘Vakti geldiğinde gerekeni yapacağız’

Erdoğan şöyle devam etti: “Tam da bu görüşmenin olduğu gün Başkan Trump’ın siyasi ve diplomatik nezaketle bağdaşmayan bir mektubu, medyada yer aldı. Elbette bizler bunu unutmadık. Unutmamız doğru değil ama bizim karşılıklı olan sevgi saygımız da bunları sürekli gündemde tutmaya müsaade etmiyor. Bu konuyu bugünkü meselemiz ve önceliğimiz olarak da görmüyoruz. Vakti saati geldiğinde bu konuyla ilgili olarak gerekenin yapılacağının da bilinmesini istiyoruz.”

Akıncı’ya barış isteği yüzünden ölüm tehditleri geliyor

0

Türkiye’nin Suriye’ye başlattığı askeri operasyonu “Barış Pınarı desek de akan su değil, kandır” sözleriyle eleştiren KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, eleştirisi sebebiyle ölüm tehditleri aldığını açıkladı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, geçtiğimiz hafta Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri operasyonu ile ilgili yaptığı eleştiri sebebiyle ölüm tehditleri aldığını açıkladı. Cumhurbaşkanlığı, sosyal medya ve internet üzerinden gelen ölüm tehdidi ve hakaret içeren mesajların yer aldığı listeyi Polis Genel Müdürlüğü‘ne teslim etti.

‘Küfür ve tehdit, ifade özgürlüğü değildir’

Konuyla ilgili açıklama yapan Akıncı, “Birkaç gün önce yaptığım açıklamalarla belirttiğim görüş ve düşüncelerim karşısında fikir yerine küfretmeyi seçen ve bunu ölüm tehditlerine kadar vardıranlar olmuştur” dedi. “Bu topraklarda fikirlerin özgürce ifade edilebilmesi hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz. Bu temel ilkelerimizden biri olmaya devam edecektir” diyen Akıncı, “Küfür ve tehdide yönelenlere karşı aynı üslubu kullanmamız ise asla düşünülmemelidir” ifadelerini kullandı.

Başsavcı: Tüm hassasiyetimizle çalışacağız

KKTC Polis Genel Müdürü Süleyman Manavoğlu, konuya ilişkin kendileri tarafından hali hazırda başlatılan bir çalışma bulunduğunu, bugün verilen dosyanın da eklenerek gereğinin süratle yapılacağını belirtti. Başsavcı Behiç Öztürk de, “Tüm hassasiyetimizle çalışacağız” dedi. Başsavcılığa bugün teslim edilen dosyanın bir kopyası Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği‘ne de iletildi.

Erdoğan da eleştirmişti

Geçtiğimiz hafta Twitter üzerinden açıklama yapan Mustafa Akıncı Türkiye’nin Suriye operasyonunu eleştirmiş, “Barış Pınarı desek de akan su değil kandır” diyerek Ankara’nın Şam ile diyalog kurması gerektiğini söylemişti. Açıklamasının devamında Türkiye’nin 1974 yılında gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtı gibi Barış Pınarı Harekâtı’nın da barış kelimesini içermekle birlikte aslında savaş olduğunu vurgulamıştı.

Akıncı’nın böyle bir açıklamada bulunmaya hakkı olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise “Oturduğu makam, kendi gücüyle elde edilmiş bir makam değildir. O makam, Türkiye Cumhuriyeti’nin gücüyle verilmiş bir makamdır” açıklamasını yapmıştı.

 

 

Af Örgütü: Kuzey Suriye’de savaş suçu işlendi

Uluslararası Af Örgütü’nün raporunda ‘Türk askeri güçleri ve Türkiye’nin desteklediği silahlı gruplar koalisyonu sivillere yönelik utanç verici bir fütursuzluk örneği gösterdi’ denildi.

Türkiye‘nin Kuzey Suriye‘ye yönelik askeri harekatına dair Uluslararası Af Örgütü’nün hazırlanan raporda Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriyeli silahlı gruplardan oluşan müttefiklerinin Kuzeydoğu Suriye’de “saldırı sırasında ciddi insan hakları ihlalleri ve savaş suçları işlediği” belirtildi Örgüt, “Bu suçlara sivilllerin yaşadığı yerleşim yerlerinde toplu sivil ölümleri ve yaralanmaların dahil edildiği”ni açıkladı.

İlk yardım çalışanları, sağlık çalışanları, yerlerinden edilenler, gazeteciler ve insani faaliyetlerde bulunan görevlilerden oluşan 17 kişinin tanıklığına başvurulduğunu belirten Af Örgütü, “Toplanan bilgiler, yerleşim alanlarına yönelik ayrımsız saldırılara ilişkin ezici kanıtlar sunuyor” dedi.

‘Xelef işkenceyle öldürüldü’

Uluslararası Af Örgütü, 12 Ekim’de Suriye Gelecek Partisi Genel Sekreteri Hevrin Xelef’in infaz edilmesine de raporunda yer verdi. “Ahrar El Şarkiye savaşçıları tarafından aracının dışına kadar sürüklendi, dövüldü ve soğukkanlı bir şekilde kurşunla öldürüldü” denilen raporda, hastane kayıtlarında Kürt kadın siyasetçinin “kafasında bir çok kurşun izi, bacaklarında, yüzünde ve kafatasında kırıklar” olduğunun tespit edildiği belirtildi.

Ahrar El Şarkiye üyelerinin aynı gün en az 9 Kürt milisi alıkoyup, öldürdüğü bilgisini veren örgüt, bu grupların alıkoyduğu, bir sağlık örgütünde çalışan iki sivilden de halen haber alınamadığı bilgisini paylaştı.

Dilovası’nın bitmeyen çilesi: Kanalizasyona kimyasal atık döktüler

Dilovası’nda kanalizasyon şebekesine kimyasal atık boşaltan bir firmaya 1 milyon 860 bin TL ceza kesildi.

Kocaeli‘nin Dilovası ilçesinde insanların çevreye yayılan kokudan rahatsız olması üzerine araştırmaya başlayan belediye, bölgede kanalizasyona kimyasal atık döken vidanjörler tespit etti. Vidanjörlerin ait olduğu şirkete lisansız araçlarla kimyasal taşınması nedeniyle 900 bin TL, insan sağlığını tehlikeye atan kimyasalları izinsiz ve kaçak döküm nedeniyle 900 bin TL, Dilovası Organize Sanayi Bölgesi iç tüzüğüne aykırı hareketten dolayı 60 bin TL ceza olmak üzere toplam 1 milyon 860 bin TL ceza kesildi. Ayrıca, Dilovası Organize Sanayi Bölgesi iç tüzüğüne uymadığından dolayı şirketin faaliyet gösterdiği alanın enerji hatları kesildi.

İl Çevre Şehircilik Müdürlüğü ile birlikte çalıştıklarını söyleyen Dilovası Belediye Başkanı Hamza Şayir şunları söyledi: “Zabıtalarımızla nöbet tutarak 24 saatlik denetimlerle söz konusu kimyasalları taşıyan vidanjörleri yakaladı. İlk belirlemelere göre yakalanan vidanjörlerin içerisindeki kimyasal maddeler ile rögarlar içerisine bırakılan kimyasalların aynı olduğu tespit edildi. İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü alınan numuneleri incelemek üzere TÜBİTAK yetkililerine teslim etti. Kurumlarımız ile birlikte Dilovası Organize Sanayi Bölgesi yönetimi de kokunun müsebbibi firmanın cezalandırılması için de suç duyurusunda bulunmuştur.”

Sindirim Programı -BETON, yarın Bienal’de

16. İstanbul Bienali’nin Kamusal Programı çerçevesinde, Sindirim Programı’nın gerçekleştireceği BETON oturumunda sanatçılar, aktivistler ve bilim insanları kentte ve kırda sınırlarını sürekli geliştiren betonu masaya yatırılacak.

‘Yedinci Kıta’ başlığıyla düzenlenen 16. İstanbul Bienali’nin Kamusal programı çerçevesindeki Sindirim Programı’nın üçüncüsü; BETON etkinliği yarın gerçekleştirilecek. Programda Artıkişler Video Kolektifi (Halil Yetiş, Civan Tekin, Alper Şen), Aslı Odman, Mine Yıldırım & Volkan Işıl, Barış İne, Sevil Baştürk, Kerem Ozan Bayraktar ve  Elmas Deniz performans birer sergileyecek.

BETON kamusal etkinliğinin merkezine kentsel dönüşüm, kent mücadeleleri, müşterekleştirme pratikleri ve kent ekolojisi oturuyor. Performanslarda, öne çıkan temalar ise; kentlerdeki bellek birikimi ve yitimi, 50 kg çimento, Ağaç AŞ, işçi cinayetleri, el koyma hikâyeleri, kent yoksulları ve politiğin estetiği. Yarınki etkinlikte, üretim zincirleri, ikinci doğa, sarı canavar kamyonlar, insan kaynaklı izlekler, hayvan kapatılma, sürülme ve imha coğrafyaları konuşulacak.

Düzenleyici bir buçuk’tan (Ekoloji ve Sanat Çalışmaları) yapılan açıklamada performanslarla ilgili şu ifadeler kullanıldı:  “Gündelik ve toplumsal hayatın dönüşümüyle beraber görme biçimleri, yeşillik utancı ve doğanın fetişleştirilmesi arasındaki bağlantılar öne çıkıyor. Kent hareketleri merkeze otururken BETON’un meta sınırlarının genişlemesine karşı kentte, kırda verilen tüm mücadeleler vurgulanıyor. Konu yıkıntının estetiğindeki imkânlara ve sürdürülebilir ilişki ihtimallerine geliyor. Yeni yeşil alan yaratımının imkânsızlığı hissi ortasında yeşeren Roma Bostanı’nın ve kent bostanlarının dönüştürücü gücünü, mahalledeki ekosistemi öz emekle dönüştürmenin, uygulamalı siyasetin önemini, kent ekolojisi ve biyoçeşitliliğini, yenebilir bitkileri ve sokak otlarını, sokak ekolojisinin düzenli karmaşık yapılarını konuşuyoruz.”

Sindirim Programı’nın dördüncü oturumu

Sindirim Programı’nın ilkinde Su, ikinci haftasında Benzin ve üçüncü olarak ise Patates oturumları gerçekleştirilmişti. Toplam beş hafta sürecek projenin, son ayağı İşlemci olacak. Program, iklim değişikliği-enerji ekonomisti ve performans sanatçısı Ayşe Ceren Sarı, çevrebilimci ve sanatçı Serkan Kaptan ve küratör Yasemin Ülgen’den oluşan birbuçuk (Ekoloji ve Sanat Çalışmaları) tarafından tasarlandı ve yedi aya yayıldı.

19 Ekim saat 12.00’da başlayacak BETON kamusal etkinliği WORLBMON’da (MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kat 4) peşpeşe sunum ve performanslarla gerçekleşecek. Etkinlik sonrasında WORLBMON’da katılımcılarla ve diğer izleyicilerle sohbet etme imkânı olacak.

AKIŞ

Artıkişler Video Kolektifi
Halil Yetiş, Civan Tekin, Alper Şen
1457 Ankara’dan Kesik

Aslı Odman
Sosyal bilimci, çevre ve işçi sağlığı aktivisti
Geleceğin kanserlerini beton ile çağırmak: Asbest

Mine Yıldırım & Volkan Işıl
Dört Ayaklı Şehir & Mekanda Adalet Derneği
Betonun üzerinde, altında, kenarında: Köpekler

Barış İne
Sosyal bilimci, Mekanda Adalet Derneği
Mekanda Adalet için Disiplinlerötesi Çalışmalar

Sevil Baştürk
Yaşam savunucusu, permakültür tasarımcısı, Roma Bostanı insanı ve vegan
6. Yok Oluş’un eşiğinde kentte yaşam için başka bir birliktelik: Roma Bostanı

Kerem Ozan Bayraktar
Sanatçı, akademisyen
Ruderal Manifesto

Elmas Deniz
Sanatçı
Betondan Dere Yatağı ve Betondan Pasta İmalatı Üzerine Bir Sohbet

 

Tren istasyonunda eylem yapan Yokoluş İsyancıları darp edildi

Londra’da sabah trafiğinde tren seferlerinin durdurulduğu eylem sırasında sinirlenen yolcular göstericileri darp etti.  Açıklama yapan Yokoluş İsyanı eylemin daha önce “doğası, yeri ve zamanlamasıyla” ilgili kendi aralarında da eleştirildiğini söyledi.

İklim krizine karşı harekete geçilmesi talebiyle Extinction Rebellion’ın (Yokoluş İsyanı) çağrısını yaptığı uluslararası isyan kapsamında Londra’da Startford, Canning Town ve Shadwell’deki tren istasyonlarında yapılan eylem grup içinde ve kamuoyunda tartışma yarattı.

Sabah trafiğinde tren seferleri durduruldu

Sabah trafiği saatlerinde trenlerin üstüne çıkarak ve yanlarına kendilerini yapıştırarak eylem yapan aktivistler, seferlerin geçici bir süre durdurulmasına sebep oldu. Göstericiler arasında daha önceki eylemlerde 12 kez gözaltına alınmış 83 yaşındaki Phil Kingston da yer aldı. Ellerini tren kompartımanının dışına yapıştıran Kingston eylemi “torunlarının iyiliği için yaptığını” söyledi.

Tren üstünde duran eylemci darp edildi

Canning Town istasyonunda gerçekleşen eylem sırasında işe geç kaldıkları için tepki gösteren yolcular “trenin elektrikle çalıştığını ve herhangi bir zararı olmadığını” savundu. Eylemin sonlandırılmasını isteyen yolcular, tren üstüne çıkan eylemcilerden birini aşağıya çekerek kalabalık içinde darp etti.

Yapılan eylemi sosyal medya hesabından canlı yayın yapmak için kayıt altına alan bir gösterici ise kendisinin de saldırıya uğradığını ve kafasına tekme yediğini belirtti. Yaklaşık iki saat süren protesto sonucunda 8 kişi gözaltına alındı.

Yokoluş İsyanı: Eylem kararı da tartışma yaratmıştı

Olay sonrasında açıklama yapan Yokoluş İsyanı yaşanan olayın öncesinde de pek çok sorun yaşandığını belirtti. Açıklamada eylemin kendi içlerinde de tartışma yarattığı “Eylemin yapılacağı Salı günü duyurulmuştu. Eylem, hem eylemin doğası ve yeri hem de zamanlamasıyla ilgili olarak, hareket içinde yer alan kişilerin çoğunluğunun muhalefetiyle karşılaştı”  sözleriyle aktarıldı.

Olumsuz geri dönüş karşısında eylemi planlayanlardan bir kısmının eylemden vazgeçerken bir kısmının ise eylemi sürdürmeye karar verdiği belirtilen açıklamada, “İnisiyatif alınarak yapılan eylemler şüphesiz bizi böyle dinamik, hızlı büyüyen ve hareketli bir hareket haline getiriyor” denildi. Ancak bunun “tren istasyonu eyleminde yaşandığı üzere, kötü sonuçlar da doğurabildiği” belirtildi.

Açıklama sonunda Canning Town‘daki eylemin, zaten toksik bir sistemin zorluklarından mustarip olanları – iklim ve ekolojik çöküşün etkilerinden dolayı en fazla risk altında olanları etkilediğinin farkındayız ve bunun için gerçekten özür dileriz” denildi.

 

Su doldurma otomatları için imza kampanyası başladı

İstanbul’un çeşitli yerlerine su mataralarını doldurmak için su otomatları kullanılması talebiyle change.org üzerinden imza kampanyası başlatıldı. Kampanya plastik kullanımının azaltılmasını hedefliyor.

Pet şişe yerine su matarası kullanımını yaygınlaştırmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve Hamidiye A.Ş.’nin muhatap olarak alındığı bir imza kampanyası başlatıldı. change.org üzerinden imzaya açılan kampanyada özellikle toplu taşıma duraklarına yerleştirilecek ve İstanbul Kart ile dolum yapılabilecek su otomatları konulması talep ediliyor.

‘Mataralar boş kalıyor’

Plastik kullanımının azaltılmasının hedeflendiği kampanya metninde şu açıklamaya yer verildi:

Pet şişeler en yaygın kullanılan tek kullanımlık plastiklerden bir tanesi. Pet şişelerin üretiminde kullanılan ham maddeden ve bu şişelerin kullanımından doğan kirlilik çevremize büyük zarar veriyor. Geri dönüşüme uygun olsa bile birçoğu normal çöp kutularına hatta kimi zaman direkt olarak yola, sokağa ve/veya doğaya atılıyor. Birçok bilinçli İstanbullu evinden matarasıyla çıkıp yanında taşıdığı suyu bitirdiği noktada çaresiz kalıyor. Matarasına tekrar su dolduracak yer bulamıyor. Bu yüzden İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nden akbille doldurulabilecek su otomatları kurmasını istiyoruz.

Denizlerdeki mikroplastiğin 50 yıl içinde balıklardan çok olacağının öngörüldüğü dünyamızda pet şişe kullanmamak ve suyumuzu kendimiz taşımak bizim elimizde.

Şehrin çeşitli yerlerine konacak su doldurma otomatları (özellikle toplu taşıma –metro, Marmaray, otobüs durakları gibi noktalara konulmalı) sayesinde kendi matarasını taşıyan, başta şehrine ve sonra dünyaya saygılı İstanbullular mataralarını doldurabilecek. Böylece doğaya saygılı olmak isterken ve çaba gösterirken pet şişe kullanmak zorunda kalmayacaklar.

Şu ana kadar 5.976 kişinin imzaladığı kampanyaya buradan ulaşabilirsiniz.