Ana Sayfa Blog Sayfa 2361

İspanya’da kadın futbolcular, erkeklerle aynı haklar için grevde

Toplu sözleşme yapılana kadar İspanya Kadınlar 1. Futbol Ligi’nde maçlar oynanmayacak

İspanya Kadınlar 1. Futbol Ligi (Primera Iberdrola) kulüplerinde forma giyen futbolcular, greve gitme kararı aldı. İspanyol Futbolcular Derneği (AFE) Başkanı David Aganzo, toplu sözleşmede anlaşma sağlanıncaya kadar Primera Iberdrola‘da hiçbir maçın oynanmayacağını açıkladı.

AFE tarafından basına verilen bilgilerde, 2018 yılı sonundan bu yana yürütülen ve kadın futbolcular için ilk olacak toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığı bildirildi.  İspanya 1. liginde oynayan kadın futbolcular, erkek meslektaşlarıyla aynı hakları talep ediyor. Kadın futbolcuların talepleri arasında en düşük brüt maaşın 12 bin Avro olması, grev ve tatil hakları ile hamile kalmaları durumunda ülke genelinde uygulanan protokolun geçerli olması gibi başlıklar yer alıyor.

Primera Iberdrola’da 16 takım mücadele ederken, 2019-2020 sezonunda en son altıncı hafta maçları oynandı.

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde LGBTİ+ öğrenciler hedefte

Haber: Elif Ünal

İstiklal Marşı’nın sözlerinin değiştirildiği bir e-posta üzerine BİSAK, ADK ve hükümet yanlısı medya tarafından hedef gösterilen Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü öğrencileri “Gelen tepkilerin milli değerler ile alakası yok. LGBTİ+ fobisini yeniden üretiyorlar” diyor.

Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü (BÜLGBTİ+), İstiklal Marşı’nın sözlerini değiştirdiği bir metni kulüp üyelerine gönderdiklerinin ortaya çıkmasının ardından Boğaziçi İslam Araştırmaları Kulübü (BİSAK) ve Atatürkçü Düşünce Kulübü (ADK) tarafından hedef gösterildi. İktidara yakın medya kuruluşları tarafından da isimleri ve fotoğrafları kullanılarak hedef gösterilen öğrenciler tedirgin.

Sözü geçen e-postanın yaygınlaşması ardından, Boğaziçi Üniversitesi’nin Facebook öğrenci grubu olan Boğaziçi Buddy’de, sosyal medya platformlarında ve çeşitli medya kuruluşlarında LGBTİ+ öğrencilerin resimlerine ve isimlerine yer verilen paylaşımlar yapıldı.

Üniversitede tepki yürüyüşü

Gönderilen metne tepki gösteren yaklaşık yüz kişi, İstiklal Marşı‘ndan dizelerin yer aldığı pankartlar ve Türk bayrağı eşliğinde Kuzey Kampüs Meydanı‘ndan rektörlüğe yürüdü. Yürüyüş sonunda rektörlüğe şikâyet dilekçesi verdiler ve BÜLGBTİ+ öğrenci kulübünün kapatılmasını talep ettiler. Sonrasında benzer taleple savcılığa da suç duyurusunda bulundukları öğrenildi.

‘Gerekli nefret ortamının oluşmasını beklediler’

İsminin karşı gruplar tarafından yaygınlaştırılarak hedef gösterilmesinden çekindiği için gizli tutulmasını isteyen BÜLGBTİ+ kulübü üyelerinden Toprak, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada söz konusu e-postanın bir ay önce gönderildiğine dikkat çekti. Açıklamasında “Mailin tam da Türkiye’nin Suriye operasyonu gündeme geldiği zaman yayınlamalarını, gerekli nefret ortamının oluşmasını bekledikleri şeklinde yorumluyoruz” dedi.

Okul öğrenciler hakkında soruşturma açtı

Olay sonrasında Öğrenci İşleri Dekanı tarafından çağrıldıklarını belirten Toprak, okulun söz konusu e-postayı yayınlayan öğrenci ve cinsiyetsiz tuvalete girdiği için bir kadın öğrenciyle tartışma yaşayan LGBTİ+ öğrenci hakkında soruşturma açtığını belirtti. Kulübe yönelik ise “yaptırım uygulanarak kulüp etkinliklerini durdurma kararı çıkabileceğini” söyledi.

Toprak, tuvalette yaşanan tartışmanın detaylarını “Bir arkadaşımız cinsiyetsiz, üzerinde cinsiyet tabelası olmayan bir tuvalete giriyor. Tuvalette sadece elini yıkayacak. Sonra içeriye iki kişi giriyor. ‘Siz neden buradasınız’ diye kavga ediyorlar. Güvenlik tarafından tutanak tutuluyor. Yaşanan bu olay ise medya kuruluşları tarafından ‘kadınlar tuvaletinde başörtülüler taciz edildi’ şeklinde veriliyor” sözleriyle açıkladı.

Ceyhun: LGBTİ+ fobisini yeniden üretiyorlar

Benzer güvenlik kaygıları sebebiyle ismini gizli tutmak isteyen Ceyhun, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada yaşanan olayları “Gelen tepkilerin milli değerler ile alakası yok. LGBTİ+ fobisini yeniden üretiyorlar” şeklinde yorumladı. Ceyhun açıklamasının devamında “Daha önce içlerinde futbol taraftarlarının da yer aldığı birçok platform İstiklal Marşı’nın sözlerini değiştirerek paylaşımlar yapmıştı. Burada ise marşa yönelik bir aşağılama yok yalnızca lubunca kelimelerle değiştirildi. Kültürü aşağı gördükleri için yakıştıramıyorlar” dedi. Örnek olarak ise haber sitelerinde “İstiklal Marşı’nı kendi iğrenç dünyalarına uyarladılar” şeklinde çıkan haberleri gösterdi.

Ceyhun, tartışmaların kulübü etkilediğini söyledi ve “Bu hafta etkinlikler vardı. Gizli etkinlikler de değil tabii ki. O etkinlikleri bulup hedef göstermişler ve ‘bunların yapılmasına izin veriyor Boğaziçi’ demişler. Etkinliği gerçekleştirecek arkadaş kendini güvende hissetmediği için o gün etkinliği yapmadık” dedi.  Genel olarak etkinlik durdurma kararı alınmadığını söyleyen Ceyhun, kulübün üniversite içerisinde devam etmek istediğini söyledi.

Gönderilen e-postada ne yazıyordu?

Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü tarafından yeni katılan üyelere yönelik kaleme alınan e-postada İstiklal Marşı‘nın ilk iki dizesi Türkiye’de LGBTİ+ bireyler tarafından kullanılan bir çeşit jargon olan lubunca kelimeler ile değiştirilmişti.

İstanbul depremi için su, gıda ve tsunami uyarısı

Hazırlanan rapora göre 7’den büyük deprem olması halinde şebekelerin çökmesi nedeniyle 8.7 milyon kişinin acil su ve gıdaya ihtiyacı olacak. En riskli bölge, Avrupa yakasındaki kıyı ilçeleri. Uzmanlar Marmara’da deprem sonrası tsunami olasılığının da yüksek olduğunu belirtiyor.

Su Politikaları Derneği’nce hazırlanan “Depremde Su Temini ve Çevre Sağlığı” başlıklı rapora göre İstanbul’da 7’den büyük deprem olması halinde içme suyu şebekesinin çökmesiyle birlikte 8.7 milyon kişiye ‘acil su ve gıda arzı’ gerekecek. Devlet Su İşleri (DSİ) eski yöneticilerinden Dursun Yıldız’ın öncülüğünde yapılan çalışmada özellikle Avrupa yakasında Marmara Denizi kıyısındaki ve yakınındaki ilçelerin su ve kanalizasyon şebekesine büyük hasar olacağı vurgulandı.

Depremin  Büyükçekmece Barajı gövde dolgusu ile Küçükçekmece Gölü çevresinde, tsunaminin büyüklüğüne bağlı olarak hasar ve can kaybına neden olabileceği belirtilen raporda şöyle denildi: “Bu nedenle bu barajın öncelikle depremin gövdede oluşturacağı yarılma riskine ve daha sonra tsunami dalgası ile gövdenin yıkılması riskine karşı kontrol edilmesi faydalı olacaktır. Bu barajın ve hemen yanında yer alan içme suyu arıtma tesisinin depremde hasar görmemesi ve işletmeye devam edebilmesi çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu baraj ve arıtma tesisi, depremden en fazla zarar göreceği tahmin edilen bölgenin içme suyunu temin edebilecek çok önemli bir yapıdır.

Raporda şu uyarılar sıralandı: “Depremden sonraki ilk 3 gün 8.7 milyon kişiye ‘acil durum su ve yiyecek arzı’ yapılması gerekecektir. Daha sonra 1-3 hafta içinde çadır kentlerde iskan edilmesi gerekecek depremzede sayısının ise 1 milyon 330 bin kişi olacağı tahmin edilmektedir. Bu nüfusun günlük minimum su ve tuvalet ihtiyacının yanı sıra yiyecek ihtiyacının da nasıl karşılanacağı acil durum eylem planları içinde belirtilmelidir. Deprem anında boru hatları ya da kablolar hasar görecektir. İstanbul’da su şebekesinin önemli bölümü son on yılda yenilenmiştir. Bununla birlikte zemin durumu ve boru malzeme tipine göre birçok hasar noktası hesaplanmıştır. Kanalizasyon arıtma tesislerinin deprem dayanıklılıkları da kontrol edilmeli ve iyileştirmeler yapılmalıdır.”

“Kuyular araştırılmalı”

İSKİ’nin envanterindeki 140 kuyunun dışındaki tüm yeraltı su kuyuları kayıt altına alınması önerilen raporda şu uyarılara yer verildi: “Bu kuyulardaki su analizleri yapılmalı ve depremde kullanılabilme imkanı araştırılmalı. Deprem sonrası yangınların söndürülmesinde denizden yararlanılması için altyapı oluşturulmalı, toplanma bölgelerinin su ihtiyacını karşılayabilmek üzere dayanıklı su depoları inşa edilmeli.”

6 metreye kadar tsunami dalgası olabilir

Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nde görevli Doç. Dr. Ergin Ulutaş da, Marmara’da tsunami tehlikesi olduğuna dikkat çekerek, “Depremde 1,5- 2 metre yüksekliğinde tsunami oluşur. En önemli nokta Marmara denizinde oluşabilecek heyelanlardır. Lokal bazda kıyılarımızda 3-6 metre civarında tsunami dalgaları görülebilir” dedi.

‘20 santimlik dalga bile büyük hasar verir’

Marmara’daki tsunami sonrasında dalga boylarının Japonya’daki gibi yüksek seviyelerde olmayacağını söyleyen Ulutaş, “Özellikle eğimin düşük olduğu yerlerde önlemler almamız lazım, eğer kıyılarda eğim düşükse dalgalar içeriye daha çok girebilir. Bu konuda Japonya’da yapılmış önemli bir çalışma var. Tsunami dalgalarını Japonya’daki gibi büyük dev dalgalar şeklinde düşünmememiz gerekiyor. Türkiye’de yaşanabilecek bir tsunamide çok küçük dalgalar bekliyoruz. Fakat o dalgaların boyu değil, kıyıdan ne kadar içeriye girdiği önemlidir. Örneğin İstanbul için kıyıdan yaklaşık 300 metre girebilen bir dalga daha sonra geri çekilecek ve ciddi hasar oluşturacak. Örneğin 20 santimlik bir dalgayı düşünecek olursak, bu dalga öyle deniz kıyılarında gördüğümüz 20 santimlik dalgaların etkisi gibi değildir. Çünkü hacim değişikliğiyle geldiği için etkisi bir insanı ayakta tutamayacak boyutta olabilir. Dolayısıyla bu tür dalgalar bizler için büyük tehlikeler oluşturabilir” diye konuştu.

Ulutaş, yaşanabilecek depremlerin ardından Kandilli Rasathanesi’nde bulunan tsunami erken uyarı sistemlerinin hayati önem taşıdığını belirtti. .

 

MSB: Yeni bir harekata gerek kalmadı

Milli savunma Bakanlığı, Türkiye’nin ABD ve Rusya ile yaptığı mutabakatlar çerçevesinde, yeni bir harekat icra edilmesine’ gerek kalmadığını duyurdu.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Suriye’de gerçekleştirilen Barış Pınarı Harekatı ile ilgili son gelişmelere ilişkin altı maddelik basın açıklaması yaptı. Bakanlık, ABD ve Rusya ile varılan mutabakatlar çerçevesinde ‘Bu aşamada yeni bir harekat icra edilmesine gerek kalmadığını’ belirtti.

MSB’nin açıkladığı altı madde şöyle:

  • 17 Ekim 2019 tarihinde Fırat’ın doğusuna ilişkin Türkiye ile ABD arasında mutabakata varılmış; bu kapsamda, Barış Pınarı Harekâtı’na (BPH) 120 saat ara verilmiş ve bugüne kadar tarafımızdan mutabakata varılan hususların yerine getirilmesinde gerekli hassasiyet gösterilmiştir.

  • Sürenin sonunda ABD tarafından PKK/YPG’nin bölgeden çekilmesinin tamamlandığı bildirilmiştir.

  • 22 Ekim 2019 tarihinde Soçi’de Sayın Cumhurbaşkanımız ile Rusya Devlet Başkanı arasında varılan mutabakat kapsamında bugünden itibaren RF ile müşterek çalışmalara başlanacaktır.

  • BPH alanı dışındaki hudutlarımızın güvenliği ve YPG terör örgütü unsurlarının 30 km dışına çıkarılmasına yönelik esasları da içeren anılan mutabakat çerçevesinde mevcut harekât alanımız dışında bu aşamada yeni bir harekât icra edilmesine gerek kalmamıştır.

  • Türkiye, sınırlarının güneyinde bir terör koridorunun oluşmasına asla müsaade etmeyecek ve terörle mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir.

  • Böylece bölgede bir barış koridoru oluşturmak suretiyle yerlerinden edilmiş Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü ve güvenli bir şekilde evlerine ve topraklarına dönmesi sağlanacaktır.

Erdoğan ve Putin Suriye için mutabakata vardı: 150 saat sonra Türk-Rus devriyesi başlayacak

Erdoğan ve Putin, Rusya’nın Soçi kentinde Suriye’yi görüştü. Açıklanan mutabakat metnine göre, ‘Barış Pınarı Harekatı’nın alanı dışında Rusya ve Suriye konuşlanacak; doğu ve batısında Türk-Rus ortak devriyesi gerçekleştirilecek

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in Rusya’nın Soçi kentinde gerçekleştirdiği ve Suriye’deki gelişmelerin ele alındığı altı saatlik görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısında Rusya ve Türkiye’rin üzerinde uzlaştığı 10 maddelik bir mutabakat muhtırası açıkladı. Buna göre Türkiye’nin operasyon bölgesi dışında Rus jandarması ve Suriye sınır muhafızları konuşlanacak. Barış Pınarı Harekâtı‘nın batısı ve doğusunda ise Türk-Rus ortak devriyeleri gerçekleştirilecek.

Putin: Suriye’nin toprak bütünlüğü ilkesel tutumumuz

Basın toplantısında ilk konuşan Putin’in açıklamaları özetle şöyle: “Türkiye’nin endişelerini paylaşıyoruz. Bize göre bu bölücü tutumlar son zamanlarda suni bir şekilde körükleniyordu. Önemli olan terör örgütlerinin Türkiye’nin gerçekleştirdiği harekâttan faydalanmaması. Örgütlerin arasında DEAŞ var, militanları kaçmaya çalışıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı duymak ilkesel tutumumuzdur. Bu doğrultuda görüşmeler yapıyoruz. Bölgedeki barışı ve istikrarı Türkiye ve Suriye beraber sağlayacak fakat aralarında karşılıklı saygı olmazsa bu olmayacak. Suriye hükümeti ve bölgedeki Kürtler arasında diyalog başlaması gerekiyor. Astana garantör ülkeleri anayasa komitesinin kurulması için uzun süre çalıştılar, sahadaki durumun komitenin kurulmasını engellememesi takdirindeyiz. Suriyeli göçmenlerin olabildiğince hızlı bir şekilde ülkelerine dönmeleri gerekiyor. Böylece Suriyelileri kabul eden ülkelerin taşıdıkları yük böylece bir hayli hafifleyecektir.”

Putin konuşmasında ayrıca iki ülke arasında sadece Rus Rublesi ve Türk lirasının ticarette kullanılması değil, Rus Mil Kartı’nın da Türkiye’yle ticarette kullanılacağını, turistik ve askeri alanda işbirliğini de geliştireceklerini söyledi.

Erdoğan: Idlib’i de konuştuk

Putin’in ardından konuşan Erdoğan’ın açıklamaları ise özetle şöyle: “Sayın Putin’le Suriye’de barış, huzur ve istikrarın tesisi için gerek ikili düzeyde gerekse Astana formatında çok ciddi çaba harcadık. Soçi muhtırası dahil pek çok önemli karara imza attık. 16 Eylül’de Anayasa Komitesi‘nin kuruluşunu ilan ettik. Beklentimiz komitenin Suriyelilerin meşru ve haklı beklentileri çerçevesinde gerçek bir siyasi dönüşümün önünü açmasıdır. İdlib de görüşmelerin gündemiydi. İdlib’de nispi bir sükunetin tesis edildiğini görmek memnuniyet vericidir.

Harekatla güvenli hale getirebileceğimiz alana öncelikli 1 milyon Suriyelinin yerleşeceğini umuyoruz. İnşallah uluslararası toplumun katkı ve desteğiyle bu planı hayata geçireceğiz. Bugün Sayın Putin’le terörle mücadele, Suriye’de toprak bütünlüğü konusunda tarihi bir mutabakata imza attık. Türkiye ve Rusya Suriye topraklarında ayrılıkçı hiçbir oluşuma izin vermeyecektir. 150 saat içinde YPG silahları sınır dışına çıkarılacak. 150 saatin sonunda Barış Pınarı Harekatı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinliğinde Türk Rus devriyeleri başlayacaktır. Tel Rıfat ve Münbiç‘teki tüm YPG’li teröristler bu bölgenin dışına çıkarılacaktır. Muhtıranın gözetimi için ortak bir mekanizma kurulacaktır. Türkiye ve Rusya Suriye krizinin siyasi çözüme kavuşması için çabalarını sürdürecektir.”

Türkiye-Suriye arasında mutabakat muhtırası

Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından, Dışişleri bakanları Mevlüt Çavuşoğlu ve Sergey Lavrov, mutabakat metnini okudu.   

İki liderin basın açıklamasının ardından Dışişleri bakanları varılan mutabakat metnini okudu:

*Siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhâfazasına ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederler

*Terörizmin tüm şekil ve tezahüleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar.

*Bu çerçevede Tel Abyad ve Resulayn’ı içine alan 32 km derinliğindeki Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir.

*Her iki taraf Adana anlaşmasının önemini teyit eder. Rusya Federasyonu mevcut koşullarda anlaşmanın uygulanmasını kolaylaştıracaktır.

*23 Ekim 2019 öğlen saat 12’den itibaren Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları Barış Pınarı Harekâtı alanın dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecektir. Bu işlem 150 saat içinde tamamlanacaktır. Aynı saat itibariyle mevcut Barış Pınarı Harekatı alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı hariç, Rus-Türk ortak devriyeleri başlayacaktır.

*Münbiç ve Tel Rıfat”tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır.

*Her iki taraf terörist unsurlarının sızmalarının önlenmesinin temini için gerekli tedbirleri alacaktır.

*Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönmelerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır.

*Bu muhtıranın uygulanmasını gözetmek ve koordine etmek amacıyla müşterek bir denetim ve doğrulama mekanizması ihtas edilecektir.

*Taraflar Astana mekanizması çerçevesinde kalıcı bir siyasi çözüm bulunması amacıyla çalışmalarını sürdürecek ve anayasa komitesinin faaliyetlerini destekleyecektir.

 

İklim krizi El Nino’ları, El Nino’lar iklim krizini besliyor

1901 yılından bu yana meydana gelen 33 El Nino‘yu inceleyen Hawaii Üniversitesi’nden bilim insanları, Büyük Okyanus‘un Ekvator bölgesini ısıtan ve yerküre çapında ekstrem hava koşullarını tetikleyen El Nino’ların, 1970’lerden bu yana sıcak sularda daha batıda oluştuğunu ve bu durumun, El Nino güney salınımlarını güçlendirdiğini gözlemledi.

Uzmanlar, güçlü El Nino’ların, Avustralya ve Hindistan gibi ülkelerde kuraklığa, Kaliforniya gibi yerlerde de sellere zemin hazırlayabileceğine işaret ederken, araştırma ekibinin lideri Bin Wang, dünyada yeni ortalama sıcaklık rekorlarının kırıldığı 1982, 1997 ve 2015’deki üç “süper” El Nino’nun batıda başladığına dikkati çekti. Araştırmada, 1978’den önce 14 El Nino’dan 12’sinin doğuda, 1978’den sonraki 11’inin daha orta kesimde ya da batıda oluştuğu bulgusu elde edildi.

Çalışmanın ayrıntıları “Proceedings of the National Academy of Sciences” dergisinde yayımlandı.

El Nino sırasında Büyük Okyanus’ta daha fazla, Atlas Okyanusu‘nda ise daha az kasırga meydana geliyor. Birleşmiş Milletler’in yaptığı bir araştırmaya göre, 1997-1998 yıllarında etkili olan ve en az 32 milyar dolarlık zarara yol açan El Nino nedeniyle binlerce kişi, fırtına, sıcak hava dalgaları, sel ve kuraklık yüzünden yaşamını yitirdi.

Sebastiao Salgado’ya Barış Ödülü

Fotoğrafçı Sebastiao Salgado Alman Yayıncılar Birliği’nin verdiği Barış Ödülü’ne değer görüldü. 75 yaşındaki Salgado, ödülü kazanan ilk fotoğrafçı oldu. 

Alman Kitap Basım ve Yayıncıları Derneği Borsa Birliği tarafından verilen Barış Ödülü’nün bu yılki sahibi Brezilyalı ünlü fotoğrafçı Sebastiao Salgado oldu. Ödül Frankfurt Aziz Pavlus Kilisesi’nde (Paulskirche) yapılan törenle 75 yaşındaki sanatçıya takdim edildi. Alman Yayıncılar Birliği, Salgado’nun “fotoğrafçılığıyla sosyal adalet ve barışı talep ettiği, doğa ve iklim koruma konusunda dünya çapında süren tartışmaya aciliyet kazandırdığı” gerekçesiyle ödüle layık görüldüğünü açıkladı. Ayrıca sanatçının Instituto Terra adlı kuruluşla biyoçeşitlilik ve ekosistemlerin yeniden canlandırılmasına katkı sağladığı da ifade edildi.

Salgado Birliğin 1950 yılından bu yana verdiği ödülü kazanan ilk fotoğrafçı. Brezilyalı sanatçı Frankfurt’taki törende yaptığı teşekkür konuşmasında kendisini “hayatının büyük bir kısmını gezegenin ve onun sakinlerinin içinde bulunduğu acil durumu belgelemeye hasretmiş bir fotoğrafçı” olarak gördüğünü söyledi.

Salgado altın madenlerindeki insani olmayan çalışma koşullarını, Ruanda’daki soykırımı ya da sığınmacıların durumunu fotoğraflarına yansıtmıştı. Brezilyalı fotoğrafçı ayrıca Genesis adlı fotoğraf derlemesinde gezegenin güzelliklerini sergilemişti. Sebastiao Salgado eşi Lelia ile birlikte ülkesinde Instituto Terra adlı bir kuruluşa da hayat verdi. Enstitü, yağmur ormanlarının bir bölümünü yaklaşık 2 milyon 700 bin ağaç dikerek yeniden canlandırmıştı.

Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk da aynı ödülü almıştı 

Frankfurt’taki ödül töreninde “Dünyanın Tuzu” (2014) adlı filminde Salgado’nun hayatı ve eserlerini ele alan ünlü yönetmen Wim Wenders da bir konuşma yaptı. Wenders, Salgado’nun “sosyal adalet ve çalışma olmadan, insan onuru tanınmadan, yoksulluk ve açlık gibi gereksiz koşular sona ermeden ve dünyamızın güzelliği ve kutsallığına değer vermeksizin barışın mümkün olamayacağını” eserlerinde ortaya koyduğunu söyledi.

Para değeri 25 bin Euro olan ödül, 1950’den bu yana edebiyat, bilim, sanat ya da barış düşüncesinin gerçekleşmesi için katkı sağlayan kişilere veriliyor. Ödülü Türkiye’den şimdiye kadar 1997 yılında Yaşar Kemal ve 2005’te Orhan Pamuk kazandı.

Selçuk Mızraklı tutuklandı

Diyarbakır’da dün gözaltına alınan dört belediye başkanı bugün adliyeye sevkedildi. Daha önce yerine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla tutuklandı

İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırıldıktan sonra dün gözaltına alınan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, çıkarıldığı mahkemece ‘örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandı. Bismil Belediye Eş Başkanı Orhan Ayaz ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Sabah saatlerinde Diyarbakır Adliyesine getirilen Mızraklı ve Ayaz, savcılık ifadelerinin ardından tutuklanma talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Sulh Ceza Hakimliği’nde ifadesi alınan ve  ‘örgüt üyesi olmak’ ve ‘örgüt propagandası yapmak’ iddialarıyla suçlanan Mızraklı, ‘örgüt üyeliği’nden tutuklandı. ‘örgüt üyesi olmak’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek’ suçlamalarıyla ifadesi alınan Ayaz ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Mızraklı’nın avukatları, “Belediye başkanlığıyla ilgili olarak bir şey sorulmamış. Bir itirafçının uyduruk beyanına dayanılarak, savcılık tarafından tutuklamaya sevk edilmiş gibi görünüyor. Yine suç icat etmeye çalışıyorlar. Hakim tarafından sorgulanmasını bekliyoruz. Kısıtlama var, sorgu tutanağını göremiyoruz” açıklaması yaptı.

Dün gözaltına alınan Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Keziban Yılmaz ve Kocaköy Belediyesi Eş Başkanı Rojda Nazlıer de emniyet ve jandarmadaki işlemlerinin ardında Diyarbakır Adliyesi’ne götürüldü.

 

Kuraklıkla boğuşan Zimbabve’de ulusal parktaki filler susuzluktan ölüyor

55 bin üyeli fil sürüsüne ev sahipliği yapan Hwange Ulusal Parkı’nda hayvanlar açlık ve susuzluktan hayatını kaybediyor. Park yetkilileri, ‘Durum korkunç. Çaresizce yağmur bekliyoruz’ diyor.

Hwange Ulusal Parkı kapasitesinin üç katından fazla sayıda file ev sahipliği yapıyor .

Zimbabve Yaban Hayatı Ajansı, ülkenin batısındaki bir ulusal parkta en az 55 filin öldüğünü duyurdu. Zimparks adlı ajansın sözcüsü Tinashe Farawo, hayvanların Hwange Ulusal Parkı etrafındaki su deliklerinin yanında hayatlarını kaybettiğini açıkladı. Su içmek için açıldığı belirtilen bu delikler, fillerin suya erişmek için uzun mesafe kat ettiğini ortaya koyuyor.

Reuters’ta yer alan habere göre yapılan incelemeler, 55 bin üyeli fil sürüsünün yaşadığı parkta en az 55 hayvanın açlık ve susuzluktan öldüğünü ortaya çıkardı. Farawo, “Hwange ancak 15 bin fili barındırabilir. Oysa şu an 50 binden fazla filden söz ediyoruz” dedi ve ekledi: “Durum korkunç. Çaresizce yağmur bekliyoruz.”

Ajans, fillerin su içtiği deliklerin bir kısmı kuruduğu için yeni delikler açmak istiyor. Ancak bunun için gerekli finansal desteği alamıyor.

Hayvanları satışa çıkarmışlardı

Zimbabve geçmişte Hwange’nin finansal sorunları yüzünden Çin’e bebek fil satmış ve gelirin parkın giderleri için kullanılacağını açıklamıştı. Ülke 2016’da da vahşi hayvanlarını satışa çıkarmış ve potansiyel alıcılardan hayvanları kuraklıktan kurtarmasını istemişti.

Tihashe Farawo, ayrıca fillerin Hwange bitki örtüsünde büyük bir yıkıma neden olduğunu; bu durumun, insanlar ve yaban hayatı arasındaki çatışmayı da artırabileceğini belirtti. Farawo son beş yılda “insan-hayvan çatışmasında” 200 kişinin öldüğünü ve “fillerin en az 7 bin hektar mahsulü tahrip ettiğini” kaydetti.

Uluslararası Doğa Koruma Birliği‘ne (IUCN) göre Afrika’daki fil sayısı son on yılda, özellikle fildişi avından dolayı 415 binden 111 bine düştü. Ancak Güney Afrika bölgesindeki diğer ülkeler gibi Zimbabve de fillerdeki nüfus fazlalığıyla mücadele ediyor.

 

Trudeau azınlığa düştü

Kanada’da genel seçimleri Başbakan Trudeau’nun Liberal Partisi önde bitirdi.  Ancak çoğunluğu kaybeden Liberallerin, hükümeti kurmak için dışarıdan desteğe ihtiyacı bulunuyor.

Kanada’daki genel seçimleri görevdeki Başbakan Justin Trudeau‘nun liderliğindeki Liberal Parti (LPC) kazandı. Ancak parlamento çoğunluğunu kaybeden Liberaller azınlık hükümeti kurmak için başka bir partinin desteğine ihtiyaç duyacak.

Parlamentodaki 338 sandalyenin 156’sını kazanan Liberallerin güvenoyu alabilmesi için 170 sandalyelik desteğe ihtiyacı bulunuyor. Trudeau’nun partisi her ne kadar parlamentoda sandalye çoğunluğunu elde etse de, son dönemde oyları artan Muhafazakâr Parti ülke sandıktan en çok oyu alan parti olarak çıktı.

Kesin olmayan sonuçların açıklanmasıyla birlikte Montreal‘de destekçileri ile bir araya gelen Trudeau, sevincini “Başardınız dostlarım. Tebrikler” sözleriyle paylaştı.

 Solcuların desteği gerek 

Kanada’da dokuz yıl süren Muhafazakâr Parti iktidarı sonrası 2015’te büyük umutlarla seçilen Trudeau hükümeti kurabilmek için sol eğilimli Yeni Demokratik Parti‘nin (NDP) desteğine ihtiyaç duyacak. NDP’nin sandalye sayısı bu seçimlerde 44’ten 24’e düşse de, hükümetin kurulması için yeterli destek sayısına sahip.

 Quebec partisi yükselişte

Kanada’nın Quebec eyaletinde mücadele eden ayrılıkçı Bloc Quebecois Partisi ise yarışa katıldığı tek seçim bölgesinde büyük bir sıçrama gerçekleştirdi. Bu seçimlerde en az 32 sandalye kazanmayı garantileyen parti 2015 yılındaki son oylamaya göre başarısını üçe katladı. Başbakan, ayrılıkçı partinin başarısını “Sevgili Quebec halkı, bu akşamki mesajınızı aldım” sözleriyle kutladı.