Ana Sayfa Blog Sayfa 2341

Şili hükümeti göstericilerin talebini kabul etti: Pinochet’nin anayasası değişecek

Şili hükümeti, ulaşım ve elektrik zamları nedeniyle sokağa çıkan göstericilerin Augusto Pinochet’nin diktatörlük dönemine uzanan yürürlükteki anayasayı değiştirme talebini kabul ederek yeni bir anayasanın yazılacağını duyurdu.

İçişleri Bakanı Gonzalo Blumel, başkanın, kabine üyelerinin ve siyasi müttefiklerin Kongre’nin yeni bir anayasa yazım sürecinin başlatmasında anlaştığını açıkladı. Yazılacak anayasa daha sonra referandumla oylanacak.

Blumel, pazar günkü basın toplantısında “Her şeyden önce, yurttaşlarımızın yükselttiği temel bir talep olan toplum sözleşmesini yeniden şekillendirme hedefine odaklanmalıyız” dedi.

Toplantıda, yeni anayasa sürecinin başlamasında anlaşıldığını duyuran İçişleri bakanı “Süreç en iyi yurttaşların katılımıyla Kongre üzerinden ilerleyecek ve plebisite sunulacak. Kapsayıcı bir anlaşmaya varmak için toplumdaki tüm öznelerle bir diyalog süreci başlatacağız” ifadelerini kullandı. Blumel, süreç açısından bir zaman çizelgesi vermese de hükümetin konuya dair hızlı bir biçimde hareket edeceğini söyledi.

Şili İçişleri Bakanı Gonzalo Blumel.

Ekim ayında başlayan protestolarda göstericiler, sağlık, eğitim ve ekonomik eşitsizliklere yönelik taleplerinin mevcut anayasayla karşılanamayacağını belirterek yeni bir anayasa istemişti. Yürürlükteki anayasa, 1973-1990 yılları arasında Pinochet’nin askeri dikta rejimi sırasında hazırlanmıştı.

Hackerlerden şiddet kullanan polisleri ifşa eden internet sitesi

Ulaşıma ve elektriğe zam yapılacağının açıklanmasının ardından şiddetli eylemlere dönüşen protestolarda en az 20 kişi hayatını kaybetmiş ve bin 218 kişi de yaralanmıştı.

Şilili hackerlar tarafından göstericilere şiddet uyguladığı tespit edilen polislerin bilgilerininse pacolog.com adlı internet sitesinden ifşa edildiği belirtildi. Sitede yer alan haritada, polislerin adreslerinin yer aldığı bir arayüz bulunuyor. Görsellere tıklandığında polislerin adresleri görüntüleniyor.

Canan Kaftancıoğlu’nun korumaları geri çekildi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı doktor Canan Kaftancıoğlu’na yerel seçimlerden döneminde aldığı tehditler yüzünden Emniyet Müdürlüğü tarafından sağlanan koruma desteği sona erdirildi.

Korumalarına teşekkür etti

Kaftancıoğlu, korumalarının geri çekildiği haberini, 9 Kasım 2019 cumartesi günü saat 12:00’de İstanbul’da toplantı halindeyken öğrendi. Koruma Şube’ye bağlı iki memur toplantıyı yarıda keserek elden yaptıkları tebligatla, Kaftancıoğlu’nun koruma kararının kaldırıldığını kendisine tebliğ etti.

Kaftancıoğlu tebligatın altına kendi el yazısı ile koyduğu şerhde, “Koruma kararının kaldırılma gerekçesi tarafıma tebellüğ edilmemiş olup, başıma gelebilecek her türlü olayla ilgili İçişleri Bakanlığının sorumlu olduğunu kayıt altına alırım” notunu ekledi.

Tebligatı imzalamasının hemen ardından 10 dakika içinde Kaftancıoğlu’nun koruma polisleri, koruma şube tarafından geri çekildi.  Koruma kararının kaldırıldığının tebliğ edildiği metinde herhangi bir gerekçe bulunmadı.

Kaftancıoğlu, durumu sosyal medya hesabından, şöyle duyurdu: “Yaklaşık 2 yıldır gece gündüz demeden birlikte çalıştığımız ve ailemden biri olarak kabul ettiğim emniyet müdürlüğünün çok kıymetli mensuplarına en içten teşekkürlerimi sunarım. Karara gelince, benim için teferruattır demirden korksaydım trene binmezdim.”

Zeybek: Değişikliğin nedeni ne?

CHP İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek, konuyu Meclis gündemine taşıdı. Zeybek’in İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması talebiyle ilettiği soruların bazıları şöyle:

*Farklı kesimler tarafından aleni bir biçimde kendisi ve ailesi hedef gösterilen, hedef gösterilmesinin akabinde çok kez ölüm tehditleri alan ve hatta yaklaşık bir ay önce özel koruma statüsüne yükseltilen CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu’nun koruma kararının kaldırılmasının gerekçesi nedir?

*Sayın Bakan; alınan bu karar ve yapılan bu gerekçesiz tebligat bilginiz dahilinde midir?

*Bu gerekçesiz tebligat ve koruma polislerinin geri çekilmesi bilginiz dahilinde gerçekleşmiş ise; 9 Kasım 2019 cumartesi günü saat 12:00’den itibaren CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu’nun güvenlik açısından karşılaşacağı olumsuz bir durumdan kim/kimler sorumlu olacaktır? Sorumluluğu üstleniyor musunuz?”

Çernobil mağdurları için hukuki süreç başladı

Doğu Karadeniz başta olmak üzere Karadeniz bölgesinin Çernobil faciasının etkisi altında kaldığını ancak bu gerçeklerin halktan yıllarca saklandığını belirten Avukat Remzi Kazmaz, Karadeniz’deki Çernobil mağdurlarına ve yakınlarına tazminat ödenmesi için hukuk mücadelesi başlattı.

Samsun Haber gazetesinden Tahir Ömer Çokluk’un haberine göre Kazmaz, başlattığı başlattığı hukuk mücadelesinin gerekçeleri hakkında şu bilgileri verdi:

‘Her evden kansere kurban veriliyor’

“Karadeniz’deki kanser ölümleri ancak ünlü biri kanserden hayatını kaybettiğinde gündeme geliyor ve çabucak unutuluyor. Oysa Doğu Karadeniz’de yıllardır neredeyse her evden kansere kurban veriliyor. Özellikle Doğu Karadeniz’de bir yakınını kanserden kaybetmeyen yok gibi. Dolayısıyla Karadeniz’deki kanser ölümleri normal değil. Bunun da tek sebebi Çernobil’dir.

‘Türkiye radyasyona ne kadar maruz kaldığını gizledi’

“Çernobil’in etkileri, Doğu Karadeniz’in Çernobil radyasyonuna ne kadar maruz kaldığı yıllarca gizlenmiş açıklanmamıştır. Yunanistan, Almanya ve Avusturya’da radyasyon düzeyleriyle ilgili her türlü bilgi halka açıklandı. Bizdeki sır perdesi aralanamadı. Radyasyon bulutları Türkiye’yi etkisi altına almaya başladığında gezici radyasyon birimleri bile Sinop-Anamur hattının batısında üslenmişti. 7-9 Mayıs tarihlerinde Trabzon-Hopa arasına ulaştığı belgelenen radyasyon bulutlarıyla ilgili hiçbir önlem alınamadı. Bu radyasyon, yağan yağmurlarla Karadeniz’de yeryüzüne inmiştir. Ardından da Karadeniz’de kanser ölümleri başlamıştır. Gizlenen bilgiler açıklandığında bu gerçek ortaya çıkacaktır.”

‘Radyasyon haritası çıkarılmalı’

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Çernobil’den önce uzun ve ciddi bir çalışmayla Türkiye’de 42 ilde doğal radyasyon düzeylerini tespit etmişti. Bu çok büyük bir avantaj. Ölçülen radyasyon değerleriyle bugünküleri karşılaştırmak suretiyle bir yerin radyasyon düzeyinde herhangi bir dış etkiden kaynaklanan artış olup olmadığını görmek mümkün olacak. Bugüne kadar böyle bir çalışma yapılmadı. Bu harita acil olarak çıkartılırsa, Sinop – Anamur hattının doğusunun ve tüm Türkiye’nin Çernobil’den ne kadar etkilendiği ilk kez ortaya çıkartılacak.”

Dava açmaya çağrı

Avukat Remzi Kazmaz Anayasa’ya göre devletin vatandaşını korumakla yükümlü olduğunu ama Çernobil’de bunu yapmadığını savundu. Çernobil mağdurlarına hukuki destek sağlayacağını ve ücret talep etmeyeceğini söyleyen Kazmaz Karadenizli olup da birinci derece yakını kanserden ölenleri dava açmaya çağırdı.

 

Fransız Kültür Merkezi’nde yeni sergi: Mega İstanbul

Institut français (Fransız Kültür Merkezi), 24 Ekim’de açılan ve 4 Aralık 2019’a kadar sürecek olan mimar Sinan Logie ve antropolog Yoann Morvan’ın birlikte sundukları “Mega Istanbul” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, İstanbul’un çarpıcı derecede hızlı ve ölçüsüz kentsel büyümesini gözler önüne seriyor.

Bizans, Konstantinopolis, daha sonra İstanbul; yakın zamanlı “İstanbul 2023’ü inşa etme emelleri de dâhil olmak üzere, fetihler, siyasi ve dini entrikalar, depremler ve yangınlar arasında çağlar boyunca sürekli olarak süren aralıksız bir mücadelenin içerisinde yeniden tanımlandı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun eski başkentinin çok katmanlı kentleşme palimpsestinin üzeri, bugün artık on altı milyon nüfusa sahip bir megapolle kaplı. Bu kentsel büyüme, son on yıllar boyunca, genellikle çevresini de dikkate almadan, çarpıcı bir hızda gerçekleşti. Bu durum, özellikle, meskûn alanın kenarlarındaki, az bilinen ama mevcut yeni oluşumların ve eşitsizliklerin şiddetini ve boyutunu açığa çıkaran yerlerde görünür oluyor.

Buraları yürüyerek kat etmek, Mega İstanbul’un ölçüsüzlüğünün ölçüsünü belirlemeye olanak sağlıyor. Eyüp’ün kuzeyinden Dilovası’na, Silivri Limanı’ndan Sultanbeyli tepelerine kadar, klişe yerlerin uzağındaki bu kıyıda köşede kalmış kentsel sınırları boydan boya geçerken, natamam bir tamamlanma süreci yaşayan bu kentsel hayalciliğin röntgenini tasvir etmek mümkün.

 

Zehir akan Ergene, pet şişede Meclis’te  

CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygun, Ergene Nehri’ndeki kirlenmeye dikkat çekmek için TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda nehirden getirdiği kirli su dolu pet şişe ile bir konuşma yaptı.

Ergene’nin kaynağından çıkan temiz su örneğini ve sanayi atıkları ile kirlendikten sonra siyah bir renge dönüşen suyun son halini ortaya koyan iki pet şişeyi Komisyon üyelerine gösteren Aygun, Türkiye’nin su fakiri bir ülke olduğunu ifade ederek su havzalarının korunmadığını ve Ergene Nehri’nin bunun en iyi örneği olduğunu söyledi.

Aygun, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bütçesini eleştirirken, su kaynaklarının korunmamasına tepki gösterdi ve “Hani Ergene’de balık tutacaktık. Hani Ergene’yi temizlemek çocuk oyuncağıydı” dedi.

Ergene’nin ölmek üzere olduğunu belirten Aygun şöyle konuştu: “Biz burada eskiden balık avlardık. 282 kilometre uzunluğundaki bu nehirde eskiden 22 çeşit balık vardı. Şimdi zehir gibi akıyor. Tekirdağ, kanser ölümlerinde ilk dört kent arasında yer alıyor.”

‘Kanser Trakya’da aldı başını gidiyor’

Aygun özetle şunları söyledi:

“Bu Ergene’den alınan su. Muratlı ilçemizin Balabanlı mahallesinden alınan bir örnek. Bu da Ergene havzasını besleyen kaynaklardan bir tanesi. Çerkezköy-Çatalca arasındaki Ambardere’deki suyun kaynağı bu. Cumartesi günü gittiğimde kuşlar su içiyor, ötüyorlardı. Ama bunun kapağını açarsam eğer herhalde burayı koku kaplar.

2011’de dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Haliç’i biz temizledik” dedi. Burada da az önce aynı hikâyeyi anlattılar. “Haliç bizim için kolay bir lokmaydı, Ergene ise oyuncak bizim için” dediler. Bu hikayeyi daha önce dinledik. Yıl 2019. Geçen seneki bütçe görüşmelerinde Çevre Ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 2019 yılı sonunda balık tutulacağını ifade etmişti. 3 milyar 240 milyon lira parayı heba ettiniz arkadaşlar. Gelinen nokta işte burada, içerisinde ağır metallerden tutun her şey var. Dördüncü dereceden atık olmuş artık burası. Ergene bitiyor. Tekirdağ kanser ölümlerinde dördüncü sırada. Kimsenin ailesinden birisinin kanser olmasını istemem ama maalesef kanser Trakya’da, Tekirdağ’da aldı başını gidiyor.”

 

Sardinya’da ‘aşırı turizm’e ziyaretçi sınırlaması ve bilet önlemi

İtalya’daki Sardinya Adası’nın kuzeybatısındaki Stintino kasabasında bulunan, turkuaz denizi ve beyaz kumsalıyla ünlenen La Pelosa Plajı da aşırı turist ilgisinin olumsuz etkilerinden nasibini alıyor. Yetkililer, adanın en popüler plajlarından olan La Pelosa’nın doğal güzelliğini yaz aylarında bölgeye akın eden  binlerce turistten korumak konusunda zorluk yaşıyor.

Günde 1500 kişiyle sınırlanacak

Sputnik’in haberine göre, Belediye Başkanı Antonio Diana, plaja giriş için bilet alınmasını zorunlu tutarak ziyaretçi sayısını sınırlamayı planlıyor. Belediye Meclisi toplantısında önerisini sunan Diana, bu uygulamayla 2020 yazında plajın bir günde sadece 1500 kişiyi ağırlamasını hedefliyor. “Bu bir deney olacak” diyen Diana, biletlerden elde edilecek gelirle de plajın temizliğinin ve bakımının sağlanacağını savunuyor.

Halk plajlarından ücret alınmasını eleştiren yetkililer olsa da Turizmden Sorumlu Meclis Üyesi Francesca Demontis de, “İyi bir sonuç alacağımıza ikna oldum” dedi.

İlk önlem değil

Sardinyalı yetkililer aşırı turizmin çevreye etkisini gözler önüne seren raporların ardından bir dizi önlem almıştı. Plaja araçla ulaşmayı zorlaştırmak için yolu kaldırmanın yanı sıra plajlardan kum çalınmasının önüne geçmek için havlu ve çanta yasağı getirilmişti.

Sardinya’nın ünlü beyaz kumları ‘kamu malı’ olarak kabul ediliyor ve ada dışına taşınması yasak sayılıyor. Nitekim, bu yaz adanın kuzeyindeki Chia’daki bir plajdan aldıkları 40 kilogram ağırlığında kumla yakalanan Fransız çift, 6 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalmıştı.

Aşırı turizm her yerde sorun

Dünya çapında giderek artan turist sayısı pek çok ülkeyi önlem almak durumunda bırakıyor.

Fjadrargljufur Kanyonu.

Daha önce de İzlanda, turistlerin çevre üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekerek, ülkenin güneyinde yer alan ve popüler turizm noktalarından biri olan Fjadrargljufur Kanyonu‘nu ziyarete kapatacağını duyurmuştu.

Turistlerin ziyaret ettiği yerleri bozduğunu, ülkelerinin de halihazırda ‘aşırı kalabalık’ olduğunu açıklayan Hollanda da artık turizm tanıtımı yapmaya son verdi. Tayland hükümeti de ABD’li aktör Leonardo DiCaprio‘nun oynadığı The Beach (Kumsal) adlı filmle meşhur olan Maya Koyu‘ndaki doğal yaşamın ve mercan resiflerinin toparlanabilmesi için giriş yasağının iki yıl daha uzatıldığı açıklamıştı.

ODTÜ Onur Yürüyüşü davası polis engeliyle başladı

ODTÜ‘de geçen mayıs ayında yasaklanan Onur Yürüyüşü‘ne katıldıkları gerekçesiyle yargılanan 18 öğrenci ve bir akademisyen hakkındaki dava bugün görülüyor. Duruşma öncesi, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, adliye önünde basın açıklaması yapmak istedi, ancak polis izin vermedi. Öğrencileri, “Size üç dakika veriyorum, dağılmazsanız alırız” diyerek tehdit eden polise CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tepki gösterdi.

Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davayı, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Sera Kadıgil’in yanı sıra; Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Danimarka, İsveç ve Kanada büyükelçilikleri, Kaos GL Derneği ve Uluslararası Af Örgütü takip ediyor. Duruşmanın başlamasıyla avukatlar, “İfade, toplanma ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarını kullanmak yargılanamaz” diyerek iddianamenin iadesini talep etti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan 19 kişinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerine muhalefetten cezalandırılmasını talep ediyor.

‘Nefrete gülümseyerek karşılık vermek’

Duruşmada ilk savunmayı yapan Melike İrem Balkan özetle şunları söyledi: “Her sene olduğu gibi bu sene de anayasal hakkımızı kullanarak barışçıl bir eylem ve yürüyüş düzenleyecekken rektörlük hocaların ve senatonun izni olmadan herhangi yasal bir sebep olmadan 9. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nü yasakladı. Eylem başlamadan ortada herhangi bir bayrak ya da başka bir şey yokken çimlerde oturan öğrenciler gözaltına alınmakla tehdit edildi. Bizler ODTÜ Öğrencileri olarak kampüsün her yerinde bulunma ve kendimizi ifade etme hakkımız var. Gözaltına alınmamın hiçbir yasal temeli yoktur. Onur Yürüyüşü, hayatının her alanında baskıya, şiddete ve nefrete maruz kalan insanların bir araya gelme, güçlü durma, dayanışma mücadelesinin bir parçasıdır. Baskılara boyun eğmeme, nefrete gülümseyerek karşılık vermektir. Bugün burada olduğum için, Onur Yürüyüşü’nde bulunduğum için mutluyum. Onur Yürüyüşü yasaklanamaz.”

‘Stonewal’dan Gezi’ye, Gezi’den ODTÜ’ye…’  

Balkan’ın savunmasının ardından Özgür Mehmet Gür ifadesini vermeye başladı. Gür de özetle şöyle konuştu:

“…Bizler Stonewall’dan Gezi’ye, Gezi’den ODTÜ’ye özgürlük, eşitlik, var olma mücadelesi veren; toplumsal cinsiyet kalıplarına sığmayan LGBTİ+larız. “Yasak ne ayol!” diyerek sokaklardayız. Transfeminizm, trans mahpuslar diyecek olduk adını bile anmaktan korktular. E var değil miyiz biz neyden bu korku? ODTÜ Bahar Şenlikleri bile “LGBT Marksist Aşırı Sol HDP” söylemleriyle bizi hedef göstererek rektörlük tarafından yasaklandı. Tarih boyunca biz vardık, hep varız ve bizim istediğimiz sadece var olduğumuz için mahkeme karşısında bulunmamak. Kitleye “Dağılıyoruz Ayol!” diye seslenmeme rağmen özgürlüğüm ve haklarım kısıtlanarak gözaltına alındım. Ben bugün bu salona gelirken de onurumla yürüdüm. Bizim her yürüyüşümüz onur yürüyüşüdür … Hakkımda “Verşan Kök ODTÜ’ye Rektör Olamaz!” sloganı attığım iddiası var. Bu sloganı o gün atamadan gözaltına alındım ama hiçbir zaman atmaktan çekinmedim. Verşan Kök gibi LGBTİ+fobik, hırs ve nefret dolu birisi ODTÜ’ ye rektör olamaz. Onur Yürüyüşü yasaklanamaz”

“Öğrencilerime şiddeti önlemek için oradaydım’

Eylem sırasında gözaltına akademisyen de savunmasında eyleme katılmadığını ancak polis şiddetiyle karşı karşıya kalan öğrencilerinin can güvenliğini korumak için orada olduğunu söyledi. Bu sırada hakaretlere ve darba maruz bırakılarak gözaltına alındığını anlatan akademisyen, “ODTÜ’yü ODTÜ yapan öğrencileridir. Bugün burada haksız yere yargılanan ODTÜ öğrencileriyle birlikte olmaktan gurur duyuyorum” dedi.

Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan Tankut Serttaş ise “Bu mücadelenin simge etkinliklerinden biri olan Onur Yürüyüşü, LGBTI+ varlığını, eşit yurttaşlık taleplerini vurgulayan, ayrımcılığa karşı bir yürüyüştür. 9. Onur Yürüyüşü’ne katıldığımı açıklamakla başlamıştım. Katıldığım için Onur duyduğumu belirterek bitireyim. Şartlarım elverdiği ölçüde katılmaya da devam edeceğim” diye konuştu.

Ne olmuştu?

10 Mayıs 2019’da, ODTÜ Rektörlüğünün çağrısı üzerine kampüse gelen polis, 9. ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşüne biber gazı, plastik mermi ve fiziksel güç kullanarak saldırdı. 21 öğrenci ve bir öğretim görevlisi gözaltında alındı ve gece geç saatlerde serbest bırakıldı.

Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan 19 kişinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerine muhalefetten cezalandırılmasını talep ediyor. Savcılık iddianamede, polis şiddetiyle gözaltına alınan 19 kişinin 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten yargılanmasını talep etti.

Türkiye’deki tarım arazilerinin yüzde 15’i ipotekli

Türkiye’deki toplam tarım arazisinin yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan 40 milyon dekar alanın “ipotekli olduğu” ortaya çıktı. En çok ipotekli arazi, tarımsal üretimin de yoğun olarak gerçekleştiği Aydın, Manisa ve İzmir’de. CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, tarımsal üretimi fazla olan illerdeki çiftçilerin daha borçlu olduğunu belirterek “Bu durum tarımın içinde bulunduğu çıkmazı gösteriyor” dedi.

Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı‘nın haberine göre, CHP’li Bakırlıoğlu’nun ipotekli tarım alanlarına ilişkin hazırladığı çalışma, Türkiye’de tarım arazilerinin önemli bir bölümünün ipotek altında olduğunu ortaya çıkardı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın güncel ve resmi verilerine göre çiftçinin borç batağında olduğu tapu kayıtlarında da gözler önüne serildi.

Çalışmaya göre Türkiye’de var olan toplam 266 milyon 766 bin 913 dekar tarım alanının toplam 39 milyon 474 bin 630 dekarı; yani yaklaşık yüzde 15’i ipotekli durumda.

Türkiye’de toplam tarım alanı parsel sayısı 36 milyon 905 bin 261. İpotekli parsel sayısı ise 2 milyon 979 bin 261 olarak hesaplanıyor. Tarım arazisine ait tapusu üzerinde ipotek konulan çiftçi sayısı 1 milyon 964 bin 665 kişiyle, 2 milyona dayandı.

Türk Toraks Derneği: Ölüm iznini iptal edin

Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu, 13 kömürlü termik santrale dördüncü kez havayı, üç yıl daha kirletme izni verilmesi için Meclis gündemine getirilen tasarıya tepki gösterdi. Yasa tasarısı Meclis’teki tüm partilerin ortak kararıyla 14 Şubat 2019’da geri çekilmişti.

Çalışma grubunun hazırladığı raporda, TBMM çatısı altında kabul edilen hükme göre, insan sağlığına ve çevreye zarar verdiği halde bugüne kadar gerekli yatırımları yapıp önlemleri almadığı için önümüzdeki yıl başında kapatılması gereken ikisi kamuya 11’i özel sektöre ait 13 termik santrala üç yıla yakın ek süre verileceğine dikkat çekildi:

“Oysa bu santraller 2013’ten beri çevre yatırımlarını gerçekleştirme taahhütlerini yerine getirmemektedirler. Daha önemlisi bu santrallere daha önce de 3 yıl ek süre verilmişti. Ancak söz konusu santraller bu ek sürede de gerekli yatırımları yapmamışlardır. Eğer TBMM Genel Kurulu’na gelecek teklif mevcut haliyle yasalaşırsa bu santraller Haziran 2022 yılına kadar havayı kirletmeye devam edeceklerdir.

Biz Türk Toraks Derneği olarak insanların ölümüne yol açması ve çeşitli hastalıklara yakalanması anlamına gelen bu “izni” kabul edilmez bulmaktayız.”

Derneğin açıklamasında, kalkınmanın sadece ekonomik büyüme olarak ele alınmaması gerektiğine dikkat çekildi; herkesin temel insani ihtiyaçlarının, ekonomik ve sosyal güvenliğin garanti altına alınmasının; kullanılacak teknolojilerin doğayla uyumlu olduğu kadar merkezi ve bürokratik bir yönetsel aygıtı gerektirmeyecek biçimde, yurttaşlarca kolayca denetlenebilecek eko-teknolojiler olmasının, enerjinin ise ekolojik evrimi zenginleştirecek biçimde tümüyle yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşturulması gereğinin önemi vurgulandı.

Dernek, hava kirliliği başta olmak üzere yaşanan tüm ekolojik sorunların çözüm noktasının “sürdürülebilir kalkınma” bakış açısının yerini “sürdürülebilir bir gelecek ve yaşam”ın alması yönünde bir değişimin gerektiğini kaydetti.

Derneğin açıklamasında şu bilgilere yer verildi:

Ulusal Hastalık Yükü

“Sağlık Bakanlığı’nın son yayınladığı veriler dikkate alındığında[1] Türkiye’de gerçekleşen ölümlerin ilk üç nedeni dolaşım sistemi hastalıkları (kardiyovasküler hastalıklar), başta akciğer kanseri olmak üzere maligniteler ve solunum sistemi hastalıklarıdır.

Öte yandan ölüm nedenleri ile benzer biçimde hava kirliliğiyle ilişkili olan hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, astım, diyabet, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve serebrovasküler hastalıklar Türkiye’de sağlık birimlerine en fazla başvuruya yol açan hastalıklardır. Solunum sistemi hastalıkları ise 2015, 2016 ve 2017 yıllarında sırasıyla %13.1 (erkeklerde %16.7), %12.6 (erkeklerde %16.0) ve %12.9 (erkeklerde %16.2) oranlarıyla tüm organ sistemleri arasında en fazla hastane yatışına yol açmıştır.

Öte yandan 2002 – 2017 yılları arasında hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olan inmenin %58, diyabetin %44, kronik obstrüktif akciğer hastalığının %42 ve akciğer kanserinin %38 oranında hastalık yükünün arttığı görülmektedir:

Benzer biçimde hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olan solunum sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçların tüketimi de yıllar içerisinde giderek artmaktadır. Örneğin 2011 yılında 269 milyon kutu solunum sistemi ilacı tüketilirken, 2015 yılında bu miktar %18 artış göstererek 317 milyon kutuya ulaşmıştır. Başka bir ifadeyle 2011 yılında her 1.000 kişiye 87 tane günlük solunum sistemi ilacı düşerken, bu oran 2017’de %15 artış göstererek 100’e yükselmiştir. 2017 yılı itibariyle sadece solunum sistemi ilaçlarının satış değeri 2.431 milyon TL’dir.

Hava Kirliliği ve Sağlık (Türkiye Verileri)

Yapılan bir araştırmada Türkiye’de 2015 yılında 43.820 (%58.4’ü erkek), 2016 yılında 48.532 kişinin (%57.7’si erkek) solunum sistemi hastalıklarına bağlı öldüğü saptanmıştır. 2015 – 2016 yılları arasındaki mortalite artış hızı kadınlarda erkeklere kıyasla anlamlı olarak daha yüksektir (sırasıyla %12.5 ve % 9.5, p<0.01). Bu çerçevede 2016 yılında kadın cinsiyetinde ve özellikle Güneydoğu illerinde solunum sistemi hastalıklarının ülke ortalamasının üzerinde mortaliteye yol açması bölgede yaşanan hava kirliliğinin bir yansıması olabilir.[2]

2010 – 2015 yılları arasındaki mortalite verileri incelendiğinde ise solunum sistemine bağlı hastalıklardan dolayı 205.801 kişinin (%60’ı erkek) bu sürede öldüğü, ölümlerin %60.7’sinin kronik obstrüktif akciğer hastalığı – bronşektaziye, %19.7’sinin pnömoniye ve %5.2’sinin astıma bağlı olduğu ortaya konulmuştur.[3]

Genel ölüm nedenleri araştırıldığında 2016 yılında gerçekleşen 408.782 ölümün %39.8’inin dolaşım sistemi hastalıklarına, %19.7’sinin tümörlere ve %11.9’unun ise solunum sistemi hastalıklarına bağlı olduğu görülmüştür. Öte yandan beklendiği üzere akciğer kanserine bağlı ölümler, tümöre bağlı ölümler arasında birinci sıradadır (%29.1). Solunum sistemine bağlı ölümlerin anlamlı oranda en sık Mart (%65.3), en az Eylül (%58.6) ayında olması ve benzer biçimde KOAH’a bağlı ölümlerin en sık Aralık (%10.6), en az Temmuz (%6.4) ayında olması hava kirliliğinin mortalite üzerindeki olumsuz etkisine işaret etmektedir.[4] Başka bir araştırmada da kükürt dioksit düzeyi ile genel ölüm sayısı arasında anlamlı bir ilişkinin varlığı gösterilmiştir (r=0.13, p=0.019).[5]

Yetersiz Ölçüm:

Son birkaç yıldır kamuoyunun gündemine daha sık gelen ülkemizin hava kirliliği sorunu, 2018 yılında ölçüm yapılan istasyon ve kirlilik takibi yapılan gün sayısı azaltılarak “çözülmüştür”.

  • 2017 yılında yetersiz ölçüm yapılan istasyon sayısı 26 iken, bu değer 2018 yılında 48’e yükselmiştir.
  • Başka bir ifadeyle; 2018 yılında Türkiye genelinde bulunan her dört istasyondan birisi yeterli düzeyde ölçüm yapmamıştır.

Ölçüm yapmayan istasyonların hava kirliliğinin yoğun olduğu bölge ve dönemlerde ölçüm yapmaması dikkat çekicidir.

Ulusal Mevzuat Yönünden:

Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Birliği sınır değerlerine göre daha yüksek değerleri PM10 yönünden “temiz” kabul eden ulusal mevzuata göre dahi sadece 27 ilimizin (%33) havası “temiz”dir. Başka bir ifadeyle; ulusal mevzuatımızın kabul edilemeyecek düzeydeki bilimsel olmayan kriterlerine göre dahi her üç ilimizden sadece birisinin havası sınır değerlerini aşmamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü Mevzuatı Yönünden:

PM10 madde açısından 2018 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün izin verdiği sınır değerleri aşmayan yegâne ilimiz Ardahan’dır.

En temiz beş ilimizin   dördünde sırasıyla Tunceli (21 µg/m3) ve Hakkâri (21 µg/m3), Rize (23 µg/m3) ve Artvin (25 µg/m3)’in PM10 Dünya Sağlık Örgütü sınır değerlerine göre kirli olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’nin En Kirli İstasyonları (2016 – 2018):

Ağrı – Doğubeyazıt, Iğdır ve Bursa illerinin en az iki yılda partikül madde kirliliği açısından ilk on istasyon arasında bulunduğu dikkate alınırsa bu bölgelerin kirlilik bakımından istikrar kazandığı ifade edilebilir. Öte yandan Iğdır, Bursa, Manisa, Erzincan ve Afyon illerinde, 2016 – 2018 yılları arasında en yüksek partikül madde kirliliği yaşadığı görülmektedir.

Yıl Boyu Kirlilik (2016 – 2018):

Avrupa Birliği ölçülerine göre 50 µg/m3 sınır değerinin aşıldığı gün sayısı bir yılda en fazla 35 gün olmalıdır. Oysa Amasya (Şehzade), Bursa, Denizli (Bayramyeri), Iğdır, Manisa ve Niğde istasyonlarında sınır değerinin 2016, 2017 ve 2018 yıllarında aşım gün sayıları ortalama sırasıyla 283, 299 ve 293 gündür.

2019 Yılında Hava Kirliliği

Termik santrallere “kirletme izni”nin verildiği bölgelerin 2019 yılındaki hava kirliliği incelendiğinde izin verilmesi hedeflenen bölgelerin tamamında hava kirliliği sınır değerinin aşıldığı görülmektedir:

Öte yandan “kirletme izni” verilmesi hedeflenen bölgelerde yaşayan insanların mevcut haliyle dahi yılın hemen her günü hastalık ve ölümlere yol açacak düzeyde kirli hava soluduğu görülmektedir. Avrupa Birliği ölçülerinin gereğinde yılda en fazla 35 gün sınır aşılmasına izin verdiği hatırlandığında Türkiye’nin bugün itibariyle yaşadığı kirlilik düzeyinin ne kadar yüksek ve ürkütücü olduğu anlaşılabilir.”

Mevcut verilerin hava kirliliğinin büyük bir halk sorunu olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çekilen açıklamada, yeterli süreler verilmesine rağmen, daha çok kazanç sağlamak amacıyla gerekli çevresel önlemleri almamış santrallere 2022 yılına kadar “kirletme izni” vermek ölüm ve hastalık anlamına geldiğine işaret edildi. “Yaşamı, insanı, doğayı ve hayatı savunan Türk Toraks Derneği olarak santrallere verilmesi istenen bu “ölüm izni”nin acilen iptal edilmesini talep ediyoruz” denilen açıklamada, insanların ölümüne ve hastalanmasına yol açan santrallerin gerekli önlemler alınıncaya kadar kapatılması talep edildi.

[1] T.C. Sağlık Bakanlığı, Sağlık İstatistikleri Yıllığı, 2017. https://dosyasb.saglik.gov.tr/Eklenti/31096,turkcesiydijiv1pdf.pdf?0

[2] Altın S, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

[3] Bolat E, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

[4] Ünver E, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

[5] Varol Saraçoğlu G, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

[6] Alp K, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

Morales, Meksika’ya iltica etti

Bolivya‘da ordunun ve sokak olayları çıkaran muhaliflerin baskısıyla istifa eden Devlet Başkanı Evo Morales, Meksika’nın teklifini kabul ederek Bolivya’dan ayrıldı. Morales Bolivya’yı terk etmesine rağmen şiddet olayları devam ediyor. Genelkurmay Başkanı Williams Kaliman ordunun polise yardım için ortak operasyonlara katılacağını açıkladı.

Uçak gönderen Meksika’ya teşekkür

Morales, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, iltica teklifi için Meksika‘ya teşekkür etti. Morales, “Kardeşlerim, Meksika’ya gitmek üzere yola çıkıyorum. Politik nedenlerden dolayı ülkeden ayrılmak canımı acıtıyor. Yakında daha güçlü bir şekilde döneceğim” ifadelerini kullandı. Meksika Dışişleri Bakanı Marcelo Ebrard, ülkesinin yaptığı iltica teklifini Morales’in kabul ettiğini ve Meksika’nın göndereceği askeri uçakla ülkeye getirileceğini açıklamıştı.

Meksika, Bolivya’da Morales’i istifaya götüren süreci “darbe” olarak değerlendiren ülkeler arasında yer alıyordu.

Ne olmuştu?

Bolivya’da 20 Ekim’de düzenlenen başkanlık seçimlerinin ardından muhalefet seçimlerde “hile” yapıldığını iddia etmiş ve taraflar karşılıklı olarak destekçilerini sokak gösterilerine çağırmıştı. Tartışmalı seçim sonuçlarının ardından günlerdir seçimlerin iptal edilmesini ve tekrar seçime gidilmesini isteyen muhalifler, Evo Morales’in tekrar seçim yapılacağı duyurusunun ardından, Morales’in katılmadığı seçimler düzenlenene kadar protestoların devam edeceğini açıklamıştı.

Morales, Bolivya Genelkurmay Başkanı Kaliman’ın istifa çağrısının ardından görevi bırakmıştı. Morales, evine saldırıldığını ve hakkında yakalama kararı çıkarıldığını açıklamıştı.