Ana Sayfa Blog Sayfa 2279

Meghan Markle ve Prens Harry Kraliyet’ten çekiliyor

Birleşik Krallık’ta Sussex Dükü Prens Harry ve eşi Düşes Meghan Markle, Kraliyet ailesinin “üst düzey” üyeliğini bırakacaklarını açıkladı. Çift, kararlarını sussexroyal isimli sosyal medya hesaplarından duyurdu.

Aylarca süren istişarelerin ardından bu kararı aldıklarını duyuran çift, mali açıdan bağımsız olmak için çalışmayı planladıklarını ve bu sırada Kraliçe’ye tam desteklerini sürdüreceklerini söyledi.

https://www.instagram.com/p/B7EaGS_Jpb9/

‘Zamanımızı İngiltere ve ABD arasında dengeleyeceğiz’

 

“Özellikle son birkaç yıldır bu ayarlamayı yapmaya hazır olduğumuzu düşünüyoruz” diyen çift, sonrası için vakitlerini İngiltere ve Kuzey Amerika arasında dengelemeyi planladıklarını vurguladı.  Sussex dükü ve düşesi, bu coğrafi dengenin hem oğullarını Kraliyet geleneklerine göre büyütme imkanı vereceğini hem de hayatlarının bundan sonraki bölümüne odaklanmak için gerekli alanı sağlayacağını kaydetti.

Yeni dönemde bir hayır kurumu kurmayı planladıklarını da açıklayan çift, “bu heyecan verici” kararın detaylarını zaman içinde paylaşmayı sürdüreceklerini ve bu sırada destek olan herkese teşekkür ettiklerini duyurdu.

Buckingham: Zaman alacak konular

Buckingham Sarayı’ndan yapılan açıklamada ise aldıkları karara ilişkin Sussex Dükü ve Düşes ile görüşmelerin ilk aşamada olduğu kaydedildi. Farklı bir yol arayışında olmalarının anlaşıldığı ifade edilen açıklamada, “Ancak bunlar üzerinde çalışılması zaman alacak karmaşık konular” ifadesi kullanıldı.

 

İki lider Libya’da ateşkes çağrısı yapacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TürkAkım projesinin açılışı öncesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Haliç Kongre Merkezi’nde bir araya geldi. Tören sonrası iki lider tekrar görüşmeye başladı. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen görüşmeye, iki ülkenin Dışişleri ve Milli Savunma Bakanları da katıldı. Görüşmenin ardından Mevlüt Çavuşoğlu  ve Sergey Lavrov açıklamalarda bulundu.

Görüşmesinde  ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel konuların da ele alındığını belirten Çavuşoğlu, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus lider Putin, Libya’da 12 Ocak’ta ateşkesin sağlanması için çağrıda bulunacaklar” dedi.

Lavrov da Rusya ve Türkiye’nin Libya konusunda ortak tutum belirlediğini ifade etti. Putin ve Erdoğan’ın Libya’da çözüme yönelik Berlin sürecinin teşvik edilmesine katkı sunmaya hazır olduklarını ifade ettiğini aktaran Lavrov, Rusya ve Türkiye’nin dışişleri ve savunma bakanlarının önümüzdeki günlerde Libya’da çözüm konusunda temaslarını sürdüreceğini de kaydetti.

İki liderden ortak açıklama

Erdoğan ve Putin’in yaptığı ikinci görüşmenin ardından ortak bir basın açıklaması da paylaşıldı. Basına kapalı olarak yapılan ve 1 saat 35 dakika süren görüşmede Erdoğan Putin’e İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan “Doğu Akdeniz Denkleminde Stratejik Adım: Türkiye-Libya Mutabakatı” kitabını hediye etti.

Yapılan ortak açıklamada da Süleymani’yi hedef alan ABD saldırısının bölgeyi olumsuz etkilediği belirtildi ve  “Karşılıklı saldırılar ve güç kullanımı herkesin çıkarına aykırı” ifadeleri kullanıldı. Açıklamada şöyle denildi:

“ABD ve İran arasındaki gerilimin artmasından ve Irak’taki olumsuz yansımalarından derin endişe duyuyoruz. Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına olan bağlılığımızı teyit ediyoruz. (ABD-İran) Tüm taraflara itidalli ve sağduyulu hareket etme ve diplomasiye öncelik verme çağrısında bulunuyoruz. Libya’nın egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve ulusal birliğine olan güçlü bağlılığımızı yineliyoruz.”

Sputnik: Tunus Türkiye’den Libya’ya giden silahlara el koydu

Öte yandan, Sputnik Arapça, Tunus İçişleri Bakanlığı’nın Türkiye’den gelen ve Libya’ya götürülen silahlara el konulduğunu duyurduğunu yazdı. Habere göre, Tunus İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Halid El Hayuni, ülkede yayın yapan Şems FM‘e yaptığı açıklamada, silahların Tunus’un güneyindeki Medenin ilinde bulunan Bani Khaddash bölgesinde ele geçirildiğini ve Tatavin bölgesinden geçirilerek Libya’ya ulaştırılmak istendiğini söyledi.

Tunus Devlet Başkanlığı’nın Facebook hesabından yapılan resmi açıklamada da bazı basın kuruluşlarında Türkiye’nin Tunus’tan deniz ve hava sahasını kullanma talebinde bulunduğu yönünde yer alan haberlerin doğru olmadığı belirtilmişti.

Son günlerde çeşitli kaynaklardan yapılan propagandaların “Tunus’un resmi tutumunun güvenilirliğini baltalamak ve Tunus’u bazı kardeş ve dost ülkelerle bir araya getiren ilişkileri kötülemek” amacı taşıdığı aktarılan açıklamada, “Tunus’un ulusal egemenliğine düşkün olduğu kadar eksenlerden uzak durma, uluslararası meşruiyete bağlı kalma ve bölgedeki tüm halkları bölünmeden sakınmada kararlı olduğu” ifade edilmişti.

 

 

Erdoğan ve Putin Türk Akım’ın vanalarını açtı

Rusya doğal gazını Türkiye üzerinden Avrupa‘ya taşıyacak olan TürkAkım doğal gaz boru hattının hizmete girmesi dolayısıyla Haliç Kongre Merkezi‘nde tören düzenlendi. Törende sembolik olarak konulan vana açılarak projenin başlangıç işareti verilmiş oldu.

Törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yanı sıra Sırbistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov da katıldı.

Putin: İşbirliğimiz, engellemelere rağmen sürüyor

​Türkiye ve Rusya enerji bakanlarının ardından kürsüye gelen Putin  “Rusya-Türkiye arasındaki işbirliği, engelleme çabalarına rağmen her alanda gelişiyor” dedi. TürkAkım’ın modern teknolojileri barındıran bir proje olduğunu söyleyen Putin Rus gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevk edilmesinin sadece Rus ve Türk ekonomisine değil Avrupa ekonomisine katkı sağlayacağını söyledi. Putin “Bu bölgede gerginliğin artırılmasına yönelik eğilimler var. Türkiye ve Rusya ise bambaşka eğilim sergiliyor” ifadelerini kullandı.

Erdoğan: Gerilim peşinde değiliz

TürkAkım’ın tarihi nitelikte bir proje olduğunu söyleyen Erdoğan ise “Proje sayesinde 31.5 milyar metreküplük doğalgazın 15.75 milyar metreküpü aracı hiçbir ülke olmadan doğrudan ülkemize ulaşacaktır” dedi. Erdoğan konuşmasının devamında özetle şu ifadeleri kullandı:

Geride bıraktığımız 33 senede Rusya’dan yaklaşık 400 milyar metreküp doğal gaz tedariki sağladık. Enerji alanındaki iş birliğimiz, her türlü sınamayı diğer alanlarda olduğu gibi başarıyla atlatmıştır. Türkiye olarak kesinlikle bölgesel gerilim peşinde değiliz. Asla da olmadık. Hedefimiz ülkemizi küresel enerji merkezlerinden biri haline getirmek. Türkiye olarak bölgesel gerilim peşinde değiliz.

‘Doğu Akdeniz’i işbirliği alanına çevirelim’

Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon aramalarımızın tek amacı Türkiye ve KKTC’nin çıkarlarını korumaktır. Bizim dışlandığımız projeler hayata geçemez. TürkAkım isminin sahibi değerli dostum Putin’dir. Doğu Akdeniz’i çatışma değil işbirliği alanına çevirelim. Bu çağrımızı bu törendeki konuşmamı tekrarlıyorum. Muhataplarımızdan beklentimiz bu işbirliği çağrılarımızın geri çevrilmemesi. Doğu Akdeniz’de, ülkemizin dışlandığı hiçbir projenin ekonomik, hukuki, diplomatik bakımdan hayata geçme şansı yoktur.

“Rusya ile son dönemde fikir ayrılıklarımızın ortak çıkarlarımızın önüne geçmesine izin vermedik” ifadelerini kullanan Erdoğan konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Irak Türkmenlerinin selameti de bizim için kendi vatandaşlarımızın güvenliği kadar önemlidir. Amacımız gerilimi düşürerek yeniden aklıselimi hakim kılmaktır.”

Açık Yeşil’in ikinci kitabı yayınlandı

Türkiye ve dünya çapında ekoloji mücadelesinin seyrini kayıt altına alan Açık Yeşil’in ikinci kitabı “Açık Yeşil 2: İklim krizi, politika ve aktivizm” yayımlandı. Can Yayınları’ndan basılan kitap Açık Radyo’dan Ömer Madra ile İstanbul Politikalar Merkezi kıdemli uzmanı, Açık Radyo programcısı ve aynı zamanda da Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin tarafından yayına hazırlandı.

Türkiye ve dünya çapında ekoloji mücadelesinin seyrini kayıt altına alan Açık Yeşil’in ikinci kitabında, dünyanın dört bir yanında, tüm kıtalarda cereyan eden ve neredeyse 7,6 milyon insanı sokaklara döken, yeryüzünün belki de en büyük kitlesel hareketleri mercek altına alınıyor. Kitapta iklim bilimine ilişkin yayımlanmış en güncel raporların yanı sıra, önde gelen ekolojistlerle ve iklim aktivistleriyle mülakatlar da bulunuyor.

Açık Yeşil’den ikinci kitap

On yılı aşkın süredir Açık Radyo’da devam eden, Türkiye ve dünya çapında ekoloji mücadelesinin seyrini, teorisi ve pratiğiyle kayıt altına alan Açık Yeşil programının ilk kitabı Nisan ayında yayınlanmıştı.  “Açık Yeşil: Teorisi ve pratiği ile bir tür ekoloji rehberi” ismiyle çıkan kitapta çevre ve iklim hareketlerinin teorik temellerinin yanı sıra, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından düşünür ve aktivistlerin kayıtları ve mülakatları yer alıyordu.

Ömer Madra hakkında

1945’te İstanbul’da doğdu. 1968’de Mülkiye’den mezun oldu, 1970’ten 1982’ye kadar bu kurumda insan hakları hukuku alanında öğretim üyeliği yaptı. Mülkiye’den istifasının ardından, 1982 ile 1994 yılları arasında gazetecilik, dergi editörlüğü ve yazarlık yapan Madra; 1996’da İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde başladığı öğretim üyeliğini 2012’ye kadar sürdürdü ve küreselleşme, küresel ısınma, uluslararası ilişkiler, uluslararası çevre politikaları gibi dersler verdi. Kurucu ortağı, genel yayın yönetmeni ve programcısı olduğu Açık Radyo’da 1995 yılında başladığı radyoculuk mesleğini halen sürdürüyor. Kitapları: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Bireysel Başvuru Hakkı (1980), Migrant Workers and International Law (1986), Rüzgâra Karşı I-II (1996-2001), Akıntıya Kürek (2002), Küresel Isınma ve İklim Krizi: Niçin Daha Fazla Bekleyemeyiz (2007 ikinci baskı). Ayrıca, 1975-2018 yılları arasında çeşitli dergi, gazete ve web sitelerinde çok sayıda özgün makale ve söyleşisinin yanı sıra birçok bilimsel makale çevirisi yayımlandı.

Ümit Şahin hakkında

1969’da İstanbul’da doğdu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden 1991’de mezun oldu. Aynı fakültede Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ihtisasını bitirip Halk Sağlığı doktorası yaptı. Kudüs Hebrew Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’ndan yüksek lisans derecesi aldı. 1990’lardan bu yana yeşil hareketin ve nükleer karşıtı mücadelenin içindedir. Kurucuları arasında yer aldığı Çevre İçin Hekimler Derneği’nde başkan ve Yeşiller Partisi’nde eş sözcü olarak görev yaptı. Pastoral, Akkuyu Postası, Yeşil Gazete ve Üç Ekoloji gibi gazete ve dergilerde yazarlık ve editörlük yaptı. İklim değişikliği, ekoloji, yeşil politika ve çevre sağlığı alanında rapor, makale ve kitap bölümleri yazdı. Ömer Madra ile yaptığı söyleşilerden oluşan Niçin Daha Fazla Bekleyemeyiz: Küresel Isınma ve İklim Krizi 2007’de Agora Kitaplığı; Ahmet Atıl Aşıcı ile birlikte yayına hazırladığı Yeşil Ekonomi 2012’de Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlandı. 2008’den bu yana Açık Radyo’da Ömer Madra ile birlikte Açık Yeşil programını hazırlamaktadır. Halen Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nde kıdemli uzman ve iklim değişikliği çalışmaları koordinatörü olarak çalışmakta ve Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde küresel çevre sorunları, iklim değişikliği ve çevre politikaları dersleri vermektedir.

Kanal İstanbul Çalıştayı 10 Ocak’ta gerçekleşecek

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından düzenlenecek Kanal İstanbul Çalıştayı 10 Ocak’ta İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek.

İBB Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da katılım göstereceği çalıştayda, Kanal İstanbul projesine karşı çıkan akademisyenlerin ve uzmanların yanı sıra Kanal İstanbul projesini destekleyen akademisyenler de yer alacak.

Kanal İstanbul tüm yönleriyle ele alınacak

Saat 09.00’da başlaması planlanan programda “Kanal İstanbul’un ekonomi politiği”, “Mekansal planlama, şehircilik ve ulaşım”, “Çevresel boyut, su ve ekoloji”, “Toplumsal boyut ve katılım”, “Hukuki çerçeve ve güvenlik”, “Afet riski ve depremsellik”, “Kültürel miras” ile “İklim ve ekoloji” başlıkları üzerinden Kanal İstanbul projesi tartışmaya açılacak. Çalıştaya katılmak için kanal.istanbul adresi üzerinden form doldurabilirsiniz.

Tüm gün sürmesi planlanan çalıştayın programı ve yer alacak konuşmacılar ise şu şekilde belirlendi:

HDP Kayyım haritası hazırladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 2019 yılındaki gelişmeleri konu aldığı almanakta kayyım atanan belediyelerinin ve 31 Mart yerel seçimlerindeki oy oranlarının yer aldığı bir haritaya da yer verdi.

Almanakta verilen bilgilere göre, 31 Mart 2019 resmi seçim sonuçlarında HDP 3 büyükşehir, 5 il, 45 ilçe ve 12 belde olmak üzere toplamda 65 belediye başkanlığı, 1.230 belediye meclis üyeliği ve 102 il genel meclis üyeliği kazandı.

32 belediyeye kayyım

Kayyım atanan belediye sayısına da yer verilen almanakta sayı 32 olarak verildi. Kayyım atanan kentlerdeki seçmen sayısısının ise 2.618.890 olduğu belirtildi.  Tutuklanan belediye eş başkanı sayısı 26, KHK gerekçesiyle meclis mazbatası verilmeyen meclis üyesi sayısı 47, görevden uzaklaştırılan belediye meclis üyesi sayısı 34 olarak verildi.

2019 yılında tutuklanan belediye meclis üyesi sayısı 8 olurken, görevden uzaklaştırılan il genel meclisi üye sayısı 7, tutuklanan il genel meclisi üye sayısı ise 2 oldu.

‘Filtreli santraller de tehlike saçıyor’

 Temiz Hava Hakkı Platformu, çevre mevzuatına uygun yatırımları olmadığı için termik santrallerin bir kısmının faaliyetlerinin durdurulmasının ardından ulusal mevzuata ve hava kirliliği limitlerine dikkat çeken bir açıklama yayınladı. Sivas, Zonguldak, Kütahya, Manisa ve Kahramanmaraş‘ta bulunan beş santralin tamamen bir santralin de kısmi olarak mühürlenmişti.

Türkiye’de PM2,5 kirleticisini yani ince partikül madde konusunda hiçbir mevzuat olmadığına vurgu yapılan açıklamada aynı zamanda 2020’de temiz hava için neler yapılması gerektiği anlatılıyor.

Güzel haberlerle başlayan 2020 yılının Türkiye’de temiz hava adına bir milat olabileceğini belirten Platform, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan PM2.5 kirleticisinin tüm illerde ölçülmesini ve ulusal sınır değerleri içeren mevzuat düzenlemeleri yayınlanmasını talep etti.

Yeni yılda temiz hava için yönetmelik çağrısı

Uzmanlar tarafından yapılan açıklamada “akciğerlerden solunarak doğrudan kana karışan ve kanser dahil pek çok sağlık sorununa sebep olduğu kanıtlanmış ince partikül maddeler (PM2.5), 2019 yılında 339 tane Ulusal Hava Kalitesi İzleme İstasyonu’ndan sadece 81 tanesinde ölçüldü” denildi. Ancak yapılan ölçümler yüksek olsa bile, PM2.5 için bir ulusal sınır değer ve mevzuat olmadığı için önlem alınmadı.

Karababa: Çin’de bile ince partikül madde limitleri var

Temiz Hava Hakkı Platformu bileşenlerinden Çevre için Hekimler Derneği temsilcisi Prof. Dr. Ali Osman Karababa diğer ülkelerdeki hava kalitesi sınır değerlerine dikkat çekti:

Avustralya ve Kanada ulusal mevzuatında Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği değerlere uyarken; Japonya ve ABD’de bu değere yakın limitler belirlendi. Enerji politikasında kömürün büyük yeri olan Çin bile geçtiğimiz yıllarda kent ve kırsal için farklı PM2.5 limitleri kabul etti. Türkiye’de ise ne yazık ki PM2.5’e yönelik hiçbir sınır değer ve ulusal mevzuat yok. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği kılavuz değerler ve Avrupa Birliği’nin limitleri de göz önüne alınarak 2020 yılında PM2.5 kirleticisi için ulusal limitlerin belirlenmesini talep ediyoruz.

 Varol: Filtreyle bile birçok soruna yol açıyor

Temiz Hava Hakkı Platformu Türk Tabipleri Birliği temsilcisi Doç. Dr. Gamze Varol  ise beş santralin mühürlenmesinin oldukça önemli bir gelişme olduğunu söylediği açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Kömür yakıtlı termik santrallere filtre takılsa bile bacalardan çıkan, başta kanser olmak üzere pek çok sağlık sorununa neden olan ince partiküllere (PM2.5) tamamen engel olmanın mümkün olmadığını da unutmamak lazım. Tüm evrensel bildirgelerde olduğu gibi Anayasamızın 56. Maddesinde de belirtilen ‘sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı’ doğrultusunda hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün belirttiği limitlerin altına indirilmesi hedeflenmelidir.

‘Kalıcı çözümlere ihtiyaç var’

Bunun için bilimsel verilerin ışığında geçici değil, toplumcu ve kalıcı çözümlere ihtiyaç var. O da Türkiye’nin ivedilikle fosil yakıtları terk ederek adil, geçmiş adaletsizliklerin zararını gideren eşitlikçi bir planlama ile enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili yatırımlarına hız verecek politikalar üretmesidir.

2020 yılı için 5 talep

Platform, 2020 yılı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan taleplerini ise şu şekilde sıraladı:

  • 2020 yılı sonuna kadar Türkiye’deki tüm hava kalitesi izleme istasyonlarında bütün illeri kapsayacak şekilde PM2.5 kirliliğinin ölçülmeye başlanması,
  • 2020 yılının ilk çeyreğinde Türkiye’nin PM2.5 için ulusal limit değerler belirlemesi,
  • Limit değerler belirlenirken; Dünya Sağlık Örgütü limit değerleri ve Türkiye’deki hava kalitesi yönetimi ile ilgili mevzuatın uyumlaştırılması hedeflenen Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde Hava Kalitesi ile ilgili olarak kullanılan CAFE Direktifindeki limit değerlerin, AB üyesi ülkeler tarafından 2020 sonrasında azaltılacağının göz önünde bulundurulması,
  • Kömürlü termik santraller, büyük yakma tesisleri gibi tesislerin izin süreçlerine sağlık etki değerlendirmesinin eklenmesi,
  • Büyük yakma tesislerinin çevresel etki değerlendirme ve izin süreçlerinde kullanılan hava kirliliği modellemesinde uzun mesafeli kirlilik dağılımını, kümülatif etkiyi ve ikincil kirleticilerin etkisini hesaplamaya olanak veren güncel modellerin kullanılması için mevzuat düzenlemeleri yapılması.

Kanal İstanbul’un Sith dilinde tanıtım reklamı çıktı

Kanal İstanbul projesinin Arapça ve Çince tanıtım reklamlarının ardından Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Star Wars göndermesi yaparak kanalın antik Sith dilinde reklamını hazırladı.

“Hükümetimiz yüce Sith İmparatorluğu’na yüzyılın en büyük rant projesini sunar” sözleriyle başlayan videoda projenin İstanbul’un doğasına ve tarihinde sebep olacağı sorunlar anlatıldı.

‘Karanlık tarafı seçmeyin’

Koordinasyon tarafından sosyal medya hesaplarında paylaşılan videoda “Çince ve Arapça’dan sonra Kanal İstanbul’un antik Sith dilinde tanıtım videosu da basına sızdı. Karanlık tarafı seçmeyin. İstanbul bizimle olsun” ifadeleri kullanıldı.

Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu

Koordinasyon; İstanbul halkı, kent ve ekoloji hareketleri, demokratik kitle örgütleri, mahalle dernekleri, siyasi partiler, meslek odaları ve sendikalar olmak üzere, yaklaşık 130 kurumun, projeye karşı yürütülen mücadeleyi büyütmek ve sürekli hale getirmek için bir araya gelmesiyle kuruldu. 26 Aralık 2019 tarihinde ilk toplantılarını gerçekleştiren oluşum, Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu ismi altında Kanal İstanbul projesine karşı etkinlik ve eylemler düzenliyor.

İmamoğlu: En önemli beka sorunu iklim değişikliği ve su yönetimi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İSKİ’nin ev sahipliğinde düzenlenen “İklim Değişikliği ve Su Yönetimi Sempozyumu”na katıldı.  Cumhur İttifakı’nın yerel seçim sürecinde sıklıkla dile getirdiği ‘beka’ söylemine gönderme yapan İmamoğlu, “İklim değişikliği ve su yönetimi konusu, bana göre bugün ülkemizin en önemli beka sorunlarının başında geliyor. En önemlisidir belki de” dedi.

Baltalimanı’nda gerçekleştirilen sempozyumda İmamoğlu’na, CHP İstanbul milletvekili Gökan Zeybek, Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç ve İBB üst yönetimi tam kadro eşlik etti. Sempozyum, İSKİ tanıtım filminin gösterimi ile başladı. Etkinlikte ilk konuşmayı İSKİ Genel Müdürü Raif Mermutlu yaptı. Mermurtlu, İstanbul’un “su tarihçesini” ve suyun kullanım alanlarını slaytlar eşliğinde anlattı.

İmamoğlu: 5 yaşındaki Elif’e söz verdim

Mermutlu’nun ardından mikrofonu alan İmamoğlu, konuşmasına bir sözünü tutarak başladı. Geçtiğimiz 6 Ocak’ta Bağcılar Belediyesi’ne yaptığı ziyaretin ardından ilçedeki Sancaktepe İlköğretim Okulu’na gittiğini belirten İmamoğlu, burada 5 yaşındaki Elif Naz Koçak’ın, kendisine, üzerinde “Suyumuzu boşa akıtmayalım” yazılı resmini hediye ettiğini kaydetti. İmamoğlu, “Elif’e söz verdim. Çok beğendim çünkü çalışmasını ve Elif bana hediye etti. Sempozyumu bilmeden yaptı, onu söyleyeyim. Su boşa akıtılırken yüzü asık damlalar var. Çok hoşuma gitti. Muazzam bir şey. Bence, İSKİ Genel Müdürümüz bunu İSKİ’nin çok güzel bir noktasında asmalı ve değerlendirmeliyiz diye düşüyorum. Çok duyarlı çocuklarımız ve gençlerimiz var” dedi.

‘Deniz yaşamına son veren İstanbul intihar ediyor demektir’

İmamoğlu konuşmasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Kim ne derse desin, yapacağız” dediği Kanal İstanbul projesine de değindi. Kanal İstanbul konusundaki tavırlarının siyasi değil, hayati olduğunu vurgulayan İmamoğlu şunları söyledi: “Konu, denizlerinizin canlılığı ve tatlı su kaynaklarınızın varlığı olduğunda, kaybettiklerinizi hiçbir şekilde geri getiremezsiniz. Bunlar parayla geri alınabilecek, satın alınabilecek ve yerine yenisi konulabilecek şeyler değildir. Parayla çözülebilseydi, dünyadaki çöller yemyeşil olurdu.  Tatlı su kaynaklarını kaybeden, denizindeki yaşama kendi eliyle son veren bir İstanbul, -düşünmek bile istemiyorum,- intihar ediyor demektir! Bu intiharı önleyecek olan, bu şehrin 16 milyon sahibinin aklı, sağduyusu ve vicdanıdır.” İmamoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

‘Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete’

İklim değişikliğinin muhtemel etkileriyle ilgili yapılan ‘iyimser’ çalışmalardan birinde, 2050’ye kadar dünyadaki 520 büyük şehrin yüzde 77’sinde ‘iklim koşullarında çarpıcı değişimlerin’ yaşanacağı öngörülüyor. Bu ‘iyimser’ çalışma, çok önemli bir şey daha söylüyor: İklim değişikliği nedeniyle, 520 büyük şehrin en az yüzde 20’sinde, bugün dünya üzerinde herhangi bir yerde örneği olmayan iklim koşullarıyla hayatını devam ettireceği yönünde de bir öngörü var. Bu korkunç bir durum. Başımıza ne geleceğini bile tam olarak bilemiyoruz. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. İklim değişikliğinin yol açmakta olduğu sorunların başında, özellikle tatlı su kaynaklarının yok olması ve kapasitelerinin oldukça azalmasıyla ilgili tehdit geliyor.

Çok hassas bir dengede varlığını koruyan su kaynaklarının azalması dünyadaki hayatı bütün yönleriyle sarsacak, çok önemli bir gelişme ve büyük bir tehlike. Yaşamın kaynağı olan su; tarımın ve sanayinin, yani ekonominin de ana kaynağı. Bu nedenle, su kaynaklarının korumak, geliştirmek amacıyla etkili bir ‘su yönetim sistemi’ kurup, işletemeyen ülkelerin gelecekleri büyük bir tehdit altındadır.

‘Su olmazsa hayat olmaz’

Bu şehrin tarihindeki en yüksek oy oranıyla bize görev veren 16 milyon İstanbulluya karşı en temel görevimiz, söz konusu projenin İstanbul’un su kaynakları konusunda yaratacağı büyük riski anlamaktır. Bıkmadan usanmadan, en ufak bir endişe hissetmeden, korkmadan çekinmeden bu riski tekrar tekrar anlatmak zorundayız.

‘Bilim insanlarını dinleyin’

Büyük küçük demeden, her yaştan, bütün İstanbullulara çağrıda bulunuyorum: Kanal İstanbul’un, Marmara Denizi’ne ve bu şehrin tatlı su kaynaklarına muhtemel etkilerini sorun, soruşturun, öğrenin, bilim insanlarını dinleyin. Ne beni ne başka siyasileri dinlemeyin; bilim insanlarını dinleyin. Çünkü su olmazsa hayat olmaz. Su olmazsa üretim olmaz. Tarım sanayi olmaz. Su olmazsa çocuklarımızın geleceği kalmaz.

 

‘Suyun depremle alakası var’

İstanbul için kuraklık kadar önemli bir diğer risk konusunun deprem olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, “Deprem konusu deyince, ‘Kanalla ne alakası var depremin’ diyen bir bakış açısı var. Bilim insanları çok iyi biliyor ki, suyun da depremle alakası var. Bu şehirde deprem, binlerce yıldır kendini tekrar eden bir döngüdür. Depremden kaçış yoktur. O halde bu şehirde suyu konuşuyorsak suyla beraber her zaman depremi de birlikte konuşmak zorundayız. Ders çıkartmak ve hazırlık yapmak zorundayız” dedi.  İmamoğlu konuşmasına şu ifadelerle devam etti:

Depremlerden ardından ortaya çıkan en temel ve en hayati ihtiyaçlardan biri içme ve kullanma suyu temini ile kanalizasyon ve çevre sağlığı hizmetleri; bunlar çok önemli konular. Acil su ihtiyacı aynı zamanda deprem sonrası çıkacağı kesin olan yangınların söndürülmesi için de gereklidir. Deprem sonrasında, su ve sanitasyon hizmetlerinin verilememesinin salgın hastalıkların yayılması gibi ikinci bir felakete neden olacağını hepimiz biliyoruz. Bunu unutmamamız gerekir.

‘Hazırlıklı olmalıyız’

Bu nedenle deprem öncesi, deprem esnasında ve depremden sonra yapılması gerekenlerle ilgili olarak, İSKİ olarak, İBB olarak hazırlıklı olmak zorundayız. Tecrübeler depremlerin su ve kanalizasyon altyapısında çok sayıda ve büyük hasarlar yarattığını da ortaya koymuştur. Pek çok çalışma, büyüklüğü 7.0’yi aşan depremlerde, İstanbul’un özellikle Avrupa yakasındaki ilçelerinde su ve kanalizasyon şebekelerine ciddi hasarlar verebileceği konusunda öngörüler var

‘Bilim insanlarına çağrı: Birikimlerinizi paylaşın’

“Bu süreçte, bizler kadar sizlerin de bilim insanlarının, akademisyenlerin ve basın mensuplarının da sorumluluğu çok büyüktür” diyen İmamoğlu, konuşmasını şu sözlerle bitirdi:

Bu mesele, bütüncül bir meseledir. Su meselesi ve buna dair teknikleri oluşturan unsurların her ortam da mutlaka ve mutlaka konuşulması gerekmektedir. Susmanın ya da susturulmuş kitlelerin bu döneme verdiği zararın büyüklüğünü tarif edemem. Bu nedenle, bugün bu toplantıya katıldığınız için sizlere, 16 milyon hemşehrim adına yürekten teşekkür ediyorum. İstanbullu adına bu teşekkürü de bir borç olarak görüyorum. Sizlerin ortaya koyacağınız bilimsel veriler, öneriler ve vizyon bizler için, her bir İstanbullu için çok değerli. Bilgi, uzmanlık ve tecrübelerinizi bizimle paylaşmaktan lütfen hiç kimse çekinmesin. Biz bunu seslendirmeye, dillendirmeye, şeffaf ortamlarda herkesin bu bilgileri edinmelerine katkı sunmakta kararlı olduğumuzu hepinize duyurmak isterim.

Sempozyum, bugün bilim insanlarının ve uzmanların sunumlarıyla devam edecek.

Gelecek için Karikatürler İzmir’de ziyarete açıldı

İklim krizi ile ilgili 100 eserin yer aldığı uluslararası karikatür sergisi İzmir’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) ziyaretçilerle buluştu. 7 Ocak’ta kapılarını açan “Gelecek için Karikatürler” isimli sergi 30 Mart’a kadar ziyaret edilebilecek.

Sergi, iklim krizine dikkat çekmek için İsveçli iklim eylemcisi Greta Thunberg’in cuma günleri okulu boykot ederek İsveç Parlamentosu’nun önünde yaptığı “Gelecek için Cumalar” hareketinden esinle kurgulandı. Tüm dünyayı gezmesi planlanan sergi ilk olarak Almanya’nın Dortmund kentinde gösterildi. İkinci durak olarak ise İzmir seçildi.

Serginin afişi: Mono Greta

Sergide, beş kıta ve 35 ülkeden 100 karikatür bulunuyor. Karikatürler iklim krizine, çevre kirliliğine, denizdeki plastik yığınlarına, çöp dağlarına ve trafik karmaşasına dikkat çekiyor. Serginin afişi “Mona Greta”, karikatürist ve aynı zamanda serginin Menekşe Çam ile birlikte küratörlüğünü üstlenen Bernd Pohlenz tarafından tasarlandı. Sanatçı, hümanist ve doğa bilimci Leonardo da Vinci’nin ünlü resmi Mona Lisa ile Thunberg’in portresini birleştirdi.

Sergi, öğrencilerin iklim krizine karşı başlattığı hareketi destekleyen Dortmund Belediyesi’nin desteğiyle oluşturuldu.  Belediye, Berlin merkezli dünyanın en büyük online karikatür arşivi toonpool.com ve karikatürist Bernd Pohlenz ile işbirliği yaparak 120 ülkeden 2500 sanatçının 300 bin çiziminden 100 karikatürü seçti. Seçki “Gelecek için Karikatürler” başlığı altında toplanarak uluslararası bir sergiye dönüştürüldü.

Menekşe Çam- Temizle Dünyayı

Pohlenz: Karikatüristler genç kuşağa hayranlık duyuyor

İklim Haber’e konuşan serginin küratörlerinden Bernd Pohlenz,birçok profesyonel karikatüristin genç kuşağın “Gelecek için Cumlar” hareketi kapsamında örgütlenmeleri nedeniyle hayranlık duyduğunu belirtti. “Karikatürist, çizer ve grafik tasarımcı gibi sanatçılar yaratıcılığın gücü ile çalışırlar” diyen Pohlenz karikatüristlerin sanat eserlerindeki vizyonlarının ve görsel yorumlarının, dünya çapındaki bir kamuoyu tartışmasını yeni tartışmalara dönüştürdüğünü söyledi.

Pohlenz,  “Sergi ziyaretçilerini; sanatçıların düşünce tarzlarını, yansıttıklarını, uyarılarını ve umutlarını, sanat eserlerinde tehdit edici sahneler veya alaycılık ve ironi ile karakterize edilen karikatürleri deneyimlemeye davet ediyor” çağrısında bulundu.