Ana Sayfa Blog Sayfa 2228

‘İklim değişimi ile sosyal ve ekonomik riskler katlanarak artıyor’

Değişen iklim koşullarına adaptasyon için harekete geçmek hayati önem taşıyor. 150 ülkeden, bir yıl boyunca elde edilen verilere göre, küresel ısınmanın etkileri katlanarak artıyor ve doğru politikalar üretilmemesi halinde yüz milyonlarca hayat ve doğal kaynaklar büyük tehdit altında kalacak. Olası felaketlerin ekonomik boyutu ise trilyon dolarlar seviyesinde ölçülüyor.

Woods Hole Research Center iş birliği ve Oxford Üniversitesi’nden bilim insanlarının bağımsız denetimleri ile hazırlanan yeni bir rapor, risk ve tehditlerin bertaraf edilmesi üzerine politika önerileri ve vaka analizlerine yer verdi.

McKinsey Global Institute tarafından hazırlanan ‘İklim Riskleri ve Yanıtlar: Fiziksel Tehlikeler ve Sosyoekonomik Etkileri’ raporu değişen iklim koşulları ile gelecek 30 yılda risklerin ve belirsizliklerin artacağına dikkat çekerken bu zorlukları aşmanın yollarını da içeriyor.

McKinsey & Company Sürdürülebilirlik ve Risk birimlerinin de katkılarıyla bir yıl süren araştırmanın sonunda, iklim değişikliğinin insanlar, topluluklar, doğa, fiziksel sermaye ve ekonomik faaliyetlere etkisi ortaya kondu. Ayrıca bu etkilerin şirketler, hükümetler, finansal kurumlar ve bireyler için nasıl sonuçlar doğuracağı de rapora dahil edildi.

Dokuz vaka çalışması

Rapor, iklim değişikliği etkilerinde temel örnekler olan dokuz vaka çalışması çerçevesinde iklim risklerini ele alıyor. Bu kapsamda araştırmacılar, Hindistan ve Akdeniz bölgelerinde yaşam ve çalışma koşullarına iklim değişikliğinin olası etkilerini inceledi.

Araştırmada, hem küresel hem de Afrika tarımını baz alarak gıda sistemlerindeki yıkıcı etkileri ve aynı zamanda yarı iletkenler ve nadir bulunan metallerin tedarik zincirindeki değişimlerine dair elde edilen veriler paylaşıldı. Florida örneğinden yola çıkılarak konut sektöründe fiziksel varlıkları tehdit eden unsurlar ve uluslararası çapta altyapı hizmetlerindeki beş farklı yıkıcı etkenin ortaya konulduğu çalışmada, yoğun kentleşmenin oluşturduğu riskler ve buzullar, denizler ve ormanlara olan etkileri ile oluşan doğal kaynakların kaybına yönelik analizler sunuldu. Detaylı bir jeo-uzamsal değerlendirme ile de 105 ülkede 6 göstergenin yarattığı potansiyel sosyoekonomik etkiler rapora dahil edildi.

Yapılan analizlerde öne çıkan sonuçlar ise şöyle:

Tüm dünyada yerel bazda iklim değişikliğinin fiziksel etkileri hissediliyor

  • 10 yıl ve sonrasında iklimin değişmeye devam etmesiyle birlikte bu koşullardan etkilenen bölgeler, sayı ve büyüklük olarak artacak. Bu artış sosyoekonomik sistemleri beş temel alanda etkileyecek. Bunlar; yaşama-çalışma şartları, gıda sistemleri, mülk, altyapı hizmetleri ve doğal kaynaklar.
  • Bugün insanların yaşadıkları bölgede ölümcül sıcaklık dalgalarına maruz kalma riskleri sıfırken, bu, yüzde 9’luk olası bir artışla 2030 yılına dek 250-360 milyon kişiyi etkileyebilir. Bu oran, 2050’de ise yıllık yüzde 14’lük bir artışla 700 milyon-1.2 milyar kişiye yükselebilir. Böylece hızla  etkisi güçlenen iklim tehditleri, istihdam, gelirler ve ilgili sektörleri sarsabilir. Örneğin, denizlerdeki ısınma yakalanan balık sayısını azaltırken bundan geçimini sağlayan 650 ilâ 800 milyon kişinin de yaşamını etkileyecektir.

  • İklim değişiminin küresel sosyoekonomik etkileri çok büyük boyutlara ulaşabilir ve insanları ve fiziksel ve doğal kaynakları doğrudan etkileyebilir. 105 ülkede yapılan analizlere göre; tüm ülkeler 2030 yılına dek bu risk faktörlerinde artış yaşayacak. Örneğin, aşırı sıcaklar ve nem nedeniyle dışarıda çalışma performansında bugün yüzde 10 oranında bir kayıp yaşanırken, bu oranın 2050’de yüzde 15-20 aralığına yükselmesi bekleniyor.
  • Finans piyasalarının iklim değişiminden etkilenen bölgelerde kaynak dağıtımı ve sigortaya olan etkilerini göz önünde bulundurarak risk tanımlarını güncellemesi gerekebilir. İklime bağlı risklerin daha iyi anlaşılmasıyla uzun vadeli borçlanmanın ortadan kalkması, sigorta maliyetlerinin düşürülerek yaygınlaştırılması ve vade değerinin azaltılması şeklinde risk tanımları değiştirilebilir. Örneğin, Florida’da yaşanan sel felaketleri, evlerde hasara yol açtığı gibi konut değerlerini de düşürdü. Bu bölgede selden zarar gören evler, zarar görmeyenlere göre yüzde 15-30 oranında değer kaybetti; bu, 2050 yılına dek 30 ilâ 80 milyar Dolar değerinde bir kayıp anlamına geliyor.
  • GSYİH oranları düşük olan ülkeler ve bölgeler, daha fazla risk altında çünkü bu bölgelerde insanlar daha büyük bir oranda doğal kaynaklara dayalı olarak yaşıyor, daha fazla dışarıda çalışıyor ve iklim şartları fiziksel dayanıklılık eşiğine daha yakın. Bununla birlikte bazı ülkeler iklim değişiminden fayda da görebilir. Örneğin, Kanada’da artan sıcaklıklar, tarımsal üretimi artırabilir. 
  • İklim değişiminin yarattığı fiziksel tehditler, adaptasyon ve karbondan arındırmayı hızlandıran, çok daha sistematik bir risk yönetimini gerektiriyor. Bu doğrultuda iklim değişimi bakış açısıyla tüm temel iş ve politika kararları gözden geçirilmeli. İklim değişiminden etkilenen bölgelerde bu, yüksek maliyet ve zorlu kararları gerektirse de adaptasyon çalışmaları, bu riskleri yönetmede yardımcı olabilir. Dalgakıranlar, aşırı sıcaklara dayanıklı sığınaklar ya da kuraklığa dirençli tarım ürünleri gibi adaptasyon çalışmaları için gerekli hazırlıkların yapılması için ise başta yatırım kararları olmak üzere tüm süreç için güçlü bir iş birliği gerçekleştirilmesine ihtiyaç var. Bununla birlikte iklim bilimi, bu adaptasyon fırsatlarını değerlendirirken, bir yandan da küresel ısınmanın önlenmesinin ancak sera gazı emisyonlarının sıfırlanması ile mümkün olduğunu söylüyor.

Akdeniz iklimi olmayan Akdeniz bölgesi

Türkiye’yi de kapsayan Akdeniz bölgesi, iklim değişiminden en çok etkilenen bölgelerden biri. Rapora göre küresel iklim sıcaklığındaki artış, ılıman iklime sahip Akdeniz bölgesinin daha sıcak olmasına neden olacak. Kaybolan iklim özellikleri ise turizm ve tarım gibi kilit sektörlerin zarar görmesi potansiyelini beraberinde getiriyor. Yapılan hesaplamalara göre, 2030 yılı itibariyle etkileri güçlenecek olan bu değişim, 2050’de yoğun bir kuraklık olarak kendini gösterebilir ve bölgede yılın yarısına yakını kurak geçebilir.

Örneğin, emisyonların azaltılmasının sağlandığı daha iyimser bir senaryoda dahi, 2050 yılında Madrid’in ikliminin Marakeş’e benzeyeceği tahmin ediliyor. Bu koşullarda, bugün turizm açısından yoğunlukla tercih edilen Akdeniz sahillerinin çok sıcak olacağı ve tatil için Kuzey Avrupa sahillerinin tercih edileceği öngörülüyor. Turizm gibi tarım sektörü de sıcaklıklarla birlikte yeni zorluklarla karşılaşacak. Şimdiden çiftçiler öngörülemeyen hava koşullarının mahsullerine olan olumsuz etkilerine şahitlik ediyorlar. Bu bölgedeki üzüm bağları, şarap yapımı açısından önemini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Bununla birlikte bugün gündemde olmayan yeni bölgeler üzüm üretimi için önem kazanabilir. Bu risklerin önüne geçebilmek ise turizmde değişen mevsimlere göre alternatif turizm ekonomileri yaratmak ya da üzüm bağlarında sulama, erken hasat gibi adaptasyon yöntemleri ile mümkün olabilir.

‘Türkiye, yüksek risk altında’

Raporunun sonuçlarını değerlendiren McKinsey & Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi şunları söyledi:

Yaptığımız analizler ve araştırmalarda ortaya koyduğumuz sonuçlar da hızla artmakta olan iklim değişimi etkilerinin yatırımcılar, hükümetler, kural koyucular, karar vericiler ve bireylerin karar alma süreçlerine hizmet ederek bu tehditleri yönetmemize olanak tanıyacak niteliktedir. Böylece fiziksel ve finansal riskler taşıyan bu dönemde insan yaşamını ve doğal kaynakları koruyabiliriz.

Raporumuzda Türkiye de yüksek risk taşıyan ülkeler arasında yer alıyor. Akdeniz bölgesindeki güçlü iklim değişimlerinden etkilenebilecek olan ülkemiz aynı zamanda Mısır, İran ve Meksika ile birlikte su stresini en çok yaşayacak ülkeler arasında gösteriliyor. Düşen yağmur oranındaki azalma ile 2050 yılına dek su stresinde %47 oranında artış olacağı öngörülüyor.

Bu kapsamda ülkemizde susuzluk ve kuraklığın yanı sıra sel, yangın ve heyelan gibi aşırı doğa olaylarıyla kendini gösteren iklim değişimine karşı ortak bir akıl ve vizyon yaratmalıyız. Bugünden itibaren bireysel ve kurumsal olarak aldığımız her kararda küresel iklim değişimini göz önüne almalıyız. Ülke olarak bu değişime karşı adaptasyon yeteneklerimizi artırırken aynı zamanda sıfır emisyon hedefini gündemimize yerleştirmeliyiz. ”

 

‘Çeşme ve Urla’daki kamulaştırma kararları rant projelerinin başlangıcı’

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla bir araya gelen sekiz ayrı kurum Çeşme-Urla bölgesi için alınan turizm amaçlı acele kamulaştırma kararının iptali için Danıştay’a dava açtı.  Sonrasında açıklama yapan aktivistler, kamulaştırma sonrası yarımadada rant projelerinin başlayacağından endişe ettiklerini belirtti.

Acele kamulaştırma kararı

Eylül ayında yayınlanan ilk kararname ile bölgenin turizm alanı olarak belirlenmiş, ardından yayınlanan üç kararname ile de Çeşme’deki Alaçatı Mahallesi’ndeki 178 parselin, Urla’daki Zeytineli Mahallesi’nde 333 parselin acele kamulaştırılmasına karar verilmişti.

Dava açan kurumlar arasında şu örgütler yer aldı:  İzmir Barosu, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu, İzmir Tabip Odası, EGE-ÇEP, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İMECE-DER, Halkların Demokratik Partisi ve Yeşil Sol Parti.

Urla, Zeytineli

‘İlk kez turizm için acele kamulaştırma kararı alınıyor’

Konuyla ilgil4i İzmir Bölge Adliye Mahkemesi önünde düzenlenen basın açıklamasında konuşan TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Dönem Sekreteri Melih Yalçın, uzun süredir yarımadayla ilgili çeşitli çalışmalar yapıldığını ve yakından takip ettiklerini söyleyerek  “Adım adım bir şeyler tasarlanıyor. Geçtiğimiz günlerde Alaçatı ve Urla’da acele kamulaştırma kararı alındı. Bu çok karşılaştığımız bir şey değil. Turizm amaçlı acele kamulaştırma kararı bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de il defa yapılıyor” dedi. Yalçın konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

Acele kamulaştırma ile vatandaşların zaten SİT alanı olan malına devlet tarafından el konulmuş durumda. Hukuksuz bir el koyma, hukuksuz bir kamulaştırma olduğunu düşünüyoruz. Burada vatandaşların mağdur olduğunu düşünüyoruz ama bu sadece vatandaşa ait bir sorun değil. Bu sorun hem Çeşme’yi hem de Urla’yı ilgilendiren bir sorun. Bu aynı zamanda İzmir’in sorunu.

‘Rant projelerinin başlangıcı’

Bu kararın AKP iktidarının yarımada üzerindeki rant projelerinin başlangıcı olduğunu söyleyen Yalçın “Bundan sonra hızla adımlar atılacağını ve yavaş yavaş yarımadanın elimizden kaybolacağını düşünüyoruz. O yüzden ilk adım atılırken biz de buna ilk cevabı vermek ve bunu durdurmak için bir araya geldik” dedi.

İlhan: İktidar halk sağlığını bertaraf ediyor

Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi Mübeccel İlhan ise “Bizim asıl görevimiz kişinin sağlıklı bir biçimde yaşamını sürdürmesidir. Bunun için kişinin yaşadığı çevrenin; toprağının, suyunun kimyasallar ile kirletilmemesi çok önemlidir. İktidarlarının yaptığı projelerde halkın sağlığını öncelemesi gerekiyor. Ancak görüyoruz ki bugünkü iktidar halk sağlığını bertaraf eden bir anlayış içerisindedir. Çeşme ve Urla’da sinsice yürütülen adımların ciddi sorunlara yol açacağını biliyoruz. Mücadelenin hep arkasında olacağız. Halk sağlığı bizim önceliğimizdir” şeklinde konuştu.

Beko: Yarımadada 20’ye yakın taş ocağı var

Sonrasında ise CHP İzmir Milletvekili Kani Beko söz aldı. Beko, “Yarımadayı le geçirme operasyonu ile karşı karşıyayız. Düşünün ki yarımadada 20’ye yakın taş ocağı var. Yarımadanın bunu kaldırması mümkün değil. Taş ocaklarını olduğu yerde yeşillik olmaz. Ağaçlar yetişmez” dedi.

Beko, konuşmasının devamında “Satışların bedelinin tamamını Kanal İstanbul projesine aktaracaklar. Bedeli ne olursa olsun biz demokratik tepkimizi ve hakkımızı kullanacağız. Bundan sonra da yürüyüşler ve mitingler ile tepkimizi ortaya koymalıyız” ifadelerini kullandı.

 

 

Avrupa’nın iklim yasaları ne durumda?

Avrupa Komisyonu’nun iklim yasası teklifini 26 Şubat’ta yayımlama hazırlıkları sürerken, Ecologic Institute’nün hazırladığı Sıfır emisyonlu yönetim araçları raporu sekiz Avrupa Birliği (AB) ülkesinin (Fransa, Almanya, İrlanda, İspanya, Hollanda, İsveç, Danimarka ve Finlandiya) ve Birleşik Krallık’ın ulusal ölçekteki iklim yasalarını analiz etti. Rapor, Avrupa Birliği’ndeki karar vericiler ve ilgili paydaşların yanı sıra, ekonomisini karbondan arındırma hedefine yönelik çalışan ülkeler için hazırlandı. Analiz ayrıca, AB iklim yasası hakkındaki tartışmaya katkı sunarak, Birliğin mevcut mevzuattaki boşluklara dikkat çekiyor; AB iklim yasası tartışmasına katkı sağlayabilecek ortak unsurları ve iyi uygulama örneklerini ortaya koyuyor.

İklim değişikliğiyle mücadele etmek ve ekonomilerini karbondan arındırmak üzere düzenlemelere gereksinim duyan Avrupa hükümetleri, bunun için küresel ölçekte yeni araçlar geliştirmeye çalışıyor. En temel çözümlerin arasında da iklim yasaları bulunuyor. AB’de yer alan ülkelerin yarısı, iklim değişikliği konusundaki yasalarını birçok partinin desteğiyle kabul etmiş durumda ya da kanun tasarısı hazırlık aşamasında.

Sözkonusu yasaların bilimsel bilgiye dayanması ve hükümetlerin değişmesi sonucu verilen taahhütlerin iptal edilmesine karşı güvenlik önlemi alan bir yapıya sahip olması önemli. Yasalar aynı zamanda, hükümetlerin uzun vadeli iklim hedeflerine verdiği önemin altını çizerek piyasaya yatırımlarını şekillendirme olanağı tanıyor.

1 Aralık 2019’da göreve başlayan Avrupa Komisyonu‘nun yeni Başkanı Ursula von der Leyen, öne çıkan projesi Avrupa Yeşil Anlaşması girişimini tanıtırken, görev süresinin ilk 100 gününde Avrupa ölçeğindeki İklim Yasası’nı gündeme getirmeye söz vermişti. Bu yasa, Avrupa’nın ekonomisini karbondan arındırmak için önemli bir adım. Yasa, AB üye ülkelerindeki mevcut iklim yasalarında yer alan ve Birliğin 2050 yılından önce ekonomisini karbondan arındırmayı engelleyebilecek boşlukları doldurmasına imkân sağlayabilir.

Avrupa ülkelerinin durumu

AB’den çıkma hazırlıkları yapan Birleşik Krallık’ta iklim yasaları yaşanan siyasi çalkantılar ve hükümet değişikliklerinden etkilenmedi. Avam Kamarası  2016’daki Brexit referandumundan yalnızca bir ay sonra, 2028-2032 dönemi için beşinci emisyon bütçesini kabul etti. Emisyon bütçelerinin on iki yıl önceden belirlenmesinin, emisyon azaltım hedeflerinin mevcut siyasi ihtiyaçlar yerine uzun vadeli iklim hedeflerini göz önünde bulundurduğunu göstermesine dikkat çekiliyor.

Ecologic Institute raporunu kaleme alan iklim uzmanların görüşleri şöyle:

 Matthias Duwe( Ecologic Institute İklim bölüm başkanı ve raporun baş yazarı):“İklim yasası, hükümetlerin uzun vadeli iklim hedeflerinin ciddiyeti konusunda ekonominin tüm sektörlerine net bir mesaj verilebilmesi için mükemmel bir araç. Bu, şirketlere ihtiyaç duydukları yatırım ve planlama güvencesi vermesinin yanı sıra, hükümetlerin iklim değişikliğiyle mücadelede attıkları adımların şeffaflığını da sağlıyor. Rapor, ülkelere ekonomilerini karbondan arındırmak amacıyla atacakları adımlarda yürürlüğe konacak iklim yasalarını geliştirmede bir yol haritası sunuyor. Üye ülkelerdeki iyi uygulama örnekleri, AB ölçeğindeki iklim yasası hazırlığı sırasında alınması gereken dersler içeriyor.”

Nick Evans (Raporun yazarlarından): “Araştırma kapsamında incelediğimiz dokuz ülkenin tamamında, Avrupa ölçeğinde böyle bir zorunluluk olmamasına rağmen, bilimsel danışma kurullarına sahip olmaları öne çıkıyor. İngiltere’nin başlattığı bilimsel komite örneğini diğer ülkeler de hayata geçirmiş gibi görünüyor. İmkan tanındığı durumda bu bilimsel danışma kurulları, politika belirleme süreçlerinde bilimsel bilginin önemini artırabilir ve hükümetleri sorumlu tutabilirler.”

İklim yasaları hazırlayan taslağını oluşturan ülkeler şunlar: İspanya, İrlanda, Hırvatistan, Letonya, Slovenya.

Belçika, Lüksemburg, Portekiz ve İtalya iklim yasası oluşturmayı planlıyor. Rapor kapsamında iklim yasaları (yürürlükte ya da hazırlık aşamasında) analiz edilen Avrupa ülkeleri ise Fransa, Almanya, İspanya, İngiltere, İrlanda, Hollanda, İsveç, Danimarka ve Finlandiya.

Bu ülkelerin iklim yasası bakımından hali hazırdaki durumu ise şöyle:

 İspanya: Mevcut yasanın kabul edilmesinin ardından, daha güçlü hale getirilmesi amacıyla gözden geçiriliyor.

Birleşik Krallık: Dünyaya öncülük eden iklim yasası, geçtiğimiz yıllarda belirlenen bir dizi ulusal çerçeve kanundan ilham alsa da hedeflerin uzun vadeli hale getirilmesi Paris Anlaşması müzakerelerine doğru gerçekleşti. Mevcut yasanın kabul edilmesinin ardından, daha güçlü hale getirilmesi amacıyla gözden geçiriliyor.

İrlanda: Mevcut yasanın kabul edilmesinin ardından, daha güçlü hale getirilmesi amacıyla gözden geçiriliyor.İsveç ve İrlanda dışındaki AB ülkelerindeki iklim yasalarının çoğu, farklı formlarda net sıfır emisyon hedefi belirliyor.

 İsveç: İsveç ve İrlanda dışındaki AB ülkelerindeki iklim yasalarının çoğu, farklı formlarda net sıfır emisyon hedefi belirliyor.

Danimarka: Mevcut yasanın kabul edilmesinin ardından, daha güçlü hale getirilmesi amacıyla gözden geçiriliyor.

Avrupa Yeşil Anlaşması

 Avrupa Komisyonu’nun yeni başkanı Ursula Von der Leyen, AB’nin 2050 yılı itibarıyla, küresel ölçekte ekonomisini karbondan arındırmış ilk bölge olmasına imkan veren “Yeşil Anlaşma” uygulamasını duyurmuştu. Bu anlaşmanın bir parçası olarak hazırlanan Adil Dönüşüm Mekanizması’yla, enerji dönüşümünden ekonomik ve sosyal açılardan olumsuz etkilenecek bölgelere özgü finansman sağlanması planlanmıştı.

Gezi Davası’nda gerekçeli karar: Gezi protestosu ifade özgürlüğü kapsamında

16 sanıklı Gezi Davası’nda tutuklu yargılanan Osman Kavala’nın ve Türkiye’de bulunan diğer sekiz sanığın beraat ettiği mahkeme kararı sonrasında gerekçeli karar da açıklandı. İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği gerekçeli kararda iddianamede yer alan ses kayıtlarının “hukuka aykırı delil” niteliğinde olduğunu söyledi.

18 Şubat’ta altıncısı gerçekleşen duruşmada mahkeme yurtdışında bulunan sanıkların dosyasının ayrılmasına, geri kalan sanıkların ise beraatine karar vermişti. Beraat ve tahliye kararı verilen Osman Kavala için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 Temmuz darbe soruşturması kapsamında yeniden tutuklama istenmişti.

Gezi protestoları ifade özgürlüğü kapsamında

Gerekçeli kararda İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi tarafından “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanuna Muhalefet” suçlarından kamu davasının açıldığı hatırlatıldı. Bu davadaki eylemlerin “Anayasal toplanma ve örgütlenme hakkı ile ifade özgürlüğü” boyutunda kaldığı ve Taksim Dayanışması’nın ‘Suç Örgütü’ olduğunu gösterir kanıt bulunamadığı belirtildi.

Murat Pabuç’un somut beyanı yok

Tanık Murat Papuç’un dağıtılan gaz maskelerine dair bulunduğu beyana da değinilen gerekçeli kararda kişinin” gezi olayları ile ilgili sanıklara atfedilen eylemlerle ilgili bilgi ve görgüsü bizzat sorulduğunda; somut, elle tutulur bir beyanda bulunmadığı” sebebiyle dikkate alınmadığı belirtildi.

Finansörü olduğuna dair delil yok

Gerekçeli kararda Osman Kavala’nın Gezi olaylarının finansörü olduğuna dair iddiaların izahı yapılmadığı vurgulanarak, “Gezi olaylarının Anadolu Kültür ve Açık Toplum Vakfı üzerinden finanse edildiğini gösteren herhangi bir delilin sunulmadığı, Gezi eylemleri öncesinde ve sonrasında hangi transfer ile kime ne surette finans sağladığının hiçbir şekilde izahının yapılmadığı, tespitlerin afaki anlatım boyutunda bırakıldığı” vurgulandı.

‘İklim krizi sarayda farklı kulübede farklı yaşanıyor’

İzmir’de düzenlenen İklim Değişikliği Kent ve Sağlık Sempozyumu’nda, iklim krizinin yaşamımıza ve sağlığa etkileri ile yerel yönetimler tarafından uygulanabilecek adımlar masaya yatırıldı. Konak Belediyesi ve TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İzmir Şubesi tarafından düzenlenen sempozyumda konusunda uzman bilim insanları ve uzmanlar tarafından sunumlar yapıldı.

ETHA’nın aktardığı habere göre Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Merkezi’nden iklim ve doğa bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz, iklim değişikliğinin kıyı kentleri üzerindeki etkilerine ilişkin sunum yaptı. Yüzyılın sonunda Şubat ayının 30 derece olacağını söyleyen Kurnaz, son yıllarda yaşanan afetlere dikkat çekti.

Kurnaz: İzmir’de deniz 80 metre yükselecek

“Buzulların erimesiyle Hollanda, Danimarka ve Venedik olmayacak, İzmir’de deniz seviyesi 80 metre yükselecek” diyen Kurnaz, her fırtına ile deniz seviyesinin 2 parmak yükseleceğini ve İzmir’in yavaş yavaş sular altında kalacağını sözlerine ekledi. Venedik örneğini veren Kurnaz, alınacak önlemlere dikkat çekerek, “Şimdiden bunun için yatırım yapılmalı, yoksa bu yüzyılın sonunda deniz seviyesindeki yükseliş İzmir’i bitirir” dedi.

Fotoğraf: Konak Belediyesi

Balta: İklim krizi sarayda farklı kulübede farklı

Yerküre Yerel Çalışmalar Kooperatifi’nden sosyolog ve siyaset bilimci Dr. Ecehan Balta da sunumunda, iklim krizinin insanlar ve hükümetler için kaçınılmaz bir noktaya geldiğini belirtti. Ekoloji mücadelesinin tarihini aktaran Balta şunları söyledi:

İklim değişikliğine iklim adaleti açısından bakmazsak iklim sorununu bir bütün olarak insanlığın faydası açısından çözemeyiz. Ekonomik kriz gibi iklim krizi de sarayda farklı kulübede farklı yaşanıyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak tarım sezonu azaldı ve bu yoksulları etkiliyor. Sıcak hava sorununda da en çok yaşlılar, çocuklar ve kadınlar ölüyor. Seller ise yoksulları zenginlere göre 3.5 kat daha fazla etkiliyor.

Soysal: Ülkeler arası eşitsizlikler derinleşiyor

Küresel iklim krizinin temelinde kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerin yattığına dikkat çeken İzmir Tabip Odası Çevre Komisyonu Başkanı Dr. Ahmet Soysal ise sistem tartışılmadan iklim krizinin sorununun çözülemeyeceğini vurguladı.Soysal, krizin faturasının emisyon artışındahiçbir suçu olmayan ülkelerin ödemesinin ülkeler arasındaki eşitsizliği arttıracağını söyledi.

‘Hastalıklar artacak’

Küresel iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerinde doğrudan ve dolaylı etkilerine dikkat çeken Soysal, seragazı artışlarının göçler, bölgesel karışıklıklar ve mental sorunlar gibi çevresel çöküşleri getirdiğine; yiyecek ve su kıtlığı ile birlikte beslenme bozuklukları ve ishalli hastalıklar ortaya çıkacağına dikkat çekti.

Deniz seviyesinin yükselmesi ile birlikte de su kalitesindeki düşüşün kolera gibi hastalıklar ile alerjenlerde artışın solunum yolu hastalıkları doğuracağını sözlerine ekleyen Soysal, çocuklar, yaşlılar, hamileler ve engellilerin; kötü ev, iş ve çevre koşullarında bulunanların; açık ortamlarda çalışanların; depresyon, kardiyovasküler ve serebrovasküler gibi hastalıkları olanların risk altında olduğuna dikkat çekti.

Hükümetin yeterli adımları atmadığını ve yeni kömür santrali projelerine imza attığını söyleyen belirten Soysal “Özellikle meslek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin, akademinin bu konuda toplumla bütünleşmesi ve hükümet üzerinde siyasi baskı oluşturması kaçınılmaz” dedi.

 

Covid19 salgını büyüyor: 2 bin 619 ölü, 80 bin vaka

Avrupa’da yeni tip koronavirüs (Çovid-19) nedeniyle ilk ölümün yaşandığı İtalya‘da hayatını kaybedenlerin sayısı dörde yükseldi. Ülkede salgından etkilenenlerin sayısı 157.bin 619’a çıktı.

Virüs, Afganistan’a da sıçradı

Afganistan Sağlık Bakanı Ferozuddin Feroz, ülkede ilk Covid-19 vakasının görüldüğünü duyurdu. Reuters’ın aktardığına göre Feroz, üç şüpheli vaka üzerinde test yapıldığını ve bir kişinin virüsü taşıdığının doğrulandığını belirtti. İlk vaka, ülkenin batısındaki Herat vilayetinde tespit edildi.

İran‘la sınır paylaşan Herat vilayetinde olağanüstü hal ilan edildi. İran’da şu ana kadar virüs sebebiyle 12 kişi hayatını kaybederken, 47 vaka olduğu doğrulandı. Vakaların büyük çoğunluğunun Şii’lerin kutsal kabul ettiği Kum şehrinden olduğu ifade edildi.

Irak, Bahreyn ve Kuveyt’de de görüldü

Irak’taki ilk koronavirüs vakası, Necef kentindeki İranlı bir öğrencide görüldü. Necef Sağlık Dairesi Başkanı Rıdvan Kindi, kentte dini bilimler alanında eğitim alan İran uyruklu bir öğrencide yapılan tetkikler neticesinde Covid19 tespit edildiğini söyledi. Kindi, öğrencinin hastaneye kaldırılarak, karantina altına alındığını kaydetti.

Bahreyn’de de ilk kez bir kişide virüs tespit edildi. Sağlık Bakanlığı, İran’dan gelen bir Bahreyn vatandaşına virüs bulaştığını açıkladı. Kuveyt’te ise İran’a seyahat etmiş üç kişide virüs tespit edildi. Bu kişilerden birinin Suudi Arabistan vatandaşı olduğu ve üç vakanın da, geçtiğimiz hafta İran’ın kuzeydoğusundaki Meşhed kentinden tahliye edilen 700 kişi arasında görüldüğü belirtildi.

Kuzey Kore’den yabancılara karantina

Kuzey Kore, ülkedeki 380 yabancı ülke vatandaşını koronavirüs şüphesiyle karantina altına aldı. Çoğu diplomatlardan oluşan yabancıların 200’ü bir aydır karantinadaydı, yetkililer süreyi uzattı. Ülkede henüz teyit edilen bir vaka olmadı. Kuzey Koreli yetkililer, ayrıca e tüm dünyadan katılım olan Pyongyang maratonunu da iptal etti.

Çin’de ise virüs nedeniyle hayatını kaybedenler geçtiğimiz 24 saat içerisinde 150 kişi artarak 2 bin 592’ye yükselirken toplam vaka sayısı 77 bin 150 olarak açıklandı.

Fransa’da acil durum

Fransa Sağlık Bakanın Olivier Veran İtalya’daki ölümler üzerine Avrupalı mevkidaşlarıyla ivedilikle bir araya geleceğini ve Avrupa’daki olası bir salgınla nasıl mücadele edileceğini görüşeceğini söyledi. Bakan basın toplantısında “Şu an için Fransa’da bir salgın durumu yok. Ama sınır komşumuz İtalya’da yakından takip ettiğimiz sıkıntılı bir süreç yaşanıyor” dedi.

İtalya’da sert önlemler

İtalya’da salgından en çok etkilenen şehirler tecrit edilirken Avrupa’daki en büyük salgının kontrol altında tutulabilmesi adına, ülkenin kuzeyindeki Venedik Karnavalı dahil olmak üzere tüm toplantı ve gösteriler yasaklandı.

Avusturya’da iki yolcunun ateşli hastalık belirtileri göstermesinin ardından yaklaşık dört saat içinde Alp Dağları güzergahından İtalya’ya seyahat eden trenler duraklatıldı. İki yolcunun ateşlendiği Venedik’ten Münih’e giden tren ise yolcuların testinin negatif çıkmasının ardından yola devam etti.

Güney Kore’de corona virüsü nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı yediye yükselirken toplam vaka sayısı 763’e ulaştı.

28 ülkeye yayıldı

Vaka sayılarının artmasının üzerine Türkiye İran’la sınır kapılarını geçici olarak kapattı. Reuters verilerine göre Çin dışında toplamda 28 ülkede Covid19 vakasına rastlandı. Dünyada ise şu ana kadar 79 bin 360 vaka tespit edildi.

Taksim Meydanı’ndaki Kavuşma Durağı kaldırılıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından 652 bin liraya Taksim Meydanı’nda kurulan Kavuşma Durağı’nın İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından verilen karar sonucunda söküm işlemlerine başlandı.

İstanbul Meydanlarına Kavuşuyor projesi kapsamında Meydan’a yerleştirilen yapının ana teması “kavuşma” olarak belirlenmişti. Alanın sergi, konser ve benzeri etkinlikler için kullanılması öngörülüyordu.

Bandista konserine engel

Cumartesi günü Kanal İstanbul projesine karşı çıkan birey ve kurumların oluşturduğu Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu tarafından Kavuşma Durağı’nda düzenlenen Bandista konseri ve akabinde gerçekleştirilecek forumu polis engellemişti. Yapının etrafını çeviren polisler etkinliğin gerçekleşeceği alana giriş çıkışları yasaklamıştı.

İmamoğlu: Elbet bir gün buluşacağız

Sonrasında ise İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu yapının kaldırılması yönünde kararını açıklamıştı.  İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu Twitter üzerinden yaptığı videolu paylaşımda “#KavuşmaDurağı’nın Taksim mesaisi bugün sona eriyor. Kavuşmak güzeldir. Elbet bir gün buluşacağız. Çok yakında…” dedi.

 

 

Lüksemburg’da toplu taşıma ücretsiz oluyor

Lüksemburg dünyada toplu taşımayı ücretsiz hale getiren ilk ülke oluyor. 1 Mart tarihinden itibaren ülkedeki tüm tren, tramvay ve otobüsler ücretsiz olacak. Yalnızca yurt dışına giden trenler ve birinci sınıf biletler ücretli kalacak.

Ücretsiz toplu taşımayı duyuran Hükümet Sözcüsü Dany Frank, planın 2018’den bu yana masada olduğunu söyledi. Frank, “Sadece kontrol esnasında kimlik gösterilecek” dedi.

Lüksemburg’da hükümet bu adımla birlikte müstakil araç kullanımının azalacağı ve hava kirliliği için büyük bir adım atılmış olacağını açıkladı.  Avrupa’nın en küçük ülkelerinden olan Lüksemburg Büyük Dükalığı’nın başkenti olan Lüksemburg şehri kıtanın en yoğun trafiklerinden birine sahip.

Hanönü’ndeki bakır madeninin atık sahasında sızıntı

Kastamonu’nun Hanönü ilçesinde faaliyet gösteren özel bir bakır madeni işletmesinin atık sahasından sızıntı meydana geldiği bildirildi.  Bakır madeni, 2007 yılından bu yana Acacia Madencilik tarafından işletiliyor. Şirket, 2011 yılında İlbak Holding ve 2016 yılında Akfen Holding’in katılımıyla faaliyetlerine devam ediyor.

Sızıntı Yılanlı Deresi’ne ulaştı

Kastamonu Güncel’de yer alan habere göre ilçenin Yılanlı Mahallesi mevkisinde bulunan atık alanından Yılanlı Deresi‘ne sızıntı gelmesi üzerine vatandaşlar Hanönü Belediyesi ve maden şirketine haber verdi.

Maden şirketinin Halkla İlişkiler Müdürü Halime Taligacı yaptığı açıklamada, atık havuzu bölgesinde yaşanan bir arıza sonucu sızıntı olduğunun belirlendiğini söyledi. Müdahale edilerek sızıntının durdurulduğunu aktaran Taligacı, bölgedeki atığın toplanmaya başlandığını bildirdi.

Belediye Başkanı: Atıklar temizleniyor

Hanönü Belediye Başkanı Serkan Uçar ise Belediyenin vidanjörü aracılığıyla atığın alınarak depoya nakledildiğini belirtti. Uçar, “Oluşabilecek herhangi bir olumsuzluğa karşı konu takibimiz altında. Gerekli kurumlara konu hakkında bilgi verildi, inceleme yapılacak. Olumsuzluğa sebep olan arıza ilgili firma tarafından giderilmiştir” dedi.

Atıkların ne kadar süreyle dereye aktığı, suların ne ölçüde temizlendiği, bölgede yaşayan halkın sudan nasıl etkileneceğine dair ise bir açıklama yapılmadı.

 

HDP yeni eş genel başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar oldu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4’üncü Olağan Kongresi’nde yeni eş genel başkanlarını seçti. Bin 18 delegeden 838 kişinin oy kullandığı seçim sonucunda Eş Genel Başkanlığa İstanbul Milletvekili Pervin Buldan yeniden seçilirken ve eski Eş Genel Başkan Sezai Temelli yerine Mardin milletvekili Mithat Sancar seçildi.

Seçim ile Parti Meclisi, Merkez Disiplin Kurulu ve Uzlaşma Kurulu üyeleri de belirlendi. Ankara Spor Salonu’nda gerçekleşen kongreye Türkiye’nin pek çok kentinden binlerce kişi katıldı. Kongreye 28 farklı ülkeden konuklar da katılım gösterdi.

Temelli: Herkesi demokrasi ittifakına çağırıyoruz

Kongrede ilk konuşmayı gerçekleştiren eski HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli  “İki yıl önce AKP-MHP ittifakı tarafından çöktürülmek istenen bir HDP vardı. Şimdi sizler sayesinde dimdik ayakta, seçenek yaratan bir HDP var” dedi. Temelli konuşmasının devamında şu çağrıda bulundu:

Demokratik bir iktidarı Türkiye halkları ile buluşturmak için yeni dönemde mücadelemize devam edeceğiz. Türkiye ve Ortadoğu halklarına demokrasiyi ve barışı getirmek için demokrasi ittifakında bir araya gelelim diyoruz. Tek adamları ve vesayet odaklarını değil, ilkelerimizi iktidar yapmak için herkesi Demokrasi İttifakına katılmaya davet ediyoruz.

Buldan: Karşılarında Gezi’yle Cizre’nin ittifakı var

Temelli’nin ardından söz alan Pervin Buldan konuşmasına  “Mesele Kürtler olduğunda, mesele muhalifler, demokratlar olduğunda iktidarıyla, hukuk dışı yapılarıyla bütün bu güçler bir araya gelmekte ve adeta tek devlete dönüşmektedir” diye başladı. Buldan konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

Ama şunu da göremiyorlar. Karşılarında Gezi’yle Cizre’nin ittifakı vardır. İstanbul’la Diyarbakır’ın, İzmir’le Hakkâri’nin ittifakı vardır. Kürdüyle, Türküyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Ermenisiyle, Süryanisiyle, Ezidisiyle, Çerkesiyle, Romanıyla, Lazıyla, Pomakıyla ve Arabıyla kadim halkların ittifakıdır. Anadillerini özgürce konuşmak isteyen, inançlarını özgürce yaşamak isteyen kimliklerin ittifakıdır.

‘Kadınların Anayasasını yapacağız’

Kadınların demokratik iktidarını mutlaka gerçekleştireceğiz. Eşit temsiliyeti ve kadını koruyan güçlendiren politikaları siyasete hâkim kılacağız. Kadınların Anayasasını yapacağız. Yerel yönetimlerden, merkezi yönetime varıncaya kadar kadın yaşamın her alanında yerini alacak ve yönetecektir.