Ana Sayfa Blog Sayfa 2217

İdlib’de ateşkes ve ‘güvenlik koridoru’ kararı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Moskova’da gerçekleşen 5 saat 40 dakikalık zirvenin ardından İdlib’de ateşkes kararı alındı.

Türkiye ve Rusya arasında varılan mutabakata göre ateşkes 6 Mart Perşembe gece yarısından itibaren devreye girdi. Bir hafta içerisinde İdlib’deki M4 karayolunun kuzeyi ve güneyinde 6’şar kilometre uzunluğunda bir güvenlik koridoru oluşturulacak.

Ayrıca anlaşma sonucunda Türk-Rus ortak devriyelerinin 15 Mart’tan itibaren M4 karayolunun Trumba‘dan (Serakib’in 2 km batısı) Ain-Al-Havr‘a kadar olan kesimi boyunca başlatılacağı belirtildi.

Putin: Bazen görüş ayrılıklarımız oluyor

2 saat 30 dakika süren ikili görüşme ve 3 saat 10 dakika süren heyetler arası görüşmenin ardından Erdoğan ve Putin basın toplantısı düzenledi. Putin açıklamasında öne çıkan açıklamalar şu şekilde:

Türk partnerlerimizle bazen görüş ayrılıklarımız oluyor Suriye meselesinde, fakat kritik durumlarda her zaman elde edilen mutabakatlarla ve ikili ilişkilerimizin yüksek seviyesine bakarak uzlaşabilmeyi başarıyorduk, ortak noktalar bulabilmeyi başarıyorduk, çözümler üretiyorduk. Bugün de öyle oldu.

Bugün, ülkelerimizin Astana formatı çerçevesindeki çalışmaları devam ettirmeye niyetli olduğunu bir kez daha teyit etmek istiyoruz. Astana süreci meselenin çözümüne ciddi bir ivme kazandırdı. Bugün görüşmemizde birkaç kurumlar arası istişare yapıldı. Heyetler İdlib’deki kriz konusunda detaylı görüşmeler yaptılar. Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasından yanayız. Uluslararası terör örgütleriyle mücadelemizi de azaltmayacağız bu konuda da kararlıyız. Görüşmelerimizin neticesinde ortak bir belge hazırladık. Bu belgeyi dışişleri bakanları beyan edecekler.

Erdoğan: Bölgedeki sükuneti rejim bozdu

Türkiye’nin Soçi mutabakatı dahil bölgedeki insiyatifleri sürdüreceğini söyleyen Erdoğan şöyle konuştu: “Soçi mutabakatına göre, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi muhâfaza edilecek, bölgeye yönelik saldırıların önlenmesi dahil olmak üzere statükonun korunmasını gerekli tüm tebdirleri bunun için alacaktık. Rejimin geçen mayıstan beri yoğunlaşan ve doğrudan sivilleri hedef alan saldırıları İdlib’de tesis ettiğimiz sükuneti bozmuştur. İdlib mutabakatının bozulmasına yol açan gelişmelerin birinci derecede sorumlusu saldırganlığıyla bölgenin istikrarını da hedef alan rejimdir. Bu bölgede yaşayan 4 milyon insanın tamamının terörist olarak ilan edilip havadan ve karadan ağır bombardımana maruz bırakılmasını kabul etmemiz mümkün değildir.”

‘Rejimin saldırganlığına cevap vermek hakkı saklı’

“Türkiye bu süreçte rejimin her türlü saldırganlığına cevap verme hakkı saklı tutacaktır” ifadelerini kullanan Erdoğan, konuşmasını “bu süreç içerisinde karşılıklı olarak değerli mevkidaşım ile irtibat halinde olacağız, ilgili bakanlarımız birbirleriyle irtibat halinde olacaklar. Suriye krizine bu ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği temelinde bir çözüm bulunana kadar, Türkiye Soçi mutabakatı dâhil bölgedeki insiyatiflerini sürdürmede kararlıdır” şeklinde sürdürdü.

Fotoğraf: AA

Ek protokol

Erdoğan ile Putin’in açıklamalarının ardından iki ülkenin Dışişleri Bakanları Mevlüt Çavuşoğlu ve Sergey Lavrov, tarafların üzerinde uzlaştığı “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Muhtıraya Ek Protokol”ü okudu. Protokolün tam metni ise şu şekilde:

 

Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu, ateşkesin uygulanmasına garantör olarak,

Suriye Arap Cumhuriyeti‘nde Gerginliği Azaltma Bölgeleri Oluşturulmasına İlişkin 4 Mayıs 2017 tarihli Muhtıra ve İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin 17 Eylül 2018 tarihli Muhtıra’yı hatırda tutarak,

Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak
bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütlerini yineleyerek,

Terörizmin tüm tezahürleriyle mücadele ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan tüm grupların ortadan kaldırılması yönündeki kararlılıklarını yinelerken, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının hiçbir şekilde mazur görülemeyeceğini kabul ederek,

Suriye ihtilafının askeri çözümünün olamayacağının ve ihtilafın yalnızca Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde, Birleşmiş Milletler’in kolaylaştırıcılığında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğinin altını çizerek,

İnsani krizin daha da kötüleşmesinin önlenmesinin, sivillerin korunmasının, ihtiyaç sahibi tüm Suriyelilere önkoşulsuz ve ayrım gözetmeksizin koruma ve insani yardım sağlanmasının, keza ülke içinden yerinden edilmelerin önlenmesi ile mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilen kişilerin güvenli ve gönüllü olarak Suriye’deki asıl ikamet yerlerine geri dönüşlerinin kolaylaştırılmasının önemini vurgulayarak,

  1. Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
    İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır.
  2. M4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecektir. Güvenli koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usuller, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlıkları arasında 7 gün içinde kararlaştırılacaktır.
  3. Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Trumba‘dan (Serakib’in 2 km batısı) Ain-Al-Havr‘a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır.

İşbu Protokol, imzalandığı anda yürürlüğe girer. Türkçe, Rusça ve İngilizce üç örnek olarak ve eşit yasal geçerliliği olacak şekilde 5 Mart 2020 tarihinde Moskova‘da imzalanmıştır.

TÜSİAD: İklim değişikliği Türkiye tarımını doğrudan etkileyecek

Türk Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (TÜSİAD) tarım sektörüne ilişkin ‘Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi’ başlıklı raporunda küresel ısınmanın tarıma etkilerini öngören raporunu açıkladı.

Raporda; küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin tarımsal üretime etkileri için şunlar denildi:

“İklim değişikliği sektörel seviyede dünya ve Türkiye tarımını doğrudan etkileyen ve giderek büyüyen bir risk ve kırılganlık kaynağı olmaktadır. Bu çerçevede, tarımsal ürün arzının sürdürülebilir kılınması için iklim değişikliğinin gözlenen ve öngörülen etkilerine yönelik orta ve uzun vadeli (2030 ve 2050) tarım politikalarının belirlenmesi gerekmektedir.”

İklim modellerinin sonuçlarına dayanılarak yapılan ekonomik modellere göre, iklim değişikliğinin yaratacağı fiyat artışlarının ürün bazında %84’ü bulacağını tahmin edildiği raporda; gıda fiyatlarındaki artışların, iklim stresinin yokluğunda bile hem kırsal hem kentsel alanda önemli ölçüde yoksullaştırıcı etkiler yarattığına ve yerel düzeyde gıda güvencesizliğine neden olduğuna dikkat çekildi: “İklime bağlı verim kayıpları ve dalgalanması, gıda fiyatlarındaki ani artış risklerini yükseltmektedir. Bu etkiler, zaten 2007 sonrası yükselmiş olan ve dalgalı seyreden piyasa eğilimine de eklemlenmektedir.”

Raporda şu ifadeler kullanıldı:

“Küresel ortalama sıcaklıktaki her bir santigrat derece artışın, küresel ortalama arazi verimlerini buğdayda %6, mısırda %7,4, pirinçte %3,2 ve soya fasulyesinde %3,1 azaltacağı öngörülmektedir. Dünya genelinde yayınlanan literatürde kullanılan bin civarında model sonucunu değerlendiren IPCC, 3 derecelik sıcaklık artışları için (2050 yılı civarında) %25-50 seviyesinde verim kayıpları öngörmektedir. Bununla birlikte, tahıllarda yıllık verim değişkenliğinin de artacağı öngörülmektedir. Tahıl ürünleri fiyat esneklikleri düşük birincil tüketim ürünleri olduğu için yıllık değişkenlikler uluslararası piyasalarda risk algısını artırmaktadır.”

İklim odaklı politikalar önerisi

İklim odaklı politikalar üretilmesi önerisinde bulunan TÜSİAD, “Türkiye için önümüzdeki 10 ve 20 senenin tarım politikaları belirlenirken, 2-3°C sıcaklık artışı ve bu artışın iklim üzerine yaratacağı etkiler varsayım senaryosu olarak ele alınmalı ve politika planları bu çerçevede yapılmalıdır” dedi.

“Türkiye, kuru meyve ve fındık gibi ürünlerde dünyanın en önde gelen üreticilerinden biri olduğu için iklim değişikliğinin bu ürünlere etkisi dünya piyasalarını etkileyecektir” denilen raporda, şu politika önerileri sıralandı:

  • İklim Değişikliğine Uyum Seferberliği: En Pahalı Politika Alternatifi – Uyum Sağlamama
  • İklim Değişikliğine “Uyum Fonu’nun” Acilen Oluşturulması
  • Tarımda İklim Değişikliği Araştırma ve Uygulama Enstitüsü
  • Düşük Gelirli Çiftçi ve İhracat Merkezli İklim Değişikliğine Uyum Desteklemeleri
  • Organik Tarımda Hedef: %10 ve Üstü Pazar Payı
  • Tarımda %100 Basınçlı Sulamaya Geçiş
  • İklim Bazlı Dinamik Tarımsal Sigorta
  • Risk-Yönetim Merkezli Uluslararası Ticaret Politikaları
  • Çiftçi, Çocuk ve Genç Eğitimi ve Dinamik Bilgilendirme

Kayıplar

Raporda ayrıca şu tespitlere yer verildi:

  • Türkiye’de yılda değeri yaklaşık 80 milyar lirayı bulan 50 milyon ton yaş meyve ve sebze üretiliyor, ancak söz konusu gıdalar tarladan sofraya ulaşıncaya kadar önemli kayıplara uğruyor.
  • Tarım-gıda tedarik zincirinde ürünlerin yaklaşık 3’te 1’i zincir boyunca kayboluyor. Kayıpların %40’ı halka ulaşamadan lojistik süreçlerinde (depolama, nakliye ve paketleme) oluyor.

Krizde halk marketlerden pazara döndü

Rapora göre kriz yılı olan 2019’da meyve ve sebze alışverişini pazarlardan yapanların sayısı arttı. Zincir marketlerden meyve ve sebze alanların oranı yüzde 10.3’ten yüzde 8.8’e inerken açık pazarlardan yapanların oranı yüzde 67.8’den yüzde 68.8’e yükseldi.

Raporun bir başka çarpıcı noktası, Türkiye ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki tarımsal verimlilik farkları. TÜSİAD’ın raporuna göre 1992 yılında Türkiye’yle orta-yüksek gelir durumundaki ülkelerin ortalama hububat verim farkı, hektar başına 500 kilogramdan azken, 2018 yılında 1200 kilogramın üstüne çıktı.

2050’de gıda ihtiyacı yüzde 60 artacak

Raporu değerlendiren TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, Birleşmiş Milletler’in tahminlerine atıfta bulundu. Özilhan’ın belirttiğine göre çıkacak 2050 yılında dünya nüfusu yaklaşık 10 milyara çıkacak ve bu durum şu anki gıda üretiminin yaklaşık yüzde 60 artmasını gerekli kılacak.

Raporun tamamı için tıklayın

Bakan Soylu ‘İstiklal Caddesi yasak’ dedi, kadınlar vazgeçmiyor

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu katıldığı canlı yayın programında 8 Mart’ta İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirilecek Feminist Gece Yürüyüşü’ne izin verilmeyeceğini açıkladı. Kadınlar, ise Pazar günü 19.00’da Fransız Kültür Merkezi’ne yapılan çağrıyı yineledi.

‘Her yerde yapabilirsiniz, İstiklal Caddesi hariç’

Soylu, CNN Türk’te Ahmet Hakan moderatörlüğündeki ‘Tarafsız Bölge’ programında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özlem Gürses‘in “İstanbul’da 8 Mart’ta kadın yürüyüşüne katılmak, gönlümce bağırmak, şarkı söylemek, dövizler taşımak istiyorum, özgür müyüm?” sorusuna yanıt veren Soylu, “İstiklal Caddesi’nde yapamazsınız, onun dışında istediğiniz her yerde yapabilirsiniz” dedi.

Geçtiğimiz günlerde de İstanbul Valiliği Türkiye’nin İdlib’de yürüttüğü askeri operasyon gerekçe gösterilerek 11 Mart’a kadar kent genelinde savaş karşıtı etkinlikleri yasaklayacağını duyurmuştu. Tarihin 8 Mart’ı kapsaması sebebiyle yürüyüşe izin verilip verilmeyeceği merak konusu olmuştu.

‘Çağrımız devam ediyor’

Soylu’nun açıklamasının ardından bir mesaj yayınlayan 8 Mart Feminist Yürüyüş Kolektifi “8 Mart’ta Fransız Kültür Merkezi önünde toplanma çağrımız devam ediyor, orada olacağız. Bizim için esas olan bir araya gelmek; gücümüze güç katmak, dayanışmamızı hissetmek, feminist mücadelemizi büyütmek.  Yaşasın feminist mücadelemiz!” dedi.

 

Kepçeyle aldığını kaşıkla verdi: 11 ildeki 14 bin dönüm, ‘yayla alanı’ olmaktan çıkarıldı

Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile yayınlanan karara göre 11 ilde toplamda tam 14 milyon 92 bin 800 metrekarelik (14 bin 92 dönüm) alan “yayla alanı” olmaktan çıkarıldı.

Bazı STK’lar tarafından kararın inşaat ve turizm projelerine olanak sağlamak için verildiğine sair eleştirileri Meclis gündemine getiren İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Çelik, karardan etkilenen bölgelerin ne amaçla kullanılacağına yönelik soru önergesini Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a iletti. Önergede, karardaki kamu yararının ve devlet menfaatinin ne olacağı soruları da yer aldı.

11 ildeki alanlar imara açılabilecek

Yayımlanan listede Adana’dan 9, Artvin’den 1, Bolu’dan 3, Erzurum’dan 7, Eskişehir’den 3, Giresun’dan 35, Kahramanmaraş’tan 20, Kastamonu’ndan 1, Konya’dan 35, Kütahya’dan 7 ve Trabzon’dan 5 alan bulunuyor.

Söz konusu alanlar, 6831 sayılı Orman Kanununun 17’nci maddesine dayanarak ‘yayla alanı’ olmaktan çıkarıldı. Bu maddede şu ifadeler yer alıyor:

Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir.

11 bölgede Kesin Korunacak Hassas Alan

Öte yandan aynı gün içerisinde Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı imzalı bir kararnamede ise  Şırnak, Van, Osmaniye, İzmir, Bitlis, Muğla, Adana, Muş ve Konya’da 11 bölge, Kesin Korunacak Hassas Alan olarak tescil ve ilan edildi.

Demokrat Parti’de adaylar ikiye indi: Sanders, Biden’e karşı

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 3 Kasım 2020’deki başkanlık seçimleri için yarışacak Demokratların aday adaylarından Mike Bloomberg, 11 eyalette yapılan ön seçimde rakibi Bernie Sanders’ı yenen Joe Biden’ı destekleyeceğini belirterek adaylıktan çekildi.

Demokrat Parti’nin Cumhuriyetçilerin adayı şu anki Başkan Donald Trump’a karşı çıkaracakları adayı belirlemede kritik öneme sahip “Süper Salı” olarak adlandırılan günde, Joe Biden 11 eyaletin 8’inde çoğunluk sağlamıştı. Daha önce yapılan seçimlerle birlikte öncü olduğu eyalet sayısı 9’a yükseldi.

Fotoğraf: CBS News

Sanders 4 eyalette kazandı

Trump’a yönelik azil soruşturmasının da öncülerinden olan Biden, Massachusetts, Minesota, Oklahoma, Arkansas, Alabama, Tennessee, Kuzey Carolina ve Virginia eyaletlerinden birinci çıktı. Demokrat Parti’nin sosyal demokrat adayı Bernie Sanders 4 eyalette çoğunluk sağlarken, Biden ise yalnızca bir eyalette kazanmıştı.

Seçim sonuçları ardından açıklama yapan Sanders, “Bu kampanya temel bir soru sormakla ilgilidir: Hangi taraftasınız? İlaç şirketleri, sağlık sigortası endüstrisi ve fosil yakıt endüstrisi tarafında mısınız? Yoksa bu ülkenin çalışan ailelerinin yanında mısınız?” dedi.

Bloomberg: Trump’ı yenmek için çekiliyorum

Adaylık yarışından çekileceğini duyuran Bloomberg ise “Üç ay önce Donald Trump’ı yenmek için yarışa girdim. Bugün, aynı sebeple yarıştan çekiliyorum. Çünkü yarışta kalmamın Trump’ın yenilmesi hedefimi zorlaştıracağı açık. Her zaman inandığım gibi, Trump’ı yenmek, en iyi adayın arkasında birleşmekle başlar ve bu kişi de arkadaşım ve harika Amerikalı Joe Biden” dedi.

3 Kasım’da başkanlık seçimi

Demokrat Parti adayı 13-16 Temmuz’da Milwaukee’de, Cumhuriyet Partisi adayı 24-27 Ağustos tarihleri arasında Charlotte‘de açıklanacak. Vatandaşlar 3 Kasım Salı günü oy kullanarak, 538 delegeyi belirleyecek. Delegeler arasından 270 kişiye ulaşan Parti’nin adayı seçilmiş olacak.

Bakan Soylu: Sınıra bin özel harekat polisi gönderiyoruz

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Yunanistan’a geçmek isteyen sığınmacıların beklediği Türkiye-Yunanistan sınırında helikopter ile havadan inceleme yaptı. Daha sonra Edirne Valiliği önünde basına açıklama yapan Soylu, bin Özel Harekat polisinin sınırda yaşanan “geri itmeleri engellemek” için görev yapmaya başlayacağını söyledi.

‘Dört, beş bin kişi kapının açılmasını bekliyor’

Hava gezisi sonucunda dört, beş bin kişilik topluluğun kapının açılmasını beklediğini gördüklerini söyleyen Soylu “Biz Yunanistan’a geçecek göçmenlerle ilgili bir engelleme ortaya koymuyoruz. Türkiye yaklaşık 9 yıldır dünyanın sessiz kaldığı bir insani trajediye sahip çıktı. Ve kendini medeni olarak atfeden ülkelerin sırtına dönmesine rağmen kendi kaynak ve imkanlarıyla sahip çıktı” dedi.

‘Yunanistan karakollarımıza gaz sıkıyor’

Soylu açıklamasının devamında “Biz niye karşı tarafa gaz sıkalım. Biz insanların geçmesi için, eğer geçmek istiyorlarsa, buyurun geçin. ‘Biz engellemiyoruz’ diyoruz. Türkiye niye Yunan tarafına gaz sıksın. Gaz sıkan Yunan tarafıdır, bizim karakollarımıza gaz sıkıyorlar. Biz de buna mukabele ediyoruz. Şu andan itibaren, sabah itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimizle de konuştuk, gerekli tedbirleri de aldık, bin özel harekat polisini, Meriç’in tüm sınır sistemine getiriyoruz, tam donanımlı, geri itmeleri engellemek amacıyla” ifadelerini kullandı.

‘Gazeteci Yunan tarafını temsil ediyor’

Sabah saatleri itibariyle bin özel harekat polisini alana getirdiklerini söyleyen Soylu, “orada insanlara kötü muamele edenlere fırsat tanınmayacak” dedi.  140 bin mülteci ve göçmenin sınırı geçtiğini söyleyen Bakan Soylu’ya bu rakamı teyit edemediklerini söyleyerek soru sormak isteyen Tele1 muhabirine Soylu şu şekilde tepki gösterdi:

Siz kimsiniz? Şimdi kaç muhabiriniz var sizin? Bir tek sensin. Peki bizim sınırda kaç karakolumuz var. Vilayet burada teyit edemiyor mu? Siz kimin tarafındasınız? Türkiye’nin tarafında olduğunuz hiç belli değil. Çünkü burada sizin yaptığınız, Yunan ve Avrupa medyasının yaptığı çarpıtmayı burada ifade etmek. O zaman İçişleri Bakanı yalan, Öyle mi?

Gazeteci için “Yunan tarafına ve Avrupa tarafına hizmet eden birisi” ifadesini kullanan Soylu, sınırdaki geçişlere ilişkin rakamlar verdikten sonra da “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısın ama hizmetin başka yere” dedi.

Geliyoruz!

Yıl 2015. Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, 11 Şubat’ta okuldan çıkıp eve gitmek üzere bindiği minübüste, son yolcuydu. Şöför ve arkadaşının tecavüz girişimine direndiği için darp edildi ve öldürüldü. Tanınmasın diye yakılmış bedeni, bir gün sonra bulundu.

Cinayet, ülke çapında büyük öfkeye yol açtı. Binlerce kadın, kadınlara tecavüz edilmesine, şiddet görmesine ve öldürülmesine karşı yeterli önlem alınmaması, bu durumun normalleşmesi gerekçesiyle sokaklara döküldü. 16 Şubat günü “Kara Pazartesi” olarak anıldı ve kadınların yaşadıkları taciz olaylarına sessiz kalmayarak anlatmaları istendi.

Yıl: 2020. O günden bu yana 1500’e yakın kadın erkek saldırılarında hayatı kaybetti, bunun dört-beş katı kadın yaralandı, işkence ve eziyet gördü. Sadece 2019da 474 kadın öldürüldü. Bu, son 10 yıldaki en yüksek rakam. Bu yılın şubat ayında tespit edilebilen ve medyaya yansıyan kadın cinayeti sayısı 20.

Özgecan Aslan’ın katledildiği günlerde, gazeteci Ayşe Düzkan’ın sözlerini yazıp seslendirdiği, İdil Çağatay’ın müziğini yaptığı “Geliyoruz” videosu, kadınlara güç vermiş, seslerini dünyaya duyurmuştu.

8 Mart’ta tüm dünyada sokaklara çıkacak kadınların, güçlerini yeniden hatırlamaları için tekrar yayımlıyoruz.

 

Geliyoruz!

yemeği ocakta, yer bezini kovada, çamaşırları sepette bıraktık.
yıllardır çile doldurduğumuz fabrikalardan çıktık.
şalterler kapandı.
atölyeler dolusu tezgahın başından kalktık.
ofisler dolusu bilgisayarı uykuda bıraktık.
geliyoruz…

üstümüzde tepişenleri bir kenara ittik

tası, tarağı, fönü, maşayı fırlatıp attık.
saçlarımız, kalbimizin çarpıntısı, sesimiz rüzgarda savruluyor.
aklımız da birazcık çocuklarda kaldı.
yine de geliyoruz…

annelerimizin intikamını alalım,
babalarımızı affedelim,
oğullarımızı sevelim
ve kızlarımızı, bizim yaşadıklarımızı yaşamasın diye…
bir de mutlu olmak için.
kalktık kalkıştık geliyoruz…

GELİYORUZ!

İstanbul’da yine Taksim’de

Bu yıl İstanbul’daki eylemler yine Taksim Meydanı’nda yapılacak.  Kadınlar, pazar günü saat 19.00’da Fransız Kültür Merkezi’nin önünde toplanacak. Çağrı şöyle:

Kadın dayanışması ve feminist mücadelemiz ile özgürleşeceğimizi bilerek; bütün coşkumuzla, renklerimizle; öfkemiz, umudumuz, direnişimiz ve isyanımızla Fransız Kültür Merkezi önünde buluşuyoruz.

8 Mart’ta sokakları da, alanları da terk etmiyoruz”

Bakan Soylu: İstiklal Caddesi’nde eylem yapamazsınız

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise, dün akşam katıldığı bir televizyon programında, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde İstanbul İstiklal Caddesi’nde yürüyüş yapılamayacağını söyledi. Gazeteci Özlem Gürses‘in “İstanbul’da 8 Mart’ta kadın yürüyüşüne katılmak, gönlümce bağırmak, şarkı söylemek, dövizler taşımak istiyorum, özgür müyüm?” sorusuna yanıt veren Soylu, “İstiklal Caddesi’nde yapamazsınız, onun dışında istediğiniz her yerde yapabilirsiniz” dedi.

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü, 2003’ten bu yana Taksim İstiklal Caddesi’nde düzenleniyor. Geçen yılki yürüyüş engellenmiş; polis biber gazı ve plastik mermi kullanarak göstericileri dağıtmıştı. Bu yıl da kadınlar Taksim için çağrılarını yineliyor. İstanbul Valiliği‘nin 11 Mart’a kadar gösteri ve yürüyüşleri yasaklama kararının 8 Mart etkinliklerini kapsayıp kapsamayacağı ise bilinmiyor.

Havacılık sektöründe koronavirüsten iflas eden ilk şirket Flybe oldu

Koronavirüs salgınından en fazla etkilenen sektörlerden olan havacılıkta, ilk iflas haberi geldi. Önceki yıl Avrupa’nın en büyük bağımsız bölgesel hava yolu şirketi olan ve 110 milyon sterlinlik yatırımla geçen yıl Connect Airways tarafından satın alınan Flybe firması iflas ettiğini duyurdu.

Alman hava yolu devi Lufthansa, ise filosunun beşte bir oranda azaltarak 150 uçağını yere indirme kararı aldı. Açıklamayala birlikte 19 Mart’ta ilk çeyrek gelirlerini açıklayacak şirketin hisseleri sert bir düşüş yaşadı. Yılbaşından itibaren gerçekleşen kayıp yüzde 27’ye ulaştı.

Pek çok İtalya uçağı uçmayacak

Alman şirket, daha önce yaptığı açıklamada 24 Nisan tarihine kadar Çin uçuşlarını, 30 Nisan tarihine kadar da Tahran uçuşlarını askıya aldığını açıklamıştı. Şirket, virüsün Avrupa’da etkili olmaya başladığı İtalya seferlerini yapan pek çok uçak da uçmayacak.

THY uçağında koronavirüs vakası

Uçuş yasakları, henüz resmi koronavirüs vakası tespit edilmeyen Türkiye’de de etkili oluyor. Virüsün en çok yayılma gösterdiği Çin, İtalya, Güney Kore ve Irak gibi ülkelere gidiş-geliş 29 Şubat’tan itibaren tüm yolcu uçakları için durdurulmuş durumda.

Singapur Ulaştırma Bakanlığı, 3 Mart’ta Türkiye üzerinden gelen Türk Hava Yolları’na ait uçakta bir yolcunun koronovirüs testinin pozitif çıktığını açıklamıştı. Singapurlu yetkililer, bir yolcuda yeni tip koronavirüs (Covid-19) tespit edilen Türk Hava Yolları’na ait uçağın yolcusuz bir şekilde İstanbul’a geri gönderildiğini açıkladı. Yolcunun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadığı öğrenildi.

53 bin kişi iyileşti

Güncel bir şekilde koronavirüs takibi yapan Worldometer’in aktardığı bilgiye göre Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ölümcül koronavirüs salgını nedeniyle dünya genelinde hayatını kaybedenlerin sayısı 3 bin 287 olurken, vaka sayısı 95 bin 610 oldu. Bu kişilerden 53 bin 707’si iyileşti, altı bin 420 kişinin ise durumunun kritik olduğu söyleniyor.

 

 

 

‘İklim değişikliği, orman yangını riskini en az yüzde 30 artıyor’

Dünya İklim Atıf Grubu (WWA) bünyesindeki iklim bilimcilerinin yayınladığı analiz, 2019 ve 2020 yıllarında Avustralya’nın özellikle güneydoğusunda yaşanan yangınların iklim değişikliğiyle olan bilimsel bağlantısını ortaya koydu.

Rapora göre, insan kaynaklı iklim değişikliği, Avustralya’nın yangınları tetikleyecek aşırı hava koşullarına maruz kalma olasılığını en az yüzde 30 oranında arttırıyor.

WWA tarafından kullanılan sistem şubat ayında çığır açan 10 teknolojik gelişme arasında gösterildi. Çalışmanın yazarlarından Prof. Dr. Geert Jan van Oldenborgh iklim modellerinin her zaman sıcaklık eğilimini olduğundan düşük tahmin ettiğine dikkat çekerek, gerçek oranın çok daha yüksek olabileceğini söyledi.

İki derecelik ısınma dört kat kötü hava koşulları demek

Çalışma, küresel sıcaklıkların 2°C artması durumunda, 2019-2020 döneminde yaşanan hava koşullarının, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle en az dört kat daha yaygın hale geleceğini ortaya çıkarıyor.  Emisyon azaltımına yönelik mevcut uluslararası planlar ise küresel ısınmanın bu seviyeyi büyük ölçüde aşacağını gösteriyor.

Atıf çalışması, Güneydoğu Avustralya’nın 2019-2020 yangınlarından en olumsuz etkilenen alanlarına ilişkin yangın riskini tanımlayan hava koşulları ölçü sistemi olan Yangın Hava Durumu Endeksi’ni inceledi. Çalışma, küresel ısınmanın 1°C’nin üzerinde olduğu şu anki hava koşulları ile 1900 yılı civarındaki iklim koşullarını gözlemlere ve iklim modellerine dayalı olarak karşılaştırdı.

Sıcaklık dalgaları 1-2 derece arttı

Araştırmacılar ayrıca, Yangın Hava Durumu Endeksi’nin önemli unsurlarından olan sıcaklık ve meteorolojik kuraklığı (düşük yağış dönemleri) inceledi. Sonuçlara göre, Güneydoğu Avustralya’da Aralık 2019’da görüldüğü gibi bir hafta boyunca devam eden yüksek sıcaklıkların yaşanma olasılığı, iklim üzerindeki insan kaynaklı etkiler nedeniyle en az iki kat arttı.  2019-2020 döneminde Avustralya’da yaşanan sıcaklık dalgaları, 1900 yılı civarında yaşananlara göre şimdi 1-2°C daha sıcak.

Yangınlar üzerinde belirleyici etkisi olan yağış rejimlerini de inceleyen araştırmacılar, 2019 yılının 1900’den bu yana kaydedilen en kuru yıl olduğunu tespit etti. Araştırmacılar, son dönemde görülen rekor düzeyde düşük yıllık yağışlar ve yangın mevsiminin en kuru ayı ile iklim değişikliği arasında doğrudan bir bağ kurmadılar. Ancak düşük su rezervi ve kuru topraklar başta olmak üzere kuraklığın bu çalışmaya dâhil edilmeyen boyutları yüksek sıcaklıklardan etkilendikleri için iklim değişikliği ile bağlantılı.

‘İklim değişikliği artık Avustralya tabiatının bir parçası’

Çalışmanın yazarlarından Yeni Güney Galler Üniversitesi’nden Dr. Sophie Lewis şu değerlendirmeyi yaptı:

“İklim değişikliği artık Avustralya tabiatının bir parçasıdır. Aşırı sıcaklıklar, açık bir şekilde insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkisiyle artıyor ve bu da yangın koşullarını etkiliyor. Avustralya’daki yangın mevsimlerinin hem uzadığına hem de daha şiddetli hale geldiğine ve aşırı sıcaklıkların bunda rol oynadığına ilişkin kanıtlar bulunuyor.”

Çevresel Değişim Enstitüsü’nden Dr. Friederike Otto ise “Bunun gibi yangınlarla karşı karşıya kaldığımızda, asıl soru iklim değişikliğinin yangınlar üzerinde bir etkisinin olup olmadığı değil, deneyimlemiş olduğumuz şeyi iklim değişikliğinin nasıl etkilediğidir” dedi. Otto, bu soruya yanıt vermek için modellerini test ederek geliştirmeye devam edeceklerini söyledi.

Tolunay: Dünyanın dört bir yanı yanıyor

İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Doğanay Tolunay da, Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede orman yangınlarının dünya genelinde arttığına dikkat çekerek “Son yıllarda sadece Avustralya’da değil dünyanın dört bir yanında çok büyük orman yangınları görülmekte. Örneğin geçen yıl Amazon ormanlarında, Sibirya‘da ve ABD‘de gördük bu yangınları. Önceki yıllarda Portekiz‘de de çok büyük orman yangınları gerçekleşmişti” dedi.

Yangınların çıkış nedenlerinin çok farklı olabileceğine değinen Tolunay, “Örneğin Brezilya orman yangınlarının çoğunlukla çiftlik sahipleri tarafından çıkarıldığı basına yansıdı. Ülkemiz özelinde baktığımızda da orman yangınlarının yüzde 90’nının insan kaynaklı olduğunu görüyoruz. Geri kalan yüzde 10’luk kısım ise yıldırımlar gibi doğal nedenler” diye konuştu.

‘Yangın sezonu uzuyor’

İklim krizinin doğrudan orman yangınına neden olmasının zor olduğunu ancak yangın riskini arttırdığını söyleyen Prof. Tolunay şu şekilde devem etti:

İklim krizi, yangın riskini sıcaklıkların artması ve buna bağlı olarak buharlaşmanın artması, yağışların azalması ve bütün bunların etkisiyle yaz kuraklığının şiddetlenmesiyle artırıyor. Aynı zamanda kışların da sıcak geçmesi nedeniyle çoğunlukla yaz aylarında görülen orman yangınlarının yılın her döneminde ortaya çıkmasına, yangın sezonu olarak adlandırılan dönemin uzamasına neden oluyor.

Sıcaklık artışı ve kuraklık, ormanlardaki ağaçların zamanından önce yapraklarını dökmesine, hatta ölmesine yol açarak ormanda yanıcı madde yükünü de artırmakta. Bu yanıcı madde yükü ufacık bir kıvılcımla tutuştuğu anda yangınlar hızla ilerleyip kısa sürede geniş alanlara yayılabiliyor.

‘Kuraklık ve sıcaklık arttı’

2019 yılının son 50 yılın en sıcak 4. yılı olduğu, yıllık toplam yağışların ortalama değerlere yakın olsa da yaz aylarının oldukça kurak geçtiği, hatta Ege ve Akdeniz bölgelerinde kasım ayı sonuna kadar yağış olmadığını hatırlatalım.

İzmir’de 2019 yazında çıkan yangın. Fotoğraf: AA

‘Tüm yıl hazırda bulunan müdahale ekipleri gerekli’

2019 yılında İzmir ve Muğla gibi illerde çıkan orman yangınlarının büyümesinde yangına müdahalede tartışılabilecek bazı konular olmasına rağmen iklim krizine bağlı yaz kuraklığının da azımsanmayacak derecede etkili olduğunu söylemenin mümkün olduğunu belirten Tolunay şunları söyledi:”Yangınlar ile kaybettiğimiz orman alanı miktarını azaltmak için tüm yıl boyunca hazırda bulundurulan müdahale ekiplerine gereksinim var. Ayrıca meteorolojik koşulların risk yarattığı dönemlerde ormana giriş çıkışların yasaklanmasına kadar varan bir dizi önlem alınması da gerekli.”

Son bir yılda patates yüzde 79, biber yüzde 54 zamlandı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı “Bitkisel Ürün Fiyatları ve Üretim Değeri, 2019″ verilerine göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlere ait, bir önceki seneye göre en fazla fiyat artışının olduğu ürünler; yüzde 25.98 ile buğday (diğer), yüzde 33.88 ile fasulye (kuru) ve 79.97 ile patates (diğer) olurken nohut fiyatı yüzde 29.04 azaldı. En az artış ise yüzde 20.95 ile mercimek (kırmızı) fiyatında gerçekleşti.

Yüzde 70’e varan artışlar

Verilere göre 2019’da bir önceki yıla göre; sebzelerden domates (sofralık) fiyatı önceki yıla göre yüzde 3.27 artarken patlıcan fiyatında yüzde 30.92 ve soğan (kuru) fiyatında yüzde 37.96 artış gerçekleşti. Buna karşılık sebzeler grubunda fiyatı en fazla artan ürünler ise yüzde 42.51 ile karnabahar, yüzde 54.54 ile biber (sivri) ve yüzde 70.88 ile sarımsak (kuru) oldu.

Meyveler, içecek ve baharat bitkilerinden, zeytin (sofralık) fiyatı yıllık yüzde 3.16 artarken en fazla artış ise yüzde 36.55 ile muz ve yüzde 52.26 ile fındık ürünlerinde gerçekleşti. En az artış gösteren ürünler sırasıyla, yüzde 19.49 ile limon, yüzde 20.58 ile üzüm (sofralık çekirdekli) oldu.

Tahıllar ve diğer bitkisel ürünler değeri yüzde 24.65 artışla 77.55 milyar lira, meyveler, içecek ve baharat bitkileri üretim değeri yüzde 22.15 artışla 67.83 milyar lira ve sebzelerin üretim değeri ise yüzde 21.87 artışla 50.45 milyar lira oldu.