Ana Sayfa Blog Sayfa 2161

Sağlık Bakanı: Vaka artış hızı düşüşe geçti

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Bilim Kurulu ile yaptığı toplantının ardından koronavirüs salgınının Türkiye’deki son durumu paylaştı. Bakan Koca, salgının yayılma hızını kontrol altına almaya başladıklarını belirterek “Ülkede vaka artış hızı dördüncü haftadan ve ölüm artış hızı da beşinci haftadan itibaren azaldı. Aldığımız tedbirler Türkiye’nin salgını en az kayıpla aşacağına işaret ediyor. Kurallara istisnasız uyalım” dedi.

Fahrettin Koca koronavirüs salgınıyla ilgili son rakamları da verdi: “Son 24 saatte 33 bin 70 yeni test yapıldı. Test sonucu 4 bin 62 yeni vaka tespit edildi ve toplam vaka sayısı 65 bin 111’e yükseldi. 107 kişi vefat etti, ölü sayısı 1403 oldu”.

Türkiye’deki tablonun iyi olduğunu ifade eden Koca, bunun filyasyon (bulaşıcı hastalıkla temas zincirinin taranması) ekiplerinin çalışmaları sayesinde olduğunu söyledi. Koca, vakalara temas eden kişi sayısını da açıkladı: “Bugüne kadar vakalarla temas halinde olan 261 bin 969 kişi tespit ettik ve yüzde 95.8’ine ulaştık. Takibi yapılan 251 bin 28’dir. Her doğrulanmış vakaya ortalama 4.5 insan düşüyor.”

Bakan filyasyon ekibi sayısının 4 bin 600 olduğunu açıklayarak, bu ekiplerin 48 saat içinde vakaların temas ettiği kişileri ulaştığını söyledi.

Bakan Koca’nın açıklamasından satır başları şöyle:

En az kayıpla aşacağız:  Şu ana kadar aldığımız sonuçlar Türkiye’nin en az kayıpla aşacağına işaret ediyor. Bunu biz tedbirleri yüzde 100 uygulanmadığı halde diyoruz. Diyorum ki tedbirlere yüzde 100 uyalım.

Vaka artış hızı düşüşe geçti: Vakaların sayısı tüm dünyada artıyor. Her ülke kendi mücadelesini veriyor. Türkiye’de salgında tespit edilen her olay gözünüzün önünde. Türkiye’de hastalığın bir haftada en çok vaka sayısına ulaşması dördüncü haftada gerçekleşti ve vaka artış hızı düşüşe geçti.

Genel tarama akılcı değil: Test neden herkese yapılmıyor eleştirisi oldu. Genel tarama akılcı değil. Filyasyon kelimesi soruya nokta atışı getiriyor. Yaygın temas taraması sıkı takip, salgının önünü kesmenin yolu bu. Dünyanın büyük kısmı sadece şikayetle başvuran vakalar üzerinden tanı ve tedavi sürecini izliyor.

Her vakaya 4.5 insan: Hasta kaybı artış oranı hızında da yavaşlama beşinci haftada gerçekleşti. Bunu en erken yakalayan ülke olduk. Bugüne kadar vakalarla temas halinde olan 261 bin 969 kişi tespit ettik ve yüzde 95.8’ine ulaştık. Takibi yapılan 251 bin 28’dir. Her doğrulanmış vakaya ortalama 4.5 insan düşüyor.

48 Saatte temasçılara ulaşılıyor: Filyasyon ekipleri doktor, sağlık memuru ve yardımcı personelden oluşur. Her vaka tespitinde vakanın hikayesi üzerinden harekete geçip, hastanın temas halinde olduğu kişileri 48 saatte taramaktadır. Doğrudan adreslerine ulaşmaktadır.

4 bin 600 ekip var: Filyasyon çalışması 81 ilde yapılıyor. Temaslı takibin en yüksek 99’la Zonguldak’tır. Vakaların en yoğun olduğu İstanbul’da bin 200 ekip görev almaktadır. Türkiye genelinde filyasyon ekibi sayısı 4 bin 600’dür. Sahip olduğumuz büyük veri kaynağı aile hekimlerimizle kurduğumuz sistemdir. Korona virüsüyle mücadele mahallelere, sokağa, apartmana kadar indi. Veriler tek sistemde toplanmaktadır.

10 Nisan günü ilan edilen sokağa çıkma yasağını değerlendiren Koca şunları söyledi: “Bilim kurulunun her zaman üzerinde durduğu izolasyon ve hareketli ortamın en aza indirilmesi oldu. Amaca hizmet eden bir durumdu ve sorun yok. Sonuçlarıyla ilgili bütün rakamları her gün şeffaf şekilde sizlere aktarıyoruz. Dolayısıyla hepimiz önümüzdeki günlerde sonuçları göreceğiz.”

‘Soylu ile ilgili söyleyecek şeyim yok’

Bakan’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçtiğimiz Cuma akşamı, sokağa çıkma yasağı öncesinde yaşananlar yüzünden istifası ve istifanın kabul edilmemesine ilişkin yorumu ise şöyle oldu: “Yaşananlarla ilgili benim farklı bir şey söylemem gerekmiyor. Hükümetin kararı. İçişleri Bakanımız ile korona ve deprem döneminde mücadele arkadaşlığı yaptık. Cuma, Cumartesi, Pazar günü görüştüm, Pazartesi günü de bakanlar kurulunda görüştük. Süleyman bey gerekli açıklamayı yaptı. İlave edecek bir şeyim yok.” Soylu ile tartıştığı iddialarını da yalanlayan Koca, “Vatandaşımız dünyayı ve Türkiye’yi etkileyen salgında, salgınla mücadeleye odaklanmamızı bekliyor. Biz salgınla mücadeleye kendimizi adamış durumdayız ve başka gündemimiz yok” dedi.

İki haftaya vaka piki görünüyor

Bakan Koca önümüzdeki bir, iki hafta içinde yeni bir dalgalanma olmasa vaka sayısında pikin görüleceğini belirtti. Koca, Adana’da yoğun bakım yatakları ve yatakların doluluk oranının düşük olduğunu ve belediyenin hazırladığı sahra hastanesine ihtiyaç olmadığını ifade etti. İstanbul’da inşaatı süren iki hastaneyi de hatırlatan Koca, “İstanbul’da yoğun bakım doluluk oranı yüzde 52.5’tir. Bazı hastanelerimizde doluluk oranı yüzde 80 olan var mı, var. Ancak genel olarak 52.5 olduğu için şimdilik sahra hastanelerine gerek duymuyoruz” dedi.

1 milyon kutu ilaç stokladık

Aşı için en az dört ila altı ay gerekeceğini belirten Fahrettin Koca Çin’den gelen ilaçların yoğun bakıma geçiş öncesinde kullanılmasının faydalarının görüldüğüne dikkat çekerek şunları kaydetti:

“Hidroksil klorokini baştan 1 milyon kutu olarak stokladık. Bunu daha ciddi vakalarda kullanıyorlar ABD’de. Biz daha erken kullanıyoruz. Vakaların erken dönemde cihaza bağlanması süreci uzatıyor. Aşıyla ilgili Türkiye’nin klinik araştırmalar merkezi olmasını istemiyoruz, bu anlamdaki yaklaşımımızı net ifade ettik. Biz kendi aşı çalışmamızı birçok ülkeyle gerektiğinde yapabiliriz ama klinik uygulama noktasında kendi çalışmalarımızı daha önemli görüyoruz.”

Atatürk Havalimanı’nda milyar dolarlık pistler kullanılamaz hale getirildi

İstanbul’da yapımına başlanan iki pandemi hastanesinden birinin inşa edileceği Atatürk Havalimanı’nda pistlere zarar verecek şekilde seçimi yapıldığını söyleyen CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, 2 milyar dolar zarara yol açıldığını öne sürdü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Nisan’da, Sancaktepe’de ve Atatürk Havalimanı’nın bulunduğu alanda tek katlı, 1000 odalı iki hastane yapılacağını açıklamıştı. Açıklamada hastanelerin 45 günde tamamlanacağı belirtilirken, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca hastanelerin Covid-19 salgını sonrasında da hizmet verecek şekilde tasarlanacağını duyurmuştu. İlk olarak havalimanın karşısındaki bir arazide inşaata başlanmış, ancak konutlara yakınlığı nedeniyle bu noktadan vazgeçilip hastanenin havalimanı arazisi içine yapılması kararlaştırılmıştı.

‘2 milyar dolarlık pistler kırıldı

Havalimanındaki hastane inşaatında zemine beton dökülmesine başlandı. CHP’li Karabat, ısıtma, soğutma, havalandırma, sıcak su, kanalizasyon ve metro bağlantısı bulunan 325 bin metrekarelik terminal binası yerine altyapısı bulunmayan noktaya hastane yapılmasına tepki gösterdi. Karabat, şunları söyledi:

“AHL’de üç pist vardı. İkisi kuzey-güney diye bilinen 3 bin metre uzunluğunda 45 metre genişliğinde, uluslararası standartlarda, biri de 2 bin 500 metre uzunluğunda 60 metre genişliğinde pist. İki uzun pistin de ‘başı kırıldı.’ Dolayısıyla iki pist de kullanılamaz hale geldi.  Atatürk Havalimanı’nda terminal binaları, otoparklar, uçak parsalları varken inşa edilen hastaneler ile tam 2 pist kullanılamaz hale geldi. Bir pistin yapımı yaklaşık bir milyar dolar. Pistle yangın uçaklarının kalktığı, ambulans uçaklarının havalandığı stratejik noktalardır, hepsini yok ettiler.”

Sinn Féin’in lideri koronaya yakalandı

İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA) eski siyasi kanadı olan Sinn Féin’in lideri Mary Lou McDonald koronavirüse yakalandığını açıkladı. McDonald, 28 Mart’ta yaptırdığı testin sonucunu da dün aldığını duyurdu. .

McDonald yazılı açıklamasında, iyi hissetmediği için 28 Mart’ta korona testi yaptırdığını, dün gelen sonuçların pozitif çıktığını belirtti. Sinn Féin lideri, doktorundan aldığı bilgiye göre göre artık enfekte olmadığını açıklarken, “Hafta sonunda iyileşme sürecimde bir gerileme yaşandı ve sağ akciğerimde post-viral plevra iltihabı ortaya çıktı. İlaç kullanıyorum” ifadelerini kullandı.

McDonald, vücudunun tedaviye yanıt verdiğini ve gelecek pazartesi iş başı yaptığını da belirtti.

Seçimi kazandı ama iktidara gelemedi 

McDonald ve partisi Sinn Féin, şubat ayında düzenlenen genel seçimlerde beklenmedik şekilde en çok oyu almıştı. Seçimlere ilk girdiği 1987 yılında IRA militanlarıyla bağlantıları gerekçe gösterilerek adayları televizyona bile çıkarılmayan parti, kendisini ülkenin önde gelen sol partisi olarak konumlandırarak ülke siyasetine 99 yıldır hâkim olan iki sağ partiyi; Fine Gael ve Fianna Fail‘i geride bırakmıştı.

Ancak seçimlerin ardından, birbirleriyle tarihi bir rekabet içinde olan iki parti, iktidarı Sinn Féin’e bırakmamak adına bir koalisyon kurmaya çalışıyor.

Salda’da çalışma durdu: Çevre Bakanlığı soruşturma başlattı, CHP suç duyurusunda bulunacak

Burdur‘un Yeşilova ilçesindeki Salda Gölü‘nde 300 bin metrekarelik bir alana yapılması planlanan Millet Bahçesi inşaatının başlamasına gelen tepkilerin olay yerine giden CHP Burdur Milletvekili Mehmet Göker, çalışmaların durdurulduğunu açıkladı.

Kendilerine çalışmaların müteahhit firma tarafından tek taraflı bir kararla başlatıldığının aktarıldığını söyleyen Mehmet Göker, “Buradan sonra Cumhuriyet savcılığına gidip olayın sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunacağız” dedi.

Bakan Kurum: Kabul edilemez, soruşturma başlattık

Çevre ve Şehirclik Bakanı Murat Kurum da, olaydan sonra yaptığı açıklamada, “Bizlerin de asla kabul etmeyeceği görüntülerle ilgili, gerekli soruşturmayı başlattık” dedi. Göl çevresinde iş makinelerinin çalıştırıldığını gösteren bir videonun sosyal medyada yayılması üzerine binlerce kişinin tepki gösterdiği olayın ardından Twitter’dan açıklama yapan Bakan, açıklamasında şunları ifade etti:

Salda Gölü bizim kalbimiz, en değerli varlıklarımızdan bir tanesidir. Salda Gölü ile ilgili olarak sosyal medyada bizlerin de asla kabul etmeyeceği görüntülerle ilgili, gerekli soruşturmayı başlattık.

Salda geleceğe en doğal haliyle ulaşacak. Milletimiz müsterih olsun. Usulsüz vusul olmaz. Usul asıl kadar önemlidir.

Salda’yı koruyacak olan projenin kendisi kadar, uygulama usulü de çevreci olmalıdır. Bu nedenle işçilerimizden peyzaj ekiplerimize kadar herkes çok daha dikkatli olacak.

En küçük hoyratlığa dahi müsaade etmeyeceğiz. Yüklenici firmaya, projede yer almayan bir uygulama yaptığı için gerekli cezalar verilmiştir.

Ayrıca, müşavir firma ve sorumlu personeller ile ilgili soruşturma başlatılmıştır. Sorumluluğu kesinleşen personeller görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Paylaşılan olumsuz görüntüler, #Salda Gölü’nü koruma eksenli projemizi kesinlikle yansıtmamaktadır.

Bizim projemiz, bembeyaz kumsallarıyla, turkuaz rengiyle, Salda’yı gelecek nesillere en güzel şekilde koruyarak aktarma projesidir.”

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı da bir açıklama yaptı ve “Salda Gölü ile ilgili olarak sosyal medya platformu Twitter üzerinden paylaşımlar yapılmaktadır. Paylaşımda yer alan görüntüler yüklenici firmanın şantiye alanı ve otopark bölümünde arazi düzenleme görüntüleri olup, koruma amaçlı oluşturulan yaklaşım mesafesinin dışında küçük bir alandır” dedi.

Ziyarete kapalı, iş makinelerine açık

Koronavirüs salgını sebebiyle bir süredir ziyaretçi girişine kapatılan alanda iş makineleri görüntüleri sosyal medyada büyük tepki toplamıştı. CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca beyaz kumların iş makinalarıyla taşınmaya başladığını duyurmuştu.

Karaca, ”Kamyonlarla, iş makinalarıyla girdiğiniz o beyaz kumlar, tarihi 3.7 milyar yıl öncesine dayanan, canlı organizmalar. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Saray’ın ‘Millet Bahçesi’ emrini yerine getirmek için cinayet işliyor” ifadeleriyle tepkisini dile getirmişti.

Bembeyaz kumsallarıyla bir doğa harikası

Burdur’un Yeşilova ilçesinde bulunan Salda Gölü, 184 metreye ulaşan derinliğiyle Türkiye’nin en derin gölü olarak biliniyor. Mars yüzeyinde bulunan toprak yapısıyla benzer özellikler taşıdığı belirtilen Salda Gölü’nün hidromanyezit içeren bembeyaz kumsalları, benzersiz bir görsel şölen oluşturuyor.

Yüksek alkalin içeren ve ekolojik dengesini halen koruyan Salda, suyu en temiz göllerin başında geliyor. Endemik Salda yosun balığına da ev sahipliği yapan göl ve çevresi 110 kuş türünün de yaşam alanı. Bütün bu özellikleriyle dünyanın ender sulak alanlarından biri olan Salda Gölü ve çevresi, 1989 yılında 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak koruma altına alınmasına karşın bugüne kadar korunmadı.

Emisyonların azalması virüsün küresel ısınmayı azaltacağı anlamına gelmiyor

Eric Roston’ın Bloomberg Green için kaleme aldığı makale Yeşil Gazete tarafından çevrildi.

*

Bahar ayları, devam eden ekonomik durmanın küresel ısınma için ne anlama geldiğini anlamak için zor bir zaman.  Karbondioksit seviyeleri her zaman ilkbahar ve yaz boyunca Kuzey Yarımküre’de düşer. Çünkü aç bitkiler birincil sera gazını yutar.

Bu mevsimsel etki, şu anda pandemik kilitlenmelerin milyarlarca insanın araç kullanmasını ve çalışmasını durdurduğu, fosil yakıt kullanımını engellediği ve karbondioksit emisyonlarını azalttığı bir zamanda yaşanıyor.

Küresel Karbon Projesi’nin başkanı ve Standord Üniversitesi’nde profesörlük yapan Rob Jackson “Birkaç hafta değil ama birkaç ay böyle devam edersek, karbon emisyonlarında hayatım boyunca görmediğim bir düşüş göreceğiz. Büyük ihtimalle İkinci Dünya Savaşı’ndan beri. Gidişatımız bunu gösteriyor” dedi.

Düşüşler mevsimsel etki altında

Ancak, yeni emisyonların bu yıl boyunca azalmaya devam etmesi, yaşadığımız ekonomik krizin 2008 resesyonundan daha ciddi olmasına rağmen atmosferdeki CO₂ oranlarında çok az bir etkisi olacak. Sayı zamanla artıyor ancak mevsimsel etki altında ani düşüşler yaşıyor.

Bilim insanları atmosferin CO₂ yoğunluğunu milyonda bir parça dediğimiz ppm değeri ile ölçer. Şu anda atmosferde yaklaşık 415 ppm CO₂ bulunuyor. Bu sanayileşmeden önce 280 ppm idi. CO₂ sayısı ne kadar yüksek olursa iklim değişikliği o kadar tehlikeli.

Bildiklerimiz yetersiz

Bu CO₂ yoğunluğuna ait değerler- yani uzun süre atmosferde kalanlar-  CO₂ emisyonlarından veya enerji santrallerinden, araçlardan veya diğer kirlilik kaynaklarından çıkan gaz miktarlarından farklı. En erken salgından etkilenen ülkelerden çıkardığımız tahminler ile salgının küresel emisyonlar üzerindeki etkisi hakkında bildiklerimiz oldukça eksik.

Covid-19 yüzünden Çin ekonomik aktivitelerini kapatmaya başladıktan kısa süre sonra, analistler de karantinalar ile ne kadar iklim kirliliğinin önlenebileceğini tahmin etmeye başladılar. Şu ana kadar çıkan sonuç yüzde 25 civarında. Bu da geçici olarak.

Elektrik talebi azaldı

Emisyonlardaki çöküş yeni tip koronavirüs ile birlikte dünya çapında hareket etti. Son iki hafta boyunca Bloomberg’teki analistler, elektrik talebinin normale kıyasla İtalya’da yüzde 23 altında, Birleşik Krallık’ta yüzde 17, New York’ta ise yüzde 15 altında olduğunu ortaya koydu.

ABD’deki hava kirliliği Mart ayında yüzde 30 azalma gösterdi. ABD Enerji Bilgi Ajansı, karantina sebebiyle otomobil, enerji santrali ve diğer kaynaklardan salınan emisyonların bu yılsonunda yüzde 7,5 düşüş yapacağını tahmin etti.

Ülkelerin ve sektörlerin tek tek sunduğu anlık görüntüler, 2020’den itibaren atmosferde kalıcı olacak CO₂ emisyonlarının miktarı hakkında küresel bir açıklama yapmamıza katkısı yok. Mevsimsel değimin etkisi ile CO₂ seviyelerinin yükselip alçalmasını izlemek bu belirsizliğin sadece bir kısmını açıklar.

Karbon yutakları kara ve okyanuslar

İnsanların saldığı CO₂’in çoğu atmosferde kalmaz. Yüzde 45’i havada kalırken, yaklaşık yüzde 30’u kara ekosistemlerine gidiyor ve yüzde 25’i ise okyanuslara gömülüyor. Atmosferde ortaya çıkan yıllık emisyon miktarları sadece kirliliğe göre değil, gezegenin geri kalanının onu ne kadar iyi veya kötü emdiğine bağlı bir rastgelelik üzerinden belli oluyor. Bilim insanları, tropik ormanların geçmişte olduğu kadar CO₂ yutma yeteneklerini kaybettiklerinden giderek daha fazla endişe duyuyorlar.

Karadan ve denizden gelen rutin yardım, İlk üç ayın normalden daha düşük kirliliğe sebep olmasına rağmen karadan ve denizden gelen rutin yardım emisyon yılının nasıl biteceğini bilmemizi engelliyor.

Yıllık ölçümlerde gözlenmeyebilir

Scripps Oşinografi Enstitüsü’nde bir jeokimyacı olan Ralph Keeling yalnızca küresel emisyonlarda bir yıl boyunca gerçekleşecek sürekli yüzde 10’luk bir düşüşün CO₂ konsantrasyonlarında açıkça görünebileceğini söylüyor. 2008 finansal kriz ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü gibi ekonomik felaketler bile, 1958’den bu yana kayıt tutan Hawaii’deki Mauna Loa’da yapılan CO₂ okumalarında görünmedi.

CO₂ miktarı 2010’dan bu yana yılda ortalama 2,5 ppm artıyor. 2020’de gerçekleşecek önemli bir azalmanın dahi bu dinamiği düzeltme imkanı yok.  Exeter Üniversitesi’nden Pierre Friedlingstein yıllık emisyonlarda yüzde 10’luk bir düşüşün gene de CO₂ miktarında 2ppm’lik bir artışa dönüşeceğini tahmin ediyor.

Keeling, iklim kirliliğini küvete akan suya benzetiyor: Su daha az akmaya başladığında, değerlendirmeyi küvetteki suyun yükselişinden değil de musluktan çıkan suyun tazyiğinden yola çıkarak yapmak daha kolay olur. CO2 söz konusu olduğunda fabrikaların, şehirlerin ve hatta ülkelerin tamamının ürettiği emisyonları anlamak, atmosferdeki azalmayı tespit etmekten daha kolay.

CHP infaz yasasını AYM’ye götürüyor

Günlerdir TBMM Genel Kurulu’nun gündeminde olan ve CHP ve HDP’nin muhalefetine rağmen yasalaşan infaz düzenlemesi Anayasa Mahkemesi yolunda. CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, Meclis’te yaptığı açıklamada infaz kanunu teklifinin dün gece yasalaştığını hatırlatarak,  Cezaevinde tutuklu ve hükümlü bulunan 300 bine yakın her insanın hayatı değerlidir.Bu insanlarla ilgili çıkartılacak infaz yasasında bunların hepsi bu suçlarda indirime uğrayabilmesi için bir düzenleme şarttır dedik” diye konuştu.

Özkoç, infaz yasasının Anayasa Mahkemesi’ni götürülüp götürülmeyeceğine ilişkin soruya, “Götüreceğiz. Arkadaşlar hazırlıklara hemen başlayacaklar. İnfaz yasası, Genel Başkanımızın emriyle yaşam hakkının savunulması açısından, içerideki düşünce suçlularının akademisyenlerin, herkesi kapsayacak bir şekilde çıkması için mücadele edeceğiz” yanıtını verdi.

Erdoğan: Düzenleme kamu vicdanının hassasiyeti dikkate alınarak hazırlandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da dün Meclis’te kabul edilen yeni infaz düzenlemesini yorumladı. “İnfaz düzenlemesi milletimizin ve kamu vicdanının hassasiyeti dikkate alınarak hazırlandı” diyen Erdoğan şunları söyledi:

“Bu düzenlemenin hazırlığından yasalaşmasından tüm süreçlerinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Yeni infaz düzenlemesi uygulamadaki sıkıntılar yanında milletimizin ve kamu vicdanının da hassasiyetleri dikkate alınarak hazırlanmıştır. İnfaz hâkimliklerinin etkinliğini artırmak amacıyla ihtisaslaştırmanın önü açılmıştır.”

‘Suç ve yaptırım dengesi yeniden ele alınacak’

Islah önlemlerine ağırlık verilerek aynı kişilerin tekrar suç işlemesine engel olunmasının hedeflendiğini belirten Erdoğan, “İnfaz ve denetimli serbestlik aşamalarında çocuk, yaşlı, hasta yeni doğum yapmış kadınlar gibi gruplar lehine bir insani yaklaşım geliştirilmiştir. Bu düzenleme ile infaz adaleti ile ilgili tüm amaçlarımıza ulaşmamız mümkün değildir. İnsanlığın asla bitmeyecek bir ülküsü olan adalet arayışında daha yapacak çok işimizin olduğunu biliyoruz. Bu anlayışla ceza kanunumuzdaki suç ve yaptırım dengesini tümüyle yeniden ele alacak kapsamlı bir çalışmaya şimdiden başladık. Önümüzdeki yasama döneminde Meclis’teki ilk işlerimizden biri de bu olacaktır” ifadesini kullandı.

Erdoğan, “Bu düzenlemedeki hükümlüler lehine iyileştirmeler ile yeni infaz yöntemler adaletin tecellisi sırasında vicdanların yaralanmasının önüne geçmek için getirilmiştir” görüşünü savundu; açıklamasında Cumhur İttifakı’nın bileşenlerinden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye de teşekkür etti.

Pakette ne yoktu?

AKP’nin, MHP’nin önerileri doğrultusunda hazırladığı İnfaz Paketi, altı gün süren görüşmeler sonunda, 330 milletvekilinin katıldığı oylamada, 51 ret oyuna karşılık, 279 kabul oyuyla TBMM Genel Kurulu’nda, dün kabul edildi.

Meclis’e sevk edildiği gün bu yana düşünce suçlularını bütünüyle kapsam dışında bırakması, tutukluları kapsamaması, kişiye karşı işlenen suçlarla ilgili af niteliğinde düzenlemeler içermesi nedeniyle eleştirilen pakette, bu konularda değişiklik olmadı. AKP ve MHP’nin oylarıyla, hiçbir şiddet eylemi bulunmamasına rağmen görüşlerinden dolayı Terörle Mücadele Kanunu uyarınca cezalandırılan siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler cezaevinde kalmaya devam edecek.

 

Dünya Yunus Günü kutlu olsun

Sosyal zekalarıyla bilinen okyanusların memeli canlıları yunuslar bugün, deniz kirliliği, besin azalması, deniz trafiği, su altı gürültüsü (özellikle petrol arama faaliyetleri esnasında üretilen ani ses) , kasti öldürme, hedef dışı olarak ağlara takılma gibi nedenlerle tehlike altında.

14 Nisan Dünya Yunus Günü de bu duruma dikkat çekmek için her yıl kutlanıyor. WWF Türkiye  yunuslara ilişkin bilgilerin verildiği bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu bilgiler paylaşıldı:

  • Yunusların yavrularını 11-12 ay karınlarında taşıdığını ve 4-6 ay süreyle emzirdiğini biliyor muydun? Mesela İstanbul Boğazı’nın yerlilerinden olan afalina türleri yavrularını 12 ay karnında taşırken, 9 ay yavrularını emzirirler ve 4 yıl boyunca başka bir yavru dünyaya getirmezler.
  • Yunuslar, ‘memeliler’ sınıfında yer aldığından halk arasında sıkça kullanılan ‘yunus balığı’ tabiri doğru değildir.  Yunuslar akciğerleriyle solunum yapar; solungaçları yoktur. Soluk alabilmek için suyun yüzeyine çıkarlar. Bazı yunuslar 8 metreye kadar sıçrayabilir, nefeslerini yaklaşık 30 dakika tutabilirler.

Grup halinde geziyorlar

  • Zeki ve sosyal canlılardır; gruplar halinde gezer, beslenir ve dinlenirler. Oyun oynamayı çok severler.
  • Dünyada, 89 yunus (dişli balina) ve balina (dişsiz balina) türü bulunurken, bunlardan 75’i yunus türüne aittir. Yunusların 72’si denizlerde yaşarken 3 türü ise nehirlerde yaşar. Türkiye’yi çevreleyen denizlerde en çok gözlemlenen yunus türleri, Afalina (Tursiops truncatus), Mutur (Phocoena phocoena relicta), Tırtak (Delphinus delphis), Çizgili Yunus (Stenella coeruleoalba ).

Tehlike altında

  • Türkiye’de de görülen bütün türler IUCN kırmızı listesine göre tamamı insan kökenli faaliyetlerden dolayı “tehlike altında” olarak sınıflandırılmışken, Tırtak türü, 2003 yılında Uluslararası Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) ‘tehlike altındaki türler’ listesine girmesine rağmen son 60 yılda popülasyonları yüzde 50 oranında azaldı.

WWF’nin açıklamasında “Dünya Yunus Günü’nde bir yunus evlat edinerek ya da aylık düzenli bağışlarınız ile bu eşsiz canlıların denizlerde özgürce yaşaması için yürüttüğümüz çalışmalara siz de destek olun” çağrısı yapıldı.

Parklarda eğlence amaçlı hak ihlalleri

Yunuslar sadece okyanuslarda değil gösteri amaçlı getirildikleri parklarda da pek çok hak ihlaliyle karşılaşıyor. 2016’dan bu yana hayvan hakkı ihlallerini raporlayan Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Yunuslara Özgürlük Platformu ve Dört Ayaklı Şehir’in açıkladığı 2020 yılı verilerine göre 2005-2017 yılları arasında 25 yunus bu parklarda can verdi. Türkiye’de halihazırda toplamda 50 tutsak yunus olduğu belirtiliyor.

 

 

 

Kuzey Kutbu’ndaki iklim değişikliği araştırmaları koronavirüs sebebiyle durdu

Grönland’ın en büyük buzul dağında her yıl 150 iklim bilimcinin katılımıyla gerçekleştirilen EastGRIP projesi koronavirüs sebebiyle durduruldu. Çalışmada, bilim insanları dağ buzulunun altında kalan buzların okyanusa nasıl aktığını ve bunun yükselen deniz seviyelerine olan etkisini araştırıyordu.

Deutsche Welle’den Alex Matthews tarafından hazırlanan ve İklim Haber’den Çisil Sevinç’in çevirdiği habere göre salgının önlenmesi için alınan önlemler araştırmayı imkansız hale getirdi.

Ülkeye giriş çıkışlar kapatıldı

Grönland hükümeti yerli nüfusu tehlikeye atmaktan ve sağlık hizmetlerinin aksamasından kaçındığı için ülkeyi yabancılara tamamen kapattı. Ülkeye girişler açık olsa dahi uluslararası ekibi toplamak ve hastalanma risklerine karşın onları en yakın havaalanından 1600 kilometre öteye taşımak zorunda kalacaklardı. Ancak ekipleri taşıyan ve tedarik sağlayan aktarma uçakları da yasaklanmış durumda.

‘Dip kayaya ulaşmayı planlıyorduk’

Araştırmanın durması da pek çok planın ertelenmesine sebep oldu. Bilim insanalrı, beş senedir üzerinde çalıştıkları projede nihayet aradıkları buz akıntılarına ulaşmayı umuyorlardı.

Kopenhag Üniversitesi Buz, İklim ve Dünya profesörü ve EastGRIP komite başkanı Dorthe Dahl-Jensen, “Bu sene dip kayaya ulaşmayı umuyorduk. Bu oldukça heyecan verici çünkü buz akıntısı için çok önemli bir kısma indik. Buz gerçekte nasıl akıyor? Beş yıldır bu sorunun cevabını arıyorduk ve bu yıl sonunda ulaşacaktık. Bütün bu gelişmeler askıya alındı. Sonuçlara ulaşamadan yaşamak zorundayız” dedi.

EastGRIP proje ekibi

On yıllık çalışma boşa gidecek

Ekip gelecek sene çalışmaya geri döndüğünde, veriler kaybedilmiş olacak. Bir sene daha yağacak kar, siperleri ve ekipmanları gömecek ve bu da onarımla zaman kaybedileceği anlamına geliyor. Bu sorunla karşı karşıya kalan Dr Ken Mankoff ve ekibi, Danimarka ve Grönland Jeoloji Araştırması ile birlikte çalışıyor. Grönland’daki buz tabakasının sağlığını inceliyor ve kar yağışını gözlemliyorlar.

Bununla birlikte, alanda kurdukları görüntüleme ekipmanına erişim sağlayamazlarsa on yıllardır elde edilen bulgular arasında boşluklar oluşacak. Mankoff, “En kötü senaryoda, 12 aylık bir boşluk olacak. Bazı veriler uydular ve uzaktan algılama cihazlarıyla yakalanabilir ancak diğer özgün parçalar tamamen kaybolacak” şeklinde konuştu.

Dahl-Jensen ve Mankoff araştırma alanlarına dönene kadar verilerinin kaybolmadığını ve araştırmayı fazla etkilemediğini umut etmek zorunda. Şimdilik, ikisi de evde kaldıkları ve kendilerini, ekiplerini ve geri kalan herkesi tehlikeye atmadıkları için mutlu.

Norveç’te üniversite kapatıldı

Olumsuz etkilenenlerden biri de, Norveç’teki Svalbard Üniversite Merkezi (UCIS) direktörü Dr Joran Moen. Norveç hükümetinin emri üzerine çalıştığı okul kapatıldı ve alan araştırması iptal edildi. Svalbard’daki 70 öğrenci yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamlayamayacak.

Moen, “Bölgedeki iklim değişikliğinin görüntülenmesinde, Mart ayından Haziran ayına kadar yaşanan dönüşümler oldukça etkili olacak. Bölgedeki sıcaklığın hızla değişmesinden dolayı Kuzey kutbunun çok hassas bir bölgesindeyiz. Bu bölge, insanlığın iklimi ve etkilerini ne denli etkileyebileceğinin kanıtı niteliğinde” şeklinde konuştu.

Moen’e göre, veri boşlukları Svalbard’daki uluslararası topluluğun tamamı için bir problem yaratıyor ve araştırmayı olumsuz etkiliyor. Bununla birlikte, öğrencilerin yaşadığı veri kayıpları araştırmalarını tehlikeye atıyor.

Moen ve UCIS, eğitime devam etmek için olabildiğince çok önlem aldılar. Dersler dijital ortama taşındı ve hâlâ küçük ve risksiz araştırma gezileri planlanıyor. Dahl-Jensen ve Mankoff ekipmanlarına ne zaman ulaşabileceklerini beklerken, karda ne kadar fazladan mesai yapmaları gerektiğini planlıyorlar.

 

Güzel, tehlikeli ve zarar görmüş: Fotoğrafçıların gözünden okyanus [Foto Galeri]

Ahtapot avcılığı yapan serbest dalışçılar, markette satılmak için bir araya getirilen köpekbalığı yüzgeçleri, leopar foku ile yakın karşılaşma ve daha birçoğu. Hepsi 2020 Okyanus Fotoğrafçılığı yarışmasında birinci olmak için bekliyor.

Guardian Oceanographic Magazine tarafından düzenlenen yarışmada jüri üyelerinin seçimlerini listeledi. Toplamda 500 bin Euroluk ödülün verileceği yarışmaya başvurular 30 Haziran tarihine kadar açık.

Altı kategori

Okyanus koruma alanında çalışmalar yürüten SeaLagacy partnerliğinde gerçekleştirilen yarışma ünlü yat şirketi Princess tarafından destekleniyor. Ödüller içlerinde yılın okyanus fotoğrafçısı ve okyanus muhafazası, okyanus keşfi ve okyanus macerası gibi başlıkların bulunduğu altı kategoride dağıtılacak. Yarışmaya katılan fotoğraflardan bazıları ise şu şekilde:

Görkemli bir balina köpekbalığı Meksika Isla Mujeres’de yiyecek bulmak için yolculuk yaparken parlak ışıklar ile yıkanıyor. Fotoğraf: Shawn Heinrichs
Tayvan’da binlerce köpekbalığı yüzgeci markete götürülmek için kıyıya boşaltıldı ve aralarından seçim yapıldı. Fotoğraf: Paul Hilton
Bir leopar foku, fotoğrafçıya bir penguen ikram etmeye çalışır ve teklif kabul edilmediğinde şaşkına döner. Fotoğraf: Paul Nicklen
Antarktika’da bir leopar foku buzda devriye gezerken penguenler sudan korunmak için toplanıyor. Fotoğraf: Cristina Mittermeier
Güney Hindistan’da yaşayan bir kadın bir avuç küçük balığı daha sonra tavuklarına yem yapmak için güneşte kurumaya bırakır.Fotoğraf: Cristina Mittermeier
Güney Kore’de Haenyeo’lu bir kadın, tek bir nefeste yakaladığı büyük bir ahtapotu ağına alıyor. Fotoğraf: Luciano Candisani
Papua Yeni Gine’de yer alan Bairaman Nehri ve çevresindeki ormanın havadan görünümü, Ülkenin ormanları; zengin bitki ve hayvan ekosistemini destekliyor ve Dünya’daki en çeşitli ormanlardan biri. Fotoğraf: Paul Hilton

Türkiye Eczacılar Birliği: Görmezden gelinmek istemiyoruz

Türk Eczacıları Birliği (TEB) basın açıklaması yaparak salgın nedeniyle eczane çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekti ve seslerinin duyulmasını istediklerini söyledi.

Birlik adına konuşan TEB Başkanı Erdoğan Çolak 13 Nisan 2020 itibarıyla dört eczacının hayatını kaybettiğini, üç eczane çalışanının hastanede tedavi gördüğünü, 12 eczacının ve 25 eczane çalışanının ise evinde karantinada olduğunu söyledi.

‘Düzenli aralıklarla testten geçirilmek istiyoruz’

Açıklamada eczane çalışanlarının koruyucu ekipmanlara ulaşmada zorluk çektiğine ve ekonomik sıkıntıları olduğuna değinilerek “Ancak tüm bunlara rağmen görmezden gelinmek, yok sayılmak istemiyoruz” denildi. Birlik taleplerini şu şekilde sıraladı:

  • Tüm eczacılarımızın ve eczane çalışanlarımızın düzenli aralıklarla testten geçirilmesini istiyoruz.
  • Koruyucu ekipman temini konusunda acil yardım çağrısında bulunuyoruz.
  • Hükümet’in açıkladığı ekonomik paketlerde eczacılarımıza da yer verilmesini istiyoruz.

Geçtiğimiz hafta 38 yaşındaki, kronik rahatsızlığı bulunmayan eczacı İsmail Durmuş koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetmişti. Durmuş’un ardından Türkiye’nin dört bir yanındaki eczacılar Durmuş’un anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunmuşlardı.