Ana Sayfa Blog Sayfa 2152

Tarım Kredi Birlik’e gıda sahtekarlığından cezalı firmaların kurucu ortağı atandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük önem verdiğini belirttiği market projesi Tarım Kredi Marketler’in bağlı olduğu Tarım Kredi Birlik A.Ş.’ye gıda sahtekârlığından birçok defa ceza almış firmaların kurucu ortağı Yavuz Mehmet Bulut genel müdür olarak atandı.

Marketin bağlı olduğu Tarım Kredi Birlik genel müdür ve genel müdür yardımcıları geçtiğimiz ay topluca görevden alınmıştı. Genel müdür yardımcılığına ise geçici olarak şirketin yönetim kurulu başkanı Mehmet Okan Ateş atanmıştı.

Milli Gazete’den Sadettin İnan’ın haberine göre Nisan ayının başında Ateş görevinden alınarak, şirkette genel müdür yardımcısı olan Yavuz Mehmet Bulut genel müdür olarak atandı.

Gıda sahtekarlığından ceza almıştı

Bulut’un kurucu ortağı olduğu Tadaban Gıda ve Anadolu Eksper’e hileli gıda üretimi sebebiyle defalarca bakanlık tarafından ceza kesildiği belirtiliyor. Buna göre, Tadaban Gıda 15 kez, Anadolu Eksper Gıda ise beş kez Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ifşa ettiği listede yer aldı.

Aynı zamanda Donello Gıda da birçok listede ismi ifşa edilirken, en son 2019 Ekim ayında yayınlanan taklit ve tağşiş listesinde, 3 seri ürünüyle birlikte yer almıştı. Kendisini bal uzmanı olarak tanıtan Bulut’un, kurucu ortağı olduğu üç firmanın da ağırlıklı olarak bal ve tereyağından ifşa ettiği belirtiliyor.

Tarım Kredi Kooperatifleri: İftira

Öte yandan, haberin yayılmasının ardından Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri bir basın açıklaması yayınlayarak Bulut’un göreve atanmadığını, görevi vekaleten yürüttüğünü söyledi. Ayrıca Bulut’un ortak olduğu şirketlerle ilgili ortaya atılan iddialara yönelik şu bilgiler kaydedildi:

  1. Donello Gıda’da 21.11.2013 tarihinde %50 pay ile kurucu ortak olarak yer almış olup 04.2015 tarihinde de TÜM PAYLARINI devrederek Şirketle olan tüm bağını ortadan kaldırmıştır. Bu Şirket ürünlerine ilişkin tağşiş ve ifşa listesi ise 2019 yılında Yavuz Mehmet Bulut’un Şirket ile ilişkisini kestiği tarihten TAM 4 YIL SONRA yayımlanmıştır. Buna rağmen bahse konu tağşiş ve ifşa listesinin Yavuz Mehmet Bulut’un Şirketin ortağı olduğu sırada yayımlanmış gibi habere konu edilmesi İFTİRA NİTELİĞİNDE OLUP HABER TAMAMEN ASILSIZ ve GERÇEK DIŞIDIR.
  2. Tadaban Gıda 13.04.2009 tarihinde kurulmuştur. Bu Şirketin unvanı ise 03.04.2012 tarihinde Anadolu Eksper Gıda olarak değiştirilmiştir. Yavuz Mehmet Bulut, Şirkette sadece %18 azınlık hissesi bulunmakta iken, Şirket ürünlerinin 24.07.2013 tarihli Bakanlık ifşa listesinde yer almasını takiben 09.2013 tarihinde Şirket paylarının TAMAMINI devretmek suretiyle Şirket ile olan tüm ilişkisini sona erdirmiştir.

 

 

 

NYT: Türkiye Covid-19 kaynaklı ölümlerin sayısını gizliyor olabilir

New York Times (NYT), İstanbul‘daki son iki senenin ölüm verilerini inceledi ve sayıların öncesine göre ciddi artış gösterdiğine işaret ederek Türkiye‘nin Covid-19‘la ilişkili ölümler konusunda gerçek verileri paylaşmadığını öne sürdü.

Gazetenin araştırmasına göre bu sene 9 Mart – 12 Nisan tarihleri arasında, geçen yılın ortalamasına göre yaklaşık 2 bin 100 daha fazla ölüm yaşandı. Türkiye’de 9 Mart’ta Covid-19 kaynaklı ölüm açıklanmamıştı, bu sayı, 12 Nisan’da bin 198 arttı. NYT, İstanbul’daki veriler ve açıklanan sayılar kıyaslandığında ölü sayısının çok daha fazla olma ihtimalinin ortaya çıktığını belirtti.

Haberde 2 bin 100 kişinin koronavirüs kaynaklı bir nedenle öldüğüne dair kanıt bulunmasa da yükselişin salgın günlerinde yaşandığına dikkat çekildi.

Fotoğraf: AA

Hastane ve mezarlıklardan haber akışı az

NYT’nin Pulitzer Ödüllü İstanbul Büro Şefi Carlotta Gall ise, hükümetin Covid-19 kaynaklı ilk ölümü 17 Mart’ta açıkladığını hatırlatarak, İstanbul’da ölüm oranının daha önce zıplama yaptığını, yani Covid-19’un Türkiye’ye gelişinin geç açıklanmış olabileceğini savundu.

Konu üzerine araştırma yapan Bentley Üniversitesi Ekonomi Fakültesi‘nden Asistan Profesör Onur Altındağ da benzer sonuçlara ulaştı.

Gall, “Beştepe Sarayı, dikkatlice organize edilmiş bir propoganda kampanyası uyguluyor” diyerek hastanelerden ve mezarlıklardan neredeyse haber akışı olmadığına dikkat çekti. Haberde, mart ayında “provokatif” paylaşımlar sebebiyle 410 kişinin tutuklanmasına da yer verildi.

Kazdağları’ndaki çadırlı nöbet koronavirüs bahanesiyle sonlandırılmak isteniyor

Haber: Elif Ünal

Çanakkale Orman Müdürlüğü, yeni koronavirüs salgınını gerekçe göstererek, Kazdağları’nda yapılmak istenen altın madenine karşı başlattıkları çadırlı nöbetin 270’inci gününde olan eylemcileri alandan uzaklaştırmak için tebliğde bulundu.

Kararda “Orman Bölge Müdürlüğü’nün izni olmadan ormanlık alanlarda, orman içi ve kenarlarındaki mesire yerlerinde piknik yapılması, bu alanlara girilmesi, konaklanması, gecelenmesi, ateş yakılması, anız veya benzeri bitki örtüsünün yakılması yasaklanmıştır” denildi. Ayrıca bahsi geçilen alanlarda Mülki İdare Amiri izni bulunmadan drone uçuşuna izin verilmeyeceği de belirtildi.

Aktaş: Çalışmalarına engel olduğumuz için bizi kovmak istiyorlar

Kazdağları’nda çadır nöbetinden Ferzan Aktaş Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada kararın kendilerine dün akşam saatlerinde tebliğ edildiğini ve tahliyelerinin istendiğini belirtti.  Bu kararın, şirketin çalışmaya başlamak istemesi sebebiyle verildiğini düşündüklerini söyleyen Aktaş şu değerlendirmede bulundu:

Buranın Salda gibi olmasından korkuyoruz. Biz gider gitmez, ruhsatlarını yenileyip çalışmaya başlayacaklarından korkuyoruz. Daha önce ruhsatsızken de ağaç kesimlerine devam etmişlerdi. Biz bunu belgeleyerek kesimleri durdurmuştuk. Şimdi baharda tekrar çalışmaya başlayacaklarına dair duyumlar alıyoruz. Bizim varlığımız buna engel olduğu için de bizi buradan kovmak istiyorlar.

‘Kendi izolasyonumuzu sağladık’

Salgının başlamasından itibaren kendilerini izole ettiklerini söyleyen Aktaş “Şu anda yedi kişi civarındayız. Kimi gün 30, kimi zaman daha kalabalık oluyorduk. Salgın başladığından itibaren izole ettik kendimizi. Bunu jandarmaya da bildirmiştik. Şehre inip çıkmamak için kilerimizi de doldurmuştuk” dedi.

Bu kararla kendilerini salgının yoğun olduğu büyük şehirlere ve şehirler arası yolculuğa mecbur bıraktıklarını belirten Aktaş “Asıl bu şekilde bizim sağlığımızı tehdit ediyorlar” dedi.

‘Maden şirketi çalışanları durmaya devam ediyor’

Öte yandan bölgede altın madeni işletme ruhsatı olmayan Alamos Gold ve yerli iştiraki Doğu Biga Madencilik’in çalışanları ise bölgede durmaya devam ediyor. Aktaş, “Kapısında en az üç dört kişi güvenlikte duruyor ve vardiyalı çalışıyor. Büyük bir alan olduğu için şantiyede daha kaç kişi var bilmiyoruz ancak arabalar gelip gidiyor. Bize uygulanan tahliye kararını onlar için uygulanmıyor. Onlar için ise herhangi bir sağlık önlemi alındığını görmedik” dedi.

Karara karşı çıkmak için Ekoloji Birliği ve Çanakkaleliler tarafından İl Pandemi Kurulu’na ve Valiliğe dilekçeler yazıldığını söyleyen Aktaş, “Biz burada yaşamak istemiyoruz. Biz burada çalışmalarına acilen durdurulmasını ve rehabilitasyon çalışmasına başlanmasını istiyoruz” dedi.

Her yer Kazdağları: Drone uçuşunun pandemiyle alakası ne?

Bölgede yaşayan eylemcilerin tahliye edilmesine yönelik karara tepki gösteren Her Yer Kazdağları da bir açıklama yayınladı. Pandemi krizinin doğa talanı açısından bir fırsata çevrilmek istendiğini görüyoruz” denilen açıklamada şu sorular yöneltildi:

❓Drone uçuşunun yasaklanmasının pandemiyle mücadeleye nasıl bir etkisi var? İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu, bu kararlarla şirketlerin gayri resmi ya da resmi çalışmalarını rahatlatmak,doğa tahribatlarının belgelenmesini engellemek mi istiyor?

❓Bu karar,tahliyeyi duyan kişilerin nöbet alanına sahip çıkmak için Kirazlı’ya gelmesine ve virüsün daha çok yayılmasına neden olacak bir karardır.Kurul, halkın Kaz Dağları hasssasiyeti bilmiyor olabilir mi?Böyle bir karar nasıl alınabilir?

❓Nöbet alanında izole kalanların tahliyesi demek bulaşın gittikçe daha çok yayıldığı ülkemizde, şehirlerarası yolculuğa zorlanmaları,hayatlarının riske atılması demek.Kurul, bu mağduriyeti yaratmayı ve riski nasıl göze alabilmektedir?

 

‘Yaşanabilir bir dünya için moda da temizlenmeli’

Haber: Derya Göregen

İhtiyaçtan fazla üretim ve onu takip eden tüketim çılgınlığı, sadece ekonomileri ve cepleri değil, çevreyi de tehdit ediyor. Tekstil fabrikaları ihtiyacın çok üzerinde üretim yapıyor. Ucuz iş gücü olarak gelişmemiş ülkelerde üretim yaptırmayı tercih eden gelişmiş ülkeler hem insan sağlığına zarar veriyor hem de doğaya bıraktıkları tonlarca zehirli atıkla ölüm saçıyor

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs (Covid-19) salgınını yaşadığımız bu günlerde, moda endüstrisinin, petrol endüstrisinden sonra en kirletici ikinci sektör olduğunu ya da bu endüstrinin; tedarik zinciri, üretim koşulları ve toplumun hızlı tüketim alışkanlığı sonucu doğaya ve ekolojik dengeye verdiği zararlara karşı alınması gereken tedbirlerin alınmadığını biliyor muyuz?

Moda endüstrisi insan sağlığını olumsuz etkilemesinin yanında, milyarlarca dolar karşılığında yapılan hayvan katliamına ve yüksek miktarda karbon salımına neden olurken, yılda 79 milyar metreküp su tüketiyor. 32 milyon havuzu dolduracak bu suyun yanı sıra, çevreye atılan zehirli atıklarla kullanılmaz hale gelen binlerce dere ve bu suların içindeki yaşayamayan canlı türleri de çözüm bekleyen diğer sorunlar olarak ortada duruyor.

Moda endüstrisinin çevre ve insan sağlığına verdiği zararı minimuma indirmenin mümkün olup olamayacağını Yeşil Yama ve Temiz Moda Hareketi aktivistleriyle konuştuk.

Hazır giy, hızlı tüket

Kapitalist sistemin ürettiği “hazır giy”, hızlı tüket mantığının doğaya karşı sorumluluğu hiçe sayarak kontrolsüzce ilerlediğine dikkat çeken konunun uzmanları, son aylarda bütün dünyayı vuran koronavirüs salgınının geldiği gibi gitmeyeceğini, alıştığımız ve bildiğimiz her şeyin değişeceğini ve bu durumda mevcut tüketim alışkanlıklarımız üzerine düşünme vaktimizin geldiğini söylüyor.  

Sürdürülebilir Moda Platformu’nun kurucu üyesi ve Fashion Revolution Türkiye Koordinatörü olan Yeşil Yama aktivisti İrem Yanpar Coşdan tekstil endüstrisinin; materyal eldesinden üretim aşamalarına, ürünlerin tüketiciye ulaştırılmasından kullanım sonrasına kadar değer zincirinin her seviyesinde ciddi çevresel ve sosyal etkilerinin olduğunu belirtiyor.

Bir tişört için 2700 litre su kullanıyor

Aynı zamanda tekstil mühendisi olan Coşdan, konvansiyonel yöntemlerle üretilmiş bir pamuk tişörtünün üretimden satışa çevreye verdiği zararı şöyle anlatıyor:

“Bir tişörtteki pamuğun yetiştirilmesi için 2700 litre su kullanılıyor. Pamuk tarımında kullanılan böcek ve haşere ilaçları toprağın verimliğini düşürürken, çiftçilerin kanser dahil birçok hastalığa yakalanmalarına neden oluyor. Ürünün boya ve terbiye işlemleri için çeşitli kimyasal maddeler kullanılıyor ve eğer bu işlemleri yapan firmanın bir atık yönetim sistemi yoksa bu kimyasallar doğrudan en yakın su kaynağına boşaltılabiliyor. Uzun ve karmaşık bir tedarik zincirine sahip olan tekstil endüstrisi, bir pamuk tişörtün ham maddesini Hindistan’dan alıp kumaşını Çin’de üretip, dikim aşamasını Türkiye’de tamamlayabiliyor. Satış için dünyanın dört bir yanına gönderilen ürünler daha mağazaya girmeden yüksek miktarda karbon salımına neden oluyor.”

Mikroplastikler her yerde

Her kıyafetin su kaynaklarına ve besin zincirine mikro plastikler bıraktığını da belirten Coşdan, “Ürün satıldıktan sonra, kullanım miktarı ve yıkama sıklığı/şekli çevreye olan etkisinde pay sahibi. Örneğin, polyester içerikli kıyafetlerimiz her yıkamada, suya mikro plastikler bırakıyor. Bu mikro plastikler şebeke suyuna karışarak su kaynaklarımıza ve oradan da besin zincirimize kadar ulaşıyor” diye konuşuyor. .

Hızlı-moda sisteminin kalitesiz ürünleriyle dikte ettiği “kullan-at” kültürü nedeniyle, ucuza satın alınan “sezonluk” kıyafetlerin hiç düşünmeden elden çıkarıldığını belirten Coşdan şunları söylüyor: 

“Genelde ucu bucağı olmayan kıyafet çöplüklerine giden giysilerimizin geri dönüşüm oranı ise teknik kısıtlamalar nedeniyle oldukça düşük. Yani, artık istemediğimiz kıyafetleri geri dönüşüm kutusuna atmamız, onların çöp olmayacağı anlamına gelmez.”

Yüksek kâr, ucuz giysi ve hızlı tüketim

Coşdan, tekstil sektörünün yarattığı ekolojik tahribatın 2000’li yıllarla birlikte daha derin hissetmeye başlandığına vurgu yapıyor ve ekliyor: “Eskiden 10 senede bir değişen akımlardan beslenen moda, son 20 yıldır neredeyse her ay değişen mikro-trendlerin kurbanı olmuş durumda. Bu durum, yüksek kârlar elde etmek için, aşırı ve hızlı tüketime ihtiyaç duyan, sektörün zengin ettiği bir avuç insan tarafından yaratıldı. Uzun süre giyilebilen, dayanıklı ve zamansız giysilerle istenilen aşırı tüketime ulaşılamayacağı anlaşılınca, çözüm kalitesizliklerini fark edemeyecek kadar kısa sürede modası geçen giysilerde bulundu.

Ucuz giysilerden yüksek kâr elde edebilmek için, üreticiler arasındaki rekabetten de yararlanılarak maliyetler acımasızca düşürüldü. En az maliyetle üretim yapmaya çalışan üreticilerin ilk gözden çıkardıkları, ekolojik denge ve işçi hakları oldu. Kurulmayan atık ve arıtım sistemleri, petrol türevi ucuz elyaflar, kalitesiz kumaş ve dikişler, iş güvenliğinden yoksun ve açlık sınırında yaşamaya mahkûm bırakılan tekstil işçileri bu sistemin birer sonucu.”

Moda için katledilen hayvanlar

Moda endüstrisi, doğaya ve insan sağlığına verdiği zararın yanı sıra büyük bir hayvan katliamına da neden oluyor. Kürkünden ve derisinden yararlanılan hayvanların kimi “kaliteli deri” elde etmek için anestezi kullanılmadan “mulesing” yöntemi kullanılarak acımasızca katlediliyor. Coşdan şu örnekleri veriyor:

“Sistemin diğer bir aç gözlülüğünü ise kürk ve deri endüstrisinde görüyoruz. Sektörde özellikle yün ve kuş tüyü eldesinde hayvan refahını gözeten uygulamalar ne yazık ki yine maliyet nedeniyle yeterince yaygın değil. Elyaf verimini engelleyen kurtçuk problemini önlemek amacıyla koyunlara “mulesing” yöntemi uygulanır. Bu yöntemde koyunların kalça çevresindeki yünlü deri anestezi kullanmadan kesilir. Bir diğer örnek Angora yünü: Elyaf tavşandan kırkım yolu ile elde edilebilecekken daha uzun elyaf uzunluğu için yolma yöntemi tercih edilir. Çünkü uzun elyaf daha kalitelidir, daha parlak ve yumuşak bir yapı sağlar. Sırf en az maliyetle, sektörün istediği nitelikte materyal elde edebilmek için moda için işkence yapılmasında ve katledilmelerinde bir sorun görülmüyor. ”

Covid-19 iklim krizinin bir simülasyonu

Senelerdir bu işleyişin sürdürülebilir olmadığı, sektörde bazı radikal değişimler yapılması gerektiği üzerine tartışmalar yürüttüklerini belirten Coşdan, Covid-19 krizi ile değişim için artık daha fazla vaktin olmadığının anlaşıldığını belirtiyor. Salgının sektör açısından, sonuçları çok daha acımasız olacağı bilinen iklim krizinin bir simülasyonu olduğuna dikkat çekiyor Coşdan. İyi haber, müşterilerin önceliklerini yeniden gözden geçirirken, firmaların da  uzun tedarik zincirlerinin, aşırı üretim siparişlerinin ve sömürülen iş gücünün, tekstil sektörünü kriz ortamında nasıl da kırılgan bir hale getirdiğinin anlaşılmış olması. Ama bunun nasıl sonuçları olacağı da henüz öngörülebilir değil.

Coşdan, sektörün bundan sonraki her türlü krize bağışıklık kazanması için köklü bir dönüşüm geçirmeye ihtiyacı olduğunu anlatıyor:  

 “Uzun ömürlü, zamansız ve kaliteleri ürünler, şeffaf ve olabildiğince yalın bir tedarik zinciri doğanın kendini yenileme kapasitesini her şeyin üzerinden tutan, çevreye duyarlı bir üretim ve değer zincirindeki tüm paydaşlara hak ettikleri önemi veren bir anlayış bu dönüşümün ilk adımlarını oluşturuyor. Sonrasında, inovatif bir yaklaşımla çevreye duyarlı yeni materyaller ve üretim teknikleriyle tekstil sektörü, bulunduğu konumu çok daha iyi yerlere taşıyabilir.”

Döngüsel sistem: Geri dönüştürülebilir ve paylaşım ekonomisi

Coşdan, tekstil sektörünün çevresel etkilerini, ürünlerin yaşam döngüleri üzerinden incelemeler yaptıklarını belirterek geri dönüşüm ve paylaşım ekonomisinin önemine vurgu yapıyor. Yapılan çalışmalara göre bir ürünün çevresel etkisinin büyük oranda materyal seçimi ve üretim yöntemlerinden kaynaklandığına vurgu yapan Coşdan, atıkların değerlendirildiği ve kaynak verimliliğinin gözetildiği döngüsel sistemlerin; geri dönüştürülebilir malzemeleri, uzun ömürlü ürünleri ve paylaşım ekonomisini odağına aldığına işaret ediyor: “Her malzeme geri dönüşüme elverişli değil. Tüketiciler, bir kıyafetin üretimi için kullanılan su, enerji ve ham madde miktarını veya bize ulaşana kadar neden olduğu karbon salımını göz önünde bulundurarak, o kıyafeti uzun süre giyerek veya o kıyafeti artık istemediğinde başkalarıyla paylaşarak kullanım ömrünü uzatabilir, bu yolla giydiklerimizin, üretimi dahil çevresel etkisini azaltabiliriz.”

İhtiyaç kadar tüketim

Temiz Moda Hareketi’nin Türkiye ayağının kurucusu Abdülhalim Demir ise markaların daha fazla kâr ve ürün sirkülasyonundan çok döngüsel ekonomiye odaklanması gerektiğini söylüyor. Markaların çoğunun çevre/doğa ve insan sağlığı yararına isteyerek değişmeyeceğinin de farkında olarak dönüşüm gücünün asıl tüketicilerde olduğuna vurgu yapan  Demir şöyle konuşuyor: “Tüketici doğası gereği değiştirme/dönüştürme gücünü elinde bulunduruyor. İnsanlar ihtiyaçları kadar alışveriş yapmaya başlarsa ve bu ihtiyacı da sürdürülebilir ürün kriteri üzerinden yaparsa markaları dönüştürmüş olur.” Demir, tüketicilerin bir ürün alırken doğru tercih yapması gerektiğini, aksi durumda yanlış tercihlerin bedelini ürünü üreten işçilerin ve çevrenin ödediğini anlatıyor.

Mevcut sistemin sürdürülebilir olmadığının artık tartışmasız olduğunu belirten Demir, “Tekstil sektöründe her yıl binlerce işçi can vererek bu sistemin sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Doğa günden güne daha fazla tahrip olarak bu istemin sürdürülebilir olmadığını kanıtlıyor. Bugün bütün dünya koronavirüs ile uğraşıyor. Bu tamamen bizim doğaya verdiğimiz zararın sonucu” diyor.

Oluşturduğu Begojeans markasıyla çevreye, doğaya ve insana saygılı geri dönüştürülebilir ürünler üreterek hem tüketicilere hem de markalara “temiz giysi” üretmenin mümkün olduğunu gösteren Demir, hiçbir kimyasal ve eskitme yöntemi kullanmadan yüzde yüz doğal ve adil bir şekilde üretilmiş geri dönüşümlü ürünler ürettiklerini ve bunun yapılabileceğini kanıtladıklarını ifade ediyor: “Bu ürünler tüketiciler tarafından 5-10 yıl giyilip ömürleri tüketildiğinde, ürünlerimizi geri alıp tekrar dönüştürüyoruz. Tüketiciler bu ürünleri tercih ederek bir değişim/dönüşüme öncülük edebilirler. Begojeans gibi Temiz Moda Hareketi markalarını çoğaltarak tekstili sürdürülebilir hale getirebiliriz. Biz bu örnekle savunduğumuz felsefenin ve hepimizin geleceği olan sürdürülebilirliğin mümkün olduğunu gösterdik. Şimdi hep beraber bunu dünyaya yayarak örnekleri çoğaltmanın zamanıdır.”

Temiz yarınlar için ‘Temiz Moda’

Çevreye, doğaya, insana, hayata saygılı; sağlıklı, uzun ömürlü ve geri dönüşümlü ürünler üretme hedefiyle yola çıkan Temiz Moda Hareketi’nin üretim sürecinde değiştirdikleri ise şöyle:

  • % 0 Kimyasal kullanımı
  • % 80 daha az atık
  • %0 Çocuk işçilik
  • % 60 daha az su kullanımı
  • % 0 Meslek hastalığı riski
  • % 40 Daha fazla çalışan ücreti

Abdülhalim Demir Temiz Moda Hareketi’nin yayılmasının gençlerle mümkün oluşundan hareketle gençlerle çalıştıklarını söylüyor: “Hem Türkiye’de hem de Avrupa’da özellikle de sektöre dahil olacak gençlerle beraber çalışarak onların ufkunu açarak, ilham vererek bir dönüşüm yaratıyoruz. Gençlere tamamen adil, sürdürülebilir tasarımlar yaptırarak farkındalıklarını artırıyoruz.”

Türkiye Basın Özgürlüğü’nde 180 ülke içinde 154’üncü sırada

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 180 ülkede basın özgürlüğünün durumunu mercek altına aldığı 2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi‘ni açıkladı. Türkiye listede sondan 27’nci sırada yer alıyor. Bununla birlikte, geçen yıl 157’nci sırada yer alan Türkiye, bu yıl üç sıra yükselmiş oldu.

İnternet sansürü arttı

Raporda, Türkiye’de tutuklu gazeteci sayısında geçen yıl bir miktar gerileme kaydedilse de dünya genelinde hala en fazla gazetecinin tutuklu olduğu ülkelerden birinin Türkiye olduğu vurgulandı. Türkiye’de internet medyasına yönelik sansürün arttığı belirtilen raporda, Bianet‘in verilerine göre 2019 yılında en az 586 haberin internette sansürlendiği vurgulandı.

Sıralamanın başındaki Norveç ise dördüncü kez yine başı çekti. Norveç’i Finlandiya ve Danimarka izliyor. Sıralamanın sonunda, 180’inci sırada ise Eritre ve Türkmenistan’ın ardından gelen Kuzey Kore var.  

Raporda “Diktatörlükler, otoriterler ve popülist rejimler ne pahasına olursa olsun bağımsız bilgiyi baskı altına almayı artırarak sürdürdü” değerlendirmesi yer ver aldı. Çok sayıda basın mensubunun gazetecilik yaptığı için cezaevinde olduğu Çin, Suudi Arabistan ve Mısır bu eğilimin en öne çıktığı ülkeler arasında gösterildi.     

Basın mensuplarına 13 fiziksel saldırı 

RSF Yönetim Kurulu sözcüsü Katja Gloger, “Korona pandemisi dünyadaki mevcut baskıcı eğilimleri bir büyüteç gibi bir araya topladı” dedi, ancak  listenin pandemi başlamadan önce hazırlandığına dikkat çekti.

Türkiye’nin listedeki en yakın üç komşusuna bakıldığında, yukarısında Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Brunei ve Bangladeş olduğu görülüyor. Ruanda, Özbekistan ve Kazakistan ise Türkiye’nin gerisinde kalıyor. 

Örgüt, 2019 yılında basın mensuplarına 13 fiziksel saldırı yapıldığını ve bu sayının bir önceki yıl 22 olduğunu kaydetti. Saldırıların azalmasının nedeninin aşığı sağcıların geçen yıl daha az protesto gösterisini düzenlemesi olduğu vurgulandı.

Atina’da aşırı sağcıların yaptığı gösteride saldırıya uğrayan DW muhabiri Thomas Jacobi

Yönetimler yalan haber için troll ordularını kullanıyor

Raporda, birçok ülkenin basın özgürlüğünü yalan haberle mücadele bahanesi ile kısıtladığını aktardı. Singapur ve Benin bu duruma örnek olarak gösterildi.

Rusya, Hindistan, Filipinler ve Vietnam’da ise yönetimler tarafından kullanılan troll ordularının kamuoyunu etkilemek amacıyla dezenformasyon yaptığı ve eleştirel haber yapan gazetecileri itibarsızlaştırmaya çalıştığı belirtildi. 

ABD ve Brezilya‘da ise demokratik seçimlerle işbaşına gelen devlet başkanların kin ve nefreti kışkırttığı belirtildi. Popülistler tarafından medyaya karşı oluşturulmaya çalışılan güvensizliğin 2019 yılında çok sayıda muhabire şiddet olarak geri döndüğü ifade edildi.

İspanya, İtalya ve Yunanistan’da da milliyetçilerin ve sağ eğilimli aşırı grupların medyayı doğrudan tehdit ettiği aktarıldı.

ABD’de petrol fiyatları eksiye düştü

ABD’de petrol fiyatları koronavirüs sebebiyle talebin azalması ve depolama kapasitesinin aşılmasıyla birlikte tarihte ilk kez sıfırın altına düştü. Yani üreticiler alıcılara petrolü ellerinden alması için para ödüyor.

Petrol fiyatlarının ölçütü olarak alınan ABD merkezli West Texas Intermediate’te varil başına fiyat -40,32 dolar gibi düşük bir seviyeye indi. Şu anda ise yükselerek -4.510 dolardan işlem görüyor.

Dünya genelinde en yaygın kullanılan Brent türü ham petrolün varil fiyatı ise gün içerisinde yüzde dokuza varan azalış göstererek 25,38 dolara kadar indi.

Trump’tan müdahale

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’deki ham petrol fiyatlarının sıfır doların altına düşmesine ilişkin yaptığı açıklamada “Bu düşüşün nedeni, kimsenin şu anda araba kullanmaması. Fabrikalar, iş yerleri kapalı” yorumunda bulundu.

Trump, “ABD olarak, Stratejik Petrol Rezervimize 75 milyon varil petrol alacağız. Şu anda 75 milyon varil alacak kapasitemiz var. Şimdi petrol almanın tam zamanı” değerlendirmesinde bulundu. Bu düşüşün kısa vadeli olduğunu belirten Trump, bir ay gibi bir süre içerisinde petrol fiyatlarının tekrar 20 dolar seviyelerine çıkabileceğini söyledi.

Türkiye’yi etkilemeyecek

Sözcü’ye konuşan enerji piyasası uzmanları ABD vadeli petrol işlemlerindeki hareketlerin doğrudan Türkiye’deki akaryakıt fiyatlarını etkilemeyeceğini belirtiliyor. Türkiye’de akaryakıt fiyatları CIF MED Genova/Lavera benzin ve motorin fiyatlarındaki değişim izlenerek belirleniyor.

Vergi Uzmanı Dr. Ozan Bingöl, petrol fiyatı 1 kuruşa inse bile Türkiye’de akaryakıtta maktu ÖTV alınıp onun da KDV’si hesaplandığı için 1 litre benzinin 2.97, 1 litre motorinin ise 2.41 liradan daha düşük fiyata satılamayacağını söyledi. 

 

Dört günlük yasak genelgesi: 23-24 Nisan’da market ve bakkallar yarım gün açık

İçişleri Bakanlığı koronavirüs tedbirleri kapsamında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın duyurduğu 31 ilde 23-26 Nisan tarihlerinde uygulanacak sokağa çıkma yasağıyla ilgili genelge gönderdi. 

Bakanlığın genelgesinde, 22.04.2020’de saat 24:00’den başlayarak 26.04.2020, saat 24:00’e kadar sürecek yasak kapsamında; Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri,  Kocaeli,  Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon, Van ve Zonguldak il sınırları içinde, belirtilen istisnalar hariç olmak üzere vatandaşların sokağa çıkmalarının kısıtlanacağı belirtildi. 

İlk iki gün bakkal ve marketler yarım gün açık

Genelgeye göre, Ramazan’ın başlayacak olması nedeniyle 21 ve 22 Nisan günleri market ve bakkalların çalışma saatleri 08.00-23.00 olarak belirlendi. 
23 ve 24 Nisan’da market ve bakkallar 09.00-14.00 arasında faaliyet gösterecek, vatandaşlar ikametlerine yakın market ve bakkallara gidip gelebilecek.
 

Ayrıca;

  • Sokağa çıkma yasağı süresince ekmek üretiminin yapıldığı fırın ve unlu mamul satan iş yerleri ile tatlı üreten yerler açık olacak.
  • Sokağa çıkma yasağının olduğu perşembe ve cuma günleri gazete dağıtımı/satışı marketler ve bakkallar aracılığıyla yapılacak.
  • Hafta sonu gazeteler, gazete şirketlerinin araçları, tespit edilecek içme suyu bayileri ve Vefa Sosyal Destek Birimleri aracılığıyla dağıtılacak.
  • Başta sağlık ve güvenlik olmak üzere kamu düzeninin tesisi amacıyla, kamu görevlilerinin toplu ulaşımlarını teminen belediyelerce tedbir alınacak. Ekmek dağıtımının düzenli olması amacıyla vali ve kaymakamlar başkanlığında oluşturulacak komisyon, her mahalle için dağıtım planı yapacak.
  • Tarımsal üretimin devamlılığı için gerekli ekim-dikim, sulama-ilaçlama faaliyetleri kapsamında izin verilenler kısıtlamadan muaf tutulacak.
  • Kamu güvenliğinin sağlanması ile acil çağrı merkezleri, AFAD ve Kızılay ile Vefa Sosyal Destek Birimleri’nde görevli olanlar kısıtlamadan muaf olacak. 

 

Türkiye’de koronavirüs: Toplam ölüm sayısı 2 bin 140’a yükseldi

 

Bugün 1454 hastamız daha şifa buldu. En az virüs kadar ısrarcı olmalıyız. Bu savaşı; sağlık ordumuzun özverisi ve tedbirlere bağlılıktaki ısrarımızla kazanacağız.”

 

20 nisan

 

 

31 ilde 23 Nisan’dan itibaren dört gün sokağa çıkma yasağı uygulanacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yaptı. Toplantıda koronavirüs (Covid-19) salgının ele alındığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayrıca Suriye, Libya ve Ege’deki gelişmeler başta olmak üzere önemli güvenlik konularımızla ilgili değerlendirmelerde bulunduk” dedi.

‘Suriye rejimi bedelini öder’ 

Suriye hükümetine tepki gösteren Erdoğan, “Koronavirüs salgınını fırsata çeviren Suriye rejiminin İdlib’deki saldırganlığını görüyoruz. Türkiye, rejimin saldırganlığına geçit vermeyecektir. Ateşkesi ihlal eden rejim böyle devam etmesi halinde çok ağır kayıplarla bunun bedelini ödeyecektir” ifadelerini kullandı.

‘239 yerleşim karantinada’ 

239 yerleşim yerinde karantina uygulandığını söyleyen Erdoğan şunları kaydetti: “Salgının hızını engellemek için halen 239 mahalle, köy veya belde düzeyinde yerleşim yeri de karantina altında tutulmaktadır. Koronavirüs salgınının önüne geçmek için aldığımız tedbirlerin meyvelerini toplamaya başladık. Test sayımızı günde 40 bin düzeyine çıkardık. Test vaka oranımız azalıyor. İyileşen hasta sayımız artıyor. Buna karşılık yoğun bakım ve solunum cihazına bağlı olan hasta sayımız ile vefat eden hasta sayımız aynı düzeyde devam ediyor”

Hafta sonuna ek dört gün yasak

31 ilde hafta sonları sokağa çıkma yasağı uygulamasının devam edeceğini hatırlatan Erdoğan, “23-24-25-26 Nisan tarihleri arasında ise günlük hayata etkisini en az düzeyde tutacak şekilde yine 31 ilimizde sokağa çıkma sınırlandırması yapmayı planlıyoruz. 22 Nisan akşamı yine 00.00’dan itibaren, 23 Nisan biliyorsunuz zaten tatil, 24-25 ve 26 Nisan 00.00’a kadar bu devam edecek. Bununla ilgili ayrıntılar İçişleri Bakanlığımız tarafından paylaşılacaktır” dedi.

Salgın nedeniyle başlatılan yardım kampanyasına da değinen Erdoğan, “Başlattığımız Biz Bize Yeteriz Türkiyem kampanyasında toplanan para tutarı da 1 milyar 800 milyon liraya yaklaştı. Hayırseverlerimizi, bir kez daha sürmekte olan kampanyamıza katılmaya davet ediyorum. Gelin bu rakamı 2 milyar liranın üzerine çıkararak tarihi bir dayanışma örneği gösterelim” şeklinde konuştu.

CHP’li belediyelere FETÖ ve PKK suçlaması

CHP’li belediyelerin salgın ilgili çalışmalarının amacının “şov yapmak” olduğunu savunan Cumhurbaşkanı şöyle konuştu:

“CHP’li ne yapıyor? Cumhurbaşkanlığını, Sağlık Bakanlığını, İçişleri Bakanlığını, diğer bakanlıkları, valiliği, kaymakamlığı hiçe sayarak kendi başlarına yardım toplamaya, ekmek dağıtmaya, hastane kurmaya benzeri işler yapmaya kalkışıyorlar. Asli işlerini yürütemeyen CHP’li belediyelerin ısrarla ve salgınla mücadele kurallarını hiçe sayarak giriştikleri bu tür faaliyetlerin amacı halka hizmet vermek değil şov yapmaktır. Özellikle İstanbul, Adana ve Mersin belediyelerinin hafta sonu uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasındaki sergiledikleri tavrın başka hiçbir izahı yoktur.

Elbette kurallara uygun şekilde faaliyet yürüten CHP’li belediyeler de var. Mesela Mersin’de CHP’li büyükşehir belediyesi salgın kurallarını hiçe sayarak şov yaparken aynı partinin Yenişehir ve Mezitli belediyeleri valilikle işbirliği halinde faaliyet yürütmüştür. Bu tür teşebbüsler geçmişte FETÖ ve PKK gibi örgütler tarafından da denenmiştir. Buradaki amacın milletimizin takdirle takip ettiği sağlık, gıda, güvenlik, ekonomik destek, sosyal yardım hizmetlerini itibarsız hale getirmek olduğu açıktır.”

Dünya virüsle yaşamaya alışıyor

Vaka sayısında ve ölümlerde artış durmasa da, Avrupa‘nın pek çok ülkesinde okullar, işyerleri ve dükkanlar açılmaya başladı. Bununla birlikte vatandaşlara karantina önlemlerinin devam ettiği ve dikkatli olunması gerektiği hatırlatılıyor.  

Salgından en ağır biçimde etkilenen ABD‘de ise Trump‘ın “karantinadan çıkış planı” Demokrat valilerin tepkisini çekiyor. 

İtalya ve İspanya’da normalleşmeye doğru

İspanya’da Covid 19 kaynaklı ölümlerin sayısı düşüyor. Geçtiğimiz hafta bazı fabrikaların üretime dönmesine izin verilen ülkede ofis çalışanlarının önemli bölümü ise evden çalışmaya devam ediyor. Dükkanlar, kafeler ve restoranlar ise hala kapalı. Mevcut sınırlamaların süresi, uzatma olmazsa 3 Mayıs’ta dolacak.

İtalya’da ise kitapçılar, çamaşırhaneler, kırtasiyeler ve çocuk kıyafeti satan dükkanlar ülkenin bazı bölgelerinde yeniden açıldı. Bilgi işlem sektöründe imalat yapan şirketler de üretime dönmüş durumda. Mevcut sınırlamaların bitiş tarihi ise 4 Mayıs.

Fransa Başbakanı: Virüsle yaşamayı öğrenmeliyiz

Fransa Başbakanı Edouard Philippe, Fransa’nın uzun bir süre daha normale dönmeyeceğini söyledi ve “Durumun iyiye gittiğini düşünmek hata olur” dedi. Fransa’da karantina önlemlerinin 11 Mayıs’a kadar sürmesi planlanıyor.

Philippe bu tarihten sonra alınacak önlemlerin temelinde “sosyal mesafe, kitlesel virüs testleri ve enfekte olanların izolasyonu”nun olacağını söyledi. Salgın nedeniyle bu yıl Fransa’da 1945’ten bu yana en büyük ekonomik durgunluğunun yaşanacağını söyleyen Philippe “Virüsle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor” dedi.

Almanya’da aşamalı normalleşme

Almanya‘da çok sayıda eyalette bugünden itibaren, salgın nedeniyle kapalı olan dükkan ve mağazalar yeniden açılıyor. Federal hükümet, tüm dükkan ve mağazaların aynı anda açılması halinde çok fazla kişinin alışveriş için bu mekanlara gelmesinden, böylece virüsün yayılmasının hızlanlanmasından endişe ediyor, bu nedenle dükkanlar aşamalı olarak açılacak. Ülkede kafe ve restoranlar ise hala kapalı.

Robert Koch Enstitüsü (RKI) bu sabah yaptığı açıklamada, ülkede son bir günde 1775 yeni vaka tespit edildiğini, toplam vaka sayısının 141 bin 672’ye yükseldiğini duyurdu. Almanya’da son bir günde 110 kişini öldüğü, toplam ölü sayısının 4 bin 404’e çıktığı belirtildi.

Hollanda’da 67 ölüm daha

Hollanda‘da vaka sayısı 750 artarak 33 bin 405’e yükseldi. Son 24 saat içerisindeki can kaybı ise 67 olarak açıklandı. Böylece Hollanda’da koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 3 bin 751’e yükseldi. Hollanda sağlık yetkilileri ülkedeki gerçek vaka sayısının daha yüksek olduğuna inandıklarını zira testlerin kime yapılacağına sağlık çalışanlarının karar verdiğini ve bunların sağlık durumu çok kötü olan hastalara yapıldığını ifade etti.

Lizbon’daki 138 sığınmacıda koronavirüs

Portekiz’in başkenti Lizbon’da sığınmacılara ev sahipliği yapan misafirhanede kalan 180 kişiden 138’inde koronavirüs tespit edildi. Sığınmacıların karantina altına alındığı bildirildi. 

Portekiz’de hükümet, belgesi olmayan sığınmacılara sağlık hizmetine erişim sağlayabilmeleri için Portekiz vatandaşları ile aynı hakları tanıma kararı almıştı. Koronavirüs salgını nedeniyle Portekiz’de 19 Mart’ta ilan edilen Olağanüstü Hal, 2 Mayıs’a kadar uzatılmıştı.

Avusturya, Çekya ve Polonya da ‘açılıyor’

Avusturya’da parklar ve küçük dükkanlar yeniden açılmış durumda. Ancak maske ve sosyal mesafe zorunluluğu var. Daha büyük dükkanlar ile berber ve kuaförlerin ise 1 Mayıs’ta açılması planlanıyor. Restoranlar için verilen açılış tarihi ise Mayıs ortası.

Polonya hükümeti de sınırlamaların kaldırılması için dört aşamalı bir plan hazırlandığını duyurdu. Bugün yürürlüğe giren ilk aşamaya göre parklar ve ormanlık alanlar yeniden ziyaretçilere açıldı. Egzersiz amaçlı yürüyüşe izin verildse de iki metrelik sosyal mesafenin korunması isteniyor.

Ülkede ayrıca kapalı alan genişliği 100 metrekareden az olan işletmelerin açılmasına izin verildi. Ancak kasa önünde dörtten fazla kişinin kuyruğa girmesi yasak. 

Çek Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı sözcüsü Pazartesi günü yaptığı açıklamada, düğünlerin küçük gruplar halinde yapılmasına izin verileceğini bildirdi. Sözcü, gelin ve damadın yüz maskesi takması gerekmediğini, ancak davetliler için maske zorunluluğu olduğunu dile getirdi. Yapılan açıklamada, nikah törenlerine evlenecek çift, nikahı kıyacak papaz veya nikah memuru ve bir sicil memuru dahil en fazla on kişinin katılabileceği kaydedildi.

İçişleri Bakanı Jan Hamacek, pandemiyle mücadele sürerken normal hayata adım adım geri dönülmesi gerektiğini vurguladı. Çekya’da bugünden itibaren zanaatkarların dükkanları, otomobil galerileri ve pazar yerleri yeniden açıldı. Pazarlarda hijyen kuralları uygulanacak ve sınırlı sayıda kişinin aynı anda alışveriş yapmasına izin verilecek.

Hükümet haftaya 200 metrekareye kadar olan dükkanların yeniden açılmasını planlıyor. 6 bin 787 vakanın görüldüğü ülkede Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığına göre şimdiye kadar 188 kişi Covid 19 nedeniyle öldü.

Kuzey Avrupa da ‘virüsle yaşamaya’ alışıyor

Danimarka‘da anaokulu ve ilkokullar yeniden açıldı. Ülkede restoran ve kafeler ise hala kapalı. Ondan fazla kişinin katıldığı toplanmalar da 10 Mayıs’a kadar yasak.

Norveç‘te anaokulları ve sağlık klinikleri bugünden itibaren yeniden açıldı. Çocukların kendi oyuncaklarını anaokuluna getirmelerine ise izin verilmiyor ve anaokulu çalışanlarına ‘Çocukları olabildiğince uzun süre açık havada tutun’ çağrısı yapılıyor. 27 Nisan’dan itibaren ise ilkokul, orta okul ve liseler açılıyor.

Singapur’da ikinci dalga: Vaka sayısında rekor artış

Singapur, Covid 19 salgınında uzmanların tüm dünyaya uyarısını yaptığı ikinci dalgayı yaşıyor. Salgına karşı hızla önlemler alması ve dikkatli temas izleme yöntemleriyle ilk dalgada örnek gösterilen ülkede yapılan son testlerde, 1426 yeni vakanın yakalandığı açıklandı ve toplam sayı 8 bin 14’e yükseldi.

İlk dalgayı okulları bile kapatmadan bastıran Singapur’da ikinci dalganın, tedbirlerin erken gevşetilmesi ve ülkenin göçmen işçi nüfusuna yeterince test yapılamaması nedeniyle patlak verdiği belirtiliyor.

Hong Kong’da ilk vakasız gün

Yetkililer mart ayından bu yana ilk kez ülkede koronavirüs vakasının tespit edilmediğini duyurdu.

Ülkede toplam vaka sayısı ise 1026.

Hong Kong‘da salgın nedeniyle şimdiye kadar dört kişi yaşamını yitirdi. Salgın tedbirlerini gevşetmeyen Hong Kong yönetimi; halka hijyen kurallarına uyma, sosyal mesafeyi koruma ve gereksiz seyahatlerden kaçınma uyarısında bulundu.

Hong Kong’da okullar ve işyerlerinin çoğu kapalı, dörtten fazla kişinin bir araya gelmesi ise 23 Nisan’a kadar yasak.

ABD’de Cumhuriyetçiler ‘Evde kal’ çağrılarını protesto etti

Dünyada Covid 19 kaynaklı en fazla ölümün yaşandığı ABD’de Başkan Donald Trump’ın salgın önlemlerinin kaldırılması için eyaletlere sunduğu üç aşamalı plan tartışma yaratıyor. Eyalet valileri, Trump’ın yeterince Covid 19 testi bulunduğu ve ekonominin yeniden canlandırılması konusundaki açıklamalarının aksine evde kalınması çağrısı yapıyor.

Salgının en çok etkilediği New York eyaletinin valisi Andrew Cuomo, verilere göre tepe noktasını aşmış olabileceklerini ve trendin aşağı döndüğünü söylese de fiziksel mesafe kurallarının devam etmesini istiyor. Cuomo, birçok eyalet valisi ile birlikte ekonominin normale dönebilmesi için daha fazla test yapılması gerektiği görüşünde.

Trump’ın çıkış planının ilk aşamasında restoran, sinema ve ibadet yerleri insanlar arasında yeterli mesafe sağlayabildiği takdirde açılabilecek ancak ondan fazla kişinin bir araya gelmemesi kuralı sürecek. İmkanı olanlar evden çalışmayı sürdürecek ve okullar kapalı kalacak.

Öte yandan Washington eyaletinin başkenti Olympia’da yaklaşık 2 bin 500 Cumhuriyetçi Parti destekçisi, Demokrat Partili vali Jay Inslee’nin ‘evde kal’ çağrılarını protesto etti. Protestocular sağlık kurallarını hiçe sayarak eyalet kongresinin önünde toplandı.

ABD, 750 binden fazla vaka ile dünyada en fazla koronavirüs vakasına sahip ülke konumunda bulunuyor. Ülkede 40 binden fazla kişi de virüs nedeniyle yaşamını yitirdi. 

Bu arada Başkan Trump, İran’a, talep etmesi durumunda Covid 19 salgınıyla mücadelede yardım etmek isteyeceğini açıkladı. ABD geçtiğimiz hafta IMF’nin İran ve Çin’e mali kaynak sağlanması teklifini veto etmişti.

İran ekonomisi karantinaya dayanamıyor

Yaptırımlar nedeniyle ekonominin zor durumda olduğu İran’da mağazalar ve şehirler arası otoyollar pazartesi günü yeniden açıldı. Restoranlar ve spor merkezleri hala kapalı. Açık olan mağaza ve marketler ise akşam saat 18’de kapatmak zorunda.

İran Sağlık Bakanlığı, ülkede korona virüsü nedeniyle ölü sayısının 5 bin 209’a yükseldiğini duyurdu. Ülkede vaka sayısı 83 bin 505’e çıktı.

İsrail’de sosyal mesafeli protesto

Salgına karşı sıkı tedbirlerin alındığı İsrail’de yüzlerce kişi Başbakan Benyamin Netanyahu’ya karşı sokağa döküldü.

Hakkındaki yolsuzluk suçlamaları nedeniyle Netanyahu’nun başbakan olmamasını isteyen eylemciler, maskelerini taktı ve Tel Aviv’deki Rabin Meydanı’nı iki metre arayla durarak doldurdu. “Demokrasiyi kurtarın” adı verilen eylemde, son seçimden sonra koalisyon hükümeti kurmaya çalışan Netanyahu’nun başbakan olmaması çağrısı yapıldı.

İsrail’de Covid 19 virüsü nedeniyle 172 kişi hayatını kaybetti. Toplam vaka sayısı ise 13 bin. Ülkedeki kısmi sokağa çıkma yasağında birçok işyeri kapandı, işsizlik oranı da yaklaşık yüzde 26’ya çıktı. Bazı kısıtlamalar ise cumartesi gününden bu yana hafifletildi.

Bangladeş’de cenaze ‘beş’ kuralını bozdu

Bangladeş‘te Covid-19 önlemleri çerçevesinde alınan beş kişiden fazla kişinin bir araya toplanmasının yasaklanması kararı Bangladeş Cemaat-i İslami Partisi‘nden üst düzey bir yetkilinin ölmesiyle bozuldu.

Yetkilinin cenazesine sosyal mesafe önlemi alınmadan 100 bin kişinin katıldığı tahmin ediliyor. Kalabalığın toplanmasına izin veren polis ekibine yönelik soruşturma açıldığı öğrenildi.

Bangladeş’te son olarak 2 bin 456 Covid 19 vakası tespit edildi ve 91 kişi hayatını kaybetti. Öte yandan test sayısının az olması nedeniyle sayının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

Irak’ta karantina önlemleri hafifliyor

Irak’ta da 17 Mart’tan bu yana süren karantina kısıtlamaları hafifletiliyor. Yapılan açıklamada sokağa çıkma yasağı dışındaki vakitlerde, sağlık kurallarına bağlı kalmak kaydıyla iş yerlerinin, fabrikaların ve atölyelerin açılmasına izin verildi.

Ülkede dört kişiden fazla insan taşıyan toplu taşıma araçlarının çalışmasına getirilen yasağı sürecek, ancak taksiler ve günün belli saatlerinde üç tondan yüksek mal taşımacılığı yapan araçlar çalışmaya başlayacak.

Eğitim kurumları, ibadethaneler, kahvehaneler, spor sahaları, alışveriş merkezleri, düğün salonlarının kapalı kalmaya devam edeceği ve her türlü toplu oturumların ile cenaze taziyeleri yasak kapsamında kalmaya devam edecek.