Ana Sayfa Blog Sayfa 2140

Bakan Koca: Salgında ‘pik’ dönemindeyiz

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronavirüs salgınıyla ilgili Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı basın toplantısında tehdidin zayıfladığını ancak mücadelenin henüz bitmediğini söyledi. Koca, tedbirlerden vazgeçilmemesi gerektiğini vurguladı. 

İlk vakanın tespit edildiği 11 Mart itibarıyla uygulanan tedbirler sayesinde salgının önünün kesildiğini belirten Koca “Başarının tamamını özetleyecek olursam üç madde sıralayabilirim: Tedbir, tespit, hızlı tedavi… ” dedi ve filyasyon yönteminin bu başarıda büyük rolü olduğunu belirtti:

İlk vakadan itibaren her yeni hastanın temas çevresinde virüsün izini sürdük. Filyasyon dediğimiz bu iz sürme yöntemiyle hastalığı taşıyan kişinin son iki gün içinde temaslı olduğu herkese ulaşmaya çalışıp gerekli olanların testlerini yaptık. Tespit ettiğimiz yeni hastaların onlardan başkalarına geçmesine fırsat tanımadan izole ettik.

Testlerin tesadüfen değil temas eden kişilerin takibi üzerinden yapıldığını belirten Bakan,  yaygın tarama yapanların istenen ise sonuç alamadığını söyledi ve salgının tamamen önlenmesinin yönteminin de bu olduğunu belirtti.

‘İlaçların kullanımını değiştirdik’

Hastanede tedavi edilmesi gereken hiçbir hastanın eve gönderilmediğini ve tedavide büyük başarı sağlandığını söyleyen Koca ayrıca “sonuçlara göre tedavi” yaklaşımıyla antiviral ilaçların bilinen kullanımının değiştirildiğini ve bu sayede olumlu sonuçlar alındığını kaydetti:

Çin’den getirdiğimiz antiviral ilaç ise Çin’de olduğu gibi sonuç almadığımızı gördük. Sonuçta bu ilacın kullanımını farklılaştırmış olduk. Yani yoğun bakım öncesi, pnömoni gelişmeye başlayan hastalara kullanmaya başlayarak sonuç aldığımızı gördük. Tedavi konusunda dünyada bir farkımız daha var. Biz tedaviyi belirti gösteren hemen herkese mümkün olan en erken aşamada uyguluyoruz 

Tedavinin belirti gösteren herkese ve erken aşamada uygulandığını belirten Sağlık Bakanı, bu yaklaşımın hastalığın zatürreye dönüşmesini büyük oranda önlediğini, yoğun bakımdaki ve entübe hastalardaki oranlarda da gerileme kaydedildiğini kaydetti. 

Tüm vakalarda zatürreye gidiş oranında yüzde 70’den yüzde 15’e büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Bu durum yoğun bakım ihtiyacımızda da azalmaya yol açmıştır. Yoğun bakımdaki hastalarımızda vefat oranlarımız yüzde 58’den yüzde 10’a, entübe hastalardaki vefat oranımız ise yüzde 74’ten yüzde 14’e geriledi. Türkiye’de şu ana kadar hasta kayıp oranı yüzde 2.58’dir. 

Olumsuz göstergeler geriliyor

Koca gerileyen sayılarda vatandaşların evde kalma uyarılarına riayet etmesni ve karantina tedbirlerini gösterdi ve sağlık çalışanlarının payını vurguladı:

Hekimlerimiz bu başarıyı kişi başına düşen hekim sayımız az olmasına rağmen elde etmiştir. Hemşirelerimiz bu başarıyı kişi başına düşen hemşire sayısı az olmasına rağmen elde etmiştir. Sağlık çalışanlarımızı gösterdikleri özveri için daima müteşekkiriz

Bakan’ın verdiği bilgilere göre, iyileşen sayısı son 24 saatte tanı alan hasta sayısının iki katı. 

Normalleşme takvimi için erken

Koca gelinen noktanın “kesin başarı noktası” olmadığının altını çizdi ve gelecek günlerin eski günlerin aynısı olmadığını söyledi ve “Başarı tedbirleri artık terk edeceğimiz bir başarı değildir, tedbirlere sarılmamız gereken başarıdır” diye konuştu. Normalleşmenin tedbirlere uyulmasına bağlı olduğunu söyleyen Koca “normalleşme takvimi” vermek için erken olduğunu söyledi.

Bakan Koca, kaç sağlık çalışanının enfekte olduğu sorusuna ise şöyle yanıt verdi:

Sağlık çalışanı enfekte sayımız 7 bin 428. Yani 1 milyon 100 bin sağlık çalışanımız içinde 7 bin 428 kişi. Ortalama vakalarımız içinde oranı yüzde 6 buçuğa yakın. Avrupa’daki ortalama yüzde 10-11’lerde. Gönül hiçbir çalışanımızın enfekte olmamasını ve hayatını kaybetmemesini dilerdi. Çalışanlarımız için bu dönemde ne yapmamız gerekiyorsa yaptığımızı düşünüyorum.

‘Pik noktasında olduğumuzu söyleyebilirim’

Sayıların düşmesinin pik noktanın yaşandığına mı işaret ettiği yönündeki soruya ise Koca olumlu cevap verdi ancak tedbirlerin elden bırakılmaması gerektiği yönünde uyarılarını yeniledi:

Pik döneminde olduğumuzu söyleyebilirim. Ve bir düşüş trendine girdiğini görüyoruz. Ama bunun kalıcı olması önemli. O nedenle de özellikle temasın ve mesafenin son derece önemli olduğunu, izolasyonun önemli olduğunu, bu anlamda gerekli tedbirlere uyum gösterilmezse yeni bir pik dalgasına yol açabilir. Bu tedbirlerle pik dalgasının herhangi olabilirliğinin olmadığını söyleyebilirim.

 

İBB: İstanbul’un hava kalitesi yüzde 30 oranında iyileşti

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Çevre Koruma Müdürlüğü, Covid 19 nedeniyle alınan karantina önlemleri ve sokağa çıkma yasakları neticesinde İstanbul’un hava kalitesinde yüzde 30 oranında iyileşme olduğunu bildirdi.

İBB Çevre Yüksek Mühendisi Bahar Tüncel, bu neticede büyük ölçüde, trafiğe çıkan araç sayısındaki azalmanın payı olduğunu söyledi ve şu verileri verdi: 

Olması gereken sınır değer yıllık, partikül madde açısından 40 mikrogram/metreküp. İstanbul genelinde pandemi öncesi, 45-55 mikrogram/metreküp seviyelerinde izleyen partikül madde kirleticisi var. Ama şu dönemde seviyeler, 50’nin altına düştü. Bu hafta itibariyle 30 mikrogram/metreküp seviyelerine kadar indi.

İnsanların evde kalması havaya yaradı

İBB Hava Kalitesi Laboratuvar Sorumlusu Muhammed Doğan ise hava kalitesinin ölçülmesi için gereken verilerin nasıl elde edildiği ve bu verilerin nasıl işlendiğiyle ilgili bilgi verdi.  Doğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın İstanbul’da 12 istasyonu olduğunu ve burada Avrupa standartlarında, tam otomatik cihazlar olduğu söyledi:

Bu cihazlar sürekli hava ölçümleri yapıyor. Bu veriler anlık olarak merkezdeki bilgisayara gönderiliyor. Alınan ölçüm değerleri sistem tarafından işlenerek kamuoyu ile anında paylaşılıyor.

Doğan’ın verdiği bilgilere göre insanların sokağa çıkmayıp evde kalmaları trafikteki araç sayısını da azalttı. Azalan araç sayısı İstanbul’un havasına olumlu yansıdı. 

Doğu Biga’dan Ramazan kolisi tepki yarattı

Çanakkale Kirazlı’da, Kanadalı Alamos Gold firmasının Türkiye taşeronu olarak, altın ve maden ocağı inşaatı yapmak isteyen Doğu Biga Madencilik’in Ramazan dolayısıyla yöre halkına dağıtmak istediği yardım kolileri tepki yarattı. Geçtiğimiz yıl boyunca Kazdağları’na bir hançer gibi saplanan ve binlerce ağacın katledilmesine neden olan inşaatın 13 Ekim’de süresi dolan ruhsatı yenilenmemiş, şirket de Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) tarafından madeni çıkartıp işlemek için kuracağı fabrikaya izin verilmemesi üzerine faaliyetlerini durdurduğunu açıklamıştı.  Bunun ardından şantiyelerdeki 200 işçinin işine son verildi

Şirketten yapılan ve bölge halkıyla her zaman “birlik ve dayanışma içinde” oldukları ileri sürülen açıklamada, Ramazan dolayısıyla belirlenen 450 aileye temel gıda ve temizlik malzemesi yardımı yapıldığı kaydedildi. “Yardım çalışmamızın bazı kesimleri rahatsız etmiş olmasını üzüntüyle karşıladık” ifadesi kullanılan açıklama; bir yılı aşkın süredir madene karşı direnen yöre halkı ve çevre aktivistleri tarafından tepki topladı. Aktivistler, firmanın “yüzsüzlük” yaptığını kanısında. Kazdağları Savunması, Twitter hesabından şu soruları sordu: “Neden bu bölge? Neden 10 yıldır sürüyor? Beklentiniz nedir?”

İlan şöyle:

 

‘Hayat Eve Sığar’ uygulamasından koronavirüs haritası güncellendi

Sağlık Bakanlığı‘nın gerçekleştirdiği ‘Hayat Eve Sığar’ uygulamasına yeni gelen güncellemeyle, kullanıcılar sadece yakın çevresindeki değil, diğer tüm illerdeki vaka yoğunluklarını da görebilecek. Uygulamada ayrıca koronavirüs vakalarının ve can kayıplarının en çok görüldüğü İstanbul’un ilçe ilçe durumu da izlenebiliyor. 
Ataşehir.

Mobil uygulama, bir süredir Android ve App Store platformlarında yayında. Koronavirüs testi pozitif olan kişilerin yoğun olarak bulundukları bölgeleri gösteren uygulama her gün kullanıcılara sağlık bilgilerini soruyor. 

Beykoz.

Kullanıcılar, ‘Ailem’ bölümüne dahil ettiği insanlardan herhangi biri pozitif ya da temaslı ise uyarılıyor. 

Esenler.

Vatandaşları koronavirüs konusunda bilgilendirmek, yönlendirmek ve yaşanabilecek salgın hastalık ile ilgili riskleri en az seviyeye indirmek ve yayılmasını önlemek amacıyla geliştirildiği belirtilen uygulama ile telefon numarası doğrulaması yapılarak adım adım sorulan soruları cevaplayıp şikayetlere göre nasıl davranılması gerektiği anlatılıyor. 

Kadıköy.

Aynı zamanda harita üzerinde hastane, eczane, market zincirleri, metro ve duraklar gibi temel ihtiyaç noktalarına ulaşılabiliyor. Evde izolasyon, enfekte kişiler ve riskli bölgelerin yoğunluğu görülebiliyor.

Ümraniye.

Dünyada normalleşme sancıları: Koronavirüse karşı sosyal mesafe uyarıları sürüyor

Koronavirüse karşı alınan karantina önlemleri devletleri zor durumda bırakıyor. Kapanan iş yerlerinin ve çalışmayı durduran fabrikaların ekonomide yarattığı küçülme, pek çok ülkeyi, “tedbirli normalleşme”ye iterken, vatandaşların tedbirler konusunda gereken dikkati göstermemesi endişe yaratıyor.

Litvanya‘da kafeteryalar sosyal mesafeye uygun biçimde açılırken, Yeni Zelanda‘da açılan fast foodlardan birinin önündeki kuyruk, polisleri, kalabalığa dağılmaları için çağrı yapmaya zorladı.

Ekonomisi zaten zorda olan ülkeler ise salgından daha da fazla etkilendi.  Lübnan’ın Trablusşam kentinde salgınla birlikte daha da ağırlaşan ekonomik krize karşı başlayan gösterilerde dün göstericilere karşı plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanıldı. Reuters’ın ulaştığı sağlık ve güvenlik kaynaklarına göre pazartesi gecesi yaşanan ayaklanmaya katılan 20’li yaşlardaki bir gösterici de hayatını kaybetti. 

Litvanya kafeteryaya dönüşüyor

1.344 vaka, 44 can kaybının olduğu Litvanya‘nın başkenti Vilnius‘ta kafeteryalar açılıyor. Ancak sosyal mesafe kuralı gereği bu mekanlar kamusal alanları içine alacak şeklide genişledi. Böylece kent adeta bir açık hava kafeteryasına dönüşmüş oldu.

Ülkede hafta başı itibarıyla kuaförler ve birçok mağaza da yeniden açıldı. Bununla birlikte sınırlı müşteri alımı ve maske zorunluluğu sürüyor.

Yeni Zelanda’da fast food’a akın

Vaka sayısının 1.474, can kaybının 19 olarak kaydedildiği Yeni Zelanda, 5 hafta süren sıkı koronavirüs kısıtlamalarını hafifletmeye başladı. Çocuklar okula, 400 bin yetişkin de işe dönerken fast food restoranlarında da kalabalıklar oluşmaya başladı.

REUTERS

Ülkenin en büyük kenti olan Auckland’da, fast food zincirlerinin önünde kuyruklar oluştu. Restoranlardan birinin önünde oluşan kalabalık, polisin gelmesine ve uyarıda bulunmasına yol açtı. 

Rusya ‘piki görmedi’

Rusya hükümetinden geçen salı yapılan açıklamada, son bir günde koronavirüsün bulaştığı kişi sayısının 6 bin 411 arttığı, böylece toplam vaka sayısının 93 bin 558’e ulaştığı açıklandı.

Öte yandan Devlet Başkanı Vladimir Putin, koronavirüsle mücadelenin ön saflarındaki sağlık çalışanlarının yeterli bireysel koruyucu donanıma sahip olmadığını kabul etti ve “Önceki zamanlarla kıyaslandığında çok daha fazla üretiyoruz, ama hala yetmiyor. Üretimdeki, ithalattaki artışa rağmen, her türlü malzeme eksik” dedi.

Putin, salgının Rusya’da henüz en yüksek seviyesine erişmediğini söyledi ve herkesi dikkatli olmaya çağırdı. Ülkede salgının yayılmasını önlemeye yönelik sokağa çıkma sınırlamalarının son olarak 11 Mayıs’a kadar uzatıldığı açıklanmıştı.

ABD’de kayıplar Vietnam’dakileri geçti

Johns Hopkins Üniversitesi‘ne göre ABD’de yeni Covid 19 kaynaklı ölümler 58 bine ulaşarak Vietnam savaşında yaşanan can kaybını geçti. 

Öte yandan ülkenin Georgia eyaletinde, Covid-19’dan koruyacağına inandıkları için dezenfektan içen iki kişi hastaneye kaldırıldı. Söz konusu iki kişinin psikolojik rahatsızlıkları olduğu belirtildi.   

Birinci vakadan bir gün sonra ise virüsü önleyeceğini düşünerek  temizlik ürünü, ağız gargarası, bira ve ağrı kesiciyi karıştırıp içen bir adam hastaneye başvurdu. Her iki hasta da tedavi edildi. 

Vaka sayısının bir milyonu aştığı ülkede son 24 saat içindeki kayıplarla birlikte toplam ölü sayısı 58 bin 365’e ulaştı.

Alman doktorlardan çıplak protesto

Almanya‘da bir grup doktor, koronavirüs salgınında yaşadıkları koruyucu giysi ve malzeme sıkıntısını, çıplak pozlarla protesto etmeye başladı. Doktorların “Blanke Bedenken” (Çıplak Kaygılar) adıyla açtıkları internet sitesinde doktorların mizahi ve eleştirel çıplak pozları yer alıyor. 

Sitede bir erkek doktor, muayenehanesinin önünde verdiği çıplak pozla “Biz aile hekimleriniziz. Sizi güvenli bir şekilde tedavi edebilmemiz için koruyucu ekipmana ihtiyacımız var. Elimizde çok az olan malzemeler biterse işte böyle görüneceğiz” diyor. 

Fransa’da kademeli normalleşme

Fransa Başbakanı Edouard Philippe sokağa çıkma yasağının kalkacağı 11 Mayıs’tan itibaren iller arası seyahatin yeniden başlayacağını duyurdu.

Bununla birlikte toplu taşımalarda maske mecburiyeti olacak ve sosyal mesafeyi koruma adına toplu taşımalarda yolcu kapasitesi sınırlandırılacak. Başkent Paris‘te metro seferlerinin yüzde 30 oranında düşürüleceğini duyuran Başbakan Philippe, yoğunluğun azalması için evden çalışabilenlerin uzaktan çalışmaya devam etmesi gerektiğini ifade etti.

Okullar ise 11 ve 18 Mayıs tarihlerinde kademeli olarak açılacak ancak derse katılım mecburi olmayacak. Her sınıfta en fazla 15 öğrenci olacak.  

CHP’den emek raporu: Virüsten kurtulan AKP’ye yakalanıyor

Ağbaba’nın hazırladığı rapordan öne çıkan tespitler şöyle:

Zorla üretim devam etti, 60 işçi hayatını kaybetti

  • Sokağa çıkma yasağı işçilere uğramadı ve üretime zorla devam ettirilen iş yerlerinde işçiler virüs salgını karşısında çaresiz bırakıldı. Birçok iş yerinde gerekli sağlık tedbirleri alınmazken bunun neticesi olarak en az 60 işçi virüs salgınından kaynaklı yaşamını yitirdi.
  • 20 yaş altı sokağa çıkma yasağına rağmen 1 milyon 385 bin genç çalışan bu yasaktan muaf tutuldu ve zorla iş yerlerine gönderildi.
  • Sözde işten çıkarmalar yasaklanırken ücretsiz iznin önü açıldı.
  • İşverene 2943 TL ödemesi koşulu ile işten çıkartılmalar yasal hale geldi.
  • Ücretsiz izne gönderilecek işçiler aylık 1177 TL ile açlıktan ölmeye terk edildi.
  • Sadece iki genelge ile en az 252 bin iş yerinin faaliyetlerine son verilirken, bu iş yerlerinde en az 2,5 milyon kişi işsiz kaldı. Evde kal çağrısı ile 6 milyon sokak emekçisi ve 1 milyon civarında gündelik işlere giden kadın emekçiler işsiz ve gelirsiz kaldı. Toplamda 18 milyon kişi virüs salgınından kaynaklı olarak bir anda işsiz ve gelirsiz kaldı.
  • İşsizlik ödeneği biten ve 15 Mart’tan önce işsiz kalan yurttaşlar kaderine terk edildi.

İşsizlik sigortasından işveren yararlanıyor

  • İşsizlik Sigorta Fonu’nu yıllardır yağmalayan iktidar işçiye kendi parasını vermektense işsizlik sigorta fonunu gasp etmeye devam etti. 2020 Mart ayı itibariyle İşsizlik Sigorta Fonu’nun toplam varlığı 131 Milyar 972 Milyon 739 bin TL’ye yükseldi. Fondan 594 bin 577 kişiye 683 Milyon 678 bin TL ödeme yapılırken, işverenlere 1 Milyar 686 Milyon 779 bin TL ödeme yapıldı. Sadece Mart ayında işverenler işsizlerden 1 milyar TL daha fazla ödenek kullandı.
  • İşverenlere son iki yılda 47 milyar TL’lik istihdamı koruma desteğine rağmen istihdam 2018’den bugüne 1 milyon 472 bin kişi azaldı.

16 milyon 888 bin yoksul 

  • 4 milyon 400 bin haneye aylık 1000 TL ödenirken TÜİK verilerine göre mevcut 16 milyon 888 bin yoksul için hiçbir açıklama yapılmadı.
  • Emekçilerin kira, fatura ve kredi borçları ertelenmediği gibi işçiler bankalardan faizle borç para almaya zorlandı.
  • Artan fiyatlardan kaynaklı asgari ücretlinin sofrasından 6 kilo et, 14 kilo tavuk ve 541 adet makarna eksildi.
  • Yıllardır uygulanmak istenen güvencesiz çalışma koşulları olan telafi ve uzaktan çalışma esnek çalışma modeline dönüştürüldü.
  • Sağlık emekçileri arasında ayrım yapıldı, hastanelerde çalışan 4 D’li işçiler ek ödeme hakkından yararlandırılmadı.
  • İktidar 2019 yıllık verilerine göre toplamda 9 milyon 692 bin kayıt dışı çalışanı görmezden gelerek kaderine terk etti.

‘1 Mayıs virüs ve iktidar kuşatmasında’ 

Raporunda, “AKP iktidarı virüs ile mücadeleyi emekçiler ile mücadeleye dönüştürmüştür” diyen Ağbaba, son 2 yıldır ekonomik krizin pençesinde işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilen emekçilerin şimdi de salgının ortaya çıkardığı ekonomik yükün altında ezildiğini ifade etti. Ağbaba, iktidarın hazırladığı ekonomik istikrar kalkanı paketinde ise emekçiye dua ve güvencesizlik düştüğünü söyledi.

CHP’li vekil şöyle konuştu: “İşçiler ve emekçiler virüsten kurtulsa bile AKP iktidarının yarattığı düzende açlığa ve sefalete sürüklenmektedir. Çalışanlar bu yıl 1 Mayıs’ı hem virüs salgını hem de iktidarın kuşatmasında karşılamaktadır.” 

Nefret söylemine bir tepki de Alman siyasetçilerden

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın geçen cuma Ankara Hacı Bayram Camii’ndeki temsili cuma namazında LGBTİ+‘ları ve HIV+‘ları hedef alan nefret söylemine insan hakları derneklerinin ve hak temelli sivil toplum kuruluşlarının ardından bir tepki de Alman siyasilerden geldi. Die Welt’e demeç veren farklı partilerden Alman siyasetçiler Erbaş’ın açıklamalarını eleştirdi.

‘Durumun Türkiye’deki heteroseksüel olmayan azınlık için ne kadar zor olduğu görüldü’

Yeşiller Partisi’nin Müslüman milletvekili ve Dış Politika Sözcüsü Omid Nouripour, Erbaş’ın açıklamalarının AKP’nin hukuk devleti ilkesi ve azınlıkların korunmasından ne kadar uzaklaştığını gösterdiğini söyledi.

Omid Nouripour

Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sosyal Demokrat Partili Michael Roth ise, Erbaş’ın açıklamalarının Türkiye’deki heteroseksüel olmayan azınlık için durumun “halen çok zor ve hatta tehlikeli” olduğunu tekrar gösterdiğini söyledi. Ancak Roth Türkiye’deki sivil toplum tepkisinin kendisinde bir nebze de olsa iyimserlik yarattığını kaydetti.

FDP’li Konstantin Kuhle de “Homofobi otoriter bir devlet anlayışına sahip insanlara aittir” ifadelerini kullanarak bu tür ifadelerin salgın hastalıkla mücadeleye zarar verdiğini belirtti. 

Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) Meclis Grubu iç politika sözcüsü Mathias Middelberg “Almanya’daki dini temsilcilerden buradaki özgürlük ve tolerans temel değerlerine uymalarını bekliyoruz” dedi.

‘Erdoğan Müslüman Kardeşler’in yolunda’

Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen de Erbaş’ın sözlerini “Erdoğan rejiminin kendini İslamiyet ve anti demokratik Müslüman Kardeşler yönünde radikalleştirdiğini gösteren kanıt” olarak nitelendirdi.

Erbaş’a ilk Ankara Barosu, daha sonra da Diyarbakır Barosu tepki göstererek açıklama yayınlamış, bunun ardından iki baronun da yöneticileri hakkında “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” suçundan re’sen soruşturma başlatılmıştı.

Erbaş Ankara Hacı Bayram Camii’nde temsili cuma namazında şunları söylemişti:

İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüz binlerce insan gayrımeşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi “zina” olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte hareket edelim.

Tarımın ‘koronavirüsü’ zeytin bakteriyel yanıklığı: Türkiye nasıl korunabilir?

Haber: Defne Sarıöz

ABD’de görülmesinden yaklaşık otuz yıl sonra, 2013’te İtalya‘da yayılan Zeytin Leprası salgını, bu ülkede tekrar ortaya çıktı ve bir milyon zeytin ağacının ölümüne neden oldu. Avrupa, hastalığın AB’nin en büyük iki zeytin üreticisi olan Yunanistan ve İspanya’ya da yayılmasından endişe ediyor.  CHP’li Ensar Aytekin, hastalığın zeytinlerden diğer ağaçlara da yayıldığına dikkat çekerek, Türkiye’nin bu virüsü durdurmak için tedbir almaması halinde koronavirüs sonrası dünyanın en büyük tarımsal kriziyle karşı karşıya kalabileceğini kaydetti. 

Halk arasında Zeytin Leprası olarak bilinen zeytin bakteriyel yanıklığı (Xylella fastidiosa) ilk olarak 1982’de ABD’deki zeytin bağlarında görüldü. Hastalık, sokucu ve emici böcekler yoluyla bitkilere geçiyor ve bitkinin büyümesini engelliyor. Bitkinin yaprakları beyazlıyor, meyveleri tükeniyor ve sonunda ağaç tamamen ölüyor.  

‘Türkiye’nin zeytin ithal etmesine gerek yok’

Peki bu salgın Türkiye‘ye gelebilir mi? Gelmemesi için hangi önlemler alınmalı? Edremit Ziraat Odası Meclis Başkanı ve Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi İcra Direktörü (Kurucu Başkanı) Mustafa Tan ile konuştuk. 

Hastalığın Türkiye’de henüz görülmediğini söyleyen Tan, en temel önlemin bulaşık ülkelerden fidan alımının durdurulması olduğunu söylüyor. Tan’a göre, 41’den fazla zeytin çeşidi olan olan Türkiye’nin, aslında hastalık olmasa da dışarıdan zeytin ithal etmesine gerek yok. 

Zeytinin anavatanı Anadolu‘dur. Buradan Adalar yoluyla Yunanistan‘a oradan İtalya’ya, İtalya’dan Portekiz‘e, Fransa‘ya, İspanya‘ya yayılmıştır. Bir diğer kol da, oradan Kuzey Afrika‘ya gitmiştir, bir diğeri yine Mezopotamya‘da Girit üzerinden Kuzey Afrika, Mısır ve Mağribi ülkelere yayılmıştır. Yani Akdeniz‘in olduğu yer başlıca zeytin ağacının yetiştiği yerdir.

Türkiye, zeytin ağaçlarının yetiştirilmesi için son derece elverişli bir ülkedir. Bu ülkede kırktan fazla zeytin çeşidi var. Edremit, Ayvalık, Memecik, Memeli gibi bir çok bölgeye yayılmış zeytin çeşitleri var. (…) Dünya literatürlerinde zeytin ağaçlarının ve zeytinlerin özelliklerine baktığımız zaman Türkiye’de yetiştirilen zeytinlerin gerek yağ randımanı, yani bir kilogram zeytinden elde edilenyağ verimi açısından gerekse kalite bakımından o ülkelerden hiç de geri olmadığını hatta daha ileri durumda olduğumuzu söyleyebilirim.

Tan, özellikle yeni dikim alanlarında, bölgenin intansif tarıma uygun olduğunu düşünen ve fidanlar yeterince hızlı büyümediği için ithalata eğilim gösterenler olduğunu belirtiyor. Ancak kendisinin söylediğine göre, bu kısa vadede üreticiye cazip gelse de bu üretim biçminin gerektirdiği pratikler bitkiye zarar veriyor:

Bugün iki tane dal var dünyada, (bunlardan biri) bu işe sonradan giren endüstriyel zeytincilik. Yani 15 20 sene bir yere dikim yapılıyor, bu sürede bundan maksimum verim alınıyor ve  bu bir iş kolu olarak görülüyor. Endüstriyel zeytincilikte kar daha yüksek gibi görünüyor ancak burada yapılan aşırı gübreleme, aşırı sulama ve birim alandan çok fazla verim alma (gibi pratikler) bu kimyasalların kullanımını artırıyor.

Türkiye’deki geleneksel zeytinliklerde doğayla barışık yöntemlerle yetişen zeytinlerden çok daha kaliteli ürünler alınabildiğini söyleyen Tan’a göre, endüstriyel tarım konusunda dünya da kararsız:

Türkiye’de aralıklar (dikim) 10 metreye 10 metredir ortalama, ancak modern yeni zeytinliklerde özellikle İspanya ve İtalya’da hatta California ve Kanada’da yeni dikim alanlarında çok sık aralıklarla 1.20 – 2.40 gibi aralıklarla zeytin fidanları dikiliyor. Burada daha fazla verim alınıyor gibi beklense de, bunu temin etmek için çok fazla aşırı miktarda gübreleme ve sulama yapılmak zorunda.

Özellikle salgın riski mevcutken aşırı gübreleme ve aşırı sulama gibi uygulamalardan ve dikimin sık aralıklarla yapılmasından kaçınması gerektiğini belirten Tan, Türkiye’de baştan alınan önlemler sayesinde şimdilik hastalığın bulaş riski olmadığını da ekliyor. Hastalığın Türkiye’ye gelmesi halinde ise, “tıpkı koronavirüse karşı olduğu gibi” tarımsal karantina uygulaması gerekebilir:

Her şeye rağmen bu ülkede görülürse, karantina tedbirleri dediğimiz -tarımda da vardır bu- önlemler alınacak. Buna göre, yaklaşık iki kilometre mesafede yani bu hastalığın görüldüğü yere üretim tamamen denetim altına alınıyor, tampon bölge oluşturuluyor. İnşallah buna gerek kalmaz.”

CHP Balıkesir Milletvekili ve İçişleri Komisyonu Üyesi Ensar Aytekin de zeytin ağaçlarını öldürerek başlayan hastalığın, İspanya ve Portekiz’de farklı ağaçlara bulaştığını ve şimdi Yunanistan’ı tehdit ettiğini belirterek, Türkiye’nin bu virüsü durdurmak için tedbir almaması halinde koronavirüs sonrası dünyanın en büyük tarımsal kriziyle karşı karşıya kalabileceğini kaydetti. 

Karantina Günleri – Prof. Dr. Erinç Yeldan ile Korona Salgını ve Ekonomi

Alev Karakartal, Ümit Şahin ve Koray Doğan Urbarlı, konukları Prof. Dr. Erinç Yeldan ile karantina salgını ve ekonomiyi konuşuyorlar.

https://yesilgazete.org/

İlk yayın tarihi: 16 Nisan 2020

Karantina Günleri – Prof. Dr. Erinç Yeldan ile Korona Salgını ve Ekonomi

Alev Karakartal, Ümit Şahin ve Koray Doğan Urbarlı, konukları Prof. Dr. Erinç Yeldan ile karantina salgını ve ekonomiyi konuşuyorlar.

https://yesilgazete.org/

İlk yayın tarihi: 16 Nisan 2020