Ana Sayfa Blog Sayfa 2131

LGS Kılavuzu güncellendi, sonuçlar 16 Temmuz’da

Milli Eğitim Bakanlığı‘nca (MEB) güncellenen 2020 yılı Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında yapılacak merkezi sınav için Başvuru ve Uygulama Kılavuzu güncellendi. 20 Haziran Cumartesi günü yapılacak sınava tüm öğrenciler kendi okullarında girecek; sonuçlar 16 Temmuz’da https://www.meb.gov.tr internet adresinden açıklanacak.

Kılavuzda sınav giriş belgelerine ilişkin bir değişiklik daha bulunuyor. Buna göre, belgeler, okul müdürlükleri tarafından elektronik ortamdan alınarak onaylanıp öğrencinin sınava gireceği salon ve sırada hazır bulundurulacak. Daha önce öğrenci ya da veliler sınav giriş belgelerini okul müdürlüklerinden teslim alıyordu.

Ayrıca adayların geçerli kimlik belgesinde, yani nüfus cüzdanı ya da T.C. kimlik kartlarında, 15 yaşından itibaren fotoğraf bulundurulması şartı aranmayacak.

Başka illerde bulunan öğrenciler

Nakil, zorunlu ikamet değişikliği, mevsimlik işçilik, yurtdışından gelmiş olma, tayin nedeniyle yer değişikliği gibi mücbir sebeplerden başka illerde bulunan öğrencilerin sınava katılabilmesi için bu durumdaki öğrencilerin velileri, il/ilçe milli eğitim müdürlüklerine 15 Haziran’a kadar başvuru yapabilecek.

Öğrencilerin sınav giriş yeri, salonu, sıra numarası, alacağı sınav tedbir hizmeti gibi bilgiler sınavdan en az yedi gün önce e-Okul Veli Bilgilendirme Sistemi’nden ilan edilecek.

Mahmut Alınak için müebbet hapis cezası istendi

Kars’ta 17 Şubat’ta çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanan Kürt siyasetçi ve yazar Mahmut Alınak hakkındaki iddianame, mahkeme tarafından kabul edildi. Alınak,  “Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, devletin birliğini bozmak, devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmak, devletin bağımsızlığını zayıflatmak” iddiasıyla tutuklanmıştı. 

MA’dan Adnan Bilen‘in aktardığına göre, Kars 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 300 sayfalık iddianamenin büyük bölümü Alınak’ın yaptığı açıklamalar, telefon görüşmeleri ve yazdığı kitaplarda yer alan ifadelerden oluşuyor. Soruşturmanın Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yapılan bir ihbar üzerine başlatıldığı ve alınan karar üzerine Alınak’ın uzun bir süre telefonlarının dinlendiği ve takip edildiği ortaya çıktı. İddianamede, Alınak’ın iki aile arasında yaşanan kavga sonrası aranması, yazdığı Mehmet Tunç ve Bêkes kitabının gelirini Tunç ailesine bağışlaması ve Kürtçenin resmi dil olması için Birleşmiş Milletler‘e (BM) başvurma girişimleri de ‘ağır suç’ olarak yer aldı.

‘Şifreli görüşmeler yaptı’

Dinleme ve teknik takip sonrası hazırlanan Araştırmave Tespit Tutanağı da dosyaya konuldu. Tutanakta suç iddiaları ise şöyle sıralandı:

“Hendek operasyonlarında etkisiz hale getirilen örgüt mensuplarıyla ilgili yazdığı kitabın gelirini destek amaçlı PKK içerisinde bulunan ‘Değer ailesi’ olarak ifade edilen ailelere verdiği, yine PKK/KCK’nin ilimiz ve ilçelerimizde sözde yargı yapılanması içerisinde faaliyet yürütüp vatandaşlar arasındaki olaylara, alacak verecek meselesi, kız kaçırma, kavga, vb. olaylara müdahil olduğu, bu doğrultuda adli makamlara irtibatını ortadan kaldırmaya ve bir nevi sözde mahkeme görevi görerek KCK sistemi topluma empoze edilerek toplum nezdinde itibar kazanmaya çalıştığı, Mahmut Alınak adlı şüphelinin avukat olduğu ve geçmiş dönemde milletvekilliği yaptığı, hangi faaliyeti suç unsuru içerdiğini bildiğinden deşifre olmamak için şifreli ve gizlilik içerisinde görüşmeler yaptığı değerlendirilmiştir.”

‘Sözde zamma karşı eylem hazırlığı’

Alınak’ın Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK)  faaliyetlerinden söz etmesi suç olarak değerlendirilen iddianamede, Alınak’ın yoksulluğa ve işsizliğe karşı gerçekleştirdiği ‘İnsanca Yaşam Nöbeti’ eylemi de suç kapsamında ele alındı:

Nöbet adı altında sözde işsizlik, pahalılık, zam ve zulmü karşı tepki göstermek üzere yurt genelinde her gün saat 13.00’da ve iki dakika hareketsiz durarak sivil itaatsizlik türü eylem yapmak üzere takipçilerini davet ettiği yönünde bilgiler elde edilmiştir. Mahmut Alınak isimli şüpheli ‘Sivil itaatsizlik eylemi ’yapılması çağrısında bulunduğu yine şüphelinin Barış Pınarı Harekâtını eleştirdiği göz önüne alınarak TCK’nın 216. Maddesine göre ‘Halkı kim ve düşmanlığa tahrik’ suçu işlediği değerlendirilmektedir.”

Müebbet hapis cezası ile yargılanacak olan Alınak’ın duruşması, 13 Mayıs’ta Kars 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Salgından sonra emisyonsuz ekonomik iyileşme mümkün

Oxford Üniversitesi’nden akademisyenler ve dünyanın önde gelen ekonomistleri Covid-19 krizi ardından ekonomilerin yeniden inşası kapsamında yapılacak iyileştirme programlarını değerlendiren bir rapor yayımladı.

Nobel ödüllü Joseph Stiglitz ve tanınmış iklim ekonomisti Nicholas Stern’in aralarında bulunduğu uluslararası ekip, mevcut krizden sürdürülebilirliği gözeterek çıkmanın, ekonomi ve iklim üzerindeki etkisini değerlendirmek üzere bir araya geldi. 700’ü aşkın teşvik politikasının 25 başlık altında sınıflandırıldığı çalışma kapsamında, maliye bakanlıkları ve merkez bankalarından üst düzey yetkilileri içeren, 53 ülkeden 231 uzmanla anket çalışması gerçekleştirildi.

Anket çalışmasının sonuçlarından ve 2008 mali krizinden elde edilen öğretilerden yararlanan ekonomistler, çevre açısından sürdürülebilir projelerin daha fazla istihdam yarattığı sonucuna ulaştı. Bu projeler, geleneksel mali teşviklere kıyasla, harcanan dolar başına hem daha yüksek kısa vadeli getiri sağlıyor hem de uzun vadede tasarruf sağlıyor.

Raporun baş yazarı ve Oxford Üniversitesi’ndeki Smith School of Enterprise and Environment’ın direktörlüğünü yapan Cameron Hepburn şunları söyledi:

Covid-19 sürecinde tanık olduğumuz emisyonlardaki düşüş kısa ömürlü olacak. Ancak bu rapor, ekonomik iyileştirme sürecinde daha temiz hava, doğal ekosistemlerin iyileşmesi ve sera gazı emisyonlarındaki düşüş gibi son zamanlarda yaşadığımız olumlu gelişmelerin birçoğunu koruyabilme seçeneğimiz olduğunu gösteriyor.”

İmperial College London Üniversitesi bünyesinde yer alan Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Ajay Gambhir de şu ifadeleri kullandı: Yaşadığımız salgın nedeniyle hayat tarzımızda istemeden yaptığımız, evden çalışma ve seyahat sınırlandırmaları gibi değişimler, bize daha sessiz, daha temiz sokaklar ve daha az stresli şekilde işe gitme seçeneklerini deneyimleme imkânı sağladı. Bu değişiklikleri geniş bant internet ve elektrikli araçların yanı sıra düşük karbonlu ve enerji tasarruflu evlere yapılan hızlı yatırımlarla desteklemek, ekonomik olduğu kadar çevresel açıdan oldukça mantıklıdır”

Ekonomi ve iklim hedefleri bir arada yürütülebilir

Potansiyel Covid-19 ekonomik iyileştirme programlarını değerlendiren çalışma, ekonomi ve iklim hedeflerinin bir arada yürütülmesinin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Önümüzdeki altı ay boyunca bu mekanizmaların yönü büyük ölçüde, küresel ısınmanın en olumsuz etkilerinden kaçınmanın mümkün olup olmadığını belirleyecek.

Uluslararası uzmanlar tarafından gerçekleştirilen araştırmada, temiz enerji altyapısı gibi ‘yeşil teşvik’ mekanizmalarının gösterdiği ekonomik performans, yarattığı büyüme etkisi ve istihdam önerileri yer alıyor. Araştırmanın sonuçları uzun vadeli ve iklim dostu teşvik politikalarının, yalnızca küresel ısınmayı yavaşlatmakla kalmayıp, aynı zamanda ekonomik açıdan olumlu etkisinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.  

Elde edilen sonuçlar,  Oxford Review of Economic Policy adlı bilimsel dergide yayımlanacak. Makalede çevresel açıdan sürdürülebilirliğin temelinde sera gazı emisyonlarının azaltılmasının bulunduğuna dikkat çekilirken, çevresel sürdürdürülebilirlik açısından olumlu etki yaratacak politikaların yatırım getirisinin büyüklüğüne de vurgu yapılıyor. Buna göre, temiz enerji altyapıları inşaatı, önceki araştırmaların ortaya koyduğu gibi, kısa vadede yoğun emek gerektirdiği için dolar başına fosil yakıt yatırımlarına kıyasla iki kat daha fazla iş hacmi yaratıyor.  

Çalışmada önerilen diğer politikalar arasında bina verimliliğini arttırmaya yönelik harcamalar, temiz araştırma sermaye yatırımları yer alıyor. İstihdam politikalarına yönelik olarak, Covid -19 nedeniyle oluşan işsizliğin yanı sıra, ekonomilerin karbondan arındırılması sürecinde oluşacak işsizliğinin çözümüne yönelik kapasite artırımı yatırımları ve gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir tarım gibi kırsal destek programı harcamalarının örnek olarak verildiği araştırmada, havayolu şirketlerini kurtarmaya yönelik herhangi bir koşul öne sürülmeden sağlanan teşvikler, gerek ekonomik etkisi gerek iklim göstergeleri açısından, performansı en düşük olanlar arasında yer alıyor.

Çoğu G20 ülkesinde hükümetler, salgın nedeniyle önemli boyutta yardım tedbirleri uygulamaya koyuyor. Ancak bunlardan hiçbirinde önemli mali iyileştirme tedbirlerinin yer almadığı görülüyor. Raporun yazarları, ülkelerin ekonomilerini ve çevre sağlığını iyileştirmek adına, ulusal planlama süreçlerinde bu kriterleri dikkate alma fırsatını değerlendireceğini umuyor.

 

Bilim Kurulu: Her şey gevşerse on günde aynı noktaya döneriz

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Füsun Eyüboğlu, Türkiye’nin salgın sonrası normalleşme planı çerçevesinde yeniden açılmalarına karar verilen AVM’ler için “Keşke öncelik AVM’ler olmasaydı” dedi.

‘On günde aynı noktaya döneriz’

RS FM’e konuşan Eyüboğlu, Bilim Kurulu’nun öneri verdiğini ancak uygulayıcı olmadığını hatırlattı ve tedbirler sürmezse haftalardır süren çabaların boşa gideceğini ve başlangıç noktasına geri dönüleceğini söyledi.

Tedbirlerin aşamalı olarak kaldırılması gerektiğini belirten Eyüboğlu, AVM’lerin açılması gerekiyorsa içeri alınacak kişi sayısının sınırlandırılmasının doğru olacağını kaydetti:

Her saat içeriye girecek kişilerin sayısını belirleyin, süresi dolan çıksın. Kısıtlamaların kaldırılması konuşuluyor ama ne nasıl uygulanır bilmiyorum. Restoran, oyun yerleri gibi yerlerin açılması çok yanlış şu anda. Emek verildi ve bunun sonucunda en azından dizginlediğimizi söyleyebiliriz ama her şey gevşerse on günde aynı noktaya geri geliriz.

‘Kuaförde yediden fazla müşteri varsa gitmem’

65 yaş üstüne kısıtlı serbestlik tanınmasının bu grup için bir çıkış yolu olacağını söyleyen Eyüboğlu kuaförlerin açılmasıyla ilgili olarak ise çekincelerini dile getirdi:

Kuaföre gitmeden önce arayıp soracağım. Kaç müşteriyi aynı anda alacaksınız, çalışanların maskeleri var mı? On sandalyesi olan bir kuaförde beşi ya da yediyi geçiyorsa gitmem. Solunum yoluyla bulaştığı için kullandıkları malzemelerden çok mesafe çok önemli.

‘Normalimiz eski normal olmayacak’

Almanya’da yasağa rağmen insanları zorunlu olmadıkça sokağa çıkmadığını söyleyen Eyüboğlu, Türkiye’nin de iki ayın sonunda bu noktaya geldiğini söyledi ve şöyle devam etti:

Normal hayata elbet bir süre sonra döneceğiz ama zaten artık hiçbir zaman normalimiz eski normal olmayacak. Amerika’da sinemalar açıldı. Sinemalar doldu. Eğer sinemalar açılırsa onun için de soracağız acaba içeride kaç kişi olacak? Bence o da açılmamalı. 50 kişilik bir salonda 12 kişi olacaksa mesafeye dikkat ederek belki olabilir. İki saat aynı ortamda durmak bence doğru değil.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, koronavirüs salgını nedeniyle kapatılan AVM ve berberlerin 11 Mayıs’ta tekrar açılacağını duyurmuştu.

Türkiye’de koronavirüs: 59 kişi daha hayatını kaybetti, 1832 yeni tanı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle 59 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1832 yeni tanı konduğunu açıkladı. Böylece Türkiye’de koronavirüs kaynaklı ölümlerin sayısı 3 bin 520’ye; vaka sayısı ise 129 bin 491’e yükseldi.

Son 24 saatte yapılan test sayısının 33.283 olarak belirtildiği Bakanlık açıklamasında 5.119 hastanın ise iyileştiği kaydedildi. 

Açıklanan rakamlara göre, bugüne kadar 1 milyon 204 bin 421 kişiye test yapıldı.

Bakan Koca, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

Yoğun bakım hasta sayısı, entübe hasta sayısı ve vefat sayısında düşüş devam ediyor. Yeni iyileşen hasta sayısı, başarının diğer göstergesi. Vaka sayısında, seyirde görülebilecek kısmi bir artış var. Yeni bir dönemdeyiz. Salgına fırsat tanımamalıyız.”

Türkiye’de koronavirüsten ilk vaka 11 Mart tarihinde tespit edildi. O günden bu yana vaka ve hayatını kaybedenlerin sayısı şöyle: 

11 Mart: 1 vaka
13 Mart: 3 vaka
14 Mart: 6 vaka
15 Mart: 18 vaka
16 Mart: 29 vaka
17 Mart: 51 vaka, 1 ölüm
18 Mart: 93 vaka, 1 ölüm
19 Mart: 168 vaka, 2 ölüm (1.981 test)
20 Mart: 311 vaka, 5 ölüm (3.656 test)
21 Mart: 277 vaka, 12 ölüm (2.953 test)
22 Mart: 289 vaka, 9 ölüm
23 Mart: 293 vaka, 7 ölüm (3.672 test)
24 Mart: 343 vaka, 7 ölüm (3.952 test)
25 Mart: 561 vaka, 15 ölüm (5.035 test)
26 Mart: 1196 vaka, 16 ölüm (7.286 test)
27 Mart: 2069 vaka, 17 ölüm (7.533 test)
28 Mart: 1704 vaka, 16 ölüm (7.641 test)
29 Mart: 1815 vaka, 23 ölüm (9.982 test)
30 Mart: 1610 vaka, 37 ölüm (11.535 test)
31 Mart: 2704 vaka, 46 ölüm (15.422 test)

1 Nisan: 2148 vaka, 63 ölüm (14.396 test)
2 Nisan: 2456 vaka, 79 ölüm (18.757 test)
3 Nisan: 2786 vaka, 69 ölüm (16.160 test)
4 Nisan: 3012 vaka, 76 ölüm (19.664 test)
5 Nisan: 3015 vaka, 73 ölüm (20.065 test)
6 Nisan: 3148 vaka, 75 ölüm (21.400 test)
7 Nisan: 3892 vaka, 76 ölüm (20.023 test)
8 Nisan: 4117 vaka, 87 ölüm (24.900 test)
9 Nisan: 4056 vaka, 96 ölüm (28.578 test)
10 Nisan: 4747 vaka, 98 ölüm (30.864 test)
11 Nisan: 5138 vaka, 95 ölüm (33.170 test)
12 Nisan: 4789 vaka, 97 ölüm (35.720 test)
13 Nisan: 4093 vaka, 98 ölüm (34.456 test)
14 Nisan: 4062 vaka, 107 ölüm (33.070 test)
15 Nisan: 4281 vaka, 115 ölüm (34.090 test)
16 Nisan: 4801 vaka, 125 ölüm (40.427 test)
17 Nisan: 4353 vaka, 126 ölüm (40.270 test)
18 Nisan: 3783 vaka, 121 ölüm (40.520 test)
19 Nisan: 3977 vaka, 127 ölüm (35.344 test)
20 Nisan: 4674 vaka, 123 ölüm (39.703 test)
21 Nisan: 4611 vaka, 119 ölüm (39.429 test)
22 Nisan: 3083 vaka, 117 ölüm (37.535 test)
23 Nisan: 3116 vaka, 115 ölüm (40.962 test)
24 Nisan: 3122 vaka, 109 ölüm (38.351 test)
25 Nisan: 2861 vaka, 106 ölüm (38.308 test)
26 Nisan: 2357 vaka, 99 ölüm (30.177 test)
27 Nisan: 2131 vaka, 95 ölüm (20.143 test)
28 Nisan: 2392 vaka, 92 ölüm (29.230 test)
29 Nisan: 2936 vaka, 89 ölüm (43.498 test)
30 Nisan: 2615 vaka, 93 ölüm (42.004 test)

1 Mayıs: 2188 vaka, 84 ölüm (41.431 test)
2 Mayıs: 1983 vaka, 78 ölüm (36.318 test)
3 Mayıs: 1670 vaka, 61 ölüm (24.001 test)
4 Mayıs: 1614 vaka, 64 ölüm (35.771 test)
5 Mayıs: 1832 vaka, 59 ölüm (33.283 test)

Ekolojik Anayasa artık çevrimiçi

Yeni İnsan Yayınevi, 2011 yılında yayımladığı Ekolojik Anayasa kitapçığını çevrimiçi ortama taşıdı. Yeşil Gazete Yönetim Kurulu üyesi ve yazarı Mahmut Boynudelik‘in editörlüğünü üstlendiği kitap artık yayınevinin sitesinden ücretsiz olarak indirilebilir.

Duyuruda şu ifadeler yer aldı:

Korona salgını toplumsal düzenin ne kadar da kırılgan olduğunu gözle önüne serdi. Özellikle doğa ile olan ilişkimizi siyasal temelde yeniden tanımlamamız gerekiyor.

2011 yılında yayımladığımız Ekolojik Anayasa, bu ilişkiyi nasıl yeniden yapılandırabileceğimize dair tartışmaları bir araya getiriyor. Neredeyse 10 yıl önce yayımlanmış olsa da, değişen bir şey yok. BM Genel Sekreteri’nin de dediği gibi iklim krizi salgından derin bir aciliyet olarak müdahale edilmeyi bekliyor.

Mahmut Boynudelik

1957 doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. İstanbul’u çocuk yaştayken sokaklarından tanıdı. Üniversite öğrenimi için Ankara‘nın yolunu tuttu. Mülkiye‘de siyaset öğrenmeye ve yapmaya kalkıştı. 12 Eylül geldiğinde SBF‘de kıdemli öğrenciydi. Akademik kariyer sevdasına YÖK yüzünden son verdi.

Turist rehberliği yaparak Türkiye’de görülmedik kent, dünyada ayak basılmadık ülke bırakmadı. Farklı dillerden, dinlerden, kavimlerden onbinlerce insanla tanıştı, kimileriyle hala süren dostluklar kurdu. Yeteri kadar insanla tanıştığını, yeteri kadar para kazandığını düşündükten sonra sakin bir hayat sürmek için Kazdağları’nı seçti.

Zeytinciliği bir hayat tarzı olarak benimsedi. Kazdağları’nda zeytinciliği öğrenirken zeytine dair, yaşadığı köye dair kitaplar yazdı. Altın çıkarmaya gelen madencilere kızarak ekoloji mücadelesine katıldı. Yeşiller Partisi‘nde aktif olarak yer aldı. Halen Yeşil Gazete‘de Yönetim Kurulu Üyesi ve yazar ve Yerel Haberler Editörü olarak görev alıyor.

 

Dayanılamayacak sıcaklar yalnızca 50 yıl uzağımızda

Çin, ABD ve Avrupa‘daki bilim insanları tarafından gerçekleştirilen sera gazı emisyonlarına ilişkin araştırmalarının sonucuna ilişkin rapor, Ulusal Bilimler Akademisi’nin bilimsel dergisinde yayımlandı.

Rapora göre sera gazı emisyonlarında azaltım gerçekleşmediği durumda, gezegendeki insanların üçte birine ev sahipliği yapan coğrafyalar, SahraÇölü’nün en sıcak kesimlerinin sıcaklığına ulaşacak. 

3,5 milyar insan etkilenebilir

Arkeologlar, ekologlar ve iklim bilimcilerden oluşan uluslararası ölçekteki araştırma ekibi tarafından gerçekleştirilen araştırma, milyarlarca insanın koronavirüs sebebiyle karantinada olduğu sırada yayınlandı.

Araştırma sonuçlarına göre, emisyonlarındaki artışın devam etmesi durumda, dünya daha önce görülmemiş bir krizle karşı karşıya kalabilir ve 3.5 milyar insan 6 bin yıldır yaşadığı gerçeklikten farklı şekilde yaşamak zorunda olabilir. 

Chi: Temel kısıtlamaları beraberinde getirecek

İnsan nüfusunun büyük bölümü, ortalama yıllık sıcaklığın yaklaşık 11 – 15 °C olduğu yerlerde yaşarken, daha azı ortalama sıcaklığın yaklaşık 20 – 25°C olduğu bölgelerde bulunuyor. Araştırmacılara göre tarihteki teknolojik yenilikler ve göçlere rağmen, insanlar birkaç bin yıldır çoğunlukla bu iklim koşullarında yaşamını sürdürmekte.

Wageningen Üniversitesi‘nden Prof. Marten Scheffer ve Nanjing Üniversitesi‘nden Xu Chi‘nin gerçekleştirdiği araştırmayla ilgili olarak Scheffer “Bu iklim koşullarındaki ekonomik konum, insanların hayatta kalma ve hayatını idame ettirme amacıyla ihtiyaç duyduğu şartlar açısından temel kısıtlamaları temsil ediyor” dedi.

2070’te 7.5 derecelik artış

Öte yandan, insan eliyle oluşan sera gazı emisyonlarının artışının sıcaklıkları hızla arttırması bekleniyor. Emisyonların artış hızının değişmediği senaryoda, ortalama bir kişinin yaşadığı sıcaklık 2070 yılına gelindiğinde 7.5°C artmış olacak.

Bu durum, kara ekosistemlerinin okyanuslara kıyasla daha hızlı ısınması ve nüfus artışının sıcak yerlerde daha hızlı olması sebebiyle, 3°C’nin biraz üzerinde gerçekleşmesi öngörülen küresel ortalama sıcaklık artışından daha fazla.

Küresel nüfus değişiklikleri öngörülüyor

Sera gazı emisyonlarındaki artışın devam etmesi durumunda küresel nüfus değişiklikleri öngörülüyor: 50 yıl sonra dünyadaki tahmini nüfusun yaklaşık yüzde 30’unun, ortalama sıcaklıkların 29°C’nin üzerinde olan bölgelerde yaşaması söz konusu olabilir.

Günümüzde bu iklim koşullarına sahip tek yer, küresel kara yüzeyinin yalnızca yüzde 0.8’ini oluşturan Sahra Çölü’nün en sıcak bölgeleri, ancak 2070 yılına gelindiğinde, gezegenin kara yüzeyinin yüzde 19’u, bu iklim koşullarında yaşıyor olabilir. Çalışmanın yazarlarından ve Aarhus Üniversitesi‘nde görev yapan Jens-Christian Svenning, “Bu durum, 3.5 milyar insanı, yaşanmaz koşullara maruz bırakacaktır” uyarısında bulundu.

Krizlerle başa çıkma kapasitemiz, küresel salgınlardaki gibi zayıf

Koronavirüsün dünyayı birkaç ay içinde hayal dahi edilemeyecek şekilde değiştirdiğini vurgulayan Scheffer, iklim krizinin de dünyayı benzer şekilde çaresiz bırakabileceğini söyledi:

Araştırmamızın sonuçları, iklim değişikliğinin de benzer şekilde sonuçlanabileceğini gösteriyor. Değişimin hızı daha yavaş şekilde ortaya çıkabilir, ancak küresel salgından farklı olarak, gezegenin büyük bölümünün hayatta kalmanın zor olduğu seviyelerde ısınması ve tekrar soğuyamayacak olması nedeniyle, krizin sonlanmasını sağlayacak bir çözüm bulunamayabilir. Bu durum yıkıcı nitelikteki doğrudan etkilerinin yanı sıra, toplumların oluşabilecek yeni küresel salgınlar gibi krizlerle başa çıkma kapasitesini de azaltıyor.

Scheffer’e göre, bunun olmasını engelleyebilecek tek çözüm emisyonların hızla azaltılması. Sera gazı emisyonlarının hızla azaltılması, bahsi geçen sıcak koşullara maruz kalan insan sayısını yarıya indirebilir.

İklim göçleri olabilir

Raporun yazarlarından olan, Exeter Üniversitesi Küresel Sistemler Enstitüsü direktörü iklim uzmanı Tim Lenton da, küresel ısınmanın engellenmesi halinde bu etkilerin büyük ölçüde azaltılabileceği görüşünde:

Senaryolarımız, mevcut seviyenin üzerinde gerçekleşen her bir derecelik ısınmanın, bir milyar insanın sıcaklığın dayanılamayacak seviyenin üzerine çıktığı iklim koşullarında yaşaması anlamına geldiğini gösteriyor. Günümüzde, sera gazı emisyonlarının önüne geçmeyi yalnızca parasal terimlerle değil, insani değerlerle ifade edebilmemiz önem arz ediyor.

Yazarlar, iklim değişikliğinin etkileri sebebiyle aşırı sıcaklık seviyelerine maruz kalan 3.5 milyar insanın bir bölümünün göç etmek isteyebileceğini belirtiyor. Ancak göç etme kararları, iklim dışındaki birçok faktörden etkileniyor ve olası göçün bir kısmı iklim değişikliğine uyum kapsamında oluşturulan mekanizmalar yoluyla azalabilir.

Küresel ölçekte bir yaklaşım şart

Çalışmanın ilk sonuçları ellerine ulaştığında şaşırdığını söyleyen Xu ChiTüm varsayımları ve hesaplamaları yeniden kontrol etmek için bir yıl daha çalıştık” diye konuştu. 

Şeffaflık adına tüm verileri ve kodları başka araştırmacıların kullanımına açacaklarını söyleyen Chi, “Sonuçlar Çin için olduğu kadar diğer ülkeleri de ilgilendiriyor. Çocuklarımızı, öngörülen değişimin oluşturabileceği büyük ölçekli sosyal gerilimlere karşı korumak için küresel ölçekte bir yaklaşıma ihtiyacımız var” değerlendirmesinde bulundu.

Benzine üst üste ikinci zam

Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS), benzinde litre fiyatına 5 kuruş zam yapıldığını duyurdu. Bu gece devreye girecek zam pompa fiyatlarına etki edecek. Böylece benzine iki günde iki kez zam yapılmış olacak.

Ankara’da ortalama 5,40 liradan satılan benzinin litre fiyatı 5,45 lira olacak. Benzinin litresi İstanbul’da 5,26 liradan 5,31 liraya, İzmir’de 5,43 liradan 5,48 liraya yükselecek.

Dün de zam gelmişti

EPGİS, dün de benzine 7, motorine 16, otogaza ise 25 kuruş zam yapıldığını duyurmuştu. 

Koronavirüs salgınının etkisiyle tüm dünyada petrol fiyatları ucuzlar, hatta benzin ve motorin fiyatları ABD‘de eksi rakamlara inerken, Türkiye’de yapılan zam şaşkınlık yarattı. EPGİS, zamların ham petrol fiyatından değil, işletme maliyetlerinden kaynaklandığını savunuyor. 

Fethiye’de jeotermal sondaj kuyusuna bakanlıktan izin çıkmadı

Fethiye’de yer alan Ölüdeniz ve Kayaköy’deki doğal ve arkeolojik sit alanlarına altı adet jeotermal sondaj kuyusu açılması faaliyetine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın gelen tepkiler üzerine olumsuz yanıt verdiği öğrenildi.

Her biri en az 10 bin mertrekarelik alanı kaplayan sondaj kuyularının açılması için iş insanı Abdulvahap Çelik’e izin ve ruhsat verilmişti. 30 Mart tarihi itibariyle de Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başlatılmıştı.

Meclis gündemine taşındı

Birgün’den Aycan Karadağ’ın haberine göre sondaj açılmasına çevreciler sert tepki gösterirken, CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin konuyu Meclis gündemine taşıyarak Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi. Yaşanan gelişmelerin ardından bakanlık geri adım atmak zorunda kaldı.

Sondaj açılması planlanan yerler

Gerekçe ekosisteme zarar verecek olması

Gerekçe olarak sondaj kuyularının, “mutlak koruma” gerektiren alandaki flora, fauna, ekosistem ile endemik bitkilerin bütünlüğüne zarar verecek olması gösterildi.

Bakanlığa bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce yapılan inceleme sonucunda, talep edilen alanın, ÖÇKB sınırları içerisinde ve 1. derece doğal sit alanında olduğu belirtildi. Ayrıca bölgenin “orman”, “kamping alanları” ve “hassas zon” tanımlı alanlarda kaldığı ifade edildi.

Doğal ve arkeolojik sit alanları

Sondajın şu alanlarda yapılması öngörülüyordu: İki tanesi Ölüdeniz Plajı Lagünü‘nde Arkeolojik Sit ve 1’inci Derece Doğal Sit içerisinde,  bir tanesi Kayaköy Mahallesi Soğuksu Plajı mevkiinde 1’inci Derece Doğal Sit Alanı içerisine,   bir tanesi Delikliburun/Gemiler Sahili,  Arkeolojik Sit ve Doğal Sit Alanı içerisinde ve son iki tanesi ise Darboğaz Plajı kuzeyindeki Oyukbaşı Tepesi mevkiinde 1’inci Derece Doğal Sit Alanı içerisinde.

 

122 kuruluş Kars Belediyesi’ne sahip çıktı

Kars Belediyesi eşbaşkanları Ayhan Bilgen ile Şevin Alaca’nın basında hedef gösterilmesini eleştiren 122 sivil kuruluş, dernek, platform ve siyasi parti bir araya gelerek ortak bir açıklama yayınladı.

Yerel Yönetimler Halkındır! Kars’a dokunma! başlıklı açıklamada, “muhalif yerel yönetimlerin yetkilerinin kısıtlanmasına ve kayyımla tehdit edilmesine” sessiz kalınmayacağı belirtildi.

Açıklamada, İstanbul, Adana ve Mersin belediyeleri hakkındaki hedef gösteren haberlerin ardından Kars Belediyesi’nin de “manipülatif ve kasıtlı haberlerle topun ağzına konulduğu” ifade edildi.

‘Sistematik bir saldırı’

Kars Belediyesi’nin koronavirüs salgını karşısında yerel yönetim olarak etkili bir dayanışma kampanyası başlattığını ve bu nedenle iktidar tarafından hedef alındığını savunan açıklamada, Kars Belediyesi ve Eş Başkanları Ayhan Bilgen ile Şevin Alaca‘nın “sistematik bir saldırı altında” olduğu vurgulandı.

Fotoğraf: HDP

‘Kayyım atanmasından endişeliyiz’

Bir çok belediyeye hukuksuz biçimde kayyım atandığının belirtildiği açıklamada, Kars Belediyesi hakkında yapılan olumsuz haberlerin kayyım atamaya doğru ilerleyeceğinden endişe edildiği belirtildi. Açıklamanın devamı şu şekilde:

Yerel yönetimlerin salgınla mücadele sürecinde etkisiz kılınmaya çalışılmasına, kayyım atamalarının halkın seçtiği yerel yönetimler için tehdit haline getirilmesine sessiz kalamayız!

Kars Belediye Eş Başkanları Ayhan Bilgen ve Şevin Alaca başta olmak üzere, Kars Belediyesi’ni hedef alan saldırı karşısında tutum almamak, yerel yönetimlere yönelik saldırıların büyümesine ve yaygınlaşmasına, halk iradesinin çiğnenmesine yol açacaktır.

Demokrasiden yana bütün kişi ve kurumları Kars Belediyesi’ne yönelik saldırılara karşı tutum almaya ve sessiz kalmamaya çağırıyoruz.

122 imzacı

Kaleme alınan bildiride imzası bulunan 122 sivil kuruluş, dernek, platform ve siyasi partiler ise şu şekilde listelendi: