Ana Sayfa Blog Sayfa 2124

Gergerlioğlu: Silivri’de koronavirüs vaka sayısı 191’e ulaştı

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Silivri Cezaevi‘nde görülen koronavirüs vaka sayısının açıklanandan çok daha fazla olduğunu iddia etti. HDP’li vekil kendisine ulaşan kişilerden yola çıktığı açıklamasında vaka sayısının en az 191’e ulaştığını belirtti.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı geçtiğimiz cuma Silivri 7 Nolu L Tipi Cezaevi’ndeki 44 tutuklu ve hükümlüde koronavirüs tespit edildiğini açıklamıştı.

‘Ölmeleri mi bekleniyor?’

Gergerlioğlu paylaşımında, daha önce enfekte olmuş tutuklu ve hükümlülerle ilgili yapmış olduğu açıklamanın Savcılık tarafından doğrulandığına dikkat çekerek “Şimdi de 8 No’luda, C6’da tüm koğuş Covid 19 (+), 5 No’luya da yayılmaya başlamış. Ne zaman tahliye? Ölmeleri mi bekleniyor?” diye yazdı.

‘191 kişiye bulaştı’

Gergerlioğlu, bugün yapmış olduğu paylaşımda da, iddialara göre virüsle enfekte olan tutuklu ve hükümlülerin sayısının 191’i bulduğunu söyledi. Gergerlioğlu paylaşımında koğuşlarda olması gerekenin yaklaşık yedi misli fazla kişinin kaldığına dikkat çekerek böyle bir ortamda virüsün kolaylıkla yayılabileceğine dikkat çekti.

 

 

İbrahim Gökçek hakkında ifade veren itirafçı: İfademi polis yönlendirdi

Konser yasaklarının kaldırılması ve tutuklu üyelerinin serbest bırakılması için  323 gün sürdürdüğü ölüm orucunu sonlandırdıktan iki gün sonra hayatını kaybeden Grup Yorum’un gitaristi İbrahim Gökçek hakkında ifade veren gizli tanık İ.İ,  “Sadece Gökçek’in bağlama çaldığını söylediğini, İdil Kültür Merkezinde bir kozmik oda olmadığını, ancak ifadelerinin çarpıtıldığını” yazdı.

Bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Grup Yorum davaları da dahil 43 kişiyle ilgili verdiği ifadeleri birçok davada delil olarak kullanılan İ.İ., ifade tutanağını korku ve baskıyla imzaladığını, sözlerinin çarpıtıldığını, ifadenin doğru olmadığını söyledi.

İfadeleri çok sayıda kişiyi mahkum ettirdi

İ.İ. adlı kişi, 2017 yılında 20 sayfadan oluşan bir ifade vermiş ve kendisine gösterilen 43 kişiyi teşhis etmişti. Bu ifadeler birçok kişinin örgüt üyesi olarak yargılandığı ve ceza aldığı davalarda delil olarak kullanıldı.

Bu davaların arasında, hayatını kaybeden Grup Yorum’un gitaristi İbrahim Gökçek’in yargılandığı dava da var.

Yurtdışına çıkmasının ardından, sanık avukatlarına mektup gönderen İ.İ. “poliste işkence altında ifade verdiğini, ifadesini polisin yönlendirmesiyle verdiğini” söyledi ve ifadesinin dosyadan geri çekilmesini talep etti.  “Bana ifade vermezsen seni tutuklarız” diye tehdit edildiğini söyleyen itirafçı, ÇHD davası ve Grup Yorum davasında yargılananlarla ilgili verdiği ifadelerin baskı altında imzalatıldığını anlattı ve ifadesini geri çekmek istediğini belirtti.

Hindistan’da kimyasal gaz sızıntısı: 11 ölü

Hindistan‘ın güneyindeki LG Polimer fabrikasından sızan kimyasal gaz sonucunda 11 kişi hayatını kaybetti. Geçen perşembe, yerel saatle gece üç sularında gerçekleşen sızıntı sonucunda yüzlerce kişi hastanelik oldu.

Karantinadan sonraki ilk gün

Sağlık çalışanları, insanların gözlerinde yanma ve nefes alma güçlüğüyle hastanelere başvurduğunu söyledi. Fabrikanın çevresi tahliye edildi. 

Sızıntı, karantina tedbirleri dolayısıyla üretimi durduran fabrikanın açıldığı gün meydana geldi. Yerel yönetici Vinay Chand, sızıntının tesiste çıkan bir yangın üzerine gerçekleştiğini açıkladı. Yetkililer, sızıntıya ihmalin yol açmış olabileceği görüşünde.

Hindistan polisi kimyasal gaz sızıntısının durdurulduğunu ve öncesinde çıkan yangının söndürüldüğünü duyurdu.

200 ambulans gönderildi

Gazdan etkilenenleri hastaneye taşımak üzere bölgeye 200 ambulans gönderildi. Yerel yetkililerden Srijana Gummala, gazın etkisini en aza indirmek için bölgeye su püskürtüldüğünü ve insanlardan ıslak maske takmasının istendiğini belirtti.

Öte yandan Endüstri Bakanı Goutam Reddy, Güney Koreli şirkete karşı hukuki yollara başvurulacağını açıkladı. Durumu Güney Kore elçiliğine bildirdiklerni söyleyen Reddy, “Şirketin, olay Avrupa Birliği ülkelerinden birinde ya da ABD‘de gerçekleşseydi nasıl davranacaksa o şekilde davranmasını bekliyoruz” dedi. 

LG, olayın sebebinin araştırıldığını ve gazdan etkilenenlerin hızla iyileştirilmesi için çalışıldığını söyledi.

İklim Değişikliği, Orman Yangınları ve Biyoçeşitlilik söyleşisi çevrimiçi yapılacak

İstanbul Politikalar Merkezi‘nce düzenlenen Doğa ve İklim Söyleşileri‘nin sekizincisi, çevrimiçi olarak yapılıyor. Söyleşinin konuğu ise  Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Çağatay Tavşanoğlu.

“İklim Değişikliği, Orman Yangınları ve Biyoçeşitlilik” başlıklı etkinlik, 12 Mayıs Salı günü saat 15.00’de, Ümit Şahin moderatörlüğünde video konferans üzerinden yapılacak. Etkinliği izlemek isteyenler bu adresten kayıt olabilir.

Çağatay Tavşanoğlu hakkında

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü‘nden 1998 yılında mezun olan Çağatay Tavşanoğlu, yüksek lisans ve doktorasını aynı üniversitede ekoloji alanında tamamladı. 20 yıldan uzun zamandır, orman ve bozkır ekosistemlerindeki dinamikler üzerine bilimsel çalışmalar yürütüyor.

Bitki ekolojisi ve yangın ekolojisi konularında uzman Tavşanoğlu, son yıllarda araştırmaları, orman yangınlarının ve iklim değişikliğinin ekolojik sistemler üzerindeki etkisi ve fonksiyonel ekoloji konuları üzerine yoğunlaştı. Halen profesör olarak görev yaptığı Hacettepe Üniversitesi’nde ekoloji ve çevre bilimleri üzerine lisans ve lisansüstü düzeyde dersler veriyor.

 

Katıldığı programda komşularını ölümle tehdit eden Sevda Noyan RTÜK gündeminde

Ülke TV’de Esra Elönü‘nün sunduğu “Arafta Sorular” programına katılan ve burada sitesinde yaşayan insanlar hakkında ölüm tehdidinde bulunan Sevda Noyan’ın açıklamaları RTÜK gündemine taşındı.

RTÜK üyesi İlhan Taşcı, başkanlık makamına yaptığı başvuruda programın, “derhal üst kurul gündemine alınmasını” istedi. Taşcı dilekçesinde şu ifadeleri kullandı:

RTÜK’ün toplumda böylesine infial yaratan, kutuplaştırıcı, tehdit edici, tepeden tırnağa şiddet ve nefret söylemine ekranda yer verilmiş olmasını görmezden, duymazdan gelmesi düşünülemez. Aksi halde, RTÜK’ün Anayasadan aldığı güç ve yasanın kendisine verdiği televizyonları denetleme görevini yerine getirmemiş olur. Bunun da hukuki sonuçları olması kaçınılmazdır.

Noyan: Bizim aile 50 kişiyi götürür

Noyan programda darbe yapmaya düşünenlere gözdağı vererek “Bizim aile şöyle bir 50 kişiyi götürür. Onu söyleyeyim. Biz çok donanımlıyız bu konuda maddi ve manevi olarak. Bizim hala sitede var 3-5. Benim listem hazır açıkçası” ifadelerini kullanmıştı. Daha sonra sosyal medyada konuyla ilgili paylaşımda bulunan Noyan,  tehdidinin CHP’lileri de kapsadığını belirtmişti.

Sosyal medyada söylemin büyük tepki toplamasının ardından önce Ülke TV bir açıklama yayınlamıştı. Ülke TV, “Tasvip etmediğimiz ve yayın ilkelerimize aykırı sözlerin Ülke TV ekranlarından sarf edilmesi nedeniyle kamuoyundan özür dileriz” ifadelerine yer verdi.

Elönü: Dört ayaklılar söylemimin arkasındayım

Sonrasında ise programın sunucusu Esra Elönü bir açıklama yayınladı. Elönü, “Programda konuğumun son dönemlerdeki darbe imalarını değerlendirirken söylediklerinin haddi aşan ifadeler olduğu bir gerçek ve müdahale etmem gerekirdi” ifadelerini kullandı.

Programda kullandığı, “Dört ayaklarını da denk alsınlar” sözlerini yineleyen Elönü, “Darbe yapma zihniyetinde olanlar, imasında bulunanlar ya o şekilde gidecekler ya bu şekilde gidecekler diyerek gargara yapanlar için söylediğim ‘Dört ayaklarını da denk alsınlar’ ifadesinin sonuna kadar arkasındayım” dedi.

Noyan hukuk bürosu: Metoforik bir söylem

Noyan hukuk bürosu tarafından yapılan açıklamada ise “Müvekkilim 15 Temmuz hain darbe girişimine devletin ve halkın gafil avlandığı, bir kez daha böyle bir girişim ve kalkışma yapılması halinde TC devletinin ve halkının anayasal düzenin ve demokrasinin korunması için çok daha etkin ve bilinçli şekilde cevap vereceğini “metaforik” ve “metonimik” bir söylemle ifade etmiştir” denildi.

Avrupa rüyasının sonu mu?

8 Mayıs, Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle Avrupa’nın yeniden doğuşunu simgeleyen gün.

7 Mayıs 1945’te Alman Genel Kurmay Başkanı General Alfred Jodl’un Almanya adına kayıtsız şartsız teslimiyet belgesini imzalamasıyla Nazi rejimi fiilen ortadan kalkmış, Japonya’da hala devam eden savaş o gece yarısından itibaren Avrupa’da sona ermişti. 8 Mayıs, sadece Avrupa’da yaklaşık 6 yıldır süren  ve milyonlarca insanın hayatına mal olan savaşın bitmesini değil Avrupa tarihinde bir örneğini daha görmediğimiz bir ülkeler arası savaşsızlık döneminin başlangıcı sayılır.

Yugoslavya’nın parçalanması ve bu ülkenin eski topraklarında yaşanan trajik çatışmaları saymazsak tam 75 yıldır Avrupa ülkelerinde yaşayanlar bir düşman askerinin topraklarına fiilen saldırmadığı bir barış dönemi yaşamaktalar.

Bu savaşsız 75 yılda her iki dünya savaşından gereken dersleri çıkartmışa benzeyen Avrupa halkları Avrupa tarihinde benzeri görülmemiş bir süreç başlattı. Önceleri sadece altı devletin bir araya gelmesiyle kurulup 27 ülkeli bir yapıya doğru evrilen Avrupa Birliği ulusötesi ilk siyasi örgütlenme olarak tarihte yerini aldı.

Avrupa Birliğinin çekirdeği Çelik ve Kömür Birliği olarak atılmış olsa da bu gönüllü bir araya gelişin ana fikri öncelikli olarak barıştır. 2. Dünya Savaşı’nın getirdiği korkunç yıkımın tekrarlanmaması için çareler aranırken aralarında yüzyıllara dayanan dinsel, etnik, kültürel düşmanlıklar bulunan Avrupalılar savaşı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak arayışıyla barış fikri etrafında yepyeni bir perspektifle  bir araya geldiler.

Avrupa fikrinin savunucularından filozof Edgar Morin’in dediği gibi bireylerin ve toplulukların farklı kimliklerini baskılamak yerine, onları tanımak ve gelişmeleri için elden gelen her şeyi yapmak gerekmekteydi.

Bu amaçla Avrupalı düşünürler ve siyasetçiler yepyeni bir Avrupa projesi ortaya attılar.

Edgar Morin bu ulusötesi projeyi şöyle anlatıyor:

Öncelikli hedefler açıktır: Avrupa halklarına barış güvencesini vermek, bir dizi karşılıklı talep ve hınçtan oluşan devreyi kırmak, dünya genelinde barış koşullarına kavuşulamamış olmasının yol açtığı ortamın tehdit ettiği henüz güçsüz demokrasileri sağlamlaştırmak. Bu hedeflere ulaşabilmek için, ulusal devletleri mutlak egemenler haline getiren aşırı güçlenmenin yarattığı yıkıcı etkileri görebilmek gerekmektedir.”

Birleşmiş Avrupa için atılan adımlar soğuk savaş yıllarının zorlayıcı atmosferinde başladı, detente döneminde ve takip eden  Demirperde’nin yıkılışı sonrası günlerde bir çok zorlukla karşılaşmasına rağmen bugüne kadar gelebildi.

Avrupalı kimliği

En az üç kuşak, atalarının hayal bile edemeyecekleri şekilde ölüm ve açlık tehdidinden uzak, görece bir barış ve refah dönemi yaşadılar. Yaşadıkları şehirlerin bombalanmadığını, ülkeler arasındaki fiziki sınırların anlamsızlaştığını gördüler. Kültürel, dilsel, dini, etnik  farklılıkların kendi yaşamları için  tehdit değil, bir zenginlik oluşturabildiğini anladılar.

Bu anlayışla oluşturulan Avrupa Birliği projesi, ulus devletlerin birçok sorunun kaynağı olduğunu savunan ve yeni bir anlayışla oluşturulacak ulusötesi yapılanmalarla ulus devletlerin aşılması zamanının geldiğini düşünenler için heyecan verici bir deneyimdir. Avrupa Birliği içinde sınırlar ortadan kalkmış, ortak güvenlik sağlanmış, ortak yasama organları oluşturulmuş, ortak para birimine geçilmiş, bir Avrupalı kimliğinin oluşması yolunda önemli adımlar atılmıştır.

Bütün bu görüntüye rağmen ortada tozpembe bir görüntü çizmek ne yazık ki pek kolay değil. Avrupa Birliği projesini Avrupa siyasi tarihinin en heyecan verici başarı hikayesi olarak görenlerin yanında, AB’nin bir başarısızlık hikayesi olduğunu savunanların argümanları da pek yabana atılır gibi değil.

Birleşik Krallık’ın kendi iradesiyle Birlikten çıkışı Avrupa Birliği’ne  şüpheyle yaklaşımın en açık tezahürü oldu. Kuşkusuz ulus devletlerin kendi irade ve varlıklarını kısmen de olsa ulusötesi bir yapıya devretmeleri kolay olmuyor. Ulus devletlerin siyasetçileri ve bürokratları ellerine fırsat geçtikçe iktidar paylaşımına engeller çıkardılar. Kolaylıkla çözülebilecek bazı meseleler kördüğüme dönüştürüldü. Başlangıçta yeni projenin motoru olan ortak heyecan giderek yerini kuşkulara bıraktıkça halkların Avrupa Birliği’ne olan güveni de sarsılmaya başladı.

2008 finansal krizi esnasında üye ülkelerin yaşadıkları sıkıntılar ve Birliğin zengin ülkelerinin tepkileri güven bunalımının belki de ilk işaretlerini vermişti. Mülteci krizinin yarattığı çaresizlik ve ardından korona salgınının doğurduğu acz ve içe kapanma hali Avrupa projesinin yeniden düşünülmesinin zamanının geldiğini gösteriyor. Özellikle pandemiye son derece hazırlıksız yakalanan ve ortak bir sağlık politikasından yoksun Avrupalı yöneticilerin çözümü kendi sınırları içinde aramaya çalışmaları, Birleşik Avrupa fikriyatının öncülerini herhalde büyük bir düş kırıklığına uğratmıştır. Mülteci akımı nedeniyle sorgulanmaya başlayan ulusal sınırlar pandemi günlerinde sadece Avrupalı olmayanlara değil, komşu AB ülkesi  vatandaşlara karşı bile iyice tahkim edilmiştir.

Üstelik her sene Avrupa günü olarak kutlanan 9 Mayıs’ta bile kapalı olan ulusal sınırların ne zaman açılacağı da belirsizdir.

Yeni tehditler, yeni imkanlar

75 yıl önce barış arayışıyla başlayan Avrupa rüyasının sona erdiğini ilan etmek için fırsat kollayanların biraz daha beklemeleri gerekiyor. Öngörülmeyen kriz anlarında içe kapanarak çözümü ulusal ölçekte aramak başka çözüm imkanları olmadığı anlamına gelmiyor.

Kuşkusuz yaşadığımız günün dünyası 75 yıl öncesinden çok farklı.  Şimdilerde yeni tehditlerle yüz yüze olduğumuz kadar yepyeni imkanlara da sahibiz. Başta iklim krizi ve onun yol açacağı iklim mültecileri, gıda güvenliği, gelir adaletsizliği, yeni salgınlar gibi devasa sorunlarla baş edebilmek ve gezegenimizde barış ve refahı sürdürülebilir kılmak için ulus devletlerin içlerine kapanmalarının çözüm olmadığı bugün daha iyi görülüyor.

Yeryüzünde refah ve barış için karşılıklı anlayış, işbirliği ve dayanışmanın önemi daha iyi anlaşılıyor.

Korona salgınını dehşet içinde yaşamakta olan ve yaklaşan iklim felaketini ensesinde hisseden dünya yeni arayışlara girdiğinde, halklarına son 75 yılı savaşsız yaşatmış olma deneyimiyle Avrupa iyi bir örnektir.

Tarihinden gelen sorumluluğu, ekonomik gücü ve entelektüel birikimiyle Avrupa yeni dönemde daha yaşanabilir bir gezegen için öncülük edebilir.  Bu nedenle Birleşik Avrupa projesini tekrar düşünmek ve yepyeni bir anlayışla yeniden tasarlamak iyi bir başlangıç olabilir.

*

Not: Bütün bunları konuşurken Avrupa – Türkiye ilişkisini geçmişin yanlışlarından dersler çıkartarak ve karşılıklı önyargıları ardımızda bırakarak tartışmayı gündeme alma zamanı geldi.

Kazdağları’nda ruhsatsız şirkete izin, çadırlı nöbetçilere 57 bin lira ceza

Kazdağları’nda Alamos Gold tarafından yapılmak istenen altın madeni projesine karşı alanda 290 gündür çadırlı nöbet tutan aktivistlere ‘Toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni bozmak’ suçlamasıyla toplam 57 bin 240 lira idari para cezası kesildi.

Her Yer Kazdağları tarafından yapılan açıklamada ceza gerekçesi olarak Çanakkale İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu‘nun, ormanlarda piknik yapmanın, konaklamanın, dron uçurmanın yasaklanmasını içeren kararının gösterildiği belirtildi.

‘Piknik yapmıyoruz, yaşamı savunuyoruz’

Aktivistler, kişi başı 3 bin 180 liradan dört gün üst üste kesile cezaya “Biz burada piknik yapmıyoruz. Biz Kazdağlarımız ve burada yaşayan milyonlarca can, açgözlü şirketler tarafından katledilmesin diye nöbet tutuyoruz. Bir kabahat varsa bu bunca talana izin vererek doğayı korumayanların, bir suç varsa bu da doğayı katleden şirketlerindir” sözleriyle tepki gösterdi.

Aktaş: Çok fazla destek çağrısı geldi

Çadır Nöbetinden Ferzan Aktaş Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada, gelen ceza sonrası çevrelerinden çok fazla destek çağrısı geldiğini belirtti. Aktaş, “Tanımadığımız kişiler bile aradı. ‘Çocuklar burada yalnız değilsiniz. Seve seve parayı toplayıp ödeyebiliriz’ dediler. Ama biz bu parayı ödemek değil karara itiraz etmek istiyoruz” dedi.

Kendilerinin izole bir şekilde yaşadıklarını anlatan Aktaş, kesilen cezanın onların durumuyla alakalı olmadığını ve sadece onları yıldırmak için yapıldığını söyledi.

‘Biz zaten toplumda izole yaşıyoruz’

Aktaş “Kabahatler Kanunu üzerinden toplum sağlığını bozduğumuzu iddia ediyorlar. Ancak kesilen ceza sokağa çıkma yasağını ihlale uygulanan bir ceza. Biz burada tamamen toplumdan izole bir şekilde yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.

Aktaş, kendilerine nöbetin 270’inci gününde Çanakkale Orman Müdürlüğü’nden gelen görevlilerin yeni koronavirüs salgınını gerekçe göstererek alanı terk etmeleri çağrısında bulunduklarını hatırlattı. Sonrasında bu karara itiraz ettiklerini belirten Aktaş, itirazlarına herhangi bir cevap alamadıklarını söyledi.

Fotoğraf: Her Yer Kazdağları

‘Bu ceza bir ilk değil’

Aktaş, kararın kendilerine tebliğ edilmesinden sonra da alana görevlilerin gelip alanda kaç kişi olduğunu, hala alanı terk edip etmediklerini sorguladıklarını ve en sonunda da toplu olarak ceza yazdıklarını iletti.

Bu cezanın ilk kez başlarına gelmediğini hatırlatan Aktaş “Daha önce de yaz boyunca her gün 150’şer liradan çadır kurmamız gerekçe gösterilerek ceza yazılmıştı. Biz bu cezaların hepsine itirazlarımızı sunduk çünkü biz burada doğayı korumak için bulunuyoruz” dedi.

393 kadından cezaevindeki kadınlar için çağrı: İnfaz Yasası’nda eşitlik sağlansın

Aralarında Birlikte Güçlü platformu üyelerinin de bulunduğu 393 kadın, cezaevinde kalan kadınların uğradığı eşitsizliklere karşı ortak bir metin kaleme aldı.

Hapishanelerin, koronavirüs salgını açısından en riskli yerlerden olduğuna dikkat çekilen açıklamada, siyasi mahpusların İnfaz Yasası’ndan eşit bir şekilde yararlanması talep edildi.

Siyasi mahpuslar İnfaz Yasası’ndan yararlanmalı

Metinde salgına karşı getirilen yasakların yeterli olmadığı ve mahpusların kendi hallerine terk edildiği belirtildi. Bağışıklık sistemi güçsüz mahpusların zor durumda olduğu ve kadınların farklı ihtiyaçlarının sağlanmadığı söylenen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

…Herhangi bir yaralama suçlusunun, kadınlara ve çocuklara şiddet uygulayanların tahliye edilmesi, sadece düşüncesini açıklayanların, siyasetçilerin içerde tutulmasını biz kadınlara kimse meşru gösteremez. Siyasi mahpusların İnfaz Yasası’ndaki değişiklik kapsamına alınması sağlanarak eşitsizliğin giderileceğine, hukukun ve vicdanın esas alınacağına inanmak istiyoruz.

Yazıda salgına karşı gereken önlemlerin de alınmadığına, tutuklu ve hükümlülerin kaldıkları yerlerin ayda bir dezenfekte edildiğine, yeterli temizlik ve hijyen malzemesinin verilmediğine, bunların yanında maske ve eldivenin dağıtılmadığına değinildi.

‘Zamana yayılmış cinayet…’

Aralarında Gülten Kışanak, Sebahat Tuncel, Figen Yüksekdağ, Aysel Tuğluk gibi pek çok kadın siyasetçinin de bulunduğu Kandıra gibi cezaevlerinde bu ihlallerin daha da ağır olduğu belirtilen yazıda, “Siyasette kadınlar bin bir mücadeleyle açtıkları alanlarda kadın görünürlüğünü ve temsiliyetini sağlamak, seslerini duyurmak için çabalarken, cezaevlerinde kadın siyasetçiler görünmezleşiyor. Bu da maruz kaldıkları ihlallerin daha az gündeme gelmesi anlamına geliyor” denildi.

Raporda kadın siyasi mahpuslarla ilgili şu ifadeler yer aldı:

Tutuksuz yargılama taleplerinin acilen hayata geçirilmesi mümkünken, dosyaları bilmeyen ve “sorumluluk” almak istemeyen nöbetçi mahkemeler, dosyalara, incelemeden “tutukluluk halinin devamına” biçiminde bu üç kelimeyi sıralayarak bu salgın günlerinde Kandıra cezaevindeki dokuz siyasetçi kadının ve tüm mahpusların can güvenliklerini hiçe saymaktadırlar. Şu anda yaşanan hukuki süreci, yaşam hakkının ağır ihlali ve “yavaşlatılmış/zamana yayılmış cinayet” olarak değerlendirmekteyiz.

‘İnfaz koruma memurlarına günlük test yapılmalı’

Açıklamanın sonunda, hükümlü ve tutukluların yaşam ve sağlık haklarının güvence altına alınması için atılması gereken adımlar şu şekilde sıralandı:

  • Ceza infaz kurumlarında yaşam hakkı korunmayan kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı gruplar, ayrımcı İnfaz Kanunu’nda eşitlik sağlanarak derhal serbest bırakılmalıdır.
  • Hükümlü de olsa salgında en yüksek riski taşıyan kronik hastalığı bulunanların ve yaşlıların cezalarını evlerinde çekmelerinin, tutukluların adli kontrolle tahliye edilmelerinin sağlanmasıdır.
  • Grip belirtisi gösteren tüm mahpuslar tedavi için derhal hastaneye sevk edilmelidir.

  • Mahpusların güçlü ve düzenli beslenmeleri için sıcak yemek servisi acilen tekrar başlatılmalıdır.
  • Tüm kullanım alanları sık sık dezenfekte edilmeli, mahpuslara hijyen ve temizlik malzemeleri, maske ve eldivenler ücretsiz sağlanmalıdır.
  • İnfaz koruma memurları koronavirüs tehlikesine karşı günlük teste tabi tutulmalıdır.
  • Adalet Bakanlığı tutuklu yakınlarını güncel kararlarla ilgili  bilgilendirilmelidir, telefon görüşmelerindeki kısıtlamalar kalkmalıdır, telefon görüş süresi haftada iki kez 20’şer dakika olarak düzenlenerek mahpus yakınlarının endişeleri giderilmelidir.
  • Cezaevleri tabip odalarınca denetlenmelidir.

Kuaföre gideceklere 10 uyarı

 
 

Hürriyet’ten Zeynep Bilgehan‘ın aktardığına göre, “Kuaför salonlarının çok fazla sosyalleşilen ve bulaşıcılığın yüksek olacağı mekânlardan olduğunu belirten Prof. Dr. Uludüz, “Dolayısıyla çok dikkat etmek gerekiyor” dedi.

Uludüz’e göre yapılması ve yapılmaması gerekenler şöyle:  

  • Gitmeden mutlaka telefon edip sandalye kapasitesini sorun. Örneğin sandalye sayısı 10 ise 5 kişiden fazla müşteri almaması gerekir.
  • Randevunuza yakın bir saatte gidin ki diğer müşterilerle beklemeyin. İçeride 30 dakikadan fazla kalmamaya özen gösterin.
  • Gittiğinizde insanlarla 1.5 metreden yakına gelmemeye dikkat edin. Kuaförünüzle de 1.5 metre uzaklıkla görüşün.
  • Mümkünse saçınızı evde yıkayarak kuaföre gidin.
  • Maske takarken saç kestirmek çok zor. Maskenizi işlem bitene kadar kulağınızdan çıkarıp elinizle ağız ve burnunuza tutmalısınız. İşlem sonrası hızlıca ellerinizi yıkamalı veya dezenfekte etmelisiniz.
  • Fön makinelerinde hava sirkülasyonu tıpkı klima gibi çok fazla olduğundan virüsü toz halinde kaldırma riski var. Mesafeli de olsa fön risk teşkil edecektir.
  • Oturduğunuz sırada da yüzeylere dokunmayın ve sık sık ellerinizi yıkayın.
  • Her ne kadar maske takılsa da ağda işlemi sırasında fiziksel mesafeyi korumak zor olacağından ısrarla ağda yaptırılmamasını öneriyorum.
  • Makyaj, kaş ve bıyık alma, manikür gibi işlemler de doğrudan yüz yüze temasa sebep olduğundan hem siz hem de çalışan için riskli. Pedikür, 1.5 metre kuralına uyuyorsa yapılabilir.
  • Kuaför salonları, her müşteri sonrası en az 15 dakika temizlik yapmalı, sandalyeleri, makas, diğer aletleri alkol veya çamaşır suyuyla sulandırılmış su ve bezlerle temizlemelidir. Gereklilik halinde enfeksiyon kaynağını bulmak ve filyasyon sistemini başlatmak için gelen her müşteri ismi kaydedilmelidir.

Devrek Belediyesi’ne bağlı barınakta tedavi gören kedi anestezi etkisinde sokağa atıldı

Zonguldak’taki Devrek Belediyesi’ne bağlı barınakta bir kedinin anestezi verildikten sonra sokağa bırakılmasına yönelik görüntülerin sosyal medyada büyük yankı uyandırmasının ardından hayvan hakları aktivistleri bir metin kaleme aldı.

Aktivistler, belediyeye bağlı veterinerlik hizmetlerinin geliştirilmesini, barınakta yapılan çalışmaların şeffaflık içinde yürütülmesini ve bölgedeki gönüllüler ile işbirliği içerisinde hareket edilmesini talep etti.

‘Savunmasız şekilde sokağa bırakıldı’

Kedinin sokakta can çekiştiği görüntüleri sosyal medyada bölge sakinlerinden Gülcan Köroğlu tarafından paylaşılmıştı. Köroğlu, barınakta buna benzer çok fazla uygulama olduğunu ve tedavi gören hayvanların anestezi etkisi altında savunmasız bir şekilde sokağa bırakıldığını iddia etti. Kedinin tedavisi ise özel klinikte devam ediyor.

Olayın duyulmasının ardından Yaşam Nöbeti, İstanbul Vegan İnisiyatifi ve HAYDİ’nin de içerisinde bulunduğu hayvan hakları aktivistleri sosyal medyada #devrekbelediyesihesapver etiketi üzerinden bir kampanya başlattı. Aktivistler, sorumluların ortaya çıkmasını talep etti.

Bozkurt: Gerçek hayvan severler ile çalışacağız

Tepkilerin artması üzerine, Devrek Belediye Başkanı Çetin Bozkurt, Tempo Gazetesi’ne röportaj vererek “O görüntüleri gördüm. İyi niyetle yayılmadıkları ortada. Böyle bir durum varsa bana veya konu hakkındaki birim amirlerine ulaşabilirler ama bunu yapmadan sosyal medya kampanyası başlatmışlar” dedi.

Bozkurt açıklamasının devamında kendisinin hayvanlar için yaptığı projelerin görmezden gelindiğini söyleyerek “İstedikleri çığırtkanlığı yapsınlar umurumda bile değil. Ben önümüzdeki süreçte hayvan gönüllüleri ekibi kuracağım. Gerçek hayvan severler ile çalışacağız” ifadelerini kullandı.

‘Gönüllüler tehdit ile uzaklaştırıldı’

Bu tartışmanın üzerine hayvan hakları aktivistleri tarafından yazılan metinde bölgedeki gönüllülerinin barınak ve belediye ile iletişime geçmeye çalıştığı ancak şiddet tehditleri ve hakaretler ile karşılaştıkları belirtildi.

Aktivistlerin talepleri şöyle: 

  • Veterinerlik hizmetlerinin iyileştirilmesi. Bunun için görevli veteriner ile mevcut ekipman yetersiz ise gereken nitelikleri karşılayacak yeni veteriner görevlendirilmesi ve ekipmanın yenilenmesi.
  • Barınağın yürüttüğü çalışmaların şeffaflaştırılması. Bu doğrultuda:
  • Sahipsiz hayvan geçici bakımevine 7/24 kayıt yapan kamera takip sistemi kurulması
  • Hayvanlar için yürütülen çalışmaların belgelerle birlikte kamuoyuyla paylaşılması
  • Düzenli besleme yapılan alanların ve geçmiş zamanlarda yapılan beslemelerin bilgisinin görüntülerle verilmesi

Kısırlaştırılan hayvanların kaçı hayatta?

  • Kısırlaştırılmış ve tedavi edilmiş hayvan sayısının, bu hayvanların kaçının hayatta olduğu ve yapılan işlemden sonra nereye bırakıldıkları bilgisinin paylaşılması
  • Tedavi ve kısırlaştırılma süreçlerinin nasıl yürütüldüğü hakkında belge paylaşılması
  • Şikayet başvuru kanallarının açıkça belirtilmesi
  • Barınağa temin edilen mama miktarının ve mamaların hangi şartlar altında kimler aracılığıyla dağıtıldığının belgelerle açıklanması
  • Barınağın yuvalandırma prosedürü hakkında bilgi verilmesi
  • Çalışmaların bölge sakinleri tarafından tanınan ve güvenilen gönüllülerle iş birliği içerisinde yürütülmesi