Ana Sayfa Blog Sayfa 2108

Ekoloji Birliği: Hewsel Bahçeleri Diyarbakır’ın oksijen kaynağı

Ekoloji Birliği, UNESCO tarafından dünya mirası kabul edilen Hewsel Bahçeleri’nin Millet Bahçesi’ne dönüştürülmesi ve inşaatta çıkan molozların Dicle Nehri’ne atılmasıyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

UNESCO tarafından dünya mirası kabul edilen Hewsel Bahçeleri’nin sekiz bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu belirtilen açıklamada bölgenin kent için bir oksijen kaynağı olduğu vurgulandı.

Yedi bine yakın ağaç kesimi

Açıklamaya göre sucul bir ekosisteme sahip olduğu belirtilen bölgede 28 tanesi endemik olmak üzere 51 balık türünün ve orman ekosisteminde de çeşitli ağaç türleri yer alıyor.

Hewsel Bahçeleri’ndeki tahribat hakkında bilgilerin paylaşıldığı açıklamada  “Öncelikle Dicle Üniversitesi rektörlüğü tarafından yedi bine yakın ağaç kesilerek kıyıma başlandı. Bu süreçte Diyarbakır kent sakinleri, doğa savunucuları, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri nöbet eylemi başlatınca geri adım atıldı ve ağaç kıyımı durduruldu” denildi.

‘Kamuoyu bilgilendirilmeden inşaat yapılıyor’

UNESCO tarafından 2015 yılında Dünya Kültür Mirası olarak tescillenen alanın 2016’ da Bakanlık tarafından Özel Proje Alanı olarak ilan edildiği belirtilen açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

Böylece projenin içeriğine dair de kamuoyuna herhangi bir bilgilendirme yapılmadan, millet bahçesi, kafe, seyirlik teras, asfalt ve betondan yol gibi yapılar yapılmaya başlandı. Sadece kafe için 1095 metrekare yeşil alan yok edilmiş bulunmaktadır.

‘Molozlar dökülüyor, kirlilik artıyor’

Ülkenin her tarafında devam eden doğa talanının burada da devam ettiği vurgulanan metinde “İnşaat çalışmaları sonucu hafriyat, ve molozlar dökülmeye başlamış ve sazlık alanlar yok olmaya başlamış, kirlilik artmıştır. Halkın evde olmasını ve UNESCO’nun sessizliğini fırsat bilen yetkili kurumlar ve sermaye çevreleri Hewsel Bahçeleri’ni yok etmektedirler” denildi.

Açıklama “Hewsel Bahçeleri‘nden Hasankeyf’e, ülkemizin her tarafındaki tüm doğaya yönelik saldırılara karşı duralım, doğamızı koruyup geleceğimiz olan çocuklarımıza miras bırakalım” sözleriyle sona erdi.

 

Sağlık çalışanlarından protesto: Hakkınız ödenmez dediler, ödemediler

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) çağrısıyla bir araya gelen sağlık çalışanları hastane önünde bir araya gelerek koronavirüs salgını sırasında yaşadıkları hak kayıplarını protesto etti.

SES üyesi sağlık çalışanları, “Hakkınız ödenmez dediler, ödemediler”, “Ek ödeme adaletsizliğini kabul etmiyoruz” yazılı dövizler taşıdı.

İzmir ve İstanbul’da protestolar

İstanbul‘daki Taksim Eğitim Araştırması Hastanesi, Bakırköy‘deki Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi önünde protestolar düzenlendi.

İzmir’de de Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi ve Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde yapılan basın açıklamasına sağlık çalışanlarını temsil eden farklı sendikalar ve İzmir Tabip Odası katıldı.

Bakırköy

Ek ödemede adaletsizlik

Koronavirüs salgınının ilk günlerinde Sağlık Bakanlığı tarafından tüm sağlık çalışanlarına üç ay boyunca “tavan” göstergelerle ek ödeme yapılacağı açıklanmıştı. Maliye Bakanı Berat Albayrak da bu ödemeler için hazineden 4,5 milyar lira ayrıldığını belirtmişti.

Ancak süreç içinde ek ödemelerde ciddi adaletsizlikler ve farklı uygulamalar olduğu ortaya çıktı. Birçok hastanede aynı branş içinde dahi farklı ödemeler yapıldı. Üniversite hastanelerine kaynak aktarılmadığı anlaşıldı. Hekimler ile hemşireler, hemşireler ile teknisyenler ve teknisyenler ile memurlar arasında farklı ödeme hesapları yapıldığı görüldü.

Ayrıca sağlık çalışanı olan ve salgında en önde çalışan bazı çalışanların ise aslında sağlık çalışanı olarak kabul edilmediği ve ek ödeme kapsamı dışında bırakıldığı anlaşıldı. 

Bayram namazı camilerde kılınmayacak

Diyanet İşleri Başkanlığı koronavirüs salgını sebebiyle camilerde bayram namazı kılınmayacağını açıkladı.

Hanefî ve Şafi mezhebine göre bayram namazının cemaatle kılınmasının esas olduğu belirtilen açıklamada, “salgın, bulaşıcı hastalık, karantina uygulamaları gibi sebeplerle bu namazın camilerde veya musallalarda cemaatle kılınması imkanının olmadığı zamanlarda, Müslümanların yukarıda açıklanan görüşler doğrultusunda ibadet hayatlarına yön vermeleri mümkündür” denildi.

Açıklamanın devamı şu şekilde:

Halkımızın da tıpkı önceki bayramlarda olduğu gibi gerekli temizliğini ve diğer hazırlıklarını yapması, giyim kuşamına özen göstermesi ve güneşin yükseldiği o bayram namazı vaktini heyecanla, dualarla, zikirlerle beklemesi uygun olacaktır.

Yurtdışından gelen vatandaşlara yurtlarda izolasyon kalkıyor

Sağlık Bakanlığı koronavirüs salgını kapsamında yurtdışından planlı uçuşlarla ülkeye gelen vatandaşların 14 günlük izolasyonlarının, artık Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarında yapılmayacağını bildirdi.

Bu kişiler, artık havaalanlarında muayene edildikten sonra evde kendilerini izole edecek ve izlenecek.

Şüpheliler hastaneye yönlendirilecek

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün ilgili kurumlara gönderdiği resmi açıklamaya göre, yurtdışından planlı uçuşlarla yeni gelecek olan kişiler için yapılacak uygulamanın esasları şu şekilde olacak:

  • Havaalanı içinde belirlenen alanlarda muayeneler yapılacak ve semptomlar değerlendirilecek, muayenesi yapılan kişilerin iletişim ve adres bilgileri Halk Sağlığı Yönetim Sistemi‘nce (HSYS) sınır girişi bölümünde kayıt altına alınacak.

  • Havaalanında yapılan muayeneleri sırasında semptom yönünden şüpheli görülen kişiler, havaalanlarında izolasyon alanına alınacak ve 112 aracılığıyla il sağlık müdürlüğü tarafından belirlenen hastaneye yönlendirilecek.
  • Yapılan değerlendirmede herhangi bir semptom belirlenemeyen kişilere onam formları imzalatılacak ve kendi imkanlarıyla evlerine ulaşmaları, kendi evlerinde 14 günlük izolasyonları sağlanacak ve bu süre içinde aile hekimleri tarafından izlemleri yapılacak.

Talimatlara uymayanlara para cezası

Yurtdışından planlı uçuşlar ile daha önce gelmiş olan ve halen yurtlarda kalmakta olan kişiler için ise uygulama esasları şu şekilde olacak:

  • PCR taraması, yurtta herhangi bir pozitif vaka olmasına ve 14 günlük karantina sürelerinin tamamlanıp tamamlanmamasına bakılmaksızın, yurtta kalan kişilerin tamamına yapılacak. Tarama sonuçları pozitif olan kişiler hastanelere alınacak, tanı ve tedavi işlemleri başlatılacak.
  • Negatif olan kişiler ise temaslı olarak kabul edilip ikinci bir 14 günlük izolasyon ve izlem için onam formları imzalatılarak evlerine gönderilecek.

Öte yandan, Covid 19 hasta temaslısı olarak değerlendirilen ancak hastanede yatması gerekmediğinden sağlık ekibince evde izlenmesine karar verilen kişilerin (…) imzalaması gereken “Evde Covid 19 Hastası/Temaslısı İzlem (Karantina) Bilgilendirme ve Onam Formu” da yazının ekinde yer aldı.

Yazıda, onam formunda yer alan talimatlara aykırı hareket eden kişilere 3 bin 150 lira idari para cezası uygulanacağı bildirildi.

Bozcaada ve Gökçeada kendi enerjisini üretecek

Troya Çevre Derneği‘nin Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Bozcaada Belediyesi ile geliştirdiği proje, Avrupa Birliği araştırma ve yenilik programı #Horizon2020 programına kabul edildi.

Proje çerçevesinde Bozcaada ve Gökçeada‘nın kendi enerji sistemlerine sahip olması ve fosil yakıtlardan arındırılması hedefleniyor. AB Komisyonu‘nca onaylanan proje kapsamında dört yıl boyunca, bölgenin kendi enerjisini üretebilmesi için gereken altyapının kurulmasına yönelik çalışılacak. Yeşil Gazete olarak Troya Çevre Derneği’nden Oral Kaya ile bu projenin önemini, nasıl geliştirildiğini ve olası sonuçlarını konuştuk.

‘Türkiye’de örneği yok’

Dernek olarak 2009 yılından bu yana yereli güçlendirecek çözümler üzerinde çalıştıklarını, iklim değişikliğiyle mücadele çerçevesinde enerji üretiminde farklı projeler geliştirdiklerini anlatan Kaya, bu projenin Türkiye’de bir örneği olmadığını söylüyor.

Dört yıla yayılacak proje çerçevesinde adalarda yeni nesil depolama sistemleri, güneş enerjisi panelleri ve şebeke modelleri kurulacak. Böylelikle kendi enerji sistemine sahip olması hedeflenen ada, eğer proje başarılı olursa, başka bölgeler için de bir örnek teşkil edecek.

‘Fosilden uzaklaşmaya teşvik’

Kaya, bölgenin yeşil enerjiye geçmesinin, sanayi ve iş dünyasını da fosil yakıtlardan uzaklaşmaya teşvik edebileceği görüşünde:

Bunun bir adada denenmesi önemli. Bir adanın enerji bağımsızlığını sağlayabilirsek, kendine yetecek bir oran yaratabilirsek nasıl çözüm üretebileceğimizin cevabına da daha yaklaşmış olacağız.

Danimarka, İtalya ve İspanya’da da uygulanacak

Proje, Fransa’dan Marsilya Üniversitesi‘nin önderliğinde yürütülecek. Avrupa’daki adalar baz alınarak, geliştirilecek model, Bozcaada ve Gökçeada haricinde, Danimarka, İtalya ve İspanya’da da adalarda uygulanacak.

8 ülkeden 19 farklı kurumun bir araya gelerek gerçekleştirilecek projede Troya Çevre Derneği ile birlikte Almanya, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İtalya, İspanya ve Türkiye’den üniversiteler, araştırma enstitüleri, firmalar ve yerel yönetimler de yer alıyor. Proje TUBİTAK tarafından da destekleniyor.

Denizli halkı ve sivil toplumu termik santrale karşı birleşiyor

Denizli’nin Avdan ilçesinde yapılmak istenen termik santralin ÇED raporunun, ilgili bakanlıkta onay sürecine alınmasının ardından Denizlililer projeye karşı birlikte mücadele yürütebilmek adına Avdan Platformu’nu kurdu.

Platformda yer alan dernek, kurum ve oluşumlar şu şekilde listelendi:  Denizli’deki TMMOB odaları, Denizli Barosu, Türk Tabipler Birliği Denizli Tabip Odası, Denizli Yeni Medya Yayıncılar Derneği, Büyük Menderes İnsiyatifi, Türkiye Ormancılar Derneği Denizli Temsilciliği, Kaledavaz Kalkınma ve Dayanışma Vakfı, Kızılcabölüklüler Koruma Dayanışma Kültür Çevre ve Eğitim Vakfı, Doğa ve Çevre Vakfı, Tavas Ziraat Odası ve Kale Ziraat Odası.

Sekretaryasını Mimarlar Odası Denizli Şubesi’nin üstlendiği platform, santrale karşı oluşan sağduyulu kamuoyu tepkisini yakından takip etmekle birlikte, santralin hayata geçirilmesiyle yaşanacak tüm sorunlara ilişkin etraflı bir inceleme yaptı.

Nasıl bir konum seçildi?

Hazırladıkları 24 sayfalık özet raporu paylaşan Platfrom, “Çıkan raporlar açıkça belirtiyor ki AVDAN Termik Santrali, yer altından gökyüzüne yüzlerce kilometrekarelik bir alanda tüm canlılar için çok büyük bir tehdit unsurudur” dedi. Raporda öne çıkan başlıklar şu şekilde:

Kurulacak santral; Avdan’a 772 metre, Adamharmanı’na 1.6 km, Narlı’ya 3, Kayapınar’a 4.5, Tavas’a 24, Kale’ye 15.4, Karacasu’ya 23, Denizli Merkeze ise 28.5 km kuş uçuşu mesafede inşa edilecek! Ayrıca santral, Afrodisias’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kültür mirasına çok yakın bir konumda inşa edilmek isteniyor.

Nasıl bir arazi tercih edildi?

Ekili 120 bin dekar tarım arazisine sahip Kale ve 45 bin dekar tarım arazisine sahip Tavas’ın birleşerek oluşturduğu verimli bir ovanın neredeyse göbeğine kurulacak olan termik santralin tehdit ettiği tarımsal ürünler arasında meşhur Kale Biberi, Çorum’a nam kazandıran Kızılca leblebisi, ürün kalitesi açısından üst sıralarda olan Kaledavaz Ovası’nın tütün, buğday, arpa, yulaf, mısır, burçak, fiğ, nohut, zeytin, ceviz, kiraz, incir ve badem gibi tarım ürünleri yer alıyor. Bölgede küçükbaş hayvancılık ile yaş meyve ve sebze üreticiliği önemli bir geçim kaynağı.

‘Saatte 160 ton kül atığı’

Denizden yüksekliği 1000 metre olan Avdan’a kurulmak istenen santralin planlanan 2 ünitesi birden çalıştığında, 150 metre uzunluğundaki iki dev bacadan yalnızca bir saatte tam 160 ton atık kül dağılacak.  Tavas’tan Karacasu’ya, Afrodisias’tan Denizli’ye kadar kilometrelerce karelik alana günde 3.840 ton kül yağacak.

Santral bir yılda havaya 8 milyon 93 bin 360 ton karbonmonoksit salacak. Bu da 269 bin 779 hektarlık bir çam ormanın ürettiği oksijeni tüketmesi anlamına geliyor.

‘Su varlığını tehlikeye atacak’

Avdan Santrali,  bölgedeki sualtı rezervlerinden yılda 1 milyon 238 bin 800 ton su çekecek! Zaten tarımsal sulama için yetersiz olan kaynakları kurutacak. Reenjekte ettiği kirli suyla, önce bölgedeki göl ve akarsuları, dolayısıyla bu akarsuların döküldüğü Akdeniz’i dahi kirletecek.

Tarım arazileri ve üstünde yetişen ürünler, meralar, su kaynakları, hava kül ve karbonmonoksitin yanı sıra ağır metallerin etkisi altında kalacak. Silsile halinde yeraltından yer üstüne her türlü canlı türü çok ciddi bir kirlilik ve hastalık riski ile karşı karşıya kalacak. Ormanların yol açtığı meteorolojik denge dahi bozulacak! Bölge iklimi değişecek, bu başka güçlükleri de beraberinde getirecek.

Denizli nasıl Zonguldak olacak?

Baca gazları ile çevreye yayılan kükürt dioksit ve azot oksitler, sadece nefes yoluyla değil nemli ortamda ciltten bile geçerek akciğerleri etkileyecek. Dolayısıyla özellikle akciğere etki ederek ölüme karar sürükleyen Covid-19 salgını nedeniyle büyükşehirlerle birlikte olağanüstü önlemlerin uygulanmak zorunda kalındığı termik santraller ve maden ocakları şehri Zonguldak gibi, Denizli, Aydın ve diğer komşu yerleşim yerleri de solunum yolu hastalıklarında ilk sıralara yerleşecek.

‘Kanser artacak’

Nitrik asit zamanla insanlarda nitrozaminler oluşturarak kansere dönüşecek. Sadece havadan değil, yediğimiz besinden içilen sudan da etkilenecek.  Santralin yol açtığı Hidrokarbonların bazıları o gıdayı tüketen sadece insanlarda değil, evcil ve yaban hayvanlarda, kansere neden olacak.

Kirli otları ve bulaşık yemleri yiyen hayvanların karaciğer ve böbrekleri başta olmak üzere et dokularında biriken ağır metaller, kanserojen hidrokarbonlar, kanser ve diğer akut hastalıkların tetikleyici etmeni olacak.

‘Kendisi 30 yıl etkisi 89 yıl sürecek’

ÇED raporuna göre termik santral 30 yıl çalışacak ancak kül ve atık depolama alanları tamamen temizlense bile işletme kapandıktan tam 60 yıl sonra eski sağlıklı haline kavuşacak.

Türkiye’de bir termik santralin kurulabilmesi için 75 milyon ton işlenebilir kömür rezervi gerekiyor. Bölgedeki ocaklarda resmi rakamlara göre 55 milyon ton rezerv bulunuyor ve bu rezervden sadece 35,7 ton işlenebilir kömür elde ediliyor.

Yani Tavas ve Kale, 35,7 milyon ton kömür için 75 milyon tonluk bir işletmenin zararlı etkileriyle baş başa bırakılacak. İşletmede, rezervler bittikten sonra 39,3 milyon ton kalitesiz ithal kömür yakılacak.

‘Hukuki mücadeleye de hazırız’

Platform adına yapılan açıklamanın sonunda “Elimizdeki bilimsel verilerle yerel ve ulusal erkleri bilgilendirmek, gerektiğinde kamuoyu oluşturmak son çare hukuki mücadele bulunmak için her türlü göreve hazar olduğumuzun altını çizmek istiyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada platformdaki görev dağılımına da yer verildi. Buna göre platform sözcüsü Mimar Cüneyt Zeytinci olurken, hukuk danışmanları Zafer Gönenç, Ozan Orpak, Onat Ötnü ve Ülkü Aytan oldu.

İletişim sorumlusu görevini Sedat Kurt üstlenirken, araştırma ve sunum görevini ise gazeteci Yaşar Tok ile Avdan Platformu üstlendi.

 

 

Vuhan’da vahşi hayvanları yeme ve avlama yasağı

Yeni tip koronavirüsün ilk yayıldığı yer olarak bilinen Çin’in Vuhan kentinin yerel yönetimi vahşi hayvanlarla beslenmenin yasaklandığını duyurdu. Bunun yanı sıra bilimsel araştırmalar ve salgının izlenmesi için alınacak önlemler dışında hayvanların avlanmaları da yasaklanacak.

Salgının ortaya çıkışı üzerine yapılan incelemeler hala sürüyor ancak virüsün kentteki Deniz Ürünleri Toptan Satış Pazarı’ndan yayılmaya başladığı düşünülüyor. Dağ sıçanları, kuşlar, tavşanlar, yarasalar ve yılanlar da dahil olmak üzere vahşi hayvanların yasa dışı olarak alınıp satıldığı market önce karantina altına alınmış daha sonra da Ocak ayında tamamen kapatılmıştı.

Üremelerine sıkı kontrol

Şimdi ise yasak kent geneline yayıldı. Yasağın bir parçası olarak, kentteki tüm vahşi hayvanların üremesi konusunda da sıkı kontreller getirildi.  CBS kanalının haberine göre bu hayvanların besin amaçlı yetiştirilmesi de yasaklandı.

Çin’in vahşi hayvan ticareti uygulamaları, uzmanların virüsün vahşi hayvanlardan insanlara geçtiğine dair tahminleri sebebiyle küresel olarak eleştiriliyordu. Önde gelen hayvan hakları kuruluşları da bu yasaklama kararına destek verdi.

Yarasalar, pangolinler, yılanlar…

Hayvan türlerinde bulunan koronavirüsün insanlardan alınan örneklerle karşılaştıran Pekin Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi‘nden bilim insanları önce Covid-19’daki protein kodlarının, daha çok Çin’de bulunan iki yılan türünün taşıdığı koronavirüstekilerle benzerlik gösterdiğini açıkladı.

Daha sonra, Wuhan Viroloji Enstitüsü‘nden bir virolog ekibi, yeni koronavirüslerin genetik yapısının yarasalarda bulunan bir koronavirüs ile yüzde 96 oranında benzerlik olduğunu gösteren ayrıntılı bir makale yayımladı. Bilim insanları başta yarasalarda ortaya çıkan virüsün daha sonra yılanlara ve başka hayvanlara yayılmış olabileceğini söyledi.

En son ortaya çıkan henüz yayınlanmamış, Güney Çin Tarım Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan bir araştırma ise kaynağın pulları ve eti için yasa dışı ticareti yapılan memeli hayvan türü pangolin olabileceğini öne sürdü. Araştırma, pangolinlerdeki koronavirüsün Covid-19 ile yüzde 99 benzerlik gösterdiğini söylüyor.

 

Maraş’ta taş ocağına verilen ÇED Olumlu kararı köye geç gitti, halka itiraz için üç gün kaldı

Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan ve deprem bölgesinde yer alan Çöçelli köyünde yapılmak istenen taş ocağı için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı.

Çinko, Çimento ve Beton Sanayi Ticaret A.Ş tarafından yapılmak istenen Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi projesine karşı çıkan köy halkı taş ocağının geri dönüşü olmayan zararlar yaratacağını belirtiyor. Tepki gösterdikleri diğer bir durum ise itirazlarını sunmak için yalnızca üç günleri olması.

Üç günlük itiraz süresi

6 Mayıs tarihli ÇED Olumlu kararının 10 gün askıda kalacağı belirtildi. Kararın köy halkına ulaşması ise 13 Mayıs’ta oldu. Yani köylülerin itiraz etmesi için yalnızca üç gün süreleri oldu. Köy sakinleri kararı kendilerine önceden haber vermeyen köy muhtarını sorumlu tutuyor.

Çöçelli Köyü sakinleri “Köye ÇED raporu gelmiş ama gelene kadar neredeyse itiraz tarihi bitmiş. Bu sorun yalnızca Çöçelli‘lerin değil aynı zamanda çevre köylerinde ortak sorunudur” ifadeleri kullanıldı.

‘Su varlıklarına zarar verecek’

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na (CİMER) başvuran bölge halkı, “Köyde geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Taş ocağının olduğu yerleşim alanlarında orman alanları azalır; yağışlar ise su baskınları, sel ve toprak kayıplarına neden olur” dedi. Verilen dilekçede şu ifadeler yer aldı:

Taşocağı, patlamalar sonucunda mağara sistemlerini bozar, çökmelere ve suyollarının değişmesine, suyun derinlere karışmasına neden olur. Bu da su kaynaklarını kullanan çiftçilerimizin zarar görmesine neden olacaktır. Patlama sonucu oluşan sarsıntılar ile zaten birinci derece deprem bölgesi ve fay hattı üzerinde olan köyümüzde depremlere davetiye çıkacaktır.

Köyümüzde bulunan Bağlama Gölü, Gaziantep’in de içme suyunun bir kısmını karşılamaktadır. Bağlama Gölü’nde endemik bitki ve hayvan türleri bulunmaktadır. Bu nedenle köyümüzde taşocağı yapımını istememekteyiz.

 

 

THY uçuş durdurma kararını uzattı

Türk Hava Yolları (THY), koronavirüs salgını nedeniyle iç ve dış hatlarda uçuş durdurma kararını uzattığını açıkladı. Alınan karar doğrultusunda iç hatlarda 4 Haziran, dış hatlarda ise 10 Haziran’a kadar uçuşlar olmayacak.

THY, daha önce de iç ve dış hat uçuşlarını durdurma kararını 28 Mayıs’a kadar uzattığını duyurmuştu.

Kabin bagajı yasak

Öte yandan salgına karşı alınan tedbirler çerçevesinde, yolcuların kabin bagajları artık kabin içerisinde taşınmayacak, uçak altına kabul edilecek. El çantası ise kabinde taşınabilecek.

Dün de Pegasus koronavirüs için alınan ilave tedbirler doğrultusunda 28 Mayıs’tan 3 Haziran’a kadar tüm yurt içi seferlerinin iptal edildiğini açıklamıştı.

‘Amphan siklonu koronavirüs salgınından daha büyük bir felaket’

Hindistan ve Bangladeş‘te Çarşamba gününden bu yana etkili olan ve son 15 yılın en şiddetli siklonu olarak adlandırılan Amphan Siklonu sebebiyle şu ana kadar en az 12 kişi öldü, binlerce ev ve yerleşim yeri büyük tahribat aldı.

Yetkililerin milyonlarca insanı siklon uyarısı öncesinde tahliye etmesinin birçok hayatı kurtardığı görülüyor ancak siklondan kaynaklanan ölümleri, yaralanmaları ve hasarların tam olarak tespit edilmesi günler alabilir.

Şiddetli yağış devam ediyor

Ülkedeki hali hazırda büyük tehdit oluşturan koronavirüs salgını ise çalışmaları çok daha zor bir hale getiriyor. Yetkililer bir yandan insanların güvenliğini sağlayıp bölgeden çıkarmaya çalışırken bir yandan da koronavirüs tedbirleri almaya çalışıyor.

Hindistan’daki en işlek hava alanlarından Netaji Subhas Chandra Bose Uluslararası Havalimanı sel altında kalarak büyük bir hasar aldı. Düşen enkazlar yolların çoğunu geçilmez hale getirdi ve şiddetli yağışlar bölgeye düşmeye devam ediyor.

Banarjee: Koronavirüsten daha büyük bir felaket

BBC’de yer alan habere göre Hindistan Batı Bengal eyaleti başkanı Mamata Banerjee, yaptığı açıklamada ülkeyi vuran siklonun koronavirüs salgınınından daha büyük bir felaket olduğunu söyledi.

Banarjee “Eyaletin güney kısının tamamı etkilendi. Şok içerisindeyiz. Zararı tespit etmemiz üç ile dört gün alacak. Siklon, elektrik dağıtımını sekteye uğrattı, birçok evi, köprüyü ve yapay dolguyu kırıp geçirdi” dedi.

Bangladeş’te barajlar ve kanallar çöktü

Bangladeş’teki bakımsız birkaç kanal ve baraj, Amphan Siklonu Çarşamba günü karaya çıkmadan önce çökmüş ve ülkenin bazı bölgelerinde büyük sellere sebep olmuştu.  Snigdha Chakraborty Katolik Yardım Hizmetleri, ülkenin fırtına dalgalanmalarını 4,5 metreye kadar yükseldiğini ve ülke genelinde evleri su altında bıraktığını söyledi.

Ülkenin kıyı bölgelerinde toplam 12 bin 78 siklon barınak hazırlandı ve 2 milyondan fazla insan tahliye edildi. Yaklaşık 40 bin çiftlik hayvanı da tahliye edildi.

‘Sıcaklığın siklon oluşmasında etkili olduğunu düşünüyoruz’

Hindistan Tropikal Meteoroloji Enstitüsü‘nden Dr. Roxy Mathew Channel News Asia’ya verdiği demeçte “Birinci kategori siklondan beşinci kategori bir siklona, 18 saat gibi benzeri görülmemiş çok kısa bir sürede geçiş oldu. Bu, Bengal Körfezi’nin gördüğü en güçlü siklonlardan biri” dedi.

Aynı zamanda IPCC okyanuslar özel raporunun baş yazarı olan Mathew, “Verilerden, okyanus sıcaklığının bu yoğunlaşmanın önemli bir bileşeni olduğunu düşünüyoruz. Siklon oluşumundan önce sıcaklıkların çok yüksek olduğunu gördük” ifadelerini kullandı.

Mülteci kampındaki kadınlar ve çocuklar tehdit altında

Siklon iki ülkede de arkasında büyük bir yıkım bırakırken toplumsal eşitsizlikleri de bir kez daha göz önüne çıkarıyor. Felaketten en çok etkilenenler de gene daha savunmasız bırakılan mülteciler, kadınlar ve çocuklar oluyor.

Uluslararası Kurtarma Komitesi‘nin Bangladeş direktörü Manish Agrawal, Cox’un Bangladeş’teki Bazar mülteci kampında yaşayan kadınlar ve kız çocukların, siklon ve koronavirüs güvenliklerini tehdit ettiği için cinsiyete dayalı şiddetin artmasına karşı savunmasız kaldığını söyledi.

‘Yaşam daha tehlikeli olamazdı’

Cox’s Bazar’ın genişleyen kampları yaklaşık bir milyon Rohingya mültecisine ev sahipliği yapıyor. Bangladeş’in doğu kıyısındaki kamplar doğrudan siklonun yolunda olmasa da, şiddetli hava koşullarından etkilendi.

Agrawal, “Yaşam, evlerinde hapsolmuş yaklaşık yarım milyon kadın ve kız çocukları ile kamp sakinlerinin yarısından fazlasını oluşturan çocuklar için daha tehlikeli olamazdı” dedi.