Birleşik Taşımacılık İş Sendikası (BTS) TCDD Genel Müdürlüğü tarafından alınan kararla 100’den fazla çalışanın sürgün edilmesini protesto etmek amacıyla bugün, Ankara’ya yürüyüş başlattı. Demiryolu işçileri, yürüyüşe İstanbul, Diyarbakır, Adana ve İzmir‘den eş zamanlı olarak başladı.
Kendi isteği dışında görev yerleri değiştirilen çalışanlardan 15’i sendika üyesi iken aralarında sendikanın merkez yürütme kurulu üyesi ve eski genel başkanı, şube başkanı ve işyeri temsilcileri ile birlikte kendisi ve aile bireyleri arasından kanser, felçli ve ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacak durumda olan kişiler de bulunuyor. Yürüyüşün sonunda, Ankara’da TCDD Genel Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması yapılacak ve Genel Müdür ile görüşme gerçekleştirilecek.
Sendika’dan yürüyüşe yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Sendikamız tarafından hukuka aykırı ve ayrımcı kararın geri alınması amacıyla; kamuoyu oluşturmak, ilgili kurumlara sesimizi duyurmak ve toplumu bilgilendirmek üzere ”SÜRGÜNLER GERİ ALINSIN!” adı altında demiryollarında yürüyüş kararı alınmıştır.
Yürüyüşümüz 2 Haziran 2020 Salı günü İstanbul, İzmir, Adana ve Diyarbakır’dan başlayacak olup güzergah üzerindeki Gar ve İstasyonlar ziyaret edilerek 4 Haziran 2020 tarihinde Ankara’da TCDD Genel Müdürlüğü önünde saat 11.30’da yapacağımız basın açıklaması ile tamamlanmasının ardından TCDD Genel Müdürü ile görüşme gerçekleştirilecektir.”
Diyarbakır’da engelleme
Sendika ayrıca Diyarbakır yürüyüş kolunun engellendiğini de duyurdu:
“Yürüyüş kollarımızdan Diyarbakır yürüyüş kolumuz bugün sabah Diyarbakır Şubemiz tarafından basın açıklamasının yapılmasının ardından Elazığ’a gitmek üzere yola çıkmış, ancak Elazığ’ın Maden ilçesi girişinde Kaymakamlık kararıyla durdurulmuşlar ve geçişleri engellenmektedir.
Bu karar; anayasaya, yasalara ve sehayat özgürlüğüne aykırı olup, yürüyüş kolunda yer alan üye ve yöneticilerimizin yürüyüşümüz önündeki engellerin kaldırılmasını bekliyoruz.”
Çevre örgütleri ve meslek odaları Adana’nın Yumurtalık ilçesi Sugözü Kumsalı’na yapılan ve ithal kömürle çalışacak Hunutlu Termik Santrali inşaatının bir an önce durdurulması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na çağrıda bulundu.
Kuruluşlar, Adana’nın ve İskenderun Körfezi’nin bir termik santral daha kaldıramayacağını belirtti. Santralin Sağlık Etki Değerlendirmesi ve tüm körfezi kapsayan kümülatif hava kirliliği modellemesi yapılmadan inşaatına başlandığının belirtildiği açıklamada santral inşaatının durdurulması talep edildi.
Ulusal limit değerlerin üzerinde
#AdanayaTemizHava kampanyasını başlatan 17 kuruluş, Çin merkezli Şanghay Elektrik tarafından Adana’ya kurulan termik santralin ÇED Raporu’nda ölçülen hava kirliliği verilerinin ulusal limit değerleri karşılamadığına, santralin ÇED olumlu kararının da bu sebeple geçerli olmadığına dikkat çekti.
Hunutlu TES Projesi’nin proje alanının çevresindeki yerleşimlere mesafesi
Adana’da 2 bin ölüm engellenebilirdi
Açıklamada Covid-19 krizinin, hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisini bir kez daha hatırlattığı vurgulandı. 17 kuruluş, nüfusun yoğun olduğu Adana merkezde hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değerleri altında tutulabilseydi, 2019 yılında 2 bin 72 ölümün engellenebileceğini belirtti.
Bu veri, Adana’da her 5 kişiden 1’inin hava kirliliğine bağlı sebeplerden hayatını kaybettiğini gösteriyor. Türkiye’de ise en güncel verilere göre dış ortam hava kirliliği yılda yaklaşık 52 bin erken ölüme neden oluyor.
Adana yılın yüzde 65’inde kirli hava soluyor
İki milyonu aşan nüfusuyla Adana, Çevre Mühendisleri Odası’nın yeni yayımlanan Hava Kirliliği Raporu’na göre, 2019 yılı boyunca 236 gün, yani yılın yüzde 65’inde kirli hava soludu.
Aynı yıl Adana’nın merkezinde ölçülen PM10 hava kirleticisinin, Türkiye’de belirlenmiş ulusal kirlilik limitlerinin iki, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği limitlerin dört katı üzerinde olduğu belirlendi.
Fotoğraf: hnmzemin
Hava kirliliği veri akışı sağlanmıyor
Kömürlü termik santraller ve ağır sanayinin yer aldığı İskenderun Körfezi’ndeki birçok istasyonda hava kirliliğine ilişkin anlık veri akışı sağlanamıyor.
Bölgede yaşayan insanlar kirliliği takip edemediği gibi, bölgedeki termik santrallerin baca gazı ölçümlerinden çıkan sonuçlar talep edildiğinde dahi kişilerle paylaşılmıyor. Kuruluşlar ayrıca Adana’daki hiçbir istasyonda en tehlikeli hava kirleticisi olan PM2,5’in ölçülmediğine dikkat çekti.
‘Kanser vakaları 11 kat arttı’
Doğu Akdeniz Çevre Platformu gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, “Santral projesinin lisans iptaline karşı açtığımız davada sunulan bilirkişi raporuna göre, Hunutlu projesine çok yakın mesafede bulunan Sugözü Kömürlü Termik Santrali’nin 2003 yılında faaliyete geçmesinin ardından, 2009-2014 yılları arasında kanser vakaları 11 kat, kanser türleri ise yüzde 275 oranında arttı” dedi.
‘Narenciye ağaçları kurudu’
Adana Çevre ve Tüketici Koruma Derneği Başkanı Dr. Sadun Bölükbaşı, iklim ve havadaki değişikliklerin bölgedeki tarımı etkilediğine dikkat çekerek “İklimin ve havanın değiştiğini burada birebir yaşıyoruz. 15 yaşındaki yüzlerce narenciye ağacı kuruduğu için bu yıl hepsini sökmek zorunda kalacağız. Bu verimli topraklar bir termik santral daha kaldıracak durumda değil” ifadelerini kullandı.
17 kuruluş destek verdi
change.org üzerinden başlatılan imza kampanyasına destek veren kuruluşlar ise şu şekilde sıralandı:
Adana Çevre ve Tüketici Koruma Derneği, Adana Tabip Odası, Adana Ziraat Mühendisleri Odası, Antakya Çevre Koruma Derneği, CAN (Avrupa İklim Eylem Ağı) Europe, Doğu Akdeniz Çevre Platformu, Ekosfer Derneği, Erzin Çevre ve Tarihi Varlıkları Koruma Derneği, Erzin Yeşilkent Sulama Kooperatifi, HEAL (Sağlık ve Çevre Birliği), İskenderun Çevre Koruma Derneği, Mersin Çevre ve Doğa Derneği, Samandağ Çevre Koruma ve Turizm Derneği, Tarsus Çevre Koruma Kültür ve Sanat Merkezi, TEMA Vakfı, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Yuva Derneği, 350.org
Taksim Dayanışması,Gezi‘nin yedinci yıldönümünde Taksim‘deki TMMOB Makine Mühendisleri Odası önünde bir araya geldi.
Anmaya, Gezi’de yaşamını yitirenlerin aileleri, CHP Milletvekilleri Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu, Ali Haydar Hakverdi, TİP Milletvekilleri Barış Atay, Erkan Baş, HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Ahmet Şık, Gülistan Kılıç Koçyiğit, Emek Partisi İstanbul İl Yöneticilerinin de aralarında olduğu yüzlerce kişi katıldı.
‘Herkes adalet istiyorsa adalet yerin dibine batmıştır’
TMMOB önünden yürüyüşe geçerek, Gezi Parkı’na karanfil bırakmak isteyen kitleye, polis izin vermedi. İstiklal Caddesi‘ne çıkmak isteyen kitle Meşelik Sokak‘ta da polisin barikatı ile karşılaştı.
— Taksim Dayanışması (@taksimdayanisma) June 1, 2020
Gezi davasında sanık olarak yargılanan avukat Can Atalay Meşelik Sokak’ta yaptığı konuşmasında ölümlere yol açanların cezasız kaldığını hatırlattı:
Türkiye’nin her yeri Gezi’dir her yeri direniş yeridir. Gezi’de çocuklarımızın ölmesini emrini veren polisler ya cezaevinde ya da yurt dışında. Emri verenler hesap vermemiş olabilir, Gezi’de bu ülkenin umudu olanlar burada, direniş bayrağını yükseltiyorlar. Bir ülkede herkes adalet istiyorsa o ülkede adalet yerin dibine batmıştır. Adaletsizlik çok uzun sürmez.
‘Anıları hep taze’
Atalay’ın ardından Taksim Dayanışması adına basın açıklamasını yapan Mimarlar Odası İstanbul Büyük Kent Şube Başkanı Esin Köymen de Gezi’de hayatını kaybedenleri andı:
Taksim Gezi parkında başlayıp 80 ile yayılan, ülkemizin en kitlesel ve en barışçıl hareketinin, Haziran direnişinin; Abdocan‘ın, Mehmet’in, Ethem‘in, Medeni’nin, Hasan Ferit‘in, Ali İsmail’in ve Ahmet‘in hayatları pahasına öne atıldıkları Gezi’nin üzerinden altı yıl geçmiş. Biber gazı ve polis şiddeti ile gözlerini kaybeden, büyük bedensel travmalar yaşayan arkadaşlarımızın yeni yeni iyileşip, hayata dönebildikleri koskoca altı yıl. Ölümlere ve yaralanmalara yol açan polis şiddetinin açılmayan soruşturma dosyalarında, takipsizlik kararlarında, hafifletilen cezalandırmalarında yaşanan büyük adaletsizliklere rağmen; anıları hep taze.
Evrensel
KESK: Gezi hep yaşayacak
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Yürütme Kurulu’nun Gezi’nin yıldönümü için yayınladığı açıklamada da Gezi’den sonraki yedi yılda ülkede OHAL’in kalıcı hale getirildiği belirtildi:
Hiç kimseyi ötekileştirmeyen, dışlamayan Gezi’nin değerlerine, demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik talebine adeta savaş açtılar. Gezi’yi, hafızlardan silip atmak için olmadık yalanlara, iftiralara sığındılar. 12 gencimizin yaşamını yitirmesine, binlerce insanımızın yaralanmasına yol açanlar Gezi’yi vandallık etiketi yapıştırmaya kalktılar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar milyonların eseri Gezi’yi hafızlarımızdan silemeye, yetmeyecek, Gezi hep yaşayacak.
Ankara Güvenpark‘ta yapılan Gezi anmasında ise, polis tarafından öldürülen Ethem Sarısülük anıldı. Anmaya Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfi Sarısülük de katıldı. Polis, anmaya katılanlara müdahale etti ve yaklaşık 20 kişiyi gözaltına aldı.
Ethem Sarısülük 1 Haziran 2013’te polis Ahmet Şahbaz tarafından vurularak öldürülmüştü.
İzmir’de sosyal mesafeli anma
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından Gündoğdu Medyanı’nda yapılan anmada sosyal mesafe kurallarına uyuldu.
KESK İzmir Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Veysel Beyazadam tarafından okunan basın açıklamasında, Gezi Direnişi’nin aradan geçen yedi yıla rağmen hafızalardaki tazeliğini koruduğu vurgulandı.
Anmaya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, CHP Konak İlçe Başkanı Çağrı Gruşçu, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti temsilcileri katıldı.
Sorumlular cezalandırılmadı
Gezi olaylarında yedisi gösterici toplam on kişi hayatını kaybetti, eylemcilerin ölümünden sorumlu olanlar ya hiç ceza almadı ya da çok hafif cezalar aldı.
Abdullah Cömert‘in ölümüne yol açan polis Ahmet Kuş‘a altı yıl on ay hapis cezası verildi, Ethem Sarısülük’ü öldüren polis Şahbaz ise para cezası aldı. Ahmet Atakan’ın ölümü ile ilgili açılan soruşturma tamamlanamadı. Ali İsmail Korkmaz’ı öldüren Mevlüt Saldoğan, 13 yıl hapis cezası aldı ancak 2016 çıkan KHK ile salıverildi. Saldoğan daha sonra Gezi eylemleri dolayısıyla eşini ve kariyerini kaybettiğini söyleyerek “Gezi Parkı olaylarını yönlendiren herkesten” şikayetçi oldu. 15 yaşında hayatını kaybeden Berkin Elvan‘ı öldürdüğü için yargılanan tek sanığın duruşması ise yedi yıldır devam ediyor.
Öte yandan Gezi olaylarıyla ilgili 16 kişiye “darbe girişimi” suçlamasıyla açılan davanın son duruşmasında yurt dışındaki sanıklar hariç tümü beraat etti. Tahliyesine karar verilen Osman Kavala ise “casusluk” suçlamasıyla yeniden tutuklandı. Beraat kararına itiraz edildi.
Samsun’un Kavak-Havza-Atakum ilçeleri arasındaki Şahin Dağları’nda altın madeni aramalarında binlerce ağacın kesildiği iddia edildi. Sokağa çıkma yasağında vatandaşlar evlerindeyken Kanadalı şirketin çalışmalarına aralıksız sürdürdüğünü söyleyen Samsun Kavak-Havza Şahin Dağları Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı İlhan Ayrancı, “Resmi bilgilere göre bu bölgede 462 sondaj noktası açılacak. Ormanların yok olmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
Sözcü’den İsmail Akduman’ın haberine göre Kanadalı maden firması Eldorado Gold Corporation‘ın Türkiye uzantısı TÜPRAG Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin, her biri 450 metre derinliğinde toplam 462 sondaj noktasına ulaşım için bölgede binlerce ağaç kestiği kaydedildi. Söz konusu şirketin, önümüzdeki dönemde Şahin Dağları’nda yüksek sondaj platformları ile maden arama faaliyetlerine başlayacağı öğrenildi.
Ruhsat alanı içinde 10 köy var
İlhan Ayrancı.
İlhan Ayrancı, konuyla ilgili hukuki mücadele başlatacaklarını ifade ederek şöyle konuştu: “Maden şirketine verilen ruhsat alanı içerisinde 10 mahalle (köy) var ve yaklaşık 10 bin insan yaşıyor. Resmi bilgilere göre bu bölgede 462 sondaj noktası açılacak. Bu noktalara ulaşım için binlerce ağaç kesildi. Ve kesilmeye devam ediyor. Şahin Dağları’nda şu anda örümcek ağı şekilde yollar açılıyor. Her sondaj noktasına çapraz geçişler sağlayacak yollar oluşturuluyor. Kısacası burada ormanı bitiriyorlar. Ormanların yok olmasına izin vermeyeceğiz.”
Şahin Dağları’nın yok olmasına izin vermeyeceklerini ifade eden Başkan Ayrancı, “Bu topraklar bize ait. Samsun’un akciğerlerini bu şirkete teslim etmeyeceğiz. Şahin Dağları ile ilgili mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Her türlü hukuki mücadelemizi vereceğiz” ifadelerini kullandı.
Şirkete 2024’e kadar izin verildi
TÜPRAG’ın 11 bin 758 hektar alanda altın aramak üzere altı ayrı ruhsat aldığı ve şirketin 2024 yılına kadar altın arama izninin olduğu öğrenildi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Kanal İstanbul’da ihale sürecini hızlandırmak için düğmeye bastı.
Kanalın iki yakasında kurulacak şehirler için de Arnavutköy ve Başakşehir belediyeleriyle yapılan görüşmelerde son aşamaya gelindi. Temmuz ayı içerisinde de imar planlarının askıya çıkması bekleniyor.
Hürriyet’ten Eray Görgülü’nün edindiği bilgilere göre Karaismailoğlu, görevi eski bakan Cahit Turhan’dan devraldığından itibaren Kanal İstanbul ile ilgili yoğun bir mesai içerisine girdi. Bakan, ihalenin bu yılın ikinci yarısında yapılması için ilgili birimlerle hazırlık içerisinde.
Planlar tamamlanıyor
Edinilen bilgilere göre, Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü 45 kilometre uzunluğunda 275 metre genişliğindeki kanalın yapım işlerine ait ihale dökümanlarını hazırladı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da 1/100 bin ölçekli imar planını tamamladığı projede bin ve 5 binlik uygulama imar planlarında son aşamaya geldi.
Arnavutköy ve Başakşehir belediyeleri ile bazı alanlarda başlayan yer tahsisine ilişkin görüşmelerin sonlanmasının ardından Temmuz ayı içerisinde imar planının askıya çıkması bekleniyor. İtirazların sonuçlanmasının ardından kanal inşaatındaki tüm süreç ve yetki Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı‘na geçecek.
Hazırlık aşaması 1,5 yıl sürecek
Kanal inşaatı öncesi çevre yollarla ilgili süreç başlayacak ve bu hazırlık yaklaşık 1.5 yıl sürecek. Toplam kanal inşaatının süresinin beş yılı aşması öngörülürken, projenin tamamlanma süresi yedi yıl olarak planlandı.
Grup Yorum, 9 Ağustos Pazar günü saat 15.00’da Yenikapı Miting Alanı‘nda ücretsiz halk konseri vereceklerini açıkladı.
Konserleri yasaklandığı için uzun zamandır sahne alamayan grup, konserin duyurusunu Twitter hesabı üzerinden “GELİYORUZ” mesajıyla paylaştı.
Grup Yorum, konser yasaklarının kaldırılması için ölüm orucunda yaşamını yitiren üyeleri İbrahim Gökçek ve Helin Bölek‘e ithaf ettiklerini duyurdu. Konserin isminin ise 9’uncu Bağımsız Türkiye Konseri olacağı belirtildi.
Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yayınlayan İstanbul Valiliği ise konsere izin verilmediğini söyledi. Yapılan açıklamada “Bazı sosyal medya hesapları ve basında yer alan Yenikapı Miting Alanı’nda 9 Ağustos 2020 Pazar günü yapılacağı bildirilen konser başvurusunun Valilikçe kabul edildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Valiliğimizce izin verilmemiştir” denildi.
19 Ocak 2007’de suikast sonucu öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in adını yaşatmak amacıyla kurulan Hrant Dink Vakfı’na ölüm tehdidi ve nefret söylemi içeren mesajlar gönderen ikinci şüpheli de yakalandı.
Vakıf, 27 ve 28 Mayıs tarihlerinde kendilerine gelen ölüm tehditlerini Şişli Emniyet Müdürlüğü’ne ve İstanbul Valiliği’ne de bildirdiklerini açıklamış, mesajların içeriğini de kamuoyunda paylaşmıştı. Bunun üzerine mesajları Konya’dan gönderdiği tespit edilen H.A tutuklanmıştı.
İkinci şüpheli İstanbul’dan
Hrant Dink Vakfı Avukatı Fethiye Çetin, bianet’e yaptığı açıklamada tehditlerin devam ettiğini belirtmişti. Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ikinci tehdit ile ilgili bir çalışma başlattı.
Sözcü’den Can Özçelik’in haberine göre; vakfa tehdit mesajı gönderdiği tespit edilen şüpheli E.B. İstanbul’da yakalandı ve emniyete götürüldü. Şüphelinin bir müddet ABD’de yaşadığı ve çok sayıda suç kaydı olduğu belirlendi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle 23 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 827 yeni tanı konduğunu açıkladı. Böylece koronavirüs kaynaklı ölüm sayısı 4 bin 563’e, vaka sayısı 164 bin 769’a yükseldi.
Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle:
İyileşen toplam hasta sayımız 130 bine yaklaştı. Yeni vaka sayımız öngörülen seviyede. Solunum desteğine ihtiyaç azalıyor. Gelecek günler, el hijyenine özene; maske + sosyal mesafe kuralının her ikisine uymamıza bağlı. DAHA SIKI TEDBİR, DAHA İYİ SONUÇTUR.”
Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart’ta tespit edildi. O günden bu yana ölüm ve vaka sayıları şöyle:
11 Mart: 1 vaka 13 Mart: 3 vaka 14 Mart: 6 vaka 15 Mart: 18 vaka 16 Mart: 29 vaka 17 Mart: 51 vaka, 1 ölüm 18 Mart: 93 vaka, 1 ölüm 19 Mart: 168 vaka, 2 ölüm (1.981 test) 20 Mart: 311 vaka, 5 ölüm (3.656 test) 21 Mart: 277 vaka, 12 ölüm (2.953 test) 22 Mart: 289 vaka, 9 ölüm 23 Mart: 293 vaka, 7 ölüm (3.672 test) 24 Mart: 343 vaka, 7 ölüm (3.952 test) 25 Mart: 561 vaka, 15 ölüm (5.035 test) 26 Mart: 1196 vaka, 16 ölüm (7.286 test) 27 Mart: 2069 vaka, 17 ölüm (7.533 test) 28 Mart: 1704 vaka, 16 ölüm (7.641 test) 29 Mart: 1815 vaka, 23 ölüm (9.982 test) 30 Mart: 1610 vaka, 37 ölüm (11.535 test) 31 Mart: 2704 vaka, 46 ölüm (15.422 test)
1 Nisan: 2148 vaka, 63 ölüm (14.396 test) 2 Nisan: 2456 vaka, 79 ölüm (18.757 test) 3 Nisan: 2786 vaka, 69 ölüm (16.160 test) 4 Nisan: 3012 vaka, 76 ölüm (19.664 test) 5 Nisan: 3015 vaka, 73 ölüm (20.065 test) 6 Nisan: 3148 vaka, 75 ölüm (21.400 test) 7 Nisan: 3892 vaka, 76 ölüm (20.023 test) 8 Nisan: 4117 vaka, 87 ölüm (24.900 test) 9 Nisan: 4056 vaka, 96 ölüm (28.578 test) 10 Nisan:4747 vaka, 98 ölüm (30.864 test) 11 Nisan: 5138 vaka, 95 ölüm (33.170 test) 12 Nisan: 4789 vaka, 97 ölüm (35.720 test) 13 Nisan: 4093 vaka, 98 ölüm (34.456 test) 14 Nisan: 4062 vaka, 107 ölüm (33.070 test) 15 Nisan: 4281 vaka, 115 ölüm (34.090 test) 16 Nisan: 4801 vaka, 125 ölüm (40.427 test) 17 Nisan: 4353 vaka, 126 ölüm (40.270 test) 18 Nisan: 3783 vaka, 121 ölüm (40.520 test) 19 Nisan: 3977 vaka, 127 ölüm (35.344 test) 20 Nisan: 4674 vaka, 123 ölüm (39.703 test) 21 Nisan: 4611 vaka, 119 ölüm (39.429 test) 22 Nisan: 3083 vaka, 117 ölüm (37.535 test) 23 Nisan: 3116 vaka, 115 ölüm (40.962 test) 24 Nisan: 3122 vaka, 109 ölüm (38.351 test) 25 Nisan: 2861 vaka, 106 ölüm (38.308 test) 26 Nisan: 2357 vaka, 99 ölüm (30.177 test) 27 Nisan: 2131 vaka, 95 ölüm (20.143 test) 28 Nisan: 2392 vaka, 92 ölüm (29.230 test) 29 Nisan: 2936 vaka, 89 ölüm (43.498 test) 30 Nisan: 2615 vaka, 93 ölüm (42.004 test)
1 Mayıs: 2188 vaka, 84 ölüm (41.431 test) 2 Mayıs: 1983 vaka, 78 ölüm (36.318 test) 3 Mayıs: 1670 vaka, 61 ölüm (24.001 test) 4 Mayıs: 1614 vaka, 64 ölüm (35.771 test) 5 Mayıs: 1832 vaka, 59 ölüm (33.283 test) 6 Mayıs: 2253 vaka, 64 ölüm (30.303 test) 7 Mayıs: 1977 vaka, 57 ölüm (30.395 test) 8 Mayıs: 1848 vaka, 48 ölüm (33.687 test) 9 Mayıs: 1546 vaka, 50 ölüm (35. 605 test) 10 Mayıs: 1152 vaka, 47 ölüm (36.187 test) 11 Mayıs: 1114 vaka, 55 ölüm (32.722 test) 12 Mayıs: 1704 vaka, 53 ölüm (37.351 test) 13 Mayıs: 1639 vaka, 58 ölüm (33.332 test) 14 Mayıs: 1635 vaka, 55 ölüm (34.821 test) 15 Mayıs: 1708 vaka, 48 ölüm (38.565 test) 16 Mayıs: 1610 (vaka) 41 ölüm (42.236 test) 17 Mayıs: 1368 vaka, 44 ölüm (35.369 test) 18 Mayıs: 1158 vaka, 33 ölüm (25.141 test) 19 Mayıs: 1022 vaka, 28 ölüm (25.382 test) 20 Mayıs: 972 vaka, 22 ölüm (20.838 test) 21 Mayıs: 961 vaka, 27 ölüm (33.633 test) 22 Mayıs: 961 vaka, 27 ölüm (37.507 test) 23 Mayıs: 1186 vaka, 32 ölüm (40 .178 test) 24 Mayıs: 1141 vaka, 32 ölüm (24.589 test) 25 Mayıs: 987 vaka, 29 ölüm (21.492 test) 26 Mayıs: 948 vaka, 28 ölüm (19.853 test) 27 Mayıs: 1035 vaka, 34 ölüm (21.043 test) 28 Mayıs: 1182 vaka, 30 ölüm (33.559 test) 29 Mayıs: 1141 vaka, 28 ölüm (36.155 test) 30 Mayıs: 983 vaka, 26 ölüm (39.230 test) 31 Mayıs:839 vaka 25 ölüm (35.600 test)
Avustralya‘nın yerlileri Aborjinler için kutsal olan 46 bin yıllık bölgeyi demir cevheri aramak için yok eden maden şirketi Rio Tinto, tepkiler üzerine kıyımdan bir hafta sonra açıklama yayımlayarak, “Yol açtığımız rahatsızlık için üzgünüz” dedi.
Rio Tinto’nun CEO’su Chris Salisbury‘nin imzasıyla şirketin sitesinden yayımlanan açıklamada madenciliğin, ülkeyi ekonomik olarak kalkındırmasının yanında, (arkeolojik kazılara verilen destekler kastedilerek) geleneksel kültürlerin korunmasını da sağladığı savunuldu:
Yol açtığımız rahatsızlık için üzgünüz. PKKP ile ilişkilerimiz Rio Tinto için çok büyük önem taşıyor. Onlarla uzun yıllardır birlikte çalışıyoruz. Yaşanan olaydan ders çıkarmak ve ortaklığımızı güçlendirmek için PKKP ile birlikte çalışmaya devam edeceğiz.
Dünyanın en büyük maden şirketlerinden biri olan ve Avustralya’da geniş yatırımları bulunan Rio Tinto, mevcut bir madenini genişletmek için 24 Mayıs’ta Juukan Gorge bölgesindeki kutsal alanı patlayıcılarla yok etmişti.
Söz konusu bölge Aborjinler için kutsal olmasının yanında, Avustralya’nın deniz kıyısında olmayan ve son Buzul Çağı’ndan bu yana sürekli insan varlığına sahip olan tek bölgesiydi.
Machu Picchu’dan 75 kat yaşlı
Federal yetkililerin olayı incelediği belirtilirken, eski başbakan Kevin Rudd da Twitter hesabından yaptığı paylaşımda hükümetin olayı kınamamasını eleştirdi ve firmanın kibirli davrandığını yazdı. Rudd paylaşımında Juukan Gorge’un İngiltere’deki Stonehenge’den 23, İtalya’daki Colosseum’dan 75 ve Peru’daki Machu Picchu’dan 75 kat daha yaşlı olduğuna dikkat çekti. Eski başbakan ülkenin, Aborjinlerden özür dileyen ilk siyasi lideriydi.
After more than a week, why hasn't Morrison condemned this? Rio Tinto's corporate arrogance has robbed all Australians. Juukan Gorge's shelters nine-times older than Stonehenge, 23-times older than the Colosseum and 75-times older than Machu Picchu. https://t.co/kfqvhsKMhz
— Office of Kevin Rudd, 26th PM of Australia (@MrKRudd) June 1, 2020
Muğla’nın Bodrum ilçesine bağlı Gökçebel Mevkii’ndeki Tilkicik Koyu’na, sokağa çıkma yasağından faydalanarak, bir hafta boyunca tır ve kamyonlarla getirilen tonlarca mermer tozu denize döküldü. Ayrıca deniz içerisine de beton bloklar yerleştirildi.
Yöre halkı ve çevre örgütleri, Akdeniz foklarının önemli barınma alanlarından biri olan koya gece yarısı getirilen ve yüzer platformun üzerine yerleştirilen vinç ile denizin ortasına taşınan tonlarca kumun, koruma altında olan Poseidon çayırlarının üzerine döküldüğünü söyledi.
Yapılan şikayetler üzerine, bölgede turistik tesis ve özel villalar yapan şirkete 2872 sayılı Çevre Kanunu’na göre 400 bin TL. para idari para cezası verildiği ayrıca yetkililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi.
Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) üyesi Rezzan Şebin ise yaptığı açıklamada şu noktalara işaret etti: “Ne kadar para cezası verilirse verilsen koruma altında olan Akdeniz Fokları ve poseidon çayırlarına, ayrıca doğal kıyıya verilen zararın parasal değeri olması mümkün değil. Bu ceza bize göre devede kulak. Orada doğal kıyı aylardır yağmalanıyor ve geri dönülemeyecek biçimde vahşice bozuluyor. Bölge incelenirse, sahile dokunması bir çivi bile çakılması yasak olan ve koruma altında olan yerin nasıl yağmalandığı ortaya çıkar. Bu cezanın caydırıcı olacağına inanmak istiyoruz. Bu nedenle resmi görevlilerin burada sürekli denetim yapması gerekir.”
Geri döndürülemeyecek zarar verdiler
Koyda çalışma yapılan yere getirilen kepçe, ayrıca kıyı şeridinin bir bölümünde deniz dibini kazarak beton bloklar yerleştirdi. Yöre halkı, çalışmanın şikayetler sonucu şimdilik durduğunu ancak kepçenin, hala kıyıda bir tehdit unsuru gibi bırakıldığını anlattı.
Doğal olan ne varsa artık olduğu gibi korumak zorunda olduğumuza dikkat çeken MUÇEP’in eş sözcüsü Umay Karabaş şunları söyledi: “Bu bölge uluslararası sözleşmelerle koruma altında olan en az üç canlının evidir. Akdeniz Foku, Deniz Erişteleri ve Pina’lar. Bodrum’da kıyıların ne kadar betonlaşma baskısında olduğunu biliyoruz. Denize, kıyılara, doğaya bu kadar zarar verdiğimizde kendi soluğumuzu da kesiyoruz. Yeryüzünü kendimize göre şekillendiremeyiz. Getirilen mermer tozu da sahile ya da denize serildiğinde deniz hayatı geri dönüşü olmayan zarar görecektir. Bunun örneklerini biliyoruz. Buna izin vermeyeceğiz. Doğanın sağlığı hepimizin sağlığı demek.”