Ana Sayfa Blog Sayfa 2089

‘Patlayıcılı meyve’ yüzünden ölen hamile fil için Hindistan sorumlu arıyor

BBC‘nin aktardığına göre, Aşık Ali adlı bir orman görevlisinin 23 Mayıs’ta nehirde yaralı olarak bulduğu fil, 27 Mayıs’ta hayatını kaybetti. Ali, “Otopsi, hayvanın ağzında bir patlama olduğunu gösteriyor. Suçlulardan hiçbirini yakalayamadık. Patlamaya neyin neden olduğunu hala bilmiyoruz. Hayvanın bir aylık hamile olduğunu öğrendik” diye konuştu.

Kerala eyaleti yaban hayatı sorumlusu Surendra Kumar olayla ilgili olarak soruşturma başlatıldığını açıkladı. Kumar, bölgede zaman zaman köylülerin yaban domuzlarının tarlalarına girmemesi için ananas ve başka meyvelerin içine maytap yerleştirdiğini belirterek filin ağzındaki patlamaya böyle bir şeyin yol açmış olabileceğini söyledi: “Patlamanın etkisiyle kemikleri parçalanan hayvanın ağzında ağır hasar oluştu. Hayvan yemek yiyemediği için zayıf düştü ve öldü.” 

https://twitter.com/Farah_IH/status/1268542666565959687

Aşık Ali’ye göre fil, ölümünden dört gün önce nehirde yaralı olarak bulundu. Orman görevlileri ve bir veteriner tedavi için hayvanı uyuşturmak istedi. Fakat hayvan suda olduğu için boğulma riski vardı ve bu yapılamadı. Hamile fil, iki gün sonra yeniden nehirde ayakları üzerinde bulundu.

‘Suyun içinde ölümünü bekledi’

Ali’ye göre fili sudan çıkarmak için iki fil getirildi. Fakat hayvan buna direndi ve ölünceye kadar suyun içinde bekledi.

Filin ölümü tüm ülkede infial yarattı. Hindistan Çevre Bakanı Prakash Javadekar “hükümetin büyük bir ciddiyetle olayın üzerine gideceğini” söyledi. Javadekar Twitter mesajında “Titizlikle araştıracağız ve suçlu ya da suçluları bulacağız. Bizim kültürümüzde hayvanlara patlayıcı verip öldürmek yok” dedi.

Acil yardım hattına üç ayda 2 bin 125 kadın başvurdu

Son üç aylık verilere göre, acil yardım hattına mart ayında toplam 904 çağrı geldi. Yapılan bu çağrılarda fiziksel şiddet 578, psikolojik şiddet mağduru 80, komşu ihbarı 113, acil vaka 48, sığınma evi talebi 60, hukuki destek talebi 25 oldu. Nisan ayında yapılan toplam 730 çağrıda, fiziksel şiddet 651, acil vaka sayısı 45, komşu ihbarı 34 olarak yansıdı. Mayıs ayında gelen 491 aramanın da aile içi şiddetle ilgili kayıt açılan vaka sayısı 274, aile içi şiddetle ilgili başvuran kişi sayısı 182,  acil komşu ihbar hattı 35 olarak izledi.

Basına yansıyan haberlere göre, 11 Mart’tan Mayıs ayının sonuna kadar öldürülen kadınların sayısı 50’yi geçti. 

‘Devletin hatlarından yanıt alınamıyor’

Acil yardım hatlarına yansıyan son verileri Mezopotamya Ajansı‘na yorumlayan TKDF Başkanı Canan Güllü, salgının ilk ayında kadınların devletin bünyesindeki acil yardım hatlara başvurduğunu, ancak hiçbir şekilde cevap alamadıklarını söyleyerek, bundan dolayı kadın örgütlerine başvuruların çoğaldığını söyledi. Güllü, devlet kurumlarının salgın döneminde kadına yönelen şiddetin önlenmesi için ciddi bir çalışma yürütmediğini söyledi.

Yaklaşık üç aydır cinsel istismara dair herhangi bir ihbar almadıklarını paylaşan Güllü, gerekçe olarak da bu vakaların üstünün örtülmesini gösterdi. Salgının ilk ayında ciddi sıkıntı ve zorlukların yaşandığına dile getiren Güllü, nisan ayında ihbar hatlarına yansıyan verilere bakıldığında şiddetin devam ettiğini, mayıs ayında ise özellikle fiziksel ve psikolojik şiddetin yoğunluğunu koruduğuna dikkat çekti.

‘Cinayetler azaldı’ açıklaması tehlikeli

Özellikle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun “kadına yönelik cinayetler azaldı” yönündeki açıklamalarının tehlikeli bir yaklaşım olduğunu kaydeden Güllü, şunları söyledi: 

“Hiçbir zaman Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin hangi boyutta olduğunu net bir şekilde göremedik. Çünkü bir veri çalışması yok. Kadın örgütleri de medyaya yansıyan ve ihbar hatlarına gelen verileri açıklıyor. Bu anlamda şiddet boyutunu gösteren genel fotoğrafı olmadı.”

Ölüm çukuru İkizköy’ü yutuyor

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy mahallesinde yer alan kömür madenleri her geçen gün proje sahasını genişleterek bölgedeki halkın yaşamını tehdit ediyor. Bölge halkı, zeytinliklerini ve tarım alanlarını içine alan bu alana “ölüm çukuru” diyor.

Halihazırda çevresinde bulunan Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri sebebiyle hayatları daha da zorlaşan İkizköylü kadınlar, santrallere kömür taşımak için kömür sahalarının geliştirilmesine karşı ortak bir açıklama yayınladı.

‘Dünyaya gözümüzü burada açtık’

Yapılan bu çalışmalar sonucunda köyde hastalıkların çoğaldığı, hayvanların öldüğü, ekinlerin ve zeytinlerin azaldığının belirtildiği açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Biz dünyaya gözümüzü burada açtık. Bu topraklarda emekledik, yürüdük, koştuk; çocuk olduk, çocukluğumuzu yaşadık. Emeği büyüklerimizden, dağlara sırtında tek tek fidan taşıyıp yılmadan elleriyle toprağa işlediklerinde öğrendik. Özgürlüğü, doyasıya koşup dizlerimizi yaraladığımız bu topraklarda, koşmayı hiç bırakmadığımızda öğrendik. Küçük yaşlarda hayvan ve doğa sevgisini tattık.

‘Sevgimizden başka bir şey vermedik’

Bunlara saygı duymayı da minnet etmeyi de yine bu topraklarda öğrendik. Bazen bir ağacın gölgesinde dinlendik, bazen çağlayan deresinden susuzluğumuzu giderdik, bazen de yeni yeşermiş çimlerin üstünde bir kap yemek yedik. Biz bu köyün topraklarına sevgimizden başka hiçbir şey vermedik, fakat karşılığında hak ettiğimizden çok daha fazlasını aldık, öğrendik. Yeri geldi evimiz, ailemiz; yeri geldi dostumuz yoldaşımız oldu karanlıklarda.

‘Devrilen her ağaç kalbimize inen bir balta gibi’

Bir zamanlar nimetiyle, havasıyla, suyuyla, tüm gücü ve canlılığıyla bizi yaşatan bu topraklar, şimdi nasıl oluyor da yavaş yavaş ölüyor, yok oluyor sessizce? Şimdi bu gördüğümüz, kaybolmaya yüz tutmuş saklı cennetimiz, bizim anılarımızda yaşattığımız kahkahalarla dolu çocukluğumuz mu? Burada devrilen her ağaç, her birimizin kalbine inen bir balta gibi şimdilerde.

‘İnsan evini tanıyamaz hale geliyormuş’

Bize bir şeyler öğretmekten hiç vazgeçmeyen topraklarımız, gitmeden son bir şey daha öğretti bize: insan bir zamanlar her karışını ezberlediği evini, hiç tanıyamaz hale gelebiliyormuş. Herkesin yanlış bildiği bizimse yaşadıkça öğrendiğiniz bir gerçek var: doğa bize emanet değil, biz doğaya emanetiz aslında. Doğanın bizden aldığı hiçbir şey yok, ihtiyacı da. Daha önce de söylendiği gibi, doğa ile savaş halindeyiz. Kazanırsak kaybedeceğiz.

Yeni İnsan Yayınevi: Doğa hakları anayasal güvence altına alınsın

Yeni İnsan Yayınevi 5 Nisan Dünya Çevre Günü vesilesiyle yazılı bir açıklama yayınlayarak “İnsanın doğa ile baş etme mücadelesini, giderek doğaya hükmetme ve kendini doğanın efendisi gibi görme noktasına gelmesini kabul etmiyoruz” dedi.

İnsanın kendi varlığını sürdürebilmesinin ancak doğanın bir parçası olduğunu kabul ermesiyle mümkün olabileceğini düşündüklerinin belirtildiği açıklamada “Bu noktada yeni bir paradigmaya ihtiyaç olduğu açıktır” denildi. Söz konusu paradigma çerçevesinde şu taleplere yer verildi:

‘Tüm canlıların yaşam hakkı esastır’

  • Yeryüzünün bütünlüğü ve sürekliliği içerisinde insanların ve tüm canlıların yaşam hakkı esastır. Yaşam hakkı en üst düzeydeki haktır ve insanın da bir parçası olduğu doğayı korumak yaşamı korumak demektir. Doğaya verilen zarar insana da verilmiş olur.
  • Su, tohum ve diğer doğal varlıkların kaynak olarak değil, doğanın bir parçası ve onlara bağlı yaşayan tüm canlılara ait varlıklar olarak görülmesi gerekmektedir.

‘İnsan merkezli yaklaşım terk edilsin’

  • İnsan, çıkarları ve geleceği ile doğadan bağımsız değildir. Bu nedenle insan merkezli (antroposentrik) değil; yaşam ve ekoloji merkezli (biyo/ekosentrik) bütüncül bir hak anlayışı tercih edilmelidir.
  • Dilsel ve kültürel çeşitlilikle biyolojik çeşitlilik arasındaki bağın dikkate alınarak dillerin ve kültürlerin de doğa ile birlikte korunmasının güvence altına alınması sağlanmalıdır.

 Anayasa güvencesi

  • Ekolojik olarak sürdürülebilir, sosyal olarak adil bir ekonomik sistemin geliştirilmesi anayasal güvence altına alınmalıdır.
  • Temiz suya erişimin bir insan hakkı olarak tanımlanması, gıda hakkına ve sağlıklı beslenme hakkına temel insan hakları arasında yer verilmesi son derece önemlidir.
  • Hayvanlara yönelik işlenen suçların kabahat kapsamından çıkarılarak hayvan hakları anlayışı çerçevesinde suç olarak tanımlanması ve hayvan haklarına anayasal bir içerik kazandırılması oldukça önemlidir.

‘Santraller durdurulsun’

  • Termik santrallerin bacalarından çıkan kül ve zehirli gazların doğayı ve hayvanı, bitkileri ve tarımı, insan sağlığını ve iklimi zehirlemektedir. Baca filtrelerinin takılması kesinlikle yeterli bir önlem değildir. Bütün termik santrallerin faaliyetleri durdurulmalıdır.
  • Toplumsal cinsiyet eşitsizlikler ve çevresel sorunların deneyimlenmesi pek çok açıdan benzerlikler taşımaktadır. Öyleyse çevresel sorunlar düşünülürken toplumsal cinsiyet faktörü göz ardı edilemez; dolayısıyla ekolojik hareketler toplumsal cinsiyet perspektifi ile birleştirilmeli ekofeminist bir bakış açısı benimsenmelidir.

‘Üretim ve tüketimde dayanışma artırılsın’

  • Tohumdan çatala alternatif bir sistemin yolu, üretirken de tüketirken de köylü ve kentlinin kuracağı dayanışmadan geçmektedir. Kooperatifler ve kooperatifçilik, dayanışma içinde üreteceğimiz bir yaşamın anahtarıdır. Kooperatifleri bu küresel sistemin yereldeki panzehiri olarak görmeli ve onları sürdürülebilir kılmalıyız.
  • Gıdanın israfını engellemeli, tüm ürünlerin yeniden kullanılması için kaynak ömrü döngülerinin yeniden tasarlanmasını teşvik eden sıfır atık düşüncesini benimsemeliyiz.
  • Modayı sürdürülebilir kılan tasarımlardan çok, hayatı sürdürülebilir kılan bir moda yaratmamız gerekmektedir. Tüketimi yavaşlatarak, ileri dönüşümü mümkün kılmalıyız.

‘Diğer acil meselelerden bağımsız değil’

Açıklamanın devamında “Doğanın bir hak öznesi olarak tanınmasının ve doğanın haklarının anayasal güvence altına alınmasının Türkiye’nin, Covid-19 da dahil, bütün acil meselelerinden bağımsız olmadığını, demokratik, eşitlikçi yeni bir dünyanın kurulması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Yeni insan Yayınevi’nden Akif Pamuk tarafından kaleme alınan metin şu ifadelerle sona erdi:

Başka bir dünyanın ve yeni bir insanın mümkün olduğuna inanıyor, bu taleplerle herkesi ekolojik bir dönüşümün parçası olmaya çağırıyoruz. Yayımladığımız kitapların bu yolda olan herkese katkı sağlamasını umuyoruz.

Yaşamı her alanda savunan, günlük ve kişisel çıkarlarını ellerinin tersiyle bir kenara iterek, yaşam savunuculuğuna soyunmuş tüm insanlara selam olsun.

Seçim sonuçlarına ilişkin AA’yı eleştiren Metin Uca’ya hapis cezası

24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleriyle ilgili olarak Anadolu Ajansı’nın (AA) verilerini eleştiren gazeteci Metin Uca hapis cezasına çarptırıldı.

Sözkonusu seçimlerinde ajansın önceden açıkladığı verilerle seçim sonuçlarının birebir uyuşmasına ilişkin Twitter’dan paylaşım yapan ve ajansı eleştiren Metin Uca hakkında açılan davada gerekli karar açıklandı. AA Genel Müdürü Şenol Kazancı ve Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Özkaya’nın açtığı davada Metin Uca, 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Ceza artırımına gidildi

Mahkeme, Uca’nın yaptığı paylaşımın ‘ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını’ savunurken, paylaşımı ‘aleni ortamda yaptığı’ ve ‘birden fazla kişiye yönelik olduğu’ için cezasında artırıma gitti.

Metin Uca ise savunmasında kendisine yöneltilen suçu reddederken, şunları söyledi: “24 Haziran seçimlerinden önce rastlantısal olarak seçim sonuçlarıyla örtüşecek şekilde seçim sonuçları ekrana yansıdı. O dönemde hazırlık çalışması olduğu söyledi. Ancak seçim gecesi sonuçların ekrana yansıyan yüzdelerle aynı olduğunu görünce ben de ilk tweeti attım. Burada amacım algı operasyonuna olan tepkimi dile getirmek ve sandık başında görevli olanların sandık başından ayrılmalarını engellemekti.”

İran’da ikinci dalga endişesi: Bir günde 3 bin 574 yeni vaka

İran‘da koronavirüs salgını nedeniyle son 24 saatte 59 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 574 yeni vaka tespit edildi.

Vaka sayısındaki şiddetli artış, ikinci dalga endişesini de beraberinde getirdi. Ülkede daha önce bir gün içinde tespit edilen en yüksek vaka sayısı, 30 Mart tarihine aitti. Bu tarihte kaydedilen 3 bin 186 yeni vakanın ardından düşüş başlamış, 2 Mayıs’ta 802 yeni vaka ile vaka sayısının en düşük olduğu gün yaşanmıştı.

2 bin 569 kişinin durumu ağır

İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Kiyanuş Cihanpur, ülkede toplam 127 bin 485 hastanın virüsü yenerek taburcu olduğunu, 2 bin 569 kişinin ise durumunun ağır olduğunu ve yoğun bakımda tedavi gördüğünü aktardı.

İran’da koronavirüs nedeniyle şimdiye kadar toplam 8 bin 71 kişi hayatını kaybetti, vaka sayısı ise halihazırda 164 bin 270.

Dün, Irak‘la birlikte İran’la sınır kapıları açılmış; buna gerekçe olarak ise salgının etkisinin azalıyor oluşu gösterilmişti. 

Floyd’un cenazesinde polisler tabutun önünde diz çöktü

Polis şiddetiyle öldürülen George Floyd‘un ilk cenaze töreni Minneapolis‘teki North Central Üniversitesi kampüsünde düzenlendi. Törene Floyd’un aile yakınları, arkadaşları ve çevre halkı ile birlikte, dini ve siyasi liderler de katıldı.

Tören, ABD medyasında canlı yayınlandı. Floyd’un tabutunun bulunduğu cenaze arabasının tören binasına yaklaştığı sırada Minneapolis Polis Şefi Medaria Arradondo ve Komiser Yardımcısı Dave O’Conner diz çökerek saygı duruşunda bulundu.

 8 dakika 46 saniyelik saygı duruşu

Törende konuşma yapan sivil aktivist ve politikacı Alfred Sharpton, salondakileri ve ekran başındaki herkesi 8 dakika 46 saniyelik saygı duruşuna davet etti. Bu süre, polis memuru Derek Chauvin‘in Floyd’un boynuna diziyle bastırmasından Floyd’un ölümüne kadar geçen zaman. 

Törene sivil haklar savunucusu ve papaz Jesse Jackson, Minnesota Senatörleri Amy Klobuchar ve Tina Smith ile Vali Tim Walz ve Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey de katıldı.

Floyd için cenaze töreninin yapıldığı North Central Üniversitesi’nin başkanı Scott Hagan, üniversitedeki siyah gençlerin eğitimine katkı sağlamak üzere, George Floyd adına bir burs programı açtıklarını ve şimdiden 53 bin dolarlık bağış toplandığını belirtti. Hagan diğer üniversitelere de kendi burs programlarını başlatma çağrısında bulundu.

Floyd için bugün düzenlenen ilk törenin yanında, 6 Haziran Cumartesi günü North Carolina eyaletinde ikinci bir tören yapılacak. Floyd’un cezanesi 9 Haziran Salı günü Houston kentinde yapılacak üçüncü törenin ardından toprağa verilecek.

Erdoğan: Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamaları iptal edildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanlığı tarafından 6-7 Haziran tarihinde 15 ilde uygulanacağı belirtilen sokağa çıkma yasağının iptal edildiğini duyurdu.

Normalleşme dönemi kapsamında sokağa çıkma yasaklarını kaldırdıklarını belirten Erdoğan “Bir ara 700 küsürlere kadar inen günlük vaka sayısı neredeyse bini buldu. Bu olumsuz gelişme üzerine, sokağa çıkma sınırlaması tedbirini tekrar gündemimize almak zorunda kaldık” dedi.

‘Gönlümüz razı olmadı’

Daha sonra vatandaşlardan alınan geri dönüşleri değerlendirmeye aldıklarını belirten  Erdoğan açıklamasında “Tek amacı hastalığın yayılmasını önlemek ve vatandaşımızı korumak olan bu kararın, farklı sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açacağı anlaşıldı” dedi.

Erdoğan “2,5 aylık bir aradan sonra yeniden günlük hayatını düzenlemeye başlayan vatandaşlarımızın sıkıntıya düşmesine gönlümüz razı olmadı” ifadelerini kullandı.

İptal kararını kendisinin verdiğini belirten Erdoğan son olarak “Bunun için, Cumhurbaşkanı olarak, 15 ilimizi kapsayan hafta sonu sokağa çıkma sınırlaması uygulamasını iptal etme kararı aldım. Vatandaşlarımdan, maske-mesafe-temizlik kurallarına bu süreçte de titizlikle riayet etmelerini önemle rica ediyorum” açıklamasını yaptı.

Tuz Gölü’nün korunması için yıllar süren çaba sonuç verdi

Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan ve 1’inci Derece Doğal Sit Alanı kabul edilen Tuz Gölü’nde, daha fazla tuz çıkartılmak için 10 ayrı tesis kurulmasına karşı açılan davada sona gelindi.

Danıştay 6’ncı Dairesi tarafından tesis kurmak için değiştirilen imar planın reddedilmesi üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından açılan temyiz başvurusunu değerlendirmeye alan Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu başvuruyu reddederek iptal kararının onanmasına karar verdi.

Bozoğlu: Tuz Gölü madencilik derdinden kurtuldu

Kararı duyuran TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Baran Bozoğlu “5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde, uzun ve yoğun bir çabanın olumlu sonuçlarını almanın haklı ve gururlu mutluluğunu yaşıyoruz. Tuz Gölü yoğun madencilik derdinden kurtuldu” dedi.

Kurulan sedde parselleri

Üç kez ÇED Raporu iptal edildi

Tuz Gölü’ne yönelik müdahaleler 2011 yılına dayanıyor. 1’inci Derece Sit alanı olmasına ve 1/50.000 ölçekli planda yeni madencilik faaliyetinin yer almamasına rağmen 2011 yılında göl, üzerinde 10 yeni tesisin kurulması için ihaleye çıkarılmıştı.

İhale edilen sahalara yönelik Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu Avukat Şevket Salman’ın çabaları ile iptal edilmişti. Bunun üzerine yeni ÇED Raporları hazırlanarak Bakanlık tarafından onaylandı ve yeniden dava edildi. Toplamda üç kez ÇED raporu iptal edildi.

Projeye göre plan değişikliği

Bunun üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 6 Mayıs 2013 tarihinde 1/50.000 ölçekli Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi Çevre Düzeni Planı Değişikliği yaptı.

Çevre Mühendisleri Odası 2014 yılında planın iptal edilmesi için sürece dahil oldu.Planın iptali için açılan dava Danıştay kararı ile nihayete ermiş oldu.

Danıştay kararında gerekçe olarak plan değişikliği yapılmadan önce faaliyete geçilmesinin hukuka aykırı olmasını, plan değişikliğinde halkın katılımının sağlanmamasını, projenin gölde sebep olacağı çevresel etkilerin ve bu etkilerinin nasıl giderileceğinin projede belirtilmemiş olmasını gösterdi.

2014’te çekilen görüntü

‘Tarihi bir karar’

Dr. Baran Bozoğlu yaptığı açıklamada “Bu karar tarihi bir karardır. Çevre sorunlarını dert ettiğimizde, bilimsel, objektif ve kamu yararı gözeterek meselelere yaklaştığımızda ve kararlı olduğumuzda, yılmadığımızda ülkemizi, toprağımızı, gölümüzü, dünyayı koruyabileceğimizi gördük” dedi.

Aynı zamanda, meslek odalarının ülkedeki demokrasi, katılımcılık, kamu yararı için ne kadar değerli ve gerekli olduğunun bir kez daha gösterildiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Şimdi yapılması gereken, hukuksuz bir şekilde gölün üzerine hafriyat yığınları yaparak kurulan onlarca kilometrelik, gölün gözelerini kapatan, tahribat yaratan seddelerin ve diğer inşaat kalıntılarının gölün yüzeyinden kaldırılmasıdır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı umarım bu sefer görevini yapar ve bu yıkımın etkilerinin azaltılması için başa harcar. Ve bu olayların bir daha yaşanmaması için, hatalı kararları veren ve bu hatalı kararda ısrar edenlerin de topluma hesap vermesi gerekir.

 

Meclis’te AKP darbesi: Vekillikleri düşürülen Berberoğlu, Güven ve Farisoğulları tutuklandı

Milletvekilliklerinin düşürülmesinin ardından gözaltına alınan CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu ile HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven ve Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları tutuklandı.

Leyla Güven Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’ne, Musa Farisoğulları da Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Enis Berberoğlu ise Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ndeki işlemlerinin ardından Maltepe Cezaevi‘ne götürüldü.

Diyarbakır’da gözaltılar

Leyla Güven Diyarbakır’daki evinden gözaltına alındığı sırada Twitter’dan 23.00’te paylaşım yaparak “Gözaltına alınıyorum” dedi.

Farisoğulları, ise HDP Genel Merkezi’ne gitmek üzere Diyarbakır’dan Ankara’ya doğru yola çıktığı sırada gözaltına alındığını duyurdu. Twitter’dan yaptığı paylaşımda “Genel Merkezimize gitmek üzere Diyarbakır’dan Ankara’ya giderken, az önce gözaltına alındım” dedi.

Berberoğlu evinden gözaltına alındı

Enis Berberoğlu Bakırköy‘deki evinde gözaltına aldı. Berberoğlu, Emniyet’teki işlemlerinin ardından Çağlayan‘daki İstanbul Adliyesi‘ne sevk edildi. Burada savcılık işlemlerinin ardından saat 01.30’da nöbetçi hakimliğe çıkarılan Berberoğlu tutuklanarak Maltepe Cezaevi‘ne gönderildi.

Milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin bir basın toplantısı düzenleyen Berberoğlu, “Karar sürpriz olmadı, şaşkınlık yaratmadı. Türkiye’de benim cezaevinden çıktığım günden bu güne demokrasi koşullarında herhangi bir düzelme yok. Bana da isabet edecek bir demokrasi piyangosu beklemek fazla saftirik olurdu” ifadesini kullanmıştı. Milletvekili, kalan 18 aylık cezayı yatmak için önümüzdeki günlerde cezaevine yatmak üzere teslim olacağını belirtmişti.

KCK anadavası ve MİT tırları davaları

KCK Ana Davası’nda yargılanan HDP’li vekillerden Leyla Güven altı yıl, Musa Farisoğulları da dokuz yıl hapis cezası almıştı.

CHP’li Enis Berberoğlu ise MİT TIR’ları görüntülerini Can Dündar‘a ilettiği gerekçesiyle 25 yıl hapis cezasını almış ve bu ceza Yargıtay tarafından onanmıştı.  Milletvekilliği sona erinceye kadar Berberoğlu’nun cezasının infazının durdurulmasına ve salıverilmesine de karar verilmişti.