Ana Sayfa Blog Sayfa 2062

ABD’de çalışma vizesi ve yeşil kartlara yıl sonuna kadar yasak

ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz Nisan ayında getirdiği göçmen vizesi yasağını, koronavirüs salgını sırasında işini kaybeden milyonlarca vatandaşa istihdam sağlanması gerekçesiyle yeni bir başkanlık kararnamesiyle genişletti.

Pazartesi günü yayınlanan başkanlık bildirgesine göre Washington, yeşil kartlara uygulanan yasağı uzatırken birçok geçici işçi vizesini de bu yasağa katma kararı aldı. Yıl sonuna kadar verilmeyecek vizelerin arasında şirketlerin uzmanlık sahibi yabancı çalışanları ülkeye getirmesine izin veren H-1B vizesi de bulunuyor.

ABD hükûmeti bu sayede koronavirüs döneminde işten çıkarılanların iş bulmasını kolaylaştırmayı hedefliyor. Üst düzey bir yetkili, gazetecilere yaptığı açıklamada bu hamlenin 525 bin vatandaşa istihdam sağlayacağını ifade etti.

Gıda ve sağlık sektörü muaf

ABD’de çeşitli kurumlarda çalışmak ya da değişim programlarına katılmak üzere gelecek uzmanlara verilen J-1 vizesi de askıya alınan vize türleri arasında. Corona virüsü salgını alanında çalışan sağlık görevlileri ise bu yasaktan muaf.

Başkanlık kararnamesi, ABD’de mevsimlik işçi olarak çalışanlara verilen H-2B vizesini de kapsıyor. Ancak gıda hizmeti sektöründe çalışanlar da bu yasaktan muaf tutulacak.

Şirketlerden tepki

Amazon, Google ve Twitter gibi H-1B vizesini sıklıkla kullanarak yurtdışından getirilen nitelikli işgücünden yararlanan ABD’nin önde gelen teknoloji şirketleri ve ABD Ticaret Odası, ekonomik toparlanmayı yavaşlatacağı gerekçesiyle böyle bir adıma karşı.

Vize yasağını eleştirenler, Başkan Trump’ın koronavirüs salgınını ABD’ye göçü kısıtlama hedefini hayata geçirmek amacıyla kullandığını savunuyor.

Yaptığı açıklamada kararı, “öngörüsüz” olarak nitelendiren Amazon, “Yüksek kabiliyetli uzmanların ülkeye girmesi ve ülke ekonomisine katkı sağlamasını engellemek ABD’nin küresel rekabbetciliğini risk altına atacak” değerlendirmesinde bulundu.

Google da, “Göçmenler ABD’nin ekonomik başarısına büyük katkıda bulundu” açıklamasında bulundu.

Türkiye’de koronavirüs: 24 kişi hayatını kaybetti, 1212 yeni vaka

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte, 24 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 1212 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Böylece toplam ölü sayısı 4 bin 974ye, toplam vaka sayısı 188 bin 897’e yükseldi.

Bakan Koca’nın paylaşımı şöyle:

İzmir’de 28, Kocaeli’de 20, Sakarya’da 3 vakamız yoğun bakımda. Toplam test sayımız 3 milyona yaklaştı. Bugün iyileşen hasta sayımız yeni vaka sayımızın üstünde. Fakat mücadelemiz için aradaki fark yeterli değil. Vaka sayımızı tedbirlerle azaltmalıyız.”

Düşlerden tarih yazmak: Lezbidüş web sitesi açılıyor

Türkiye’deki lezbiyen ve biseksüel feminist örgütlenmelerinden olan Lezbifem’in içinden çıkan sözlü tarih çalışma grubu Lezbidüş‘ün artık bir sitesi var.

2016’nın başlarında toplantılarına başlayan Lezbidüş ekibi, 2016-17 yıllarında, İstanbul’da yaşayan LB+ kadın+larla görüşerek bu kişilerin “sadece deneyimlerini değil hayallerini ve ütopyalarını da” derleyen bir sözlü tarih araştırması gerçekleştirdi. Beş yıl süren araştırmalar neticesinde ise bu çalışmalardan elde edilen birikim, bir internet sitesine evrildi.

Kendi deyimleriyle “İnsan hayallerinden, nasıl bir yaşam istediğinden yola çıkarak politika üretiyorsa biz de hayallerimizi araştıralım” diyerek yola çıkan Lezbidüş ekibi, LB+ kadın+ların kendilerini tanıma, çevrelerine açılma ve başka bir hayat kurma yolculuklarına eşlik ettikten sonra hayallerine odaklanıyor.

‘Tamamen kolektif bir çalışma’

Ekip, çalışmanın nasıl yapıldığını şu sözlerle anlatıyor:

Soruların hazırlanmasından görüşmelerin düzenlemesine tüm aşamalarda, yöntemlere hep birlikte tartışarak karar verdik. Feminist güzergahımızı, farklı aşamalarına dahil olan arkadaşların katkılarıyla oluşturduğumuz tamamen kolektif bir çalışma.

LGBTİ+ hareketin içindeki LB+ görünürlüğünün artmasını önemseyen grup, kişisel hayatın gizliliği/anonimliği ilkesine bağlılık gösteriyor. Bu bağlamda, görüşülen kişilerin cayma hakları da dahil olmak üzere, karar verici rolleri birincil önemde görüldü ve çalışmanın her aşamasında kişilerin onayı arandığı belirtiliyor.

Lezbidüş’ün sitesinde çalışmanın detaylarını ve Lezbiyen biseksüel+ kadın+ların deneyim ve düşlerini bulabilirsiniz.

Onur Haftası Komitesi’nden Zarife Akbulut: Hetero-patriyarkal normalliğe dönüş yok!

Yeşil Gazete olarak Onur Haftası (22-28 Haziran) boyunca sayfalarımızı LGBTİ+ hareketinin içinden çeşitli isimlerle söyleşilere ayıracağız. Bugünkü konuğumuz İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi‘nden Zarife Akbulut.

Kendisiyle geçmiş Pride‘lardan, karantina döneminden, nefret söyleminden ve örgütlenmenin öneminden konuştuk.

‘Kapsamlı yanıtlar aradık’

Onur Haftası’nı kutluyoruz, ama geçen yıllardan çok farklı bir şekilde evdeyiz. Bizi neler bekliyor?

Öncelikle pandemi ve onun ardından seyreden karantina sürecini herkes gibi biz de anlamaya çalışarak ve yaşayarak geçiyoruz. O anı yaşarken analiz etmek ve hemen politika belirlemek güç bir şey. Ancak bu güçlük Onur Haftası Komitesi için, politika oluşturmaktan çok bunu hangi araç ve yöntemle yapacağına dair bir soruydu.

LGBTİ+ hareket içerisindeki özneler olarak gündelik hayatta her an tetikte yaşıyor olmanın el çabukluğu, pratikliği ve yaratıcılığıyla bu soruya olabildiğince kapsayıcı yanıtlar bulmaya çalıştık. Onur Haftası programını böyle bir atmosferde hazırladık. Hem etkinlik programını oluştururken hem de temayı belirlerken olabildiğince dışarıya açık ve herkesin fikrini almaya yönelik çağrılar yaptık. LGBTİ+ örgütler ve oluşumların da dahil olduğu bir hafta programladık.

‘Evlere kapanan ama kendi olamayanlar…’

Bu yıl etkinlik programını; içinden geçtiğimiz süreci gören ve onun içerisinde yerini, halini, kendini bulmaya çalışan, bunu birbirine duyurmanın, dertleşmenin, derdini ortaklaştırmanın en çok da birlikte güçlenmenin, gülmenin, biraz da kıvırmanın alanı olabilecek biçimde yapmaya çalıştık.

Evlere kapandığımız, bazılarımızın ise kapanamadığı, kapananlarınsa o evlerde kendi olamadığı bu süreci konuşacağımız atölyeler deneyim aktarımları açısından önemli.

Beden, mekân, aile, göç, coğrafya, sanat, oyun, + kimlikler, inanç, cinsellik…. Yaklaşık 30 etkinliğin kapsamı varoluşumuz ve deneyimlerimizi paylaşıp, kutladığımız Onur Haftası’nın da kapsamı aynı zamanda.

’50’den fazla tema önerisi vardı’

Neden ‘Ben Neredeyim?’?

‘’Ben neredeyim’’ temasını son yıllardaki deneyimlerimizden edindiğimiz ve üzerine bolca düşündüğümüz yeni bir yöntemle seçtik.

Bu sene tema seçim yöntemimizi adım adım sonuca ulaştırabilecek bir tartışma akışı içerisinde planladık. Dijital bir form aracılığıyla duyuru yaparak, isteyen herkesin, önerisini komiteye ulaştırmasını sağladık. Tema önerisi yapanlar, aynı zamanda bu temayı neden önerdiklerini ve LGBTİ+ gündemiyle bağlantısını nasıl kurduklarını da yazdı.

50’den fazla tema önerisini, yapılandırılmış toplantılar ve kullandığımız çeşitli dijital araçlarla değerlendirdik. Sonuç olarak “Ben neredeyim” teması için yürüttüğümüz tartışmalarda; bizim varlığımız mekan, zaman, durum ve sınırların ötesinde dedik.

‘Alışın, her yerdeyiz!’

Bizim öznel ve biricik hallerimiz, deneyimlerimiz var ve bize çizilen her sınırı aşan, bizi kategorize etmeye çalıştıkları her olgunun dışına taşan, bizler için sınırları olmayan bir tartışmanın da yapılabileceği, içimize sinen ve “buradayız” dediğimiz temamızı seçmiş olduk.

Önce sorduk, sonra cevapladık; bir yerde değil, her yerdeyiz! Hatta, alışın her yerdeyiz!

Karantina tedbirleri altında Onur Haftası’na hazırlanmak nasıl bir deneyim oldu sizin için?

LGBTİ+’lar olarak kapanmaya, kapatılmaya pek alışık olmasakta kendimizin ve birbirimizin sağlığı ve güvenliği için çeşitli düzeylerde karantina uygulamalarını biz de hayata geçirdik. Komite toplantılarımızı çevrimiçi araçlarla gerçekleştirdik. Bu süreçte motivasyon kaynağımız Onur Haftası’nı gerçekleştirmenin yeni yolarını bulmak oldu.

‘İnternet Lubunyası’ olduk

Onur Haftası’nı çevrimiçi etkinlik ve atölyelerle düzenlemek isterken bunu sağlayacak araçların bilgisini birbirimizle paylaşmak da bu sürecin üretici yanlarından biriydi. Neredeyse hepimiz bu çevrimiçi araçların kullanımına dair temel bilgilere sahip olduk. Erişilebilir, katılımcı, güvenli ve gullümlü (Lubunca’da eğlence, gır gır, şamata) bir İstanbul Onur Haftası gerçekleştirebilmek için ‘”internet lubunyası” olduk.

Bir yandan siyaset ve arzu alanlarını zorlayacak veya tıkayacak şekillerde birbirimizden uzaklaştırılmamıza sebep olan karantina uygulamalarını kırmanın imkanını bulmaya, diğer yandan fiziksel yalnızlaşmanın getirdiği sıkıntı ve çaresizliği dönüştürmeye ve örgütlenme biçimlerine dair soruların cevaplarını birlikte bulmaya çalıştık.

‘Feminist Özsavunma, Tranfeminizm, Kesişimsel Feminizm…’

Komite olarak hazırlıklarınız boyunca en çok hangi başlıkları tartıştınız? 

28. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın örgütlenebilmesi için Aralık ayında toplantılara başlanıldı. Ben biraz daha sonra dahil olabildim. Ve Mart ayının son haftasına kadar Onur Haftası toplantıları katılıma açıktı. Bu esnada geçen yıllarda eleştiri konusu olan tutumlar ve davranışlara dair özeleştiri yapıldı ve bu özeleştiriyi yapılandıracak atölyeler düzenlendi.

Feminist Özsavunma, Transfeminizm, Şiddetsiz İletişim ve Kesişimsel Feminizm atölye başlıklarımızdandı. Davranış ve tutumlarımızı belirleyecek politik ilkeler belirlemek için bu atölyelerin yapılmış olması önemliydi. Böylelikle Onu Haftası Komitesi katılımcıları yalnızca bir haftayı örgütlemek için değil, kendisini de yeniden örgütleyecek, dönüştürecek bir süreci eksiğiyle fazlasıyla yürütmeye çalıştı.

Bizim için yılın yarısı bu tartışmalar etrafında gelişti.

‘LGBTİ+’lara yönelik kurumsal saldırılar arttı’

Dışarıda da sosyal mesafeye dikkat ederek etkinlik yapmayı tartıştınız mı? Çekinceleriniz ne oldu?

Elbette. Bu fikir hep içimizi kıpır kıpır ediyor. Hafızamız kendini sokakta bulan, dağılan kalabalığın rengarenk direnci ve coşkusuyla dolu. Bu coşku ve direnç kaçınılmaz olarak bizi bu tartışmaya sürükledi. Ve belki ilerleyen günlerde bu hafızayı tazeleyen küçük sürprizlerimiz olabilir.

Çekincelerimiz ise eskinin normali olan homofobik şiddetin, yasak ve baskıların “yeni normal” ile meşrulaştırılmaya çalışılması. Son yıllarda yaşadığımız saldırıların kurumsal olarak kendini daha fazla gösterdiği, etkinlik ve eylem yasaklarının eleştirilemez hale getirildiği, yasal yolların tıkanmaya çalışıldığı bu normal pandemi bahane edilerek kabul ettirilmeye çalışılıyor. Buna Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hedef gösteren açıklamaları en yakın örnek olabilir.

Diğer yandan ciddi bir salgınla karşı karşıya olmamız da çekincelerimizden biri.

‘İlk katıldığım yürüyüşte kıyıdan, çekinerek yürüdüm’

Katıldığın ilk Onur Haftası’ndan bahsetmek ister misin? Nasıldı?

İsterdim ama çok yıllar oldu, hatırlayamıyorum. Sadece anımsadığım utanarak ve çekinerek kıyısından yürümeye dahil olmaya çalıştığım, sonrasında kimsenin buna aldırış etmediği, sorgulamadığı doğallığını hissettiren bir eylemdi. Sonrasında o ilk duyguları aşan, kalabalığın anlamını fark ettiren yürüyüşler, eyleyişler oldu.

Örgütlenmenin bireysel mücadelene -eğer kimliğin ya da yönelimin nedeniyle bir mücadele vermen gerektiyse- katkısı oldu mu, olduysa ne şekilde oldu?

Her ne kadar yakın çevremle mücadeleye tutuşacak bir davranış olmamış olsa da sokakta ve diğer kamusal alanlarda kendimi ifade edebilmenin zorluğunu yaşadım. Bu anlarda yalnız olmadığımı bilemenin yanında beni güçlü kılan, birbirimize aktardığımız deneyimler oldu. Homofobik bir saldırıya karşı nasıl davranmam gerektiği, ne zaman ne demem gerektiği, gullümü nasıl politik bir tavıra dönüştürebileceğimi birbirimizin deneyimlerinden öğrendim. LGBTİ+’lar örgütlenmiş bir topluluk olmasaydı bu deneyimleri duyabileceğim bir alan olmayacaktı.

Örgütlü bir topluluğa dahil olmak varlığımıza yönelmiş saldırıların sebebinin ne kimliğimiz ne de yönelimimiz olduğunun farkına varmamızı sağlıyor. Bu saldırıların kaynağını ve sebebini bildiğimiz zaman ona karşı mücadele edebilme gücü buluruz.

‘Daha önce fırsat bulamayanlar için şimdi tanışma zamanı’

Örgütlenmeyi düşünen ama kafası karışık olan insanlara ne tavsiye edersin? Eylemlere gitmeye şimdiye kadar cesaret edememiş ve hiç Onur Haftası’na katılmamış bireyler için de bir fırsat olur mu sence karantina altındaki etkinlikler?  

Çevrimiçi gerçekleşecek olan Onur Haftası etkinliklerini herkesin erişebilmesine olanak sağlayacak biçimde düzenlemeye çalıştık. Basit çevrimiçi araçlarla yayınladığımız etkinlik linklerine kayıt yaptıranlar, YouTube üzerinde canlı yayınlanacak tartışma ve atölyelere diledikleri anda dahil olabilecekler. Biliyoruz, birbirimizin hayalini, halini duymaya, yerini bilmeye ve umudumuzu kolektifleştirmeye ihtiyacımız var. Daha önce bu fırsatı bulamayan LGBTİ+’lar için şimdi tanışma, birbirini bulma zamanı.

Onur Haftası’na özel mesajın nedir?

Eşitsizlik, ayrımcılık ve şiddetle biçimlendirilen hetero-patriyarkal normalliğe dönmemek için yeni direniş ve dayanışma biçimlerini mayalamaya, fiziksel olarak bir araya gelmenin engellendiği durumlarda “görünür” olmanın ve kolektif eylemliliğin yeniden nasıl kurulabileceğini düşünmeye ve tartışmaya devam edeceğiz.

28’inci İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası “BEN NEREDEYİM” diyor. Herkesi “Burdayım Aşkım” demeye çağırıyoruz.

Ankara’ya sokulmayan baro başkanları oturma eylemine başladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının, baroların yapısını ve seçim sistemini değiştirme planına karşı farklı şehirlerden Ankara‘ya yürüyen ve şehrin girişinde polis engeline takılan baro başkanları oturma eylemine başladı. Altı baro başkanı polis barikatını aşmaya çalışırken darp edildi. Aynı saatlerde Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve 15 baro başkanı Anıtkabir‘i ziyaret etti.

İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Baran Selanik, Twitter’dan yaptığı paylaşımda polisin, şehre girişe izin vermediğini belirtti. Polislerle avukatlar arasında arbede çıktığını belirten Selanik gelişmeleri şu şekilde aktardı:

“Bir polis memurunun Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş Şarklı’ya yumruk atması sonucu arbede çıktı. Polis, Ordu Barosu Başkanı Av. Haluk Murat Poyraz’ı gözaltına almak istedi. Vermedik.

Polis, yoldan yürümek istediğimizde duran araç şoförlerine üstümüze sürmeleri için bağırıyor. Yürümek istediğimizde yeniden engellendik. Çıkan arbedede İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel’e bir polis memuru yumruk atmak istedi ancak yumruk isabet etmedi. Bir baro başkanının gözlüğü kırıldı.

TBB Yönetim Kurulu üyelerinin bir kısmı da şimdi beklediğimiz alana geldi. Metin Feyzioğlu’ndan hala ses yok.”

Baro başkanları darp edildi

MA‘nın aktardığına göre, altı baro başkanı polis tarafından darp edildi.  Gaziantep Baro Başkanı Bektaş Şarklı polis kalkanlarıyla darp edilirken, Aksaray Baro Başkanı Evren Dinçer, Trabzon Baro Başkanı Sibel Suiçmez ile birlikte iki baro başkanı ise tüm müdahalelere rağmen barikatı aşarak, Ankara Barosu avukatlarının yanına geçti. Trabzon Barosu Başkanı Sibel Suiçmez, ezilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarını belirtti.
 

TBB Başkanı Anıtkabir’e gitti

Yürüyüş yapan baro başkanlarının Ankara’ya girişine izin verilmezken aynı saatlerde TBB Başkanı Metin Feyzioğlu beraberinde bazı baro başkanları ile Anıtkabir ziyaretinde bulundu. Sosyal medya hesabından Anıtkabir ziyaretini duyuran Feyzioglu “Afyon, Ardahan, Iğdır, Ağrı, Konya, Elazığ, Sivas, Gümüşhane – Bayburt, Çorum, Yozgat, Kütahya, Edirne, Samsun, Erzurum, Kahramanmaraş baro başkanlarımızla Atamızın manevi huzurundayız” dedi. Ankara’ya sokulmayan ve oturma eylemi yapan baro başkanları ise  Feyzioğlu’nun tutumuna ilişkin “Utanç fotoğrafı” yorumunu yaptı.

Anıtkabir ziyaretinden sonra TBMM Başkanı Mustafa Şentop ile görüşen Feyzioğlu, “Olayları yumuşatmak için devreye girdik. Yürümek haktır. Baro başkanları yürümelidir” dedi. TBB’nin seçtiği yöntemin yürümek olmadığını, kendisinin de yürümeyeceğini belirten Feyzioğlu, Eskişehir yolunda bekleyen baro başkanlarının kente girmesi gerektiğini kaydetti. Feyzioğlu ile birlikte Anıtkabir’e giden baro başkanları da daha sonra, “Anıtkabir’de buluşmayı planlamıştık, ayrışma yok” diyerek ‘Savunma Yürüyüşü’ne katıldı. 

Yürüyüşlerine izin verilmeyen baro başkanlarının başlattıkları oturma eyleminin ardından bir açıklama yapan Ankara Barosu Başkanı Erdinç Sağkan ise “Gördüğünüz üzere bu ülkede bir vatandaşın şehrine, başkente girmesine dahi tahammül bulunmamaktadır. İşte görüntü budur, tam da arkanızdadır. Bu ülkede başkente yürüyerek girme hakkınız yoktur artık” dedi.

‘Avukatların cübbelerine düğme vuramazsınız’

Kayseri Barosu Başkanı Cavit Dursun da şunları söyledi: “Demokratik hak kullanımı ve hukuki eylemliliği göstermek için geldik bugün. Başkentimize giremiyoruz. Savunmanın doğasında itiraz sorgulama vardır biat yoktur. Halkımızın haklarının temsili için geldik. Çoklu baro kuvvetler ayrılığı ilkesine yakışmıyor. Çoklu baro çoklu yargıyı ve bölünmeyi getirir. Çoklu baro anayasaya hukuka aykırı. Avukatların cübbelerine düğme vuramazsınız. Nisbi temsil adı altında baroları siyasallaştırarak iktidar yanında yandaş ya da muhalif olarak konumlandırırsanız yazık edersiniz. Bu oyunu ortadan kaldırın. Buraya geldik geleli oynanmayan oyun kalmadı.” 

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş da cübbesini giyerek, oturma eyleminin olduğu yere gitti. Beştaş,  “Barolar yoksa savunma yoktur. Savunma yoksa adil yargılanma yoktur” dedi. ,

Avukatların yol açılana kadar bekleyeceklerini belirtmesinin ardından, hukukçular polis tarafından çembere alındı.

Adalet Bakanı: Açık kapı diyaloğu yürütüyoruz

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, iktidarın, baroların yapısını ve seçim sistemini değiştirme planına karşı baro başkanlarının başlattığı yürüyüşü eleştirdi. Gül, “Savunma mesleğini geriye götürecek bir çalışmaya asla destek vermeyiz. Arkadaşlarımız, savunmayı daha güçlendiren, avukatların haklarını daha koruyan ve mesleki örgütlenmeyi daha da güçlendiren bir yapı üzerine çalışma yapıyorlar.” dedi.

Gül, barolarla her zaman “açık kapı diyaloğu” yürüttüklerini, baro başkanlarını dinlediklerini dile getirdi.  Gül, Şu anda AKP’nin kamuoyuna açıkladığı bir taslağın olmadığını, tüm görüşleri dinlediklerini, gruplarının, tüm bu önerilere bakarak bir taslak ortaya çıkaracağını kaydetti.

İstanbul Barosu’ndan çağrı

Avrupa’nın en büyük barosu olan İstanbul Barosu, baro başkanlarının Ankara’da karşılaştığı müdahaleye karşı saat 18.30’da baronun önünde toplanılması için çağrı yaptı. 

 

İtalya’da yaza hazırlık: Presana buzulu beyaz branda altına giriyor

Kuzey İtalya’da yer alan Presena buzulu bu yıl da küresel ısıtmadan kaynaklı erimeyi yavaşlatmak için güneş ışınlarını engelleyen beyaz branda altına giriyor.

1993’ten bu yana hacminin üçte birinden fazlasını kaybeden buzulu korumak isteyen İtalyan ekibi, kayak mevsiminin sona ermesiyle birlikte hazırlıklara başladı.

100 bin metrekarelik alan kaplanıyor

Carosello-Tonale şirketinin yöneticisi eden Davide Panizza AFP’ye verdiği demeçte “Bu alan sürekli olarak küçülüyor. Bu yüzden mümkün olduğunca alanı kaplamaya çalışıyoruz” diyor.

Projenin başladığı 2008 yılında 30 bin metrekarelik alanı koruyan ekip, bu yıl 100 bin metrekarelik alana branda yerleştiriyor.

Güneş ışığını yansıtıyor

Panizza yaptığı açıklamada kullandıkları brandanın işlevini “Kaplamalar güneş ışığını yansıtan, dış sıcaklıktan daha düşük bir sıcaklığı koruyan ve böylece mümkün olduğundan daha fazla karı koruyan jeotekstil brandalardan oluşuyor” şeklinde açıklıyor.

Lombardiya ve Trentino Alto Adige bölgeleri arasındaki sınırda işçiler levhaları 2 bin 700 ile 3 bin metre rakımda bir alanı kaplayan uzun şeritler halinde açıyor.

Kaplamaları gerginleştirmek için dağdan aşağı hareket eden işçiler, brandanın kaymamasını sağlamak için bunları birbirlerine dikiyor. Kum torbalarını ise rüzgara karşı çapa işlevi görmesi için kullanıyor.

Avusturya’da da kullanılıyor

Benzer bir buzul kaplama sisteminin Avusturya’da da olduğunu söyleyen Panizza “Ancak brandaların kapladığı yüzey bizimkine kıyasla çok daha küçük” diyor.

Avusturya yapımı brandalar her biri 400 Euro’ya mal oluyor ve takımın takılması altı hafta sürüyor – ve kış tekrar gelmeden önce altı hafta sürüyor.

Elbistan termik santrali mührünün filtre takılmadan kaldırıldığı ortaya çıktı

Belirlenen sürede baca filtreleri zorunluluğunu yerine getirmediği ve gerekli çevre yatırımlarını yapmadığı gerekçesiyle Ocak ayında mühürlenen Afşin-Elbistan A Termik Santrali aldığı “geçici faaliyet belgesi” ile filtresiz bir şekilde çalışmaya devam ediyor.

Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu, yaptığı açıklamada 21 Haziran Pazar günü Elbistan milletvekillerinin termik santrali ziyarete gittiğini aktardı. Buradan edindikleri bilgilerin paylaşıldığı açıklamada, “Bugün anlaşıldı ki santral henüz kül filtresi takmamış ama altı ay içerisinde takılacağına dair söz verilmiş” denildi.

‘Kül filtresi yok, gaz filtresi var’

Bu söz üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla santrale çalışma izni verildiğini belirten Platform, santralin gaz filtresini taktığını söylediğini ancak kül filtresi olmadan gaz filtresinin çalışıp çalışmayacağının ayrı bir muamma olduğunu söyledi.

‘Muhalefet neden sessiz kaldı?’

Kapatma kararına yol açan sebeplerin giderilmeden santrallerin tekrar açıldığını belirten Platform,  muhalefet milletvekillerinin bu süreçte sessiz kalmasını şu şekilde eleştirdi:

Filtreler takılmamışsa neden izin verdiniz, izin verecektiniz neden kapattınız sorusu askıda kalmaz mı o zaman? İktidar Milletvekillerini ve teşkilatlarını hadi anlamak mümkün bir üst makamın kararına karşı gelmek istifa etmeyi gerektirir. Muhalefet milletvekilleri ve teşkilatları bu çelişkiyi bile dile getirmekten aciz kalmışlar. En azından kapatma gerekçeniz ortadan kalkmadıkça kapalı kalsın termik santral diyebilmeliydiler.

‘Santral filtre takmaya uygun değil’

30 yıl işletme ömrü ile inşa edilmiş santralin 34 yıl çalışarak ömrünü fazlası ile tamamladığı belirtilen açıklamada “Çalıştığı sürece bölgeye verdiği zulüm ve eziyetin tarifi yoktur” denildi.

Bilim insanlarının tesisin teknolojik yapısının herhangi biri ek filtre sistemine uygun olmadığını söylediğini belirten Platform “Bu uğurda yapıldığı iddia edilen çalışmalar bir göz boyamadan başka bir şey değildir.Bunun ispatı geldiğimiz noktadır.34 yıl sonra filtre takmak için tekrar müsaade veriliyor. Gerçekten filtre takılma imkanı olsaydı bu zaman kadar takılırdı” ifadelerini kullandı.

Santralin bir an önce kapatılması gerektiği belirtilen açıklamada “Enerjiyi daha temiz, yalansız, hilesiz, halka ve çevreye zarara vermeyen yollardan temin edelim” çağrısında bulunuldu.

Ne olmuştu?

1 Ocak 2020’de Çevre Kanunu gereği filtre takma zorunluluğuna uymadıkları gerekçesiyle, beş termik santral tamamen, bir termik santralin ise kısmi olarak kapatılmıştı

Dokuz kömürlü termik santralin ise filtresiz olmasına rağmen, Ocak 2021’e kadar “geçici faaliyet belgesi” ile çalışmasına izin verilmişti. Çevre Bakanı Murat Kurum, 8 Haziran’da yaptığı açıklamada termik santrallerin tekrar faaliyete başladığını duyurdu.

İstanbul’da rüya bitti, hava kirliliği yüzde 38 arttı

Koronavirüs tedbirlerinin azaltılarak ‘normalleşme’ sürecine geçilmesiyle birlikte hava kirliliği de hızlı bir artışa geçti.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hava kalitesi ölçüm istasyonları verilerine göre, İstanbul’da 1 Haziran’da havadaki  azotdioksit (NO2) oranı, mart, nisan, mayıs ayıyla kıyaslandığında yüzde 38 arttı.

‘Uludağ artık görülmeyecek’

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul’da koronavirüs salgını tedbirleriyle beraber hava kirliliği oranının bir dönem iyileştiğini söyledi.

Hava kirliliğinin azaldığı dönemde açık havada İstanbul’dan Uludağ’ın rahat bir şekilde görüldüğünü belirten Toros, “Mart, nisan, mayıs ayında İstanbul’da hava kirliliği büyük oranda azalmıştı. Çünkü insanlar koronavirüs tedbirleri nedeniyle evde kalıyor, araç pek kullanmıyordu” diye konuştu.

‘Fosil yakıtlar sebep oluyor’

Toros, modern hayatın önemli kirleticilerinden azotdioksitin daha çok fosil yakıtların yanması sırasında atmosfere salındığını dile getirdi. Bu kirletici gazın en büyük kaynağının araçlar, sanayi tesisleri ve enerji santralleri  olduğunu belirten Toros, şunları söyledi:

Önemli bir kirletici olan azotdioksit göz ve solunum yolu hastalıkları, akciğerlerde iltihaplanmalara karşı bağışıklığı azaltabilmektedir. İnsan sağlığının korunması için Çevre ve Şehircilik ve Avrupa mevzuatlarına göre NO2 saatlik ortalamasının 200 µg/m3 değerinin altında olması gerekiyor.

Normalleşme sürecine geçilmesiyle beraber kentte insan kaynaklı hareketlilik arttığını belirten Toros,  insanların dışarıdaki hareketliliğinin artmasının iyileşen havanın yeniden kirlenmesine neden olduğunu söyledi.

‘Toplu taşıma tercih edilmeli’

İnsanların soluduğu havanın kaliteli olması gerektiğinin altını çizen Toros, “Soluduğumuz hava iyi olursa solunum sistemlerimiz iyi çalışır. Hele ki koronavirüsle mücadele ettiğimiz dönemde havanın kalitesinin iyi olması sağlığımız açısından da önemli.” ifadelerini kullandı.

İnsanların evlerini iş yerlerine yakın seçerek hem zamandan kazanacağını hem de çevreyi daha az kirleteceğini vurgulayan Toros, şunları kaydetti:

Havanın kalitesini iyileştirmek için öncelikle kaynakları verimli kullanmalıyız ve her türlü israfa son vermeliyiz. Hava kirliliği farkındalığı ve duyarlılığı çalışmalarını desteklemeliyiz, süreklilik sağlamalıyız, sanayide temiz teknolojileri kullanmaya özen göstermeliyiz. Binalarda doğal havalandırma ve aydınlatmaya önem verilmeli, çatı ve duvar yalıtımları yaptırmalı, insanların ulaşımda toplu taşımaları tercih etmeleri gerekiyor. Güvenli yürüyüş ve bisiklet için alanlar arttırılmalı. Ağaçlar da hava kirliliğini süzen doğal süzgeçlerdir.

Toros, binalar arasında, yol kenarlarında, parklarda, binalarda yeşil alanların çoğaltılmasının önemine vurgu yaparak, “Hidroelektrik, rüzgar, güneş ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını arttırmalıyız. Atıkları azaltmalı ve oluşan atıkları yerinde ayrıştırarak geri dönüşüm ve yeniden kullanım veya atıkların yeniden işlenmesini sağlamalıyız” ifadelerini kullandı.

Dominique Jackson: Bizi kabullenme ya da tolere etme yetkiniz yok

ABD’li Pose dizisinde Electra karakterine can veren oyuncu Dominique Jackson‘ın, geçen yıl 28 Eylül’de Ulusal Eşitlik Ödülü‘nü alırken yaptığı konuşmanın bir kısmı, Kaos GL tarafından çevrildi.

Jackson’un 23’üncü HRC (İnsan Hakları Kampanyası) Ulusal Yemeği‘nde yapmış olduğu konuşma, tiyatro oyuncusu ve insan hakları aktivisti Seyhan Arman‘ın sesiyle yayınlandı.

‘Temelde olan cinsiyet değil, insanlık’

Jackson’ın konuşmasının ilgili kısmının Kaos GL tarafından yapılmış çevirisi şu şekilde:

Bugün bu odada bulunan her birinizin bir çeşit ayrıcalığı var. Her birinizin bildiği bir yaşama şekli var. Ben ise ötekileştirilmiş bir kadınım. Karayip kökenli bir kadınım. Trans deneyime sahip bir kadınım.

Ben bir kadınım, ancak bazılarınız bunu görmüyor. Kız ve erkek kardeşlerimin canları yanıyor. Bizler öldürülüyoruz. Aşktan bahsediyoruz, insanlıktan bahsediyoruz… İnsan faktörünü görmek zorundayız. En temelde olan şey insanlık, cinsiyet değil.

‘Size bu yetkiyi vermiyorum!’

Bir başkasına “Seni kabul ediyorum” ya da “(Seni) tolore ediyorum” demekten bahsetmiyorum. Sizin beni kabullenme ya da tolore etme yetkiniz yok. Bu yetkiyi sizden alıyorum. Bana saygı duyacaksınız.

Her gün topluluğumdan birileri ölüyor. Ya HIV ve AIDS‘ten, ya transfobiden ya da homofobiden. Şunu göz önünde bulundurmanızı istiyorum. İnsandan bahsediyoruz. Hepimiz insanız. Bu bir kapsayıcılık meselesi. Ve ben asla ama asla hiçbirinizin saygısı için ricada bulunmam. Bu bir taleptir. Bana beni kabul ettiğinizi söylemeyeceksiniz, bana beni tolore ettiğinizi söylemeyeceksiniz, buna gücünüz yok, size bu yetkiyi vermiyorum.

 

Çevirisi Tuğrul Torun tarafından yapılann videonun kurgusu Güney Zeki Göker‘e ait.

Pose adlı dizi, 1980’li yıllarda, New York‘ta yaşayan Afrika ve Latin kökenli LGBTİ+‘lar ile kendini ikili cinsiyet dışında tanımlayanların gece hayatı kültürüne odaklanıyor.

Papa Francis: Gezegeni korumak için daha fazla sorumluluk almalıyız

Papa Francis, Vatikan’da yer alan Aziz Peter Meydanı’nda yaptığı konuşmada koronavirüs tedbirleri kapsamında kirlilik oranlarının düştüğünü ancak kısıtlamaların kaldırılmasıyla birlikte artık daha fazla endişelenmek gerektiğini söyledi.

Pandeminin insanların çevresiyle ilişkisini yeniden düşünmeye ittiğini belirten Papa “Karantina kirliliği azalttı, trafik ve gürültüden arınmış pek çok yerin güzelliğini bir kez daha ortaya koydu. Şimdi, faaliyetlerin yeniden başlamasıyla birlikte ortak evimize bakmak için daha fazla sorumluluk almalıyız” dedi.

Fosil yakıtlardan çıkma çağrısı

Perşembe günü 225 sayfalık bir el kitabı yayınlayan Vatikan, Katoliklerin fosil yakıt endüstrilerinden ayrılmaları ve çevreye zarar verip vermediklerini kontrol etmek için madencilik gibi sektörlerdeki şirketleri yakından izlemeleri gerektiğini söylemişti.

Francis, Birleşmiş Milletler Dünya Mülteci Günü’nden bir gün sonra yaptığı konuşmasında mülteciler hakkında da açıklama yaptı. Koronavirüs krizinin, mültecileri sömürüye karşı daha savunmasız hale getirdiğini söyleyen Papa, onlar için koruma sağlanması gerektiğini belirtti.