Ana Sayfa Blog Sayfa 1444

Ordu Ulubey’de taş ocağı projesi: Çalışma başlarsa burada yaşayamayız

Ordu Ulubey ilçesinde Altınordu Belediyesi tarafından açılmak istenen taş ocağına karşı açılan dava için Bilirkişi Heyeti incelemesi yapıldı.

Ordu Çevre Derneği ve Eymür halkı belediyenin Ulubey Eymür Mahallesi‘nde açmak istediği taş ocağının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açmıştı. Gerçekleştirilen bilirkişi incelemesinde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) dosyasındaki çelişkiler ortaya çıktı.

‘Su varlıklarına zarar verecek’

Bilirkişi heyeti incelemsi öncesinde mahallenin girişinden başlayarak sokaklar “taş ocağı istemiyoruz” pankartlarıyla donatıldı. Heyetin gelişini kalabalık bir katılımla karşılayan Eymürlüler, taş ocağına karşı olduklarını belirttiler.

Yapılan incelemede Ordu Çevre Derneği Denetleme Kurulu Başkanı olan Avukat Haluk Türkmen, projenin tarım arazilerine, su kaynaklarına zarar vereceğini söyledi. Eymür Mahalle Muhtarı Ferhat Pala da muhtar olarak mahallesinin böyle bir proje ile yok edilmesine karşı olduğunu belirterek taş ocağı yapılmak istenen yerin 1939 depreminde kaydığını, bölgenin heyelan alanı olduğunu söyledi.

Ordu Çevre Derneği Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül de projenin kopyala yapıştırma biçiminde hazırlandığını vurgulayarak, Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) tribününden söz eden bölümlerin olduğunu söyledi.

‘Lehimize olacağına inanıyorum’

Proje dosyasında ÇED’in 5 yıllık, çalışma süresinin 63 yıl planlandığı yazılı olmasına karşın Altınordu Belediyesi adına konuşan görevlinin çalışma süresinin 3 yıllık ve yüzeydeki taşların alınmasıyla sınırlı olduğunu söylemesine Avukat Haluk Türkmen proje dosyasında böyle yazmıyor diyerek müdahale etti.

Bilirkişi Heyeti raporunu hazırladıktan sonra mahkemeye sunacak.
Avukat Haluk Türkmen, “Bilirkişi Heyeti raporunun lehimize olacağına inanıyorum” dedi.

‘Çalışma başlarsa yaşayamayız’

Taş ocağı istemediğini vurgulayan Sevim Pala, “Hizmete karşı değiliz. Ancak bu hizmet değil. Halkın istemediği hizmet olmaz. Ektiğimizi, diktiğimizi yiyemeyiz. Çalışma başlarsa burada yaşayamayız” ifadelerini kullandı.

Hüsne Aktürk ise “Devlet halka hizmet yapmalı. Halka zarar veren hizmeti istemiyoruz. Hayvanlarımızı burada otlatıyoruz. Suyumuzun kaynağı burada. Çalışma olursa suyumuzu nereden alacağız. Halka sormadan iş yapılmaz” tepkisini gösterdi.

‘Nereye gideceğiz?’

Taş ocağı ile yaşayacakları mağduriyetleri dile getiren Songül Pala,  “Sebzelerimiz, meyvelerimiz, fındığımız toz içinde kalacak. Çamaşırlarımızı bile asamayacağız. Biz nereye gideceğiz? Taş ocağı bizi mağdur edecek, istemiyoruz” dedi.

Tuğçe Pala ise “Bizim geleceğimiz burada. Taş ocağı mahalleden göç etmemize neden olacak. Taş ocağı bize zarar verecek. Çocuklarımıza sağlıklı bir doğa bırakmak istiyoruz. Taş ocağı buna engel olacak. Tarıma zarar verecek, su kaynağımız yok olacak. İstemiyoruz” ifadelerini kullandı.

 

TBP Başkanı Özgür Aybaş: Biraya çok büyük zam geliyor

Tekel Bayileri Platformu (TBP) Başkanı Özgür Aybaş, Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda, biraya çok büyük bir zam geleceğini duyurdu.

TBP başkanı, cin-rom-votka’ya da zam gelip gelmeyeceğine dair bir soruya da “Hepsine gelecek” diye yanıt verdi.

‘Bira kültürü tarih olur’

Özgür Aybaş, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

Biraya çok büyük zam geliyor tahmini %17 ile % 23 arası söylentiler var bilgi netleşince paylaşacağım umarım gelmez yoksa bira kültürü tarih olur.”

Sigaraya da zam gelebilir

Aybaş, temmuz ayının ilk haftasında sigaraya da zam geleceğine dair söylentiler olduğunu dile getirdi:

Temmuz ayı ilk haftası için sigara zammı 2-3 tl arası olur diyorlar bakalım birlikte göreceğiz umarım olmaz.”

Malatya Dedeyazı’da maden tepkisi: Kutsal gördüğümüz mekanı kepçelerle yok ettiler

Malatya‘nın Doğanşehir ilçesine bağlı Dedeyazı Mahallesi‘ne 100 metre uzaklıkta kurulan ve 2001 yılından bu yana faaliyet gösteren “Demir Ocağı ve Kırma Eleme Zenginleştirme Tesisi”, mahalle sakinlerinin hayatını kabusa çevirdi.

Yaklaşık iki yüz hanenin bulunduğu mahallede yaşayanların tümü Alevi yurttaşlardan oluşuyor. Ocaktan etrafa yayılan tozlar nedeniyle mahallelinin nefes alamaz hale geldiği koşullar en çok astım hastalarını etkiliyor.

Sağlıklarını ve doğalarını tehdit eden maden ocağına karşı başlattıkları yargı süreci devam eden mahalle sakinleri, bugüne dek sayısız kez protesto eylemi gerçekleştirip, seslerini duyurmaya çalışsa da çabaları sonuçsuz kaldı. Mahalleli, faaliyetlerini fütursuzca sürdürmeye devam eden ocağı işleten şirketin iktidardan güç aldığını söyledi.

‘Nefes almakta zorluk çekiyorum’

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre mahalle sakinlerinden Seyican İnce, astım hastası olduğunu ve maden ocağından etrafa yayılan tozdan dolayı sürekli hastaneye gitmek zorunda kaldığını ifade etti. Hayatının kabusa döndüğünü söyleyen İnce şunları söyledi:

Nefes almakta zorluk çekiyorum. Ocak kurulduğundan bu yana bize ciddi sorunlar yaşattı. Bahçeye astığımız çamaşırlarımızı tozlar nedeniyle daha giymeden tekrar yıkamak zorunda kalıyoruz. Tozdan dolayı evlerimizin kapısını bile açamıyoruz. İçme sularımızın hepsi kurudu. Kutsal olarak gördüğümüz mekanı kepçelerle yok ettiler.”

‘Jandarma şiddet uyguladı’

Maden ocağını protesto ettiklerinde jandarmanın fiziki müdahalelerine maruz kaldıklarını anlatan İnce, “Siyasallaşmış bir yargı var, kime derdimizi anlatacağız. Sürekli bizim haklılığımızı illegalize etmeye çalışıyorlar. Ocağı protesto sırasında birçok arkadaşımıza fiziki şiddet uyguladılar. Hukuk devletinde böyle bir durum olamaz” ifadelerini kullandı.

Mahalle sakinlerinin geçimlerini çiftçilik yaparak sağladığını kaydeden İnce, fakat toz yüzünden bütün ağaçlarının kuruduğunu, kimse sebze yetiştiremediğini belirterek, maden ocağının mahallelerinden en az 15-20 kilometre uzakta kurulması gerektiğini vurguladı.

‘Mahalleli Alevi olduğu için iktidar sessiz’

İnce, yol açtığı bu olumsuzluklara rağmen kapatılmayan maden ocağını işleten Mir Serhat şirketinin ise gücünü AKP iktidarından aldığını ifade etti. İnce, “Bu ocağı AKP mahallemize getirdi. İktidarın madene bu kadar sessiz kalması, mahallenin Alevi olmasından kaynaklıdır. Ocağı kapatma davası, şu anda Danıştay’da ve adil bir karar vereceklerine inanmıyorum. Çünkü iktidar adil yargılamayı ortadan kaldırdı” diye konuştu.

Mahalle sakinlerinden Rıza Aktan, seçimlerde AKP’ye oy vermedikleri için ocağın AKP eliyle kurulduğunu söyledi. Devletin, kendilerine sahip çıkmadığını ifade eden Aktan, “Dışarıdan bakıldığında terk edilmiş bir köy olarak görünüyor. Hukuki süreçteki delilerimizin hepsini yok ettiler. Nereye başvurduysak bir sonuç alamadık. Bunlar iktidarın yandaşları, sırtlarını AKP’ye dayamışlar gücümüz yetmiyor. Alevi olduğumuzdan, yandaşın ve haksızın yanında olmadığımızdan dolayı bunu bize reva görüyorlar” ifadelerini kullandı.

‘Tehdit edildik’

Aktan, maden ocağını işleten firma tarafından birçok defa tehdit edildiklerini dile getirerek, “İktidar bizi düşünseydi bu maden şirketini getirip başımıza bela etmezdi. Vatandaşın sağlığı mı önemli, yoksa iktidarın birkaç sermayedarı zengin etmek için buraya getirdiği maden şirketi mi? Daha önce birçok defa mahalle halkını tehdit etti. ‘Bu köyü başınıza yıkar, gerekirse silahlı adamlar getiririz’ diyorlar. Bu maden şirketi gücünü nereden alıyor?” diye sordu.

Maden ocağının kapatılması gerektiğinin altını çizen mahalle sakinlerinden Özgür Çelikkaya ise “Dedeyazı köylüleri olarak bu görüntüyü, tozu, rezaleti çekmek istemiyoruz. Maden ocağı derhal kapatılmalı. Doğamız, arazilerimiz ve bahçelerimiz her geçen gün biraz daha kuruyor. Bu şekilde giderse köylerimizi terk etmek zorunda kalacağız. Derhal bu işe bir çare bulsunlar” tepkisini gösterdi.

Neler yaşandı?

Dedeyazı Mahallesi’nde demir madeni çıkarma çalışmaları 2001 yılında bir şahsın eliyle başladı. Daha sonra devreye Martut Madencilik isimli firma girdi ve 2008 yılına kadar gayriresmi olarak faaliyet yürüttü. 2008 yılına ait ÇED raporunda, ocağın mahalleye mesafesi 750 metre olduğu belirtilse de ocak 100 metreden daha yakın bir mesafede bulunuyor.

Yine raporda madenin çıktığı alandaki içme ve sulama suyu yok sayıldı. Bu eksiklerin tamamlandığını belirten ikinci ÇED raporu ise 2009 yılında alındı. Devam eden çalışmalar, 2015 yıllında durdurulmuş, ancak bugünkü şirket 2017 yılında ocağı devralıp işletmeye devam etti.

Bunun üzerine mahalleliler, ÇED raporlarına karşı Malatya İdare Mahkemesi’ne açtığı davayı kazanınca, firma dosyayı Danıştay’a taşıdı. Danıştay, alınan iki ÇED raporundan birine olumlu yanıt verdikten sonra ocakta çalışmalar tekrar başladı.

Şirket 2018 yılında 24 hektarlık çalışma alanını 80 kat artıracak yeni projeyle ÇED raporuna başvurdu. Mahalleli 30 Eylül 2020’de yeni ÇED raporuna karşı Malatya İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Davada, “6034 ÇED Olumlu” kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldı. Ancak bu karara karşı Malatya Valiliği ve Mir Serhat Madencilik davayı yeniden Danıştay’a taşıdı.

Avrupa 2013’ten bu yana en soğuk baharını yaşadı

Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ), Avrupa’nın bu yıl 2013’ten bu yana en soğuk baharı yaşadığını açıkladı. Ancak sıcaklıklar özellikle Afrika, Orta Doğu ve Rusya‘nın bir bölümünde ortalamanın oldukça üzerinde seyretti.

Birleşmiş Milletler’in (BM) alt kuruluşu olan örgütün Sözcüsü Clare Nullis, BM Cenevre Ofisi’nde düzenlenen basın toplantısında, “Avrupa, 2013’ten bu yana en soğuk baharını yaşadı. Mart-mayıs ortalama sıcaklığı 1991-2020 ortalamasının 0,45 santigrat derece altındaydı” dedi.

‘İklim değişikliğinde bir duraklama yok’

Nullis, mayısta ABD’nin güneyi ve merkezinde, Hindistan‘da, Rusya‘nın doğusunda ve Antarktika‘da ise sıcaklıkların ortalamanın altında gerçekleştiğini aktardı.

Sözcü Nullis, söz konusu bölgelerde yılın soğuk başlamasının iklim değişikliği konusunda bir duraklamanın işareti olmadığının altını çizdi.

Buna neden olarak da başta Afrika, Orta Doğu, Grönland’ın batısı ve Rusya‘nın kuzey ve batı kesiminde olmak üzere sıcaklıkların dünyanın diğer bölgelerinde ortalamanın oldukça üzerinde seyretmesini gösterdi.

Emisyonlar artmaya devam ediyor

Nullis, ayrıca karbondioksit emisyonlarının iklim değişikliğinin önemli bir nedeni olmaya devam devam ettiğini kaydetti ve ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin (NOAA) verilerine atıfta bulunarak şunları söyledi:

Mauna Loa gözlemevindeki aylık ortalama CO2 konsantrasyonu, Mayıs 2020’de 417,31 ppm’den Mayıs ayında milyonda 419,13 parça (ppm) yeni bir rekora ulaştı.”

 

Vergi ve borç yapılandırma yasası Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi

Vergi cezaları, sigorta primleri, KYK (Kredi ve Yurtlar Kurumu) borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili kanun Resmi Gazete‘de yayımlandı.

Yürürlüğe giren kanuna göre, yapılandırılan borçlar peşin veya 18 ay taksitle ödenebilecek.

Ödemeler 30 Eylül 2021’de başlayacak.

Kapsam dışı olan durumlar

Kapsam dışı olarak ilan edilen durumlar ise şöyle: Düzenleyici ve denetleyici kurumlarca verilen idari para cezaları, koronavirüs ile mücadele kapsamında verilen idari para cezaları, tütün ve tütün mamulleri kullanımından kaynaklanan idari para cezaları.

Kanunla birlikte, vatandaşların kamu kurumlarına olan borçlarının yeniden yapılandırılması, matrah ve vergi artırımı yoluyla vergilendirmede öngörülebilirliğin artırılması ve geçmiş vergi dönemlerine ilişkin olası risklerin ortadan kaldırılması, kayıtlı ekonomiye geçişin teşvik edilmesi için işletme kayıtlarının işletmelerin içinde bulundukları fiili duruma uygun hale getirilmesi, işletmelerin bilançolarında yer alan gayrimenkuller ile amortismana tabi diğer iktisadi kıymetler için yeniden değerlendirme yapılması imkanının sağlanması, karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarını zamanında ödeyemeyen kişilerin yükümlülüklerini yerine getirmeleri halinde geçmiş ödeme performanslarına ilişkin olumsuz kayıtların dikkate alınmaması sağlanacak.

Hangi borçlar yapılandırılacak?

  • Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, il özel idareleri, belediyeler ile Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı‘na 30 Nisan 2021’e kadar olan bazı borçlar yapılandırılacak.
  • Belediyelerin su, atık su ve katı atık ile sunduğu bazı hizmetlerden kaynaklanan ücret alacakları, aldığı bazı paylar; büyükşehir belediyelerinin katı atık ücretleri ile su ve kanalizasyon idarelerinin su ve atık su bedeli alacakları da yapılandırma kapsamında.
  • Her bir taşıt için motorlu taşıtlar vergisi, taşıta ilişkin idari para cezaları ile geçiş ücretinin en az yüzde 10’unun ödenmesi şartıyla taksit ödeme süresince fenni muayene izni verilecek.
  • Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu, Türkiye Barolar Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği‘nin bazı alacakları yapılandırılabilecek.
  • Yurtdışında öğrenim gören öğrencilerin borçlarının da yeniden yapılandırılması sağlanacak.
  • Kesinleşmemiş ya da yargı aşamasında olan re’sen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergileri çeşitli oranlarda yapılandırılacak.

Borçlar nasıl ödenecek?

  • Borç, borcu ödeyecek kişinin durumu ve ödenmesi gereken meblağ dikkate alınarak azami beş yıla kadar taksitlendirilebilecek.
  • Borcun kanunda öngörülen süre ve şekilde ödenmemesi durumunda vade tarihinde değişiklik yapılmayacak.
  • Matrah ve vergi artırımı üzerine hesaplanan vergiler, ikişer aylık dönemler halinde azami 6 eşit taksitte ödenecek.
  • Borcun taksitle ödenmek istenmesi halinde borçlular, başvuru sırasında altı, dokuz, 12 veya 18 ay eşit taksit ödeme seçeneklerinden birini tercih edecek. Tercih edilen taksit süresinden daha uzun bir sürede ödeme yapılamayacak.
  • Anapara veya taksit ödeme tarihi 20 Mayıs 2021’den önce olup, kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredilerinin anapara, faiz veya ferilerine ilişkin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişiler tarafından, ticari faaliyette bulunan veya bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi nezdinde tutulan kayıtları, söz konusu borçların ödenmesi geciken kısmının 31 Aralık 2022’ye kadar tamamının ödenmesi veya yeniden yapılandırılması halinde, bu kişilerle yapılan finansal işlemler kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınmayacak.
  • Borç sahiplerinin gelir ve kurumlar vergisi matrahlarını artırarak belirtilen süre ve şekilde ödemeleri halinde, artırımda bulundukları yıllar için yıllık gelir ve kurumlar vergisi incelemesi ve bu yıllara ilişkin olarak bu vergi türleri için daha sonra başka bir tarhiyat yapılmayacak.
  • Hiç gelir testine girmemiş genel sağlık sigortalıların, 30 Kasım 2021’e kadar gelir testine gitmeleri halinde, belirlenecek gelir durumlarına göre tescillerinin güncellenmesi sağlanabilecek.
  • İşletmelerin bilançolarında bulunan gayrimenkuller ile amortismana tabi diğer iktisadi varlıklar için yeniden değerlendirme imkanı sağlanarak, bu kıymetler bilançolarda güncel değerleriyle yer alacak.

[Müsilaj webinarı] Ümit Şahin: İklim krizi müsilajın nedenlerinden biri

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından başlatılan “Salgın ve Toplum” webinar serisi “Marmara Denizi’nde Neler Oluyor? Kirlilik, Isınma ve Müsilaj Sorunu” başlıklı etkinlikle bugün devam etti.

Moderatörlüğünü İPM Araştırma ve Akademik İlişkiler Koordinatörü Senem Aydın Düzgit’in üstlendiği webinar’ın konuşmacıları MAREM (Marmara Denizi’nin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi) Proje Lideri Levent Artüz ve İPM İklim Değişikliği Koordinatörü Ümit Şahin oldu.

Müsilajın nedenleri 1989 yılı öncesine dayanıyor

Etkinlikte ilk sözü alan Levent Artüz, Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorununa dair önemli açıklamalarda bulundu.

Müsilajın ortaya çıkma nedenlerinin 1989 yılı öncesinde İstanbul’da atıkların bertarafı için yapılan projelerden kaynaklı olduğunu dile getiren Artüz, bilim insanlarının tüm karşı çıkmalarına rağmen söz konusu projelerle arıtma ve taşıma sistemlerinin kaldırıldığını ifade etti.

Bu projelerden sonra balık ölümlerinin yaşandığını ve canlı türlerinin kaybolduğunu kaydeden Levent Artüz, 2007 senesinde de Marmara Denizi’nde müsilajın görüldüğünü, ancak bugünkü kadar baş göstermediği için çok ilgi odağı olmadığını söyledi.

‘Kriz yönetimi değil, hasar kontrolü’

İPM İklim Değişikliği Koordinatörü Ümit Şahin ise, Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorununun kasım ayından beri bilindiğine dikkat çekerek, müsilaj oluşumunun biyoçeşitlilik kaybıyla da ilişkili olduğunu vurguladı.

“Türkiye’de çevre sorununun gündeme gelmesi için, çarpıcı görüntüler olması lazım. Ancak o zaman acil bir durum olduğu fark ediliyor” diyen Şahin, infial yaratan bir durum olmadan bu tarz meselelerin konuşulmadığını ifade etti.

Ümit Şahin, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum‘un Marmara Denizi için eylem planını açıkladığında müsilajla ilgili hedeflerine ilişkin “Marmara Bölgesi’nde yaşayan 25 milyon vatandaşımızın içini sızlatan o görüntüleri yok etmek” ifadesini kullandığını hatırlattı.

Şahin, müsilajla ilgili yapılacakların görüntüyü temizleme çalışması olduğunu düşündüğünü kaydederken, eylem planıyla ilgili “Kriz yönetimi değil, hasar kontrolü” tespitinde bulundu.

Eylem planının çok geç gündeme geldiğini ifade eden İPM İklim Değişikliği Koordinatörü, “Eylem planının içindeki belirsizlikler de ayrı bir mesele” dedi.

Kanal İstanbul konusu

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu‘nun sarf ettiği “Karadeniz Marmara’ya göre çok daha temiz. Kanal İstanbul yapıldığında Karadeniz’e akan nehirlerin Marmara’ya karışması söz konusu. Bu da Marmara’daki su kalitesini artırıp deniz salyasını da bitirecek” sözlerini de hatırlatan Şahin, “Karadeniz’den kirlilik geldiğini herkes biliyor” dedi.

Şahin, Kanal İstanbul’un hayata geçmesi durumunda hem nüfusta yaşanacak artış, hem de Karadeniz’den gelecek kirlilikle, Marmara’nın daha da kirleneceğini hatırlattı.

Ümit Şahin, Marmara’da görülen müsilajın “Kanal İstanbul’dan vazgeçilmesi için de, bir uyarı işareti olarak görülmesi” gerektiğini ifade etti.

İklim krizi müsilajın nedenlerinden biri

Marmara Denizi’nde 40 yıla varan süredir ekolojik yıkım yaşandığına dikkat çeken Şahin, insan odaklı yaklaşıldığı için sorunların ancak son dakikada anlaşıldığını kaydetti.

Şahin, Marmara’daki müsilaj sorununa da insan odaklı (denize girmek, balıkçılık vb.) yaklaşıldığından dolayı sorunun geç farkına varıldığını söyledi.

İklim krizi sebebiyle denizin ısınmasının da müsilajın nedenlerinden biri olduğunu söyleyen Ümit Şahin “Ancak, Marmara’yı atık deposuna çevirmeseydik, iklim krizinde bile bu sorunla karşılaşma ihtimalimiz düşük olacaktı” dedi.

Şahin ayrıca, iklim krizinin küresel bir mesele gibi gösterilip, bunun bir bahane olarak kullanılmasından vazgeçilmesi gerektiğini dile getirdi.

‘Yeni salgınlar ortaya çıkabilir’

Müsilajın yeni sağlık salgınlarının ortaya çıkmasına sebep olabileceğini de ifade eden Ümit Şahin, “Hiç beklenmedik, bilinmedik salgınlara yol açabilir” dedi.

‘Kanun güvencesi altına alınmalı’

Webinar’da Marmara Denizi Eylem Planı‘yla ilgili de görüşlerini paylaşan MAREM Proje Lideri Levent Artüz, “Marmara Denizi’nin kirletildiği ilk defa konsensus olarak kabul gördü. Bu çok önemli bir nokta” dedi.

Eylem planında yer alan 22 maddenin hiçbirinde bir problem olmadığını söyleyen Artüz, burada önemli olan noktanın tüm bu yapılacakların kanun güvencesi altına alınması olduğunu söyledi.

‘Dünyanın hiçbir yerinde yok’

Levent Artüz, Türkiye’de görülen müsilaj sorununun dünyanın hiçbir yerinde olmadığına dikkat çekti. Artüz, “Buna global sorunlar, dış kaynaklı sorunlar bulmaktan vazgeçip, şapkayı önümüzde alıp durumu çok iyi bir şekilde analiz etmemiz gerekiyor” dedi.

İllere göre haftalık koronavirüs vaka sayısı açıklandı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, illere göre haftalık Covid-19 vaka sayısı haritasını paylaştı.

Buna göre 29 Mayıs ve 4 Haziran tarihleri arasında her 100 bin kişide görülen koronavirüs vaka sayısı İstanbul‘da 63,93, Ankara‘da 99,50, İzmir‘de 41,23 oldu.

‘Düşme eğilimi devam ediyor’

Bakan Koca açıklamasında “İllerimizde 100 bin nüfusa karşılık gelen bir haftalık toplam vaka sayısını gösteren insidans haritasının güncel halini ekte görebilirsiniz” dedi.

Koca, “Vaka sayılarının düşüş hızı azalsa da düşme eğilimi devam ediyor. Bu güce güvenin” ifadelerini kullandı.

Son bir haftada vaka sayısı en çok azalan iller ise Gümüşhane, Bilecik, Bayburt, Kocaeli ve Kırklareli oldu.

Serbest dalış rekortmeni Şahika Ercümen’den denizler için acil yardım çağrısı

UNDP Türkiye Sudaki Yaşam Savunuculuğu görevini üstlenen Dünya Serbest Dalış Rekortmeni Şahika Ercümen, bu göreve atanmasının birinci yıldönümünde, herkesi kendi varoluşumuz için de muhtaç olduğumuz okyanus ve denizleri korumak için acilen harekete geçmeye çağırdı.

Kirlilik, atıklar, aşırı avlanma, istilacı yabancı türler ve iklim değişikliği sebebiyle okyanuslar ve denizlerin her geçen gün oksijen kaybettiğini söyleyen Şahika Ercümen, “İyisiyle ve kötüsüyle İnsan Çağı’nda gezegeni bizler şekillendiriyoruz. Çevre Günü ve Okyanus Günü’nde herkesi denizlerimizden başlayarak mavi gezegenimizi korumak için harekete geçmeye çağırıyorum!” diye seslendi.

Şahika Ercümen’in seslendirdiği video, mavi derinliklerdeki ekosistemin büyüleyici görüntülerinin yanı sıra insanlık olarak yarattığımız ve suyun altındaki yaşam için büyük tehdit oluşturan sorunları, plastik kirliliği ve müsilaj gibi güncel problemleri de çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Dalışlar gerçekleştirdi

Şahika Ercümen geçtiğimiz bir yıl boyunca UNDP Türkiye ile el ele vererek denizlerin korunması konusunda farkındalık yaratmak, denizlerin sesi olmak için birçok faaliyete katıldı.

Covid-19 döneminde artan deniz kirliliğine dikkat çekmek için İstanbul Boğazı’nda ve UNDP’nin Suriye Krizine Yanıt ve Dayanıklılık Programı’ndaki “Sıfır Atık Projesi” kapsamında tarihi batık şehir Halfeti’de dalışlar yaptı.

UNDP ve Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü iş birliğinde yürütülen “Denizel İstilacı Yabancı Türler Projesi” için Kaş’ta istilacı yabancı türlerin en istilacılarından biri olarak kabul edilen aslan balığının denizlere zararları konusunda farkındalık yaratmak için daldı.

UNDP Türkiye ve Şahika Ercümen, Küresel Amaçlar’ın 14’üncüsü olan Sudaki Yaşam konusunda herkesi bilinçlendirmek ve davranış değişikliğini teşvik etmek amacıyla çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.

İsrail sanayi bölgesini yeşil bir merkeze dönüştürmek için kolları sıvadı

İsrail, sağlık uzmanlarının yıllardır tehlikeli olduğunu söylediği kıyı kenti Hafya’daki büyük sanayi bölgesini kapatıp çevre dostu bir ticaret ve yerleşim merkezine dönüştürmek için kolları sıvadı.

Hükümet on yıl içerisinde aşamalı olarak, ülkenin en büyük petrol rafinerisi de dahil olmak üzere ülkenin yakıt ürünlerinin çoğunu ve plastik ve asfalt gibi petrokimyasalları üreten fabrikaları kapatmayı hedefliyor.

Yerine ise yeşil işletmelerin bulunduğu bir ticaret merkezi ve park yapılması planlanıyor. Plan, hükümetin onayına sunuldu. Önümüzdeki hafta göreve gelecek yeni hükümet de fabrikaları kaldırma yanlısı.

Sendika tepkili

Çevre Koruma Bakanı da planı memnuniyetle karşılayarak bunun “sakinlerin sağlığı ve Hayfa’nın geleceği için ciddi bir haber” olduğunu söyledi.

Ancak petrol rafinerilerindeki işçi sendikası (ORL.TA) yeni plana karşı çıkıyor. Komite ise değişiklikte 2 bine yakın kişinin işini kaybedeceğini, ancak uzun vadede çok daha fazlasının kazanılacağını söylüyor.

 

İstanbul’un iki mahallesi hafriyat döküm alanına döndü

İstanbul’un iki mahallesi hafriyat döküm alanına döndü. Avcılara bağlı Tahtakale ve Başakşehir’e bağlı Bahçeşehir mahallelerinde tüm boş alanlar kaçak hafriyat yığınlarıyla küçük tepeler haline geldi.

Yapılan inşaatlardaki hafriyat kimliği belirsiz kişilerce boş alanlara döküldüğü belirtiliyor. Atıkların içinde cam, kum, taş ve farklı türdeki atıklar yer alırken, vatandaşlar mahallelerinin kaçak döküm sahası olarak kullanılmasından rahatsız.

Günde 15-20 kamyon ve kamyonetin kaçak olarak döküm yaptığı iddia edilirken, bırakılan bazı atıkların da kimyasal olduğu öğrenildi.

Maliyet sebebiyle boş arazilere döküyorlar

Avcılar Tahtakale Mahallesi Muhtarı Serkan Vatansever, her gün döküm yapıldığını belirterek, “Şu an Tahtakale Mahallesi’ndeyiz. Mahallemizin en büyük sorunlarından biri kaçak dökümler. Büyük kamyonların ve kamyonetlerin, kaçak dökümler yapılıyor. Bu kamyonlar, fabrikalardan inşaatlardan aldıkları atıkları aslında dökmeleri gereken yerler var. Buraya dökmek çok maliyetli olduğu için burada buldukları boş olan yerleri tercih ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Mahallesinde her gün hafriyat döküldüğünü dile getiren Vatansever, “Zabıta, ekip arkadaşlarımız, emniyetteki arkadaşlarımız hepsi bu işle çok mücadele ediyorlar ama bir türlü bu işi çözemedik. Birkaç gün önce artık neredeyse caddenin ortasına kamyonlar kaçak döküm yapmaya başladı. Buna bir türlü çözüm bulamıyoruz. Büyük bir mahalleyiz. Yaklaşık 80 bin nüfuslu bir mahalleyiz. MOBESE kameramız olmadığı için bir türlü buna çözüm bulamıyoruz” dedi.

Kimyasal atıklar da var

Bırakılan atıkların içinde kimyasal ve zehirli olanların da bulunduğunu belirten Vatansever, “Çok büyük tepkiler var. Bir defa bu atıklar zararlı. Bunların içlerinde kimyasal ve zehirli atıklar var. Aynı zamanda bu kamyonlar yasal bir işlem yapmadığı için devamlı korku içinde, çok hızlı hareket etmek zorundalar. Sokak arasında bir kamyon 120 kilometre hızla, polisten kaçarken hareket ediyor. Cezası bildiğim kadarıyla damper havadayken yakalanırsa 90 bin lira cezası var. Bu da imkansız. Damper tam kaçak döküm yaparken yakalama ihtimali hiç yok diyebiliriz” ifadelerini kullandı.