Ana Sayfa Blog Sayfa 1438

İzmir Orhanlı Köyü’nde JES protestosu: İptal edilene kadar haklarımızı savunacağız

İzmir Seferihisar‘a bağlı Orhanlı Köyü‘nde yapılmak istenen JES-RES-GES (Jeotermal, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi) entegre enerji santrali projesine köy halkının itirazları devam ediyor.

Bugün, proje için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci kapsamında yapılmak istenen Halkın Katılım Toplantısı’na yöreye özgü kıyafetleriyle katılan köy halkı, davul zurna eşliğinde yaptıkları protestoyla toplantıyı iptal ettirdi.

Çevre avukatları ve çeşitli sivil toplum kuruluşları da köylülere destek verdi.

23 adet jeotermal sondaj kuyusu açılacak

JES-RES-GES entegre enerji santrali için, köy merkezinde 23 adet jeotermal sondaj kuyusu açılmak isteniyor. Milyonlarca nadir canlının yaşam alanı olma özelliği taşıyan köyün yerleşim yerinin içerisinde kalan proje, hem bölge halkının hem de köyün üretim kültürünü tehdit ediyor.

‘Tarımsal üretimimizi yok edecek’

Orhanlı Köyü Kültür, Gençlik ve Spor Kulübü Derneği Başkanı Hasan Tahsin Akçil, yapılmak istenen projenin yaşam alanlarını ve tarımsal üretimlerini yok edeceğini şöyle anlattı:

Köyümüz, asırlık zeytin ağaçlarıyla, temiz havası ve suyuyla, doğal güzellikleriyle binlerce yıldır kendi kendine yetiyor. Ürettikleriyle İzmir başta olmak üzere birçok şehirde yaşayan insanın gıda ihtiyacını karşılıyor. Göç vermek şöyle dursun aksine Türkiye’nin farklı yerlerinden göç alıyor. Yediden yetmişe köyümüzdeki herkes kültürüne, doğasına sahip çıkmak için burada. Yaşam alanımızın ortasına yapılmak istenen bu korkunç proje köyümüzü, erkence zeytin ağaçlarımızı, tarımsal üretimimizi yok edecek. Pandemi dönemi, on binlerce insana sağlıklı ve temiz gıda sağlayan köyümüz gibi üretim alanlarının ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gösterdi. Köyümüzde jeotermal enerji projelerinin durdurulması için hep birlikte mücadelemizi sonuna kadar sürdürecek ve erkence zeytin ağaçlarımızı atalarımızdan emanet aldığımız gibi çocuklarımıza emanet edeceğiz.”

Ne olmuştu?

Orhanlı Köyü, bir süredir jeotermal enerji santrali projelerinin tehdidi altında. Köyün neredeyse tamamına JES projeleri için dört farklı ruhsat izni verilmiş.

Sondaj çalışmaları başlamış olan bir JES projesine karşı geçtiğimiz aylarda dava açan köylüler, bu davaya ilişkin hukuki süreç devam ederken yaşam alanlarına yapılmak istenen bir başka JES projesiyle daha karşı karşıya kaldı.

Orman yangınlarına ve ağaç kesimlerine karşı oturma eylemi: Cudi Dağı bizimdir

Askeri operasyonlar ve doğa talanına karşı Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Komisyonu öncülüğünde, Cudi Dağı eteğinde basın açıklaması gerçekleştirildi.

Cudi Dağı’nda yaklaşık 10 gündür süren orman yangınlarına, doğa tahribatlarına ve 23 Nisan’dan bu yana süren sınır ötesi operasyonlarına karşı “Cudi Dağı bizimdir” mesajının verildiği Cudi eteklerinde oturma eylemi gerçekleştirildi.

‘Birçok köy abluka altına alındı’

“Xweza hebûna mirovahiyê, werin em bi hevre li xwezaya xwe xwedî derkevin” pankartının ve “Cudi yanıyor”, “Li xwezayê xwedî derkeve” yazılı dövizlerin taşındığı eyleme DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, HDP’li milletvekilleri, HDP il ve ilçe örgütleri, ekolojistler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Jinnews’in haberine göre eylem öncesi Şırnak’tan Balveren beldesine kadar bölgede bulunan birçok köy yolunun zırhlı araçlar ve askerler tarafından ablukaya alınması, eylemin yapılacağı alana gelen heyetin havadan drone ile görüntülenmesi dikkat çekti.

‘Savaş yürütülüyor’

Açıklamada konuşan HDP’li Tülay Hatimoğulları, Türkiye’de ve bölgede ciddi doğa tahribatlarının yaşandığını belirterek, kapitalist sistemin gölgesinden faydalanamadığı ağacı dahi kesmeye çalıştığını kaydetti. Tülay, “Bugün AKP-MHP ittifakını ayakta tutan, 5 çetenin sistemidir. Bu sistem rant üzerinde çalışıyor. İnsanlık için büyük bir zarar var. Kimlik, dil ve ekolojiye sahip çıkılmalı bugün doğaya zarar vererek bu savaşı yürütüyorlar. Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Kürdistan’ın birçok şehrinde doğa talanına karşı kadınların direnişi devam ediyor. Cudi Dağı’nda kesilen bir ağacın karşılığını Ege, Akdeniz, Karadeniz’de görüyoruz. Büyük bir sağlık krizi ile karşı karşıyayız. Kürdistan’da çok farklı bir politika uygulanıyor. Kürdistan’da kesilen ağaçların yerine karakolları ve gözlem noktalarını görüyoruz” şeklinde konuştu.

‘Cudi Dağı bizimdir’

Yaşanan doğa tahribatlarının sadece bölgenin sorunu olmadığını ifade eden Tülay, “Yıllardır devam eden orman yangınlarının sonu gelmiyor. Kürt sorunun çözümünün verilen savaş politikalarını derinleştirerek, sürekli savaşı politikasında ısrar ediliyor.

Bugün bütün kirli suların Marmara denizine akıtıldığını biliyoruz. Bugün doğaya verilen zararlar zannetmeyin ki askeri yollar için açılıyor, burada yapılmak istenen yaşanamaz bir coğrafya kurmak. Evet Türkiye’de daha önce de ekoloji sorunları vardı ancak daha da derinleştirildi” dedi.

‘Tecrit kaldırılmalı’

Ardından söz alan DTK Eşbaşkanı Bedran Öztürk de Türkiye’nin doğa talanına hız verdiğini söyleyerek, şunları kaydetti: “Kürt halkına olan düşmanlık çerçevesinde doğa talanı yaşatılıyor. Kendi iktidarını korumak için tüm Türkiye’nin doğasına rant üzerinden zararlar veriliyor. Bugün bu tahribatları kapitalist sistem yapıyor. İnsanlık için büyük bir zarar var. Kimliğe, dile ve ekolojiye sahip çıkılmalı. Buradan çağrımızdır; Türkiye’de yaşayan her birey Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması için bir mücadele vermelidir.”

Kitle “Bimre îxanet”, “Bijî berxwedana zindanan” sloganlarıyla oturma eylemi gerçekleştirerek açıklamasını sonlandırdı.

Yunanistan, yeni çalışma yasasına karşı genel grevde

Yunanistan’ın başkenti Atina’da binlerce kişi hükümetin yeni çalışma yasa tasarısına karşı sokaklara döküldü.

Sol partilerin sendikaları ve işçi konfederasyonlarının çağrısı üzerine düzenlenen üç ayrı genel greve, aralarında işçiler, devlet memurları, gazeteciler ve ulaşım sektörü çalışanlarının da olduğu 12 binden fazla kişi katıldı.

Eylemlere, sol parti Syriza’nın lideri ve Yunanistan’ın eski Başbakanı Alexis Çipras da katıldı.

‘Genel grev sadece başlangıç’

İşçiler, hükümetin meclisten geçirmeye çalıştığı mesai saatlerinin 10 saate çıkarılmasına ve fazla mesainin ek maaş yerine izinle ödenmesi gibi hükümleri barındıran yeni çalışma yasa tasarısına karşı çıktı.

Grevde, sendikalar tarafından “Perşembe günkü genel grev sadece başlangıç” ifadesi kullanıldı.

Metro hatları çalışmadı

Kentte birçok mağaza kapalı kalırken, metro hatları da çalışmadı.

Selanik‘te de 10 bin kişilik yürüyüş düzenlendi. Yannena şehrindeki protesto sırasında, göstericiler ile Syriza milletvekilleri arasında arbede yaşandı.

Cornwall’da G7 Zirvesi protestoları: Dünya yok olurken seyirci kalmayın

Dünyanın en büyük yedi ekonomisinden oluşan ülkelerin bir araya geldiği G7 Zirvesi‘ni protesto eden iklim aktivistleri Cornwall‘da yerini aldı.

Birleşik Krallık‘ın ev sahipliğinde üç gün boyunca devam edecek G7 Zirvesi bugün başladı. Zirveyi protesto eden ve iklim krizine karşı acil ve adil bir dönüşüm çağrısında bulunan yüzlerce aktivist bir araya geldi.

Sahile vuran deniz kızları

G7 zirvesinin ilk gününde şafak vakti bir araya gelen Ocean Rebellion  (Okyanus İsyanı) üyeleri, tiyatral bir eylem gerçekleştirdi. Eylemciler, atılan trol ağlarına dolanmış deniz kızı topluluğunun G7 liderlerinin toplandığı yerin yakınındaki bir kumsalda karaya vurduğu bir sahne sergiledi.

Yapılan açıklamada G7 devlet başkanlarının görevlerinde başarısız olmaları durumunda okyanusların yakında öleceği belirtildi.

‘Seyirci kalmayın’

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson‘ın başkanlığını yapacağı zirveye, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Angela Merkel, İtalya Başbakanı Mario Draghi, Japonya Başbakanı Yoshihide Suga, ABD Başkanı Joe Biden, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel katılıyor.

Dünya liderlerinin maskelerinin takıldığı eylemlerde “Dünya yok olurken liderlerin seyirci kaldığı” mesajı paylaşıldı.

‘Boris, kafanı kuma gömme’

Protestolar sırasında Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson da iklim konusundaki eylemsizliği nedeniyle eleştirildi.

Boris Johnson kılığına girmiş bir kişinin kafasını kuma gömdüğü eylemde, “Boris kafanı kuma gömme.  Laf değil eylem gerek” ifadeleri kullanıldı.

 

‘Sizin de bütün varlıklarınız gidecek’

Yüzlerce eylemci daha sonrasında yürüyüş gerçekleştirdi. Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı) iklim aktivistlerinin katıldığı eylemde G7 liderlerine “İklim çökecek ve sizin de bütün varlıklarınız gidecek” uyarısında bulunuldu.

Eylemciler yürüyüş boyunca müzik ve sloganlar eşliğinde iklim için harekete geçilmesi için çağrı yaptı.

 

Almanya’da Yeşiller ve Sol Parti’nin Türkiye’ye silah ambargosu teklifi reddedildi

Almanya’da muhalefetteki Yeşiller Partisi ve Sol Parti’nin insan hakları ihlalleri, Doğu Akdeniz, Dağlık Karabağ, Libya ve Suriye politikası nedeniyle Türkiye’ye silah ambargosu uygulanması teklifleri Federal Meclis’te reddedildi.

Sol Parti’nin hazırladığı ve “Türkiye’ye silah yok” başlıklı teklif, koalisyon hükümetini oluşturan Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti‘nin (SPD) yanı sıra Hür Demokrat Parti‘nin (FDP) oylarıyla reddedildi. Oylamada Yeşiller ve sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) milletvekilleri çekimser oy kullandı.

Yeşiller’in hazırladığı ve “Türkiye’ye denizaltı satışı izinlerini iptal edin” başlıklı diğer teklif de yine CDU/CSU, SPD ve FDP’nin oylarıyla reddedildi. Yeşiller’in yanı sıra Sol Parti teklife kabul oyu verirken AfD milletvekilleri yine çekimser oy kullandı.

Sol Parti: İHA’lar bölgesel çatışmalarda kullanılıyor

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, Sol Parti’nin parlamentoya sunduğu teklifte, federal hükümetin onayladığı askeri ihracat izinleri sayesinde Alman şirketlerin Türkiye’ye 12 milyon 800 bin euro değerinde parça ve donanım sattığı ve bu sayede Türkiye’nin bir İHA donanması kurduğu belirtildi. Teklifte ayrıca Türkiye’ye denizaltı ve malzemelerinin ihracatının da 2002 – Ekim 2020 arasında 128 milyon 800 bin euroya ulaştığı; böylece Almanya’nın hava ve karada kullanılabilen ve Libya ile Yunanistan ve Kıbrıs bağlantılı operasyonlarda kullanılması muhtemel teçhizat satışına onay verdiği ifade edildi.

Yeşiller: Denizaltı satışı Avrupalı partnerlerimizin çıkarlarına zarar veriyor

Yeşiller Partisi’nin hazırladığı teklif ise, Alman hükümetinin son dönemde Türkiye’ye sadece deniz kuvvetlerinin kullandığı malzeme satışı yapıldığına dair açıklaması nedeniyle bu alana odaklanıyor olsa da  temelde Türkiye’ye silah ambargosu uygulanmasını hedefliyordu.

Yeşiller’in teklifinde de ambargo talebine,  son dönemde yaşanan Türkiye’deki ve Türkiye bağlantılı gelişmeler gerekçe gösteriliyordu. Teklifi hazırlayan Yeşiller milletekili Katja Keul, teklife gerekçe olarak “insan hakları ihlalleri”, “Türkiye’nin dış politikada uluslararası hukuku defalarca ihlal etmesi, örneğin Suriye’nin kuzeyine girmesi veya Libya’da savaşa müdahil olması”, “Avrupa Birliği üyesi Yunanistan ve Kıbrıs’a yönelik Doğu Akdeniz’deki tehditler” başlıklarını saydı. Keul “Savaş gemisi ve denizaltı satışı hem bizim güvenliğimize hem de AB’li partnerlerimizin çıkarlarına zarar veriyor” dedi.  .

Atatürk Havalimanı’nın kullanımdaki pisti sahra hastanesindekiler için risk oluşturuyor

Tepkilere rağmen iki pisti kırılarak üzerine pandemi döneminde sahra hastanesi inşa edilen İstanbul Atatürk Havalimanı’nın üçüncü pisti hala kullanımda.

THY, ACT/MY KARGO, MNG, ULS ve onlarca yabancı kargo şirketlerinin büyük gövdeli uçakları, Cumhurbaşkanlığı filosu ve iş insanlarının özel uçakları hala bu piste iniyor.

Uçaklardan kaynaklanan egzoz emisyonları, gürültü kirliliği ve kaza riski ise hem kurulan Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi’nde tedavi gören kişiler hem de sağlık çalışanları için büyük bir risk oluşturma potansiyelinde.

‘Binlerce aracın egzozundan çıkardığı gaza eş’

Emekli kaptan pilot Bahadır Altan Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada uçakların sebep olduğu kirliliğe değindi. “Uçakların sağlığı nasıl etkilediğini Florya’da yaşayan kişilere sormak lazım” diyen Altan daha önce Çiroz’da bulunan kamptayken yaşadıkları sıkıntıları şu cümlelerle anlattı:

Kuzey’e doğru olan rüzgarlarda orada durulmazdı. O kadar yoğun bir kirli hava vardı ki. Binlerce arabanın veya kamyonun çıkardığı egzozun tek bir uçaktan çıktığını düşünün. Şimdi ise hastanedekiler buna maruz kalıyor.”

‘Hekimlere sorma ihtiyacı duymadılar’

Uçakların atmosfere saldığı en bilinen emisyon karbondioksit. Bunun dışında azot oksit, karbon monoksit, kükürt dioksit, hidrokarbonlar ile diğer kirletici gaz ve partikülleri de atmosfere salıyor.

Bu durumun özellikle çevrede yaşayanlar için büyük bir sağlık riski oluşturabileceğini dile getiren Altan, “Hangi hekime sorulsa bunu diyecektir. Ama sorma ihtiyacı duymadılar ve hızlıca pistleri kırarak hastane yaptılar” ifadelerini kullandı.

Gürültü büyük bir sorun

Diğer bir sorunun da gürültü kirliliği olduğuna değinen emekli kaptan pilot, “Gürültüyü yalnızca kulak açısından değil psikolojik açıdan değerlendirmek gerekir” ifadelerini kullandı.

Normal koşullarda bir hastane yakınında gece kulübü açmak veya gürültü yapmanın dahi yasak olduğunu belirten Altan, “Siz burada uçak kaldırıyorsunuz. Akılla ve bilimle anlaşılabilecek bir durum değil” dedi.

Kaza riski

Havaalanın hemen yanında bir hastane kurmanın diğer bir riski ise kaza riski. Bahadır Altan bu konuda geçtiğimiz yıllarda Sabiha Gökçen Havaalanı’nda yaşanan faciayı hatırlattı.

Sabiha Gökçen’deki son kazayı hatırlayın. Uçuruma düştü uçak. Üç kişinin ölme sebebi buydu. Orada o uçurumun olmaması gerekiyordu. Uçuş emniyet riski açısından arka rüzgar varsa o piste iniş yapılmaması gerektiği söyleniyordu. Ancak uçak saatte 40 kilometre gibi bir hızdaki rüzgar sırasında oraya inmeye çalıştı.”

Benzer bir senaryo olsaydı pistten çıkan uçağın uçurumla benzer koordinatta olan hastaneye gireceğini belirten Altan, “İnişte sağa doğru pistten çıksa ne olacak? O hastaneye gelip insan yatar mı? Viraja ev yapar mısınız? Kaza olasılığının yüksek olduğu yerde tedavi olacağım der misiniz?” sorularını sordu.

Atatürk Havalimanı’nda patlama

Nitekim, daha 9 Haziran tarihinde Atatürk Havalimanı’nda yer alan Türk Hava Yolları bakım hangarında oksijen tüpü patladı. Türk Hava Yolları Basın Müşaviri Yahya Üstün, “Kısa sürede kontrol altına alınan olayda hiçbir çalışma arkadaşımız zarar görmemiş ve durum uçaklarımıza sirayet etmemiştir” ifadelerini kullandı.

Her ne kadar yaşanan bu olayda bir zarar gelmemiş olduğu söylense de farklı ölçeklerde çeşitli kaza risklerinin bulunduğu bir havalimanının yakınlarında bir hastanenin yer alıyor olması endişe yaratıyor.

Nesanır: İddialar çok ciddi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Halk Sağlığı Kolu Başkanı Nasır Nesanır ise Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada bütün bu iddiaların çok ciddi olduğunu söyledi.

Emekli Hava Pilotu Tümgeneral İrfan Sarp ile konuştuklarını belirten Nesanır, “Hem uçakların sebep olduğu emisyonlar hem de gürültü kirliliği üzerinden birçok çekince var” ifadelerini kullandı.

‘Hükümet gerekli ölçümleri yapmalıydı’

Bütün bunların ölçümlerinin yapılması gerektiğini dile getiren Nesanır, “Anayasa’ya göre herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı var. Bunu sağlamak iktidarın sorumluluğu değil mi? Sağlık Bakanlığı’nın, Ulaşım Bakanlığı’nın ve ilgili yetkililerin hastane kurmadan önce gerekli ölçümleri yapması, bunun hakkında rapor hazırlaması ve kamuoyuyla paylaşması gerekirdi” dedi.

‘Sahada incelemeler yapılmalı’

Sahaya giderek incelemeler de yapılması gerektiğini belirten Nesanır, “Bir komisyon oluşturulup o ortam gözlenmeli. Çalışanlarla görüşmeler yapılmalı. Tedavi gören kişilerle konuşulmalı. Ölçüm için gerekli araçlar hazırlanmalı” ifadelerini kullandı.

Bu konuyla ilgili İstanbul Tabip Odası ile de iletişime geçtiklerini aktaran Nesanır, “TTB olarak halk sağlığı uzmanlarının olduğu, iş yeri hekiminin olduğu, yöneticilerin olduğu bir komisyon kurulup hastanede incelemelerin yapılması düşünülüyor. Elbette ölçümlerin yapılması için TMMOB ile de görüşülmesi gerekiyor. Ancak şu anda hastaneye girişimize izin verilecek mi onu dahi bimiyoruz” dedi.

Kılıç: Ön inceleme yapmadan kurdular

Atatürk Havalimanı’na hastane kurulmasına en başından itibaren karşı çıktıklarını belirten İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Güray Kılıç ise “Çok hızlı yapmak gerekiyor deniliyordu. O zaman birinci dalgayı yaşıyorduk. Ancak sahra hastanesi mi olacak yoksa kalıcı bir hastane mi tanımı yapılmadan kuruldu” dedi.

Kılıç, “Böyle bir ihtiyaç varsa daha farklı malzemeler kullanılarak geçici bir hastane yapılabilirdi. Ancak hem ‘sahra hastanesi yapıyoruz’ dediler hem de tam kalıcı bir hastane gibi de olmayan tek katlı kalıcı bir hastane yaptılar” ifadelerini kullandı.

Yap-işlet-devret şeklinde yapıldığını hatırlatan Kılıç, “Nasıl yaptıkları, hangi finansmanla yaptıkları bir muamma. Sebebini de gerekçelendiremediler. Tek amaçları havalimanının temel işlevinin bozulması ve yapılaşmaya açmak için bahane olarak kullanılmasıydı. O yüzden hiçbir ön inceleme yapmadan apar topar bu hastaneyi yaptılar” dedi.

 

Bilim insanlarından Norveç’e: Balinalar üzerinde ses deneyinden vaz geç!

Uluslararası bir bilim insanları grubu Norveç‘e, mink balinaları üzerinde ses denemeleri yapma planından vazgeçme çağrısı yaptı. Bilim insanları, balinaların yakalanıp gürültüye maruz bırakılmasının, hayvanlar açısından “stresli ve korkutucu” bir işlem olacağını söylüyor.

BBC‘den David Shukman‘ın haberine göre, bu alanda şimdiye kadar hayata geçirilmiş en büyük deney olacak projenin bugünlerde başlaması planlanıyor. Norveç yetkilileri amaçlarının, balinaların ses kirliliğini hangi düzeyde duyabildiğini daha iyi anlamak olduğunu söylüyorlar.

ABD‘deki Ulusal Deniz Memelileri Vakfı adlı kuruluştan bilim insanlarının planladığı ve  ABD basınına göre ABD Donanması, Okyanus Enerji İdaresi ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi gibi bazı kuruluşların finansmanını sağladığı deneyler, Lofoten Adaları‘nda yapılacak.

Deneyler sayesinde savunma, petrol ve doğal gaz sektörlerinin deniz altında yapılan sondajlar ya da kullanılan silahların hayvanlar üzerindeki etkisini daha iyi anlama arzusunu gösterdiğine işaret ediliyor.

Nasıl bir deney olacak?

Deneyde, dev ağlar yardımıyla 12 genç mink balinası bir havuza alınacak. Projeye onay veren Norveç Gıda Güvenliği Dairesi her balinanın en fazla altı saat bu havuzda tutulacağını söylüyor.

Balinalar burada kan testinden geçirilecekler ve duyma yetilerini ölçmek amacıyla derilerinin altına elektrotlar yerleştirilecek. Yapılan açıklamada, bunun “Gerekirse balinaların uyutulması yoluyla” yapılabileceği de kaydediliyor.

Yetkililer, mink balinalarının ağla yakalandıklarında bırakılana kadar tamamen hareketsiz durduklarına dair veriler olduğunu, bu nedenle de  işlemlerin uyuşturmaya gerek olmadan yapılabileceğine işaret eden yetkililer, balinaların “yüksek düzeyde gürültüye maruz kalmalarının söz konusu olmadığını ama duyabilecekleri minimum ses düzeyini belirlemeye amaçladıklarını” iddia ediyor. 

Balinaların sırt yüzgeçlerine, serbest bırakılmadan önce uydu izleme cihazı yerleştirilerek deneyden sonraki davranışlarının da izlenmesi planlanıyor.

Balinalar deneyler için bu tür bir alana sıkıştırılıyor
Balinaların deneyler için sıkıştırıldığı alanlar.

Balinalar ‘orta şiddette’ acı çekecekmiş

Balinaların, özellikle de duyma yetileri test edilirken iki sal arasında tutulmaları sırasında acı hissedecekleri resmen kabul ediliyor. Norveç Gıda Güvenliği Dairesi, deneyin “orta şiddette” olacağını söylüyor ve bunu şöyle tanımlıyor: “Hayvanlarda muhtemelen, kısa süreli orta derecede acı, sıkıntı ve stres ya da daha uzun süreli hafif acı, sıkıntı ve stres yaratan deneyler.”

Daire ayrıca, bu tür deneylerin “hayvanların genel sağlığı ve durumunda orta düzeyde bir bozulma yaratması da muhtemeldir” diyor. Buna rağmen onay vermelerinin gerekçesini ise, “deniz hayvanlarının gürültü kirliliğinden nasıl etkilendiklerini daha iyi anlamanın, sonuçta minke balinaları ve diğer türlerin iyiliğine olacağı” şeklinde belirtiyorlar.

Uzmanlar: Hem hayvan acı çekecek hem de bilime katkısı yok

Farklı ülkelerden 50 bilim insanı Norveç Başbakanı’na hitaben kaleme aldıkları açık mektupta, deneyin, hayvanlarda “orta derecede acı ve sıkıntıya yol açacağı” değerlendirmesine itiraz etti. Bilim insanları, “Bu işlem balinada ciddi bir strese ve giderek paniğe yol açabilir ve gerek balinalar gerekse insanlar açısından tehlike yaratabilir” dedi.

Uzmanlar ayrıca genç mink balinalarının uyuşturulma riskine maruz bırakılmasının kabul edilemeyeceğini de savundu: “Genç mink balinaların zorla zaptedilmesi ve üzerlerinde altı saat sürebilecek deneyler yapılmasının, hayvanda kayda değer bir yaralanma ve stres potansiyeli, ayrıca kalıcı etkiler bırakma ihtimalinin yüksek olmasından kaygı duyuyoruz.”

Uzmanlar, deneyden vazgeçilmesi gerektiğini çünkü bunun deneyin konusu olacak balinalarda ciddi travma yaratırken bilime de bir katkısı olmayacağını kaydettiler.

Mektuba imza atanlardan Balina ve Yunus Koruma kuruluşunun politika yöneticisi Sarah Dolman, gürültü kirlenmesi tehdidinin genellikle hafife alındığını, birçok araştırmanın balinaların toplu karaya vurması olaylarının bununla ilişkili olduğunu gösterdiğini söyledi.

Dolman ayrıca bütün bunların, planlanan deneyin balinalara etkisi konusundaki etik ve bilimsel kaygıları yok sayma sebebi olamayacağını belirtti: “Doğal çevrelerinin dışında bir yere girmeye zorlanacaklar, etrafları insanla dolu olacak. Bunun balinalar için inanılmaz düzeyde stresli ve ürkütücü olacağını düşünüyor ve deneyin durdurulmasını istiyorum. Çok riskli.”

Dolman benzer bir deneyin İzlanda’da iki beyaz ağızlı yunus üzerinde yapılmaya çalışıldığını ama dişinin çok büyük strese girmesi üzerine serbest bırakıldığını da hatırlattı.

 

Dünyada bir ilk: İsrail hayvan kürkü ticaretini yasakladı

İsrail, moda endüstrisinde kürk ticaretini yasakladığını tüm dünyaya duyurdu. Kürk ticaretini yasaklayan ilk ülke olan İsrail’de yasak, altı ay sonra yürürlüğe girecek.

Jerusalem Post‘ta yer alan habere göre, İsrail Çevre Koruma Bakanı Gila Gamliel yasağı, “Kürk endüstrisi dünya genelinde milyonlarca hayvanın ölümüne neden oldu ve anlatılamaz bir zalimlik ve acıya yol açıyor” ifadeleriyle duyurdu.

‘Hayvan derisi ve kürkü kullanmak ahlak dışı’

Bakan Gamliel, açıklamalarına şöyle devam etti:

Hayvanların derisi ve kürkünü moda endüstrisi için kullanmak ahlak dışı ve kesinlikle gereksiz. Hayvan kürkü paltolar, onları yapan şiddetli katliam endüstrisinin üstünü örtemez. Bu düzenlemeyi imzalamak İsrail moda piyasasını hayvanlara ve çevreye daha duyarlı hale getirecek.”

‘Sayısız hayvan öldürülmeyecek’

Dünya çapında bir hayvan hakları organizasyonu olan PETA, İsrail’de uygulanacak bu yeni yasakla ilgili, “Bu tarihi zafer sayısız tilkiyi, vizonu, tavşanı ve diğer hayvanları derileri için vahşice öldürülmekten koruyacaktır” açıklamasını yaptı.

Afrika kıtasının sadece yüzde ikisi, tek doz aşılanabildi

WHO Afrika Direktörü Matshidiso Moeti, haftalık basın toplantısında “10 Afrika ülkesinden dokuzu acil Covid-19 aşılama hedefini kaçıracak” dedi. Moeti, Eylül ayında halklarının yüzde 10’unu aşılama hedefini yakalamak için Afrika’nın 225 milyon doz aşıya ihtiyacı olduğunu belirtti.

‘Yapabilen ülkeler aşılarını paylaşmalı’

Afrika’da 32 milyon doz aşı uygulandığı, bu rakamın küresel olarak uygulanan 2,1 milyar dozun yüzde 1’nden azını oluşturduğuna dikkat çeken Moeti, “Kıtanın yaklaşık 1,3 milyar insanının sadece yüzde 2’si bir doz aldı ve sadece 9,4 milyon Afrikalı tam olarak aşılandı” dedi.

Moeti, “Aşıların vakaları ve ölümleri önlediği kanıtlandı, bu nedenle yapabilen ülkeler acilen aşılarını paylaşmalıdır” şeklinde konuştu.

Kıtada vaka sayısı beş milyonu aştı 

Afrika kıtasında virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 133 bin 746’ya çıktı. Vaka sayısı 5 milyon 9 bin 823’e yükselirken virüse yakalandıktan sonra iyileşenlerin sayısı 4 milyon 500 bin 448’e ulaştı.

Kıtada en fazla vaka Güney Afrika Cumhuriyeti, Fas, Tunus, Etiyopya, Mısır ve Libya‘da tespit edildi.

Virüse bağlı en fazla can kaybı ise Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır ve Tunus‘ta kayıtlara geçti.

G7 Zirvesi bugün başladı: Gündemde salgın ve iklim krizi var

Dünyanın gelişmiş en büyük yedi ekonomisinden oluşan G7 ülkeleri, koronavirüs pandemisinin başlamasından bu yana ilk kez bugün G7 Zirvesi‘nde bir araya geliyor.

Birleşik Krallık‘ın ev sahipliğinde üç gün boyunca devam edecek G7 Zirvesi Galler’e bağlı Cornwall‘da gerçekleşecek. Liderler bu süre boyunca yüz yüze toplantılar gerçekleştirecek.

Kimler katılacak?

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson‘ın başkanlığını yapacağı zirveye, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Angela Merkel, İtalya Başbakanı Mario Draghi, Japonya Başbakanı Yoshihide Suga, ABD Başkanı Joe Biden, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel katılıyor.

Zirveye bu yıl ayrıca, Avustralya Başbakanı Scott Morrison, Güney Kore Cumhurbaşkanı Moon Jae-in, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi de konuk ülke liderleri olarak davet edildi.

Hindistan Başbakanı Modi’nin, ülkesinde son dönemde artan Kovid-19 vakaları nedeniyle zirveye 12 Haziran Cumartesi günü video konferans yoluyla katılması bekleniyor.

Zirvede neler konuşulacak?

Zirvede küresel ekonomiyi sarsan salgınla mücadele, küresel jeopolitik riskler ve iklim değişikliği gibi önemli başlıklar ele alınacak.

Zirvede, Boris Johnson’ın, dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınının bir an önce sona ermesi için G7 liderlerine iş birliği çağrısında bulunması bekleniyor.

Hükümet tarafından daha önce yapılan açıklamada, Johnson’ın, “G7 liderlerine salgının ortadan kaldırılması için tüm dünyadaki insanların gelecek yılın sonuna kadar aşılanması gerektiğini” hatırlatacağı kaydedilmişti.

İklim krizi gündemde

Liderlerin yapacağı görüşmelerin ardından zirvenin son gününde özellikle iklim değişikliği ve karbon emisyonunun azaltılması yönündeki hedefleri ve mesajları içeren bir sonuç bildirgesinin yayımlanması bekleniyor.

İngiltere, kıyı şeridi, yamaçları ve kendine doğal dokusu ile tanınan Cornwall’da düzenlenen zirvede daha çevreci çözümler için küresel işbirliği mesajı vermeyi planlıyor.

Son dönemde iklim değişikliği ile mücadele konusuna küresel çapta liderlik yapmak isteyen İngiltere, zirveyi, ülkenin ilk jeotermal tesisinin de yer aldığı Cornwall’da düzenleyerek dünyaya daha çevreci çözümler için iş birliği mesajı vermeyi amaçlıyor.

Rusya ve Çin endişesi

Zirvenin gündeminde ayrıca, serbest ve adil ticaretin desteklenmesi, siber güvenliğin artırılması gibi başlıkların da yer alması bekleniyor.

G7 Dışişleri Bakanları, 6 Mayıs 2021’de Londra’da yaptıkları toplantının ardından Rusya, Çin, İran, Libya ve Suriye olmak üzere çeşitli başlıkların açıldığı 27 sayfalık bir bildirge yayımlamıştı.

Bildirgede, “Rusya’nın istikrarsızlaştırıcı ve sorumsuz faaliyetlerinin devam etmesinden derin endişe duyuyoruz. Buna, Ukrayna sınırı ve yasa dışı ilhak edilmiş Kırım’daki askeri hareketlilik, diğer ülkelerin demokratik sistemlerine zarar veren eylemler ve kötü niyetli siber saldırılar da dahildir.” ifadeleri kullanılmıştı.

Bildirgede, gelişmiş teknolojik kabiliyete sahip büyük bir güç ve ekonomi olarak Çin’in, kurallara dayalı uluslararası sisteme yapıcı bir şekilde katılmaya davet edildiği belirtilmişti.

Küresel vergi girişimi

G7 ülkelerinin maliye bakanları, iki günlük toplantının ardından 5 Haziran 2021’de uluslararası şirketlerin vergilendirilmesinde prensipte tarihi sayılabilecek bir adım atmıştı.

Toplantının ardından İngiliz hükümeti tarafından açıklanan karar bildirgesinde, G7 ülkelerinin, çok uluslu şirketlerin faaliyette bulundukları her ülkede küresel çapta en az yüzde 15 vergiye tabi tutulması konusunda prensipte anlaşmaya vardıkları belirtilmişti.

Birleşik Krallık Maliye Bakanı Rishi Sunak, konuya ilişkin, “Bu gerçekten tarihi bir anlaşma. G7’nin, küresel ekonomik toparlanmamızın bu kritik döneminde kolektif liderlik göstermesinden gurur duyuyorum” ifadelerini kullanmıştı.

G7 nedir?

G7, dünyanın en gelişmiş yedi ekonomisinin bir araya geldiği bir zirve. G7 ülkeleri ABD, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve Kanada.

Bu ülkeler, 2018’de küresel net servetin yüzde 58’ini ellerinde bulunduruyorlardı. Rusya 1998’de katılarak G8’i oluşturdu, ancak 2014’te Kırım’ı ilhak ettiği için dışarıda bırakıldı.

Çin, büyük ekonomisine ve dünyanın en büyük nüfusuna sahip olmasına rağmen hiçbir zaman üye olmadı. Kişi başına görece düşük refah düzeyi nedeniyle G7 üyeleri gibi gelişmiş bir ekonomi olarak görülmüyor.