Ana Sayfa Blog Sayfa 1189

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın adı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı oldu

Resmi Gazete‘de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi‘yle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın adı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı oldu.

Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlandı.
Ayrıca Bakanlık bünyesinde İklim Değişikliği Başkanlığı kuruldu.

Aynı kararname ile İçişleri Bakanlığı‘na bağlı olan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü‘nün statüsü değiştirildi ve Göç İdaresi Başkanlığı oldu. Göç İdaresi Başkanlığı yine İçişleri Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösterecek.

Plan ve projeler uygulanacak

Bakanlık, Kararname ile görevlerine ek olarak toprağın korunması, tabii kaynakların geliştirilmesi ve iklim kriziyle mücadele amacıyla çölleşme ve erozyonla mücadele, çığ, heyelan ve sel kontrolü ile entegre havza ıslahı plan ve projelerini yapacak, yaptıracak, bu plan ve projeleri uygulayacak.

Çölleşme ve erozyonla mücadele amacıyla su havzalarının geliştirilmesine yönelik ulusal ve bölgesel düzeyde planlama ile politika ve stratejilerin belirlenmesi amacıyla yapılacak çalışmalar da Bakanlığın görevleri arasında yer alacak.

Bakanlık ayrıca, çölleşme, erozyon ve iklim değişikliği ile mücadele kapsamında ağaçlandırma ve ormanla ilgili görevleri yürüten kurumlarla koordinasyon sağlanarak gerekli hallerde orman sınırları dışında özel ağaçlandırma dahil her tür çalışmayı yapacak/yaptıracak.

Bu maksatla da dış mekanlarda kullanılan ağaç veya bitki türlerinin üretimine yönelik fidanlık kuracak/kurduracak ve bu amaçlar doğrultusunda yatırım yapacak olan gerçek veya tüzel kişileri destekleyecek.

Resmi Gazete’de yayımlandı: 30 kamu arazisi özelleştirilecek

Resmi Gazete’de “Yatırımcılara Duyuru” başlığıyla yayınlanan karara göre, Ankara İncek, Gölbaşı, İzmir Karşıyaka, Aydın Didim, Eskişehir, Balıkesir, Bayburt, Bilecik, Bitlis, Elazığ, Kırklareli ve Kastamonu’daki 30 kamu arazisi özelleştirilecek.

İhaleler, birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak şeklinde pazarlık usulü ile gerçekleştirilecekken, ihalelerin sonucu pazarlık görüşmelerine devam edilen teklif sahiplerinin katılımı ile yapılacak açık artırmayla belli olacak.

Karardaki ifadeler

Resmi Gazete’de ‘Yatırımcılara Duyuru’ başlığıyla yayınlanan kararda şu ifadeler kullanıldı:

T.C. Hazine ve Maliye bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından belirtilen taşınmazlar, 4046 sayılı Kanun hükümleri kapsamında ‘satış’ yöntemiyle özelleştirilecektir.”

 

İran’da iklim krizi etkisi: Safranlar çiçek açmadı

İran‘da ülkenin kuzeybatısındaki Urumiye Gölü‘nün kurumasına yol açan ve Huzistan‘da halkın sokaklara dökülmesine neden olan kuraklık, “kızıl altın” safranı da vurdu.

İklim şartları nedeniyle dünyada en kaliteli safranın yetiştiği yer olarak bilinen İran’ın Rezevi Horasanı eyaletine bağlı Türbet Haydariye ilçesinde safranın hasat zamanı geldi ancak safranlar beklenildiği gibi olmadı.

Sulama tankerlerle yapıldı

Bu sene kış aylarında kar ve yağmurun hiç yağmaması nedeniyle zor bir dönem geçiren safran üreticileri, devletin kuyu kazılmasına izin vermemesi nedeniyle de sulamayı tankerlerle aldıkları suyla yapmak zorunda kaldı.

Üreticiler verimin önceki yıllara göre yüzde 75 düştüğünü ve şartların bu şekilde devam etmesi halinde safran ekimini bırakacaklarını, onun yerine buğday ve arpa gibi ürünleri ekeceklerini ifade ediyor.

‘Verim yüzde 75 azaldı’

35 yıldır safran üretimi ve satışı yapan Ali Rıza Guli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu sene yağışın az olması nedeniyle meydana gelen kuraklıktan ötürü verimin çok düşük seviyede kaldığını söyledi.

Yaklaşık 25 hektarlık alana safran ektiğini belirten Guli, “Önceki yıllarda bir hektardan yaklaşık 22 kilo safran elde ediyorduk, bu oran şimdi 8 kiloya kadar düştü. Safran üretimi kuraklık nedeniyle yaklaşık yüzde 75 azaldı” dedi.

Çiftçilerin maliyetleri arttı

Safran üretiminin az olması ve verimin düşmesinin çiftçiler için maliyetleri artırdığını, bunun fiyatlara yansıdığını aktaran Guli, şöyle konuştu:

“Gelecek yıl da safrandaki verimlilik ve fiyatlar bu şekilde olursa çiftçiler bu ürünün ekimini bırakmak zorunda kalır. Buğday, arpa ve buna benzer ürünleri ekerler. Bir kilo safranın maliyeti 22 milyon, devlet ise alım fiyatını 20 milyon 500 bin olarak açıkladı. İşçi yevmiyeleri arttı.”

Ahmed Guli, “Önceki yıllarda günlük 200-300 kilo çiçek toplardık şimdi ise 30-40 kilo ancak elde ediliyor. İşçiler uzak yerlerden çalışmaya geliyor ancak iş olmayınca onlara karşı da mahcup oluyoruz. Onların yevmiyelerini de ödeyemiyoruz.” diye konuştu.

Hükümetten karşılıksız kredi imkanı sunmasını ve su sorununu çözmesini isteyen Guli, bölgede çiftçiliğin ve hayvancılığın devam etmesi için kendilerine destek verilmesi gerektiğini söyledi.

Safran fiyatı yüzde 50 arttı

Hasadın az olması nedeniyle Türbet Haydariye’deki safran pazarında da durgunluk göze çarpıyor. Pazarda safran alım satımı yapan Mahmud Gulamzade, üretimin az olması nedeniyle fiyatların yüzde 50 arttığını ifade ederek şu bilgileri paylaştı:

“Bu sene kuraklık nedeniyle safran üretimi yaklaşık yüzde 75 düştü. Talep arzdan fazla olduğu için bu sene fiyatlar daha yüksek. Elbette alım satım da eskiye göre azalmış durumda. Safran bu sene az olduğu için ürün henüz pazara gelmeden komisyoncular tarladan satın alıyor.”

Safran işçileri zor durumda

Safran tarlalarında çalışmak üzere ülkenin güneydoğusundaki Sistan-Beluçistan eyaletinin merkez şehri Zahidan‘dan 5 kızı ve eşiyle Türbet Haydariye’ye gelen Habibullah Naruyi, eski canlılığın olmadığını söyledi.

Safran tarlalarının çiçek açmadığını ve bu nedenle toplayacakları ürünün olmadığını aktaran Naruyi, önceki yıllarda ailece günde 100 kilo topladıklarını, fakat şimdi bunun yarısını bile bulamadıklarını belirtti.

‘İş yok, durum kötü’

Topladıkları kilo başına para aldıklarını aktaran Naruyi, “Sabahtan akşama kadar hepimiz birlikte canla başla çalışsak da 35 kilo ancak toplayabiliyoruz. Ailece 7 kişi sabahtan akşama kadar çalışıyoruz, en iyi durumda 35 kilo toplayabiliyoruz. Bu günden güne azalıyor. Bir kişi 7 kilo toplasa 105 tümen kazanıyor (40 Türk Lirası)” şeklinde konuştu.

Habibullah’ın kızı Sara Naruyi ise çalışma şartlarıyla ilgili “Safran işinde çalışmak için geldik ancak iş yok, durum çok kötü. Yaptığımız iş de çok ağır, günlük 8 saat çalışıyoruz. Sabah gün aydınlanınca geliyoruz ve güneşin altında çalışıyoruz. Gelirimiz de bu çalışmaya göre çok az. Yaklaşık bir ay burada kalıyoruz. Memlekette 8. sınıfı tamamladıktan sonra okula gitmedim, çalışmaya gidiyorum” dedi.

Başak Demirtaş, La Casa De Papel oyuncusuyla bir araya geldi: Dertlerimiz ne kadar ortak

Başak Demirtaş, Metin Yeğin‘in senaryosunu yazıp yönetmenliğini üstlendiği Grev filminin galasında La Casa De Papel‘in Lizbon’u Itziar Ituño Martínez ile buluştu.

Itziar Ituño Martínez ile fotoğrafını sosyal medya hesabı üzerinden paylaşan Demirtaş, “Itziar Ituño Martínez ile buluştuk. Ekranda göründüğünden de tatlı biri Gülümseyen gözlerle gülümseyen yüz Ve sevgili Itziar ile dertlerimiz de dileklerimiz de ne kadar ortak…” dedi.

Galada bir araya geldiler

29 Ekim’de gösterime girecek Grev filminin galası, 26 Ekim 2021’de Beykoz Kundura‘da gerçekleşti. Galaya oyuncular, set ekibi ve kalabalık bir davetli grubu da katılırken, galada aynı zamanda filmin oyuncularından da biri olan ve “La Casa de Papel” dizisinde Lizbon karakterini canlandıran Itziar Ituño Martínez de yer aldı.

Galaya katılan Başak Demirtaş da Itziar Ituño Martínez ile çektirdiği bir fotoğrafı, “La Casa de Papel’in Lizbon’u, Itziar Ituño Martínez ile buluştuk. Ekranda göründüğünden de tatlı biri Gülümseyen gözlerle gülümseyen yüz Ve sevgili Itziar ile dertlerimiz de dileklerimiz de ne kadar ortak…” notuyla paylaştı.

Grev filmi, 1910 yılında Bursa’da gerçekleşen ve kadınların örgütlediği bir işçi direnişini anlatıyor.

[COP26] İklim aktivisti Glasgow yolunda: Metal top içerisinde ülke değiştirdi

Arnd Drossel iklim krizi konusunda farkındalık yaratmak için kasım ayındaki iklim değişikliği konferansı COP26’nın gerçekleşeceği Glasgow’a içerisine girdiği metal top ile yolculuk yaptı.

Almanyalı ekoloji aktivisti son üç ayını oğlu ile birlikte Paderborn’daki evinde yaptığı 160 kilogramlık çelik topun içerisinde yuvarlanarak geçirdi.

İnsanlardan söz topladı

30 Temmuz’da yolculuğuna başlayan Drossel, Glasgow’a yaklaşmış durumda. Cebinde ise yol boyunca insanlardan topladığı çevreye verdikleri sözler var.

Ekoloji aktivisti yaptığı açıklamada “Çevreye verdiğimiz sözlerle dünyanın her yerinde birbirimize bağlı olduğumuzu göstermek istedim” ifadelerini kullandı.

Yolculuğu hakkında konuşan Drossel, “Düz bir yüzeyde yürürken topun ağırlığından dolayı bir dağa tırmanıyormuşum gibi hissediyorum. Yokuş yukarı çıktığımda bazen insanlardan topu yukarı itmeme yardım etmelerini istemek zorunda kalıyorum ama bu aynı zamanda insanların birlikte çalışmasını da simgeliyor” dedi.

Deniz ve kara yoluyla seyahatler

Drossel, iklim acil durumu hakkında farkındalık yaratırken zirveye sürdürülebilir bir şekilde seyahat etmeye karar veren birçok aktivistten biri.

Yürümek ve bisiklete binmek en popüler seçenekler olsa da Glasgow, diğer alternatifleri seçen yolcuları da ağırlıyor.

Atina’dan koşu başlattı

Atina’dan yola çıkan maraton koşucusu Agis Emmanouil ise “Glasgow’a ulaştığımda ne yapacağımı bilmiyorum. Zirve için biletim yok, konaklama rezervasyonum bile yok. Başından beri doğaçlama yapıyorum” dedi.

The Guardian’ın haberine göre Emmanouil yol boyunca okulları ziyaret etti ve öğrenilerle iklim acil durumu hakkında konuştu.

Yelkenle Glasgow’a yolculuk

Beş meslektaşıyla birlikte Bristol’den Glasgow’a giden başka bir aktivist Dave Erasmus ise yelkenliyle yola çıkmayı tercih etti. Aktivistler yol boyunca balinaların ve diğer deniz canlılarının ses örneklerini kaydetti.

Konferansın yapılacağı merkeze ulaştıklarında kaydettikleri sesleri kordiorlarda çalmayı planladıklarını belirten Erasmus, “Doğanın gerçek sesini zirveye çıkarmaya çalışıyoruz. Çünkü bir şeyi dinlemezsen, onunla bağlantı kuramazsın” dedi.

[COP26] Anket: İnsanlar iklim krizine karşı hükümetlerinin ciddi adımlar atmasını bekliyor

BBC Dünya Servisi tarafından Türkiye de dahil 31 ülkede 30 bin kişiyle görüşerek yapılan anket, hükümetlerin iklim krizine karşı bir an önce ciddi önlemler alıp iddialı hedefler belirlemelerine yönelik kamuoyu desteğinin arttığını gösterdi.

Katılımcıların yüzde 56’sı da, pazar günü başlayacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı‘nda (COP26) ülkelerinin öncü rol oynamalarını istiyor.

‘Hükümetlerden beklentinin artması önemli’

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, ankete katılan kişilerin ortalama yüzde 56’sı hükümetlerinin iklim krizi sorununa karşı daha güçlü hedefler belirlemelerini isterken, ortalama yüzde 36’sı ise daha ılımlı bir yaklaşımdan ve kademeli eylem planından yana. Hükümetlerinin herhangi bir anlaşma imzalamasını istemeyenlerin oranı da yüzde 8.

2015’te Paris’teki İklim Konferansı öncesinde 18 ülkede yapılan benzer bir ankette, katılımcıların yüzde 43’ü iklim krizine karşı güçlü bir şekilde harekete geçmeyi desteklerken, bu oran bugün yüzde 58’e yükselmiş durumda.

Anketi yürüten Globescan CEO’su Chris Coulter, iklim değişikliğine karşı hükümetlerin ciddi adımlar atması beklentisinin kısa süre içinde bu kadar artmasının önemli bir işaret olduğunu ve bu beklentiye cevap verilmemesi halinde bunun hükümetler açısından siyasi sonuçları olabileceğini kaydetti.

Kolombiya, iddialı hedeflere en fazla destek veren ülke

Türkiye’de ankete katılanların yüzde 65’i ise iklim krizine karşı bir an önce iddialı hedefler belirlenmesinde hükümetin öncü rol oynamasını istiyor.

Yüzde 26’sı ise daha ılımlı ve kademeli bir yaklaşımı destekliyor ve yüzde 4’ü de hükümetin herhangi bir anlaşmaya taraf olmasını istemiyor.

Kolombiya, yüzde 74 ile iddialı hedeflere en fazla destek veren ülke olurken, yüzde 29’luk oranla en az destek veren ülke de Tayland oldu.

‘İklim krizinden hükümetler sorumlu’ diyenlerin oranı yüzde 61

En fazla sera gazı salımına yol açan bazı ülkelerde de önemli değişiklikler gözlendi. Örneğin, Çin‘de 2015’te ankete katılanların yüzde 18’i hükümetlerinden iklim krizine karşı lider bir rol oynamalarını beklerken, bu oran bugün yüzde 46’ya yükselmiş durumda.

Hindistan‘da bu oran yüzde 38’den yüzde 56’ya, ABD‘de de yüzde 45’ten yüzde 56’ya yükseldi.

Rusya‘da ise ters bir eğilim gözlendi. 2015’te bu yaklaşımı destekleyenlerin oranı yüzde 50 iken, bugün bu oran yüzde 38.

İklim değişikliğine karşı sorumluluk bakımından ise katılımcıların yüzde 61’i hükümetlerin, yüzde 57’si ise şirketlerin sorumlu tutulması gerektiğini belirtti. Bireysel sorumluluğa inananların oranı ise yüzde 36.

Anketi yürüten Globescan, ilk olarak 1998’de 17 ülkede iklim krizi konusundaki kaygıları izlemeye başladı ve bu oran bugün en yüksek seviyeye ulaşmış durumda. Katılımcıların yüzde 63’ü iklim krizini çok ciddi bir sorun olarak değerlendiriyor.

Hava şartlarının giderek olağandışı bir hal aldığını ve endişe verici olduğunu düşünenlerin oranı ise özellikle Birleşik Krallık ve Fransa‘da 2015’ten bu yana iki katına çıktı.

Foça’daki 71 alan kesin korunacak alan olarak tescil edildi

İzmir‘in Foça ilçesindeki 71 alanın “kesin korunacak hassas alan” olarak tescil edilmesine ilişkin karar Resmi Gazete‘de yayımlandı.

Foça ilçesinde yer alan 19’uncu Grup (Foça Adalar Etabı) Doğal Sit Alanı’nın koruma statüsünün yeniden değerlendirildiği belirtildi.

Resmi Gazete’de yayınlanan kararda ”İzmir’in Foça ilçesi sınırları içerisinde bulunan 19. Grup (Foça-Adalar Etabı) Doğal Sit Alanının korunma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda, ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanların kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi‘nin 109. maddesi gereğinde karar verilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Tunca Nehri’ne atılan çöpler kirlilik oluşturuyor

Tunca Nehri’nin debisi iklim krizine bağlı kuraklık ve sonbahar yağışlarının yetersiz kalması nedeniyle düşük seyrederken, su yatağında biriken çöpler de gün yüzüne çıktı.

Bu kirli ortamda nehir kenarında vakit geçirenlerin de çöplerini suya atıyor olması tepkilere neden oluyor.

‘Bu mirası korumalıyız’

Balık tutan vatandaşlardan Adem Kaya, AA muhabirine nehre çöp atmanın akılla ve ahlakla bağdaşmayacağını belirtti. Boş zamanlarında nehre balık tutmak için geldiğini anlatan Kaya, kirlilik nedeniyle balıklarda ağır bir koku olduğunu belirterek şunları kaydetti:

“Tunca Nehri çok güzel ve keşfedilmesi gereken bir yer. Ancak kirlilik çok kötü durumda. Suyun üzerindeki kirliliğin farkındayız, şişeler, poşetler, çöpler nehre atılmış durumda. Halkımızı bilinçlendirmemiz lazım, suyumuza değer vermeliyiz, bu mirası korumalıyız.”

Aydın Yıldız ise nehre gelişigüzel atılan çöplerin kirlilik oluşturduğunu vurguladı. Nehrin temizlenmesinin istediklerini dile getiren Yıldız, vatandaşların da çevreyi koruması gerektiğini ifade etti.

UNESCO: Dünyadaki 10 orman emdiğinden fazla karbon salıyor

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından, “UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ndeki ormanları iklim değişikliğini yatıştırmada nasıl hayati bir rol oynar” başlıklı bir rapor yayımlandı.

Raporda, Dünya Miras Listesi’ndeki 257 ormanla ilgili uydu verileri karşılaştırılarak ormanlarla atmosfer arasındaki küresel karbon değişimi izlendi.

Yılda 190 milyon ton karbondioksit

Böylelikle ormanların 2001 ila 2020’deki karbon emisyonlar ile yaydıkları karbonun brüt ve net olarak hesaplandığı raporda, söz konusu ormanların her yıl atmosferden yaklaşık 190 milyon ton karbondioksiti emebildiği sonucuna ulaşıldı.

AA’nın aktardığı raporda, 20 yıllık periyotta, bu ormanlardaki karbon yayımında artış olduğunu hatta 10 ormanın atmosferden emilimini yaptıkları karbondan daha fazlasını yaydığı tespit edildi.

Ormanlar korunmalı

Bu duruma, iklim değişikliğinin artırdığı orman yangınları ve fırtınalar ile kıtlık gibi sert hava koşullarının yanı sıra yasa dışı ağaç kesme ve hayvan otlatma gibi faaliyetlerin yol açtığı belirtilen raporda, ormanların, atmosferden karbondioksiti emebilmek için azımsanmayacak miktarda karbon depoladığına dikkati çekti.

Raporda, ormanların karbon yutağı olarak kalabilmesi için Dünya Mirası Listesi’nde ormanların ve etrafındaki alanların korunması gerektiği vurgulandı.

 

Ankara’da barajlarda gözle görülür düşüş yaşanıyor

Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (ASKİ), dün barajlardaki aktif doluluk oranının 45 milyon 598 bin metreküp olduğunu açıkladı. Bu oran geçen senenin aynı gün ve ayında 209 milyon 478 bin metreküptü.

‘Gözle görülür düşüş yaşanıyor’

AA‘da yer alan habere göre, geçen yıl 27 Ekim’de 400 milyon 895 bin metreküple yüzde 25,30 ölçülen barajlardaki genel doluluk oranı, bu yıl 337 milyon 15 bin metreküple yüzde 21,27’ye düştü.

ASKİ Genel Müdürü Erdoğan Öztürk ise, kente içme suyu sağlayan barajlardaki doluluk oranında gözle görülür bir düşüş yaşandığı kaydetti ve açıklamalarına şöyle devam etti:

Başkentin çevresinde bulunan ve kente içme suyu sağlayan barajların aktif doluluk oranlarında gözle görülür şekilde düşüş yaşanıyor. Bu nedenle bir kez daha ‘Suyumuzu tasarruflu kullanalım’ çağrımı yineliyorum. Suyun her damlası çok kıymetli, onun için de lütfen suyumuzu tüketirken her zamankinden daha özenli olalım. Vatandaşlarımızın bu uyarılarımızı dikkate almalarını özellikle rica ediyorum.”