Günün ManşetiLGBTİ+Manşet

[Özel Haber] Yasak ne ayol: Buradayız! Alışın! Gitmiyoruz!

Gönüllü muhabirimiz Irmak Keskin, Ankara Valiliği’nin LGBT+ etkinliklere dair aldığı süresiz yasak kararı sonrası LGBT+ bireylerin ve stkların görüşlerini aldı.

***

Bugün 20 Kasım, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü. Dün Ankara Valiliği OHAL bahanesi ile LGBTİ+ etkinliklerini süresiz olarak yasakladığını duyurdu. Özgür Renkler “SanatMahal’e gelen emniyet görevlileri, görevli arkadaşlara, etkinliğin iptal edilmesini, aksi takdirde yarın etkinliğe müdahale edileceğini bildirmişlerdir.” açıklaması ile etkinliklerini iptal etmek zorunda bırakıldı. 

Türkiye LGBTİ+ tarihine bakıldığında bu yasakların ve baskıların ilk kez karşımıza çıkmadığını görmek ve Hortum Süleyman’ların, cunta rejimlerinin karşısında alınmış tavrı, televizyonlarda basın açıklamalarının yayınlanmaması için 90’lardan hatırlayacağımız “travesti terörü” haberlerinin RTÜK tarafından yasaklanmasını ve tabii ki daha pek çok “ahlak” bahaneli sansürlenmeyi, şiddeti, yasağı, dernek kapatılmalarını unutmadık. 

Yasağın ardından sivil toplumdan, politikadan, siyasetten, hak savunuculuğundan, sokaktan yorumları ve açıklamaları derledik.

***

Pembe Hayat ve Kaos GL, Ankara Valiliğinin yasak ilanı üzerine ortak kaleme aldıkları açıklamada temel hak ihlallerine değinerek şu ifadelerde bulundu:

“Valiliğin bu hukuka aykırı, ayrımcı ve keyfî yasak kararının yasal takibini yapacağız. Böylesi toptan ve hakkın özüne dokunan yasaklama kararının hiçbir meşru ve yasal gerekçesi olamaz.”

“Ankara Valiliği’nin bu torba yasağa gerekçe gösterdiği “genel sağlık ve ahlakın korunması”, “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kamu güvenliği” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” ifadeleri apaçık ayrımcılıktır. Bu karar ile LGBTİ’lere yönelik hak ihlalleri ve ayrımcılık meşrulaştırılmaktadır.”

“Ankara Valiliği’nin yasak kararı Anayasa’mızın eşitliği düzenleyen 10. maddesine yine düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini düzenleyen 26. maddesine; Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırıdır.”

“Bu açıklama ile aynı zamanda yerel mülki idare; kamu güvenliğini sağlama görevini icra etmek yerine kamunun önemli bir parçası olan LGBTİ’ler ve sivil toplum kuruluşlarını hedef haline getirerek kamu güvenliğini de tehlikeye atmaktadır.”

“Bu kararın en kısa sürede yeniden düşünülmesini ve geri alınmasını bekliyoruz. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılık ve nefretin bu kadar yoğun olduğu ülkemizde ulusal ve yerel idarelere düşen bu ayrımcılık ve nefrete karşı mücadele etmektir.”

Eski bir Ankaralı olan Beşiktaş Belediyesi Meclis Üyesi Sedef Çakmaktan da bu durumu yorumlamasını istedik.

Sedef Çakmak

“İstanbul Valiliği son 3 yıldır, 2003 yılından beri düzenlemiş olduğumuz LGBTİ Onur Yürüyüşü’nü her sene başka bir sebep göstererek yasaklamaktadır. Fakat bu LGBTİ’lerin her sene Haziran’ın son pazarı İstiklal Caddesi’nde buluşmasını engellememektedir. Hepimiz kendi kişisel hayatlarımızdan da biliyoruz, yasaklar ve baskılar bizi engelleyemiyor. Ankara Valiliği’nin bu içeriği belli olmayan yasağı da aynı kaderi paylaşacaktır.

Evet, son iki yıldır ülkede yaşanan gelişmeler ve Devlet’in sivil toplum ve vatandaşlar üzerinde kurduğu baskıdan dolayı hepimiz umudumuzu korumak konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Ama mücadelenin de tam olarak böyle bir şey olduğuna inanıyorum, kendi kişisel hayatlarımız bile binbir türlü zorluk içinde geçerken, dayatmalara karşı yaratıcılığımızı ve gullümümüzü kullanarak karşı koyacağız elbette.

Sadece Ankara’da değil, tüm ülkede LGBTİ+ olmak zaten zor bir deneyim, ama mücadelemiz ve inatçılığımız sayesinde başardığımız kazanımlar da var! 10 sene önce çevremizdeki arkadaşlarımız sadece diğer LGBTİ+’lardan oluşurken şimdi bizi olduğumuz gibi Kabul etmiş LGBTİ+ olmayan arkadaşlarımız da var. Sesimiz çok daha az duyulurken bugün sosyal medya sayesinde sesimizi duyan ve bize destek olan daha geniş bir kesim var. Olumsuzluğa düşmeden önce bunları düşünmekte fayda var diye düşünüyorum.

Türkiye, özgürlük ve haklar konusunda çok ağır ve acılı bir süreçten geçiyor, ama her inişin bir çıkışı vardır ve o zaman da gelecektir. O zamana kadar bizlere düşen de akıl sağlığımızı koruyabilmektir. Bunun için de hayatımızdan sevgiyi, kahkahayı ve dayanışmayı eksik etmemeliyiz diye düşünüyorum.”

***

Hem LGBTİ+ hak savunucularıyla, hem de yerelden dostlarla bunun üzerine hemen söyleştik, neler düşündüklerini, hissettiklerini paylaştık.

Ankarada LGBTİ+ olarak yaşamak nasıl bir deneyim? Kimliğini özgürce ve şiddetsiz yaşayabiliyor musun? 

Vedat Yaşar: Ankara’da LGBTİ olarak açık bir kimlikle yaşamak İstanbul deneyimim sonrasında açıkcası zorlandığım bir deneyim. Burası İstanbul gibi metropol ve bir çok kültürün bir arada olduğu bir kent değil öncelikle. Daha çok devlet memurlarının ve üniversite öğrencilerinin yaşadığı küçük bir kent İstanbul’a göre bir de tabi aile faktörü var. Benim ailemde bu kentte yaşadığı için ve hala anneme ve babama açılmadığım ve açılmayı da düşünmediğim için ektra zorluklar yaşıyorum. Direk olarak bana uygulanan fiziksel bir şiddetle karşılaşmadım.

Sadece bir kez erkek arkadaşımla birlikte otururken yan taraftaki esnaftan ibne bunlar diye birbirileri ile konuşup bize kötü kötü baktıkları bir olay geçti başımdan. Ancak sebebsiz yere yolda yürürken fiziksel şiddet gören lezbiyen bir arkadaşım var.

Ankara’da kimliğimi açık olarak ve özgürce yaşayabileceğime inanmıyorum. Türkiye’nin aslında herhangi bir yerinde bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. En iyisinden insanlar Lgbti bireylere psikolojik bir baskı gerçekleştiriyorlar. Bunu sözlerle, ima ile yapıyorlar ve bu beni çok rahatsız ediyor.

Meriç Aytekin: 2012 yılında üniversite öğrenimim için Ankara’ya gelmiştim. Benim geldiğim yıl gerek LGBT+ dernekleri gerekse de LGBT+ üniversite toplulukları açısından çok daha örgütlü bir ortam vardı.
Bu elbette LGBT+ hareketine özgü bir durum değildi. 2012-2015 yılları arası toplumsal muhalefetin bugüne göre çok daha güçlü olduğu dönemlerdi. Bu açıdan kendimi güçlü ve dayanışma halinde hissediyordum.
Darbe girişimden sonra şehir toplumsal hareketler açısından tanınmaz hale geldi diyebilirim.
Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Ankara’da da bir LGBT+ olarak güvende hissetmeniz mümkün değil. Kamusal alanda kendimizi gösterme şansı bulamadığınız bir şehirde LGBT+’lar olarak özgürce yaşayamayız.

Işıl: Düzenlenen sinema, sinevizyon, tiyatro, panel, söyleþi, sergi gibi etkinlikler sayesinde kimliğimizi yaşamaya çalışıyoruz. Kendi içimizde.

Fakat tabiki özgürce değil. LGBTİ+ olarak şiddetin var olmadığını söyleyemem, bizzat karşılaşmasam bile LGBTİ+ lara bırakın fiziksel şiddeti, sözlü tacizler özgürce yürümeyi bile mümkün kılmıyor sokaklarda.

Benim şiddet görmemiş olmam bu durumun varlığını yok etmiyor. Ancak ve ancak LGBTİ+’ların özgür ve şiddetsiz var olmaları durumunda evet kimliğimi özgür ve şiddetsiz yaşıyorum diyebilirim. 

İş, sosyal yaşam, başkalarıyla tanışma, vs. gibi konularda nasıl başkentin tutumu? 

V.Y: Son bir yıldır çalıştığım ve yeni ayrıldığım firmada asla kimliğimi açıkca ifade etmeme karşın kırk yaşlarında bir adamın yalnız olması başımdan bir evlilik geçmesine ve ayrıldığımı söylememe rağmen her zaman bir soru işareti olarak kalıyor ve insanlar cinsel kimliğim konusunda imalar yapabiliyorlar. En eğitimli olanları dahil. Daha önce İstanbul’da çalıştığım kurumsal bir firmada dahi kimliğimi açıkladığımda çalışanların ve yöneticilerin psikolojik olarak şiddetine maruz kaldığım için bu konuyu asla iş yerinde konuşmak istemiyorum.

Işıl: Ankara bu konuda biraz daha sığ malesef. Özellikle sosyal yaşam ve başkalarıyla tanışma.

Sosyal yaşamda mecburen kimliğimizi özgürce yaşayabileceğimiz yerleri tercih ediyoruz.

Daha rahat olabildiğimiz mekanları. Saygo duyulan, rahatsız edici bakışların

olmadığı her yer bize kendimizi, kimliğimizi bulduruyor.

Bu durumu malesef iş hayatlarımızda göremiyoruz, heteroseksist söylemler başta olmak üzere bir çok rahatsız edici mobinglere bile maruz kalınabiliyor.

Buna çok üzülüyor ve içten içe kızıyorum.

Başkalarıyla tanışma konusu ayrı bir mevzu, burada toplumun duruþunu elimin tersiyle iterek bizler hakkında birşeyler söyleyeceğim.

Hala görünürlük konusunda toplumun bakış açısıyla kendisini baya baya geri çeken arkadaşlarımız söz konusu.

Bence bu konuda içinizdeki tabuyu yıkın dostlarım.

Meriç: İş olanakları açısından İstanbul’a göre, sermayenin akışını düşünürsek, daha kısıtlı olduğunu söyleyebilirim. Sosyal yaşam ve tanışma içinse az ama öz güvenli ilişkiler kurma şansı veriyor Ankara. En güvenilir arkadaşlıklarımı orada geliştirdiğimi ve dayanışma kültürünü öğrendiğimi açıkça söyleyebilirim. 

LGBTİ+lar mı Ankara için tehdit, Ankara mı LGBTİ+lar için?

V.Y.: LGBTİ’lerin kimse ve hiç bir kent için bir tehdit olması mümkün değil. Bunu söylemek için gerçekten muhafazakar ve gerici olması gerekir insanın. Bir kentinde LGBTİ’ler için tehdit olması mümkün değil. Ancak o kentte yaşayan insanların bakış açıları, eğitim seviyeleri bir azınlık grubu için bir tehdit unsuru barındırabilir. Ankara’nın belirli başlı ilçeleri dışında, ki bunlar Çankaya, Bilkent vs gibi genel olarak daha liberal insanların yaşadığı yerler, LGBTİ kimlikli insanlar kimliklerini açık bir şekilde yaşayamazlar. 

Meriç: Bir başkent düşünelim ki dünya kenti olduğunu iddia ediyor ve dünyanın diğer büyük başkentleriyle denklik iddiasında bulunuyor ama LGBT+ derneklerinin etkinliklerini süresiz olarak yasaklayabiliyor. Bugün ister Berlin’i ele alın isterseniz Kopenhag’ı, göreceğiniz şey LGBT+’ların ve queer kültürün şehrin bir parçası haline geldiğinin toplumun her kesimi tarafında öyle veya böyle kabul edildiği olacaktır.

LGBT+ etkinliklerinin ve dernek faaliyetlerinin sekteye uğratıldığı bir başkent kültürel anlamda bir başkent olma iddiasını daha baştan kaybetmiştir. Bu açıdan, LGBT+’lar Ankara için bir tehdit olamaz, aksine bir başkent olma iddiasının göstergesi olabilirler.

Görüyoruz ki Ankara Valiliği evrensel değerlerle çelişen bu kararıyla sadece şehri LGBT+’lar için güvensiz kılmıyor aynı zamanda bir başkent olma iddiasından vazgeçerek Yakup Kadri romanlarından bildiğimiz o kasabalılığa kapı aralıyor.

Işıl: İkisi de değil. Bizler kimseye tehdit unsuru değiliz. Tehdit olan eğitimsizlik, bilinçsizlik. Ne mutludur ki genç nesil en azından benim çevremdeki, LGBTİ+’lara karşı biraz daha bilinçliler eskiye nazaran. Bir kaç yıl öncesine kadar bir sürü beni benimseyen heteroseksüel arkadaş edindim ve edinmeye devam ediyorum. Bu vesile ile çevrem ve LGBTİ+ çevreleri biraz daha gelişiyor.

Daha iyi anlamaya bilinçlenmeye gayret gösteriyor bir çoğu. Bu konuda bazı derneklerin ve gönüllü çalışanların çabasını da es geçmemek lazım. 

Yasağı nasıl değerlendiriyorsun? 

V.Y.: Yasaklar bizim ülkemizin bir paradosi gibi. Türkiye yasaklar cumhuriyeti ve sadece lgbti’ler için değil aslında tüm azınlıklar için bu durum böyle. Kızılay’da Nuriye ve Semih için eylemler sonrasında polis insan hakları anıtını demirlerle çevreledi ve hemen yanında aslında Ankara’da eskiden bu yana marjinal insanların bir araya geldiği Yüksek Caddesine gezer bir karakol yerleştirdi. Yine’de insanlar hala Nuriye ve Semih’e destek vermek için sayıları bu korku cumhuriyetine rağmen sayıları giderek azalsa da orada eylem yapmaya devam ediyorlar. LGBTİ bireyler de bu korku cumhuriyetinden payını alıyor doğal olarak. Daha kimliklerini açıkça korkmadan yaşayamıyor iken bir de bu insanların bir araya gelme ve birlikte güçlü olma haklarını yani örgütlenme haklarını genel ahlak(!) ı korumak adına yasaklayabiliyorlar. Elbette tüm diğer ötekiler gibi biz de örgütlenme bilincimizi geliştirmeli ve yasaklara karşı bir arada olarak mücadele etmeliyiz. 

Işıl: Çok ilkel ve tehlikeli. Yasaklar kimseyi durdurmaz ve var olan bir şeyi yok etmez. Açıkçası umrumda değil. Biz bu zamana kadar ne yasaklar gördük gülmekten öldük. 

Meriç: Yasağın, eğer gerçekten bu yasak sıkı bir şekilde uygulanacaksa, pratikte Ankara sınırları içerisinde LGBT+ olmayı yasakladığını söyleyebilirim çünkü Ankara Valiliği yaptığı açıklamada şöyle bir ifade kullanıyor ‘’

LGBTT_LGBTİ vb. örgütler tarafından’’

Bu ne demektir?  Bu LGBT+ temalı herhangi bir kamuya açık veya kamu tarafından görülebilen faaliyetin yasaklanmasıdır. Hoş LGBTT örgütler tamlamasıyla ne kastediliyor emin değilim zira biz genelde LGBT+ örgütleri demeyi tercih ediyoruz. Sanırım açıklamada okumamızı ve anlamamızı zorlayan bazı anlatım bozuklukları da var lakin kavrayabildiğim kadarıyla LGBT+ kültüre ve yaşama dair olan şeyleri yasakladıklarını söylüyorlar.

Yasağı tüm demokratik ülkelerin akılcı bir şekilde mutabık kaldığı değerleri zedeleyici bir tavır olarak görüyorum. 

Yasak sonrası evde oturmak mı yeni plan, yoksa yaratıcılık konuşur mu? 

Meriç: Arzu ettiğim ve edeceğimiz şey elbette yıllardır olduğu gibi sesimizi kamusal alana taşımaktır ancak Anayasa’nın 34.maddesi ile güvence altında olması gereken barışçıl gösteri ve yürüş hakkımızın bile işlemediği bir süreçteyiz. Bilindiği üzere tam 3 yıldır İstanbul Onur Yürüyüşü’ne‘’güvenlik’’ bahane izin verilmemektedir.
Bunlar demek değildir ki LGBT+ hareketi ve aktivistleri sessiz kalacaklar, elbette elimizden geldiğince hem yurtiçindeki hem de yurt dışındaki arkadaşlarımızla dayanışmamızı büyüterek bu yasağın geri çekilmesi için mücadele edeceğiz. Hem ‘’yasak’’ kelimesi kadar LGBT+ hareketini heycanlandıran bir kelime olabilir mi?!
Aşkın da, Politikanın da yasağını ve sertini sevdiğimi kendi adıma söyleyebilirim.

V.Y.: Planım bu anlamda evde oturmak değil elbette Ankara’ya geleli yaklaşık 1,5 yıl oldu ve maalesef Kaos GL ile bazı bireysel temaslar dışında bir iletişimim olmadı. Ancak ilk fırsatta kendileri ile iletişime geçerek. Bireysel olarak bu örgütlenmeye nasıl yardımcı olabileceğimi konuşmak istiyorum.

Işıl: Tabiki evde oturmayacaðým. Evi de bok götürebilir. Birlikte ne yapılması gerekse aksine dahil olacağım. Beni, LGBTİ+’ları hiç bir yasak alıkoyamaz, aksine daha da kenetler.

Peki bu yasak sana kendini daha güvende hissettirdi mi?

 V.Y.: Hiçbir yasak bana kendimi güvende hissettiremez. Hiç bir insana da güvende hissettireceğini düşünmüyorum. Sonuç olarak bir eylemi yasaklamak insanların özgürlüklerinin elinden alınması anlamına gelir. Ben özgür olduğum sürece güvende olabileceğimi düşünüyorum. 

Işıl: Kendimi bir tarafa bırakıyorum, beraber çalıştığımm bir arkadaşıma açıldım. Geçen hafta yasaklanan Alman LGBT Film Günlerinin yasakladığından bahsettim.Heteroseksüel arkadaşımla, ileride oluşabilecek baskıları vb durumları değerlendirdik. Bu bakış açısı, yasaklar kimse için kendini daha güvende hissettirecek bir algı öngörmüyor. 

Meriç: Güvenlik iddiasını taşıyan Ankara Valiliği’nin bu kararı güven hissi vermek bir yana LGBT+’ların çok daha bıçak sırtında hissetmesine neden olmuştur. Zaten mücadelemizin tarihi nefret cinayetlerinde kaybettiğimiz sayısız arkadaşımızın hatırasıyla doluyken bu kararın bizi daha çok nefret cinayeti işlenen bir topluma sürükleyeceği ortadadır.

Güvende hissetmiyorum ancak umudumu kaybetmediğim gibi hiçbir LGBT+ bireyin de rehavete kapılmasını istemem. Her özgürlük mücadelesinin tarihinde böylesine zor ve sancılı dönemler yaşanır. Bizler elimizden geldiğince birbirimizi güçlendirmeye ve bu totaliter rejim baskısına direnmeye bakalım. Biz LGBT+’lar gelecek çağı çoktan kazandık. Bunu herkes görüyor ve biliyor, Ankara Valiliği dahil.

LGBT+’ların sadece öldürülmediği ve toplumsal kabul kazandığı değil, evlilik hakkından çocuk sahibi olmaya kadar bütün haklarını kazanacağı bir Türkiye tarihsel akışın bir gerçeğidir. Er ya da geç bugün hayal gibi görünen gerçek olacaktır, olmaktadır.

Kim bilir belki de gelecekte bu ülkeyi LGBT+’lar yönetir!

Son söz niyetine:
Buradayız! Alışın! Gitmiyoruz!

 

Haber: Irmak Keskin

(Yeşil Gazete)