ManşetEkoloji

Orta çağ Hristiyan ideolojisi Polonya’daki çevreyi sonsuza kadar nasıl değiştirdi?

Fotoğraf: Wojciech Pacewicz

Amanda Power‘ın The Conversation için kaleme aldığı makale Doğanın Çocukları Çeviri Komisyonu’ndan İrfan Çağlayan tarafından Türkçeleştirildi.

***

İnsan faaliyetlerinin iklim değişikliğine yol açtığını ve ekosistemleri yok ettiğine ciddi bir şekilde karşı çıkan kişi sayısı azdır. İnsanların, sonuçlarını bilmelerine rağmen bunları neden yaptıkları ve bizim bunu neden hâlâ durduramadığımız ise daha az anlaşılır bir konu.

İnsanların doğal sistemleri bozması yeni bir şey değil, tıpkı bunu tetikleyen ideolojiler ile politik ve ekonomik sistemler gibi. Nature’da yayınlanan yeni bir araştırma, tarihte küçük bir insan topluluğunun bir yaşam şeklinden diğerine geçişini ve bunun sonucunda etraflarındaki dünyayı da dönüştürmelerini ele alıyor.

Tarikatın ardından hız kazandı

Araştırmacılar, turbalıklarda depolanmış bilgilere bakarak eski zamanlara ait ormanların 14’üncü yüzyıl Polonya‘sı tarafından tahıl tarımına yer açmak için hızlı bir şekilde yok edilmiş olduğunu keşfettiler. Ormanların tahribatı, toprak yönetimi St. John Tarikatı’na -dini antlar içen, cihatlarda savaşan ve Avrupa’yı kolonileştirmeye yardım eden şövalyeler- geçtikten sonra şiddetli bir şekilde hızlandı.

Joannites olarak da bilinen bu topluluğun endişesi yeni arazilerinden en yüksek geliri sağlamaktı, arazilerin “temizlenmesini” ve “üretken” hale getirilmesini asli görev olarak görüyorlardı. Köylüleri; ağaçları kökünden sökmeleri, çıplak toprağı ağır sabanlarla ya da demir tırmıklarla sürmeleri ve tahıl ürünleri ekmeleri için görevlendiriyorlardı.

Ormansızlaşma ve kölelik

Araştırma; Batı Polonya’daki Łagów’a yakın yerlerde, 1970’lerden beri doğal rezerv olan bir turbalıkta yapıldı. Turbalar nemli, asidik ve düşük oksijenli ortamlar olup bakteri ve mantarlar için ideal ortamlardır. Bunun sonucu olarak bitkiler, burada çürümeden yüzyıllarca hayatta kalabilir.

Araştırmacılar turbaların çekirdeklerinden örnekler topladılar ve olayları kronolojik olarak sıralamak için karbon-14 metodunu kullandılar. Polen, spor, kömür partikülleri, bitki kalıntıları ve toprakta yaşayan tek hücreli organizmaları analiz ettiler ve bu sayede çevresel değişime dair detaylı kanıtlar elde ettiler.

Hayatta kalmayı başarmış orta çağ yazılı kayıtları, döneme ait arkeolojik kalıntılar ve belgesel arşivlerindeki kanıtlarla araştırmacılar; insan yerleşimlerinin dağılımı, yoğunluğu ve karakterlerinin haritasını çıkardılar.

Fotoğraf: Mariusz Lamentowicz

Ağaç türü ve sıklığında değişimler

Sonuçlar, hızlı ormansızlaşmanın başlangıcının çevredeki sulak arazileri nasıl etkilediğini net bir şekilde ortaya koydu. M.S. 500’den bu yana kanıtlar gürgen, çınar, huş, kayın, çam ve akçaağaçtan oluşan ıslak alkali bir bataklığı çevreleyen karışık bir geniş yapraklı bir ormana işaret ediyordu.

Her ağaç türünün sayısının ve ormanın sıklığının, 1350’de Tarikat’ın bölgeye gelişine kadar büyük ölçüde stabil olduğu görüldü. Gözle görülür değişimler ise yine bu tarihe tekabül ediyordu.

Algler yok oldu

Bataklıkta gelişim gösteren yeşil algler 1400 yılı civarında tamamen yok oldu ve yerini tambur yosunu aldı. Zamanında en baskın ağaç türü olan gürgenlere ve beraberinde huş, kayın ve akçaağaçlara dair kanıtlar da hemen hemen aynı dönemde şiddetle azalıyordu.

Hayatta kalmayı başarabilen ve diğer ağaçlar yok olduğu zaman bile kayıtlarda hüküm gösteren tek ağaç türü çamdı. Tahıllar kayıtların başından beri varlardı ancak miktarları 1350’den itibaren aniden artış gösterdi. Hayvan gübresinde yaşayan koprofil mantar da bu tarihten önce görülmemekle beraber hayvancılığın yükseliş tarihine denk bir şekilde 1400’lerde ortaya çıktı.

Değişen habitat

Bu esnada eski geniş yaprakları ormanların yok edilişi ve bunun sonucu olan toprak erozyonu bataklıkların asidikleşmesine ve nihayetinde turbalıklara dönüşmelerine sebep oldu. Bir habitatın yok oluşu geri alınamaz bir şekilde bir başka habitatı değiştirdi.

Tarikat 1350’de bölgeye geldiğinde bir kale inşa ettiler, hizmetçiler ve esnaflar için evler yaptılar ve çevre köylere hitaben reklam nitelikli bir poyra oluşturdular. Yazılı kayıtlar bölgenin, feodal toprak sahipleri olan Joannites için çalışan köylü çiftçiler arasında nasıl parsellendiğini gösteriyordu.

Köylüler yerel kiliseleri ve rahipleri finanse etmek zorundaydı. Üç alanlı ürün rotasyonu gibi yeni çiftçilik teknikleri ile geniş çiftlikler yapıldı. Bütün bunlar aristokratik şövalyeler, kiliseler, rahipler ve belki de daha fazlası için gerekli parayı sağladı.

Fotoğraf: Ryszard Orzechowski

Kayıp bağlantılar

 Araştırma, Łagów bölgesinin M.S. 500’den bugüne kadarki ekolojisinin izini sürdü ancak kalıcı insan yerleşimlerinin kanıtları M.Ö. 1300 kadar geriye dayanıyor. İnsanlar, iki bin yıldan daha uzun bir süre boyunca bölgeyi ormansızlaştırmadan yaşamayı başarmışlardı. Değişen şey neydi? Diğer her şeyden önce, insan ideolojileri.

10’uncu yüzyılın sonlarında ve hatta ilerleyen süreçte Polonya’nın Hristiyan krallığı tarafından sarmalanmadan önce bölgede yaşayan Slav topluluklar “pagan” -Hristiyan otoriteleri tarafından kullanılan aşağılayıcı bir kalıp- idi. Zamanında sahip oldukları dünya görüşleri veya uygulamaları her ne olursa olsun, vahşi bir şekilde baştan sonra silindikleri için onları hiçbir şekilde geri döndüremeyeceğimizi söylemek yanlış olmaz.

Çınar ağacının devrilmesiyle başladı

Bildiğimiz bir şey var ki Hristiyanların gözünde, paganlar doğal dünyaya iç içelerdi; ağaçlara, su kaynaklarına, ırmaklara ve kayalara çok saygılılardı. Ren Nehri’nin doğusundaki paganların örnek teşkil eden dönüşümleri ise İncil’in öğretilerini yayan keşiş St. Boniface’in antik ve saygıdeğer bir çınar ağacını gizlice kesip devirmesiyle başladı.

Bu hikâyedeki yerel toplum ağacın devrilmesinden öylesine korkmuştu ki anında Hristiyanlığa yönelmişlerdi. Boniface ağacın odununu bir tapınak yapmak için kullandı. Savaşçılar ve misyonerler birliğinin bölgeyi topraklarına katma ve bölgenin doğal kaynaklarını Frankish İmparatorluğu’na aktarma niyeti bir başka propaganda darbesini başarıya ulaştırdı.

Gerçeklik

Geçmişte, “Hristiyanlaştırma” kelimesinden ne anladığımız bu tarz başarı hikâyelerine dayanırdı. Bu hikâyeler, ortak paylaşılan bir dine ve emperyal Roma’ya kulak veren bir kültüre yönlendirme aracılığıyla birleştirilen bir kıta olan modern Avrupa’nın kuruluş mitlerini şekillendirdiler.

Bu ideolojiler, ilerleyen süreçte “gelişme” ve “aydınlanma” kavramlarını insanlara faydalı gözüken manzaralarla birleştiren Avrupa koloniciliği akımını garanti altına aldı. İdeolojilerin nüfuzu, bizi gerçekliği görme konusunda kör etti.

Bu araştırma açık ve acı bir biçimde bu tarz fikirlerin çevresel sonuçlarından bağımsız tutulamayacağını ve hiçbir zaman da tutulmadığını ortaya koydu. Araştırmanın sonuçları sayesinde biz Łagów bölgesinin ormanları ve bataklıklarında eski ve sürdürülebilir “pagan” usulü bir hayat tarzının değiştirilmesinin nokta atışı ekolojik sonuçlarını görebiliyoruz. Faydalı olduğunu düşündüğümüz şeyin ise aslında büyük ölçüde kayıp olduğu ortaya çıkıyor.

Kategori: Manşet