Yeşeriyorum

Neoliberal Dönemde STK kavramı

0

Neoliberalizm 90lı yılların başından itibaren daha kurumsal ve küresel bir biçimde günlük hayatımızı etkilemeye başladı. Sadece parayı ve karı odağına yerleştiren çok uluslu şirketler ve bu şirketler ile birlikte tek yönlü kalkınmayı hedefleyen politikalar ve kurumlar gün be gün daha etkili ve aktif olmaya başladı. Bu yeni çağla beraber, 60lı ve 70li yıllarda bu yeni model kalkınmaya karşı çıkan toplumsal muhalefetin ve alternatif/karşı kalkınma teorisyenlerinin görüşlerinin ne kadar haklı ve tutarlı oldukları daha net bir biçimde görülmeye başladı.

Peki, bir tür toplumsal muhalefet aracı olan sivil toplum kuruluşları günümüzde bu neoliberal akımın neresinde duruyor?

Bu sorunun cevabını daha bilinçli bir biçimde düşünmeye Yeşiller Partisi üyesi olan bir arkadaşım ile yaptığım bir tartışmadan sonra başladım. Sivil toplum kuruluşu tanımı üzerine yaptığımız tartışmalar serisinde, arkadaşımın savunduğu STK tanımı şuydu: “Sivil toplum kuruluşu demek sivil itaatsizlik yapan kuruluş demektir.”

Bu noktada, sivil itaatsizliğin tanımını “Kamu Vicdanına çağrı: Sivil İtaatsizlik” adlı kitabın önsözünü yazan Yakup Coşar’dan alıntılayarak yapmak isterim: “Sivil İtaatsizlik “şu ya da bu ölçüde adil” ilişkilerin hüküm sürdüğü demokratik bir sistemde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı, yasal imkânların tükendiği noktada son bir çare olarak başvurulan, kendisine anayasayı ya da toplumsal sözleşmede ifadesi bulunan ortak adalet anlayışını temel alan, şiddeti reddeden, yasadışı politik edimdir”<!–[if !supportFootnotes]–>[1]<!–[endif]–>.

Ben ise, her ne kadar sivil toplum kuruluşlarının sivil itaatsizlik yapması gerektiği konusunda arkadaşıma katılıyor olsam da ne yazık ki arkadaşımın bu noktada bir paradigma hatası yaptığını düşünüyorum. Ben günümüzün liberal küreselleşme konjektüründe yeniden şekillendirilen modern toplumsal muhalefet tanımının yani sivil toplum kuruluşları paradigmasının liberal bir kavram olduğunu düşünüyor ve bir yönüyle toplumsal muhalefet içine yerleştirilmiş bir Truva atı olarak görüyorum.

Bu noktada elbette insan hakları, eğitim, çevre, ekoloji gibi alanlarda inanılmaz faaliyetler yürüten ve toplumsal yaşamımıza yadsınamaz katkılar sunan bir çok platform, dernek ve vakfın çalışmalarını küçümsemiyorum. Buna ne hakkım ne de haddim var. Bu noktada anlatmak istediğim, modern stk kavramının liberalleşme ile geldiği nokta ve bu noktanın toplumsal muhalefete verdiği zarardır.

Sivil toplum kuruluşları toplumu apolitikleştiriyor.

Devletin, vatandaşlarının onurlu bir yaşam sürmesi için bazı sorumlulukları vardır. Toplumsal muhalefet ve en somut şekli ile sivil itaatsizlik bu sorumluluklarını yerine getirmeyen devlet kurumlarına ve politik kuruluşlara yapılan politik ve haklı bir baskı olarak ortaya çıkar, insanların siyasi partilere üye olmadan da politika yapmalarına ve haklarını savunmalarına yol açar. Bu noktada devlet sorumluluklarından kaçmak için ve devletin bu görevlerinden kaçmasından çıkarı bulunan kuruluşlar da bu durumu devam ettirebilmek için STK kavramını kullanarak “devlet yapamıyor, siz de devlete destek olun ve sorumluluk alın” diyor ve odak değiştiriyor: Devleti zorlamak yerine hayırseverlik yapmaya itiyor toplumsal muhalefeti. Bu durumun özeti şudur:

“Siz yasa yapmayı, siyaset ve/veya politika yapmayı devlete ve politikacılara bırakın, savunuculuk yapmayın, onun yerine devletin vermesi gereken hizmeti götürün veya hayırseverlik yapın böylece toplum vicdanı da rahatlasın biz de statükoyu devam ettirebilelim.”

Modern STK kavramı ile STKlar vasıtasıyla toplumun muhalefet enerjisi yönlendiriliyor ve politikadan uzaklaştırılıyor ve halkın apolitikleşme sürecine katalizör olunuyor.

Sivil Toplum Kuruluşları giderek daha hızlı bir biçimde özel sektörün sosyal sorumluluk taşeronu olarak faaliyet göstermeye başlıyor:

Liberal dönemde yeniden tanımlanan STK tanımını en etkin bir biçimde kullanan kurumların başında özel sektör kurumları geliyor. Özel şirketler arasında giderek artan rekabet ve daha fazla para kazanma hırsı ile birlikte yeni bir reklâm yöntemi ortaya çıktı: Kurumsal sosyal sorumluluk. Özel şirketler, toplumsal alanda kamu vicdanını rahatlatmak ve diğer şirketlerin “toplumdan kazandığımı topluma veriyorum” mottosuyla önüne geçmek için ne yazık ki STKları kullanmaya çalışıyor ve birçok alanda başarılı da oluyor. Tıpkı bir inşaat şirketinin yeni yaptığı binadaki fayans işlerini taşeron firmaya vermesi gibi, şirketler de “kurumsal sosyal sorumluluğu” bir iletişim faaliyeti olarak görüyor ve kendi iç dinamikleri ile çözmek yerine STKlara “taşeron” iş vererek bu alandaki faaliyetlerini yürütmeye çalışıyor. Özel sektör – stk ilişkilerini bu düzlemde yürüten özel sektör kuruluşları ve stklar yüzünden toplumsal muhalefet ciddi zarar görüyor ve inanılırlığını kaybedebiliyor.

Bu çerçevede özellikle eklemek istediğim bir not var: Ülkemizde ve dünyada sayıları yadsınamayacak derecede çok olan stklar bu ilişki düzleminden uzak duruyor ve kendi öz kaynaklarını yaratarak ve/veya bireysel bağışlar toplayarak maddi bağımsızlığını koruyor, özel sektör taşeronluğunu ret ediyor ve bu düzlemde ilişki kurmak isteyen kurumlarla çalışmıyor. Fakat “kurumsal sosyal sorumluluğu” iletişim kalemi olarak gören ve sivil topluma taşeron gibi davranan özel sektör kuruluşları yüzünden kamu vicdanı kandırılmaya devam ediyor. Yani, bazı stklar, özel sektör için iletişim faaliyeti yürüterek şirketlerin aslında olduğundan daha farklı bir profil çizmesine katkı sağlıyor.

Özetle, neoliberal dönemin STK tanımı ve bu tanımın günlük yaşama yansımaları toplumsal muhalefete zarar veriyor, toplumu apolitikleştirerek ve özel sektör kuruluşlarına taşeronluk yaparak kamu vicdanını kandırıyor. Politikadan uzaklaşan bireyler bazen yasal olmayan fakat tamamen meşru olan muhalefet yöntemlerinden uzaklaşıyor, demokrasinin ve adaletin gelişmesini köstekliyor.

Bu STK kavramına uyumlu biçimde kurulan STKlar, neoliberalizmin önerdiği “gayri safi milli hâsıla” endeksli ölçüsüz kalkınma modeline bilinçli ya da bilinçsizce hizmet ediyor. Bu yoldaki toplumsal muhalefet “ayrık otunu” toprağından söküyor yani halktan uzaklaştırıyor.

——————————————————————————–

<!–[if !supportFootnotes]–>[1]<!–[endif]–> Arent et al. 1997. Kamu Vicdanına Çağrı, Sivil İtaatsizlik Syf 10

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.