Hafta SonuManşet

Korhan Gümüş: “Böyle bir kent tasavvuru otoriter bir kamu işleyişi demektir”

Aydınlar Taksim eyleminde

Korhan Gümüş

Taksim’i yayalaştırma projesi kapsamında Gezi Parkı’nın yerine Taksim Kışlası”nın yeniden inşası projesi geçtiğimiz günlerde ilgili Koruma Kurulunun bağımsız uzman üyeleri tarafından oybirliği ile reddedilmişti. Bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “reddi reddettiklerini” belirtti ve aradan sadece birkaç hafta geçtikten sonra çoğunluğu bürokratlardan oluşan Koruma Yüksek Kurulu beklenen kararını dün açıkladı: Yğüksek Kurul, Koruma Kurulu’nun kararını iptal etti.

Sonuç olarak İstanbul’un merkezindeki tek yeşil alan olan Taksim Gezi Parkı‘nın ağaçlarının kesilmesine ve Taksim Kışlası adı altında yeni bir AVM’nin inşaatının başlamasına çok az zaman kalmış olabilir.

Konuyla ilgili olarak görüşlerini aldığımız Mimar Korhan Gümüş “Topçu Kışlası ve şu anda inşaatı başlamış olan tüneller ve dalış rampaları inşaatı Türkiye’de nasıl bir kamu yönetimi anlayışı ve işleyişi olduğunu ifşa eden bir örnek olarak çok önemli. Dikkat ederseniz kamu yönetimi ‘ben istediğimi yaparım, kamu alanını tıpkı kendi özel alanımı, evimi, bahçemi düzenler gibi tasarlarım, buna da kimse karışamaz’ diyor. Bu zihniyet herşeyden önce otoriter,  düşünceyi ifade özgürlüklerini yoksayan, halkı teba gibi gören, anakronik (zamanını şaşırmış) bir siyaset anlayışını temsil ediyor” diyor.

“İdeal bir geçmişi yeniden canlandırma hayali”

Aydınlar Taksim eyleminde

Korhan Gümüş’le bu görüşmeyi son karar açıklanmadan önce yapmıştık. Ancak geçen zaman Gümüş’ü doğruladı. Korhan Gümüş Taksim projesiyle ilgili olarak yaptığımız görüşmede iktidarın bakış açısı konusunda şunları söylemişti:

“Ben bu kamu anlayışının sergilenmesini yeşil alanın kaybedilmesi, şehrin merkezinin otoyol kavşağına dönüştürülmesi, kaynakların çarçur edilmesinden çok daha vahim bir sorun olarak görüyorum. Ancak bu zihniyetin arka planında neler olduğunu, nasıl bir akıl tutulması yaşandığını anlamamız gerektiği kanısındayım. İktidar yıkılmış olan eski Topçu Kışlası’nı veya İstanbul’da yok olmuş başka yapıları ‘ihya’ ederek güya modernleşmenin yarattığı etkilerin telafi edilebileceğini iddia ediyor. İdeal bir geçmişi yeniden canlandırma hayalini kurguluyor. Böyle bir kent tasavvuru herşeyden önce otoriter bir kamu işleyişi demektir. Çünkü ihya da tıpkı yıkım gibi anonim, yani gizlenmiş bir öznellik içerir. Bu durumda iktidar gücünü arkasına alan, istediğini yapabilir hale gelir. Kararların kamusal niteliğini oluşturan sorgulayıcı, çoklu/alternatifli, yaratıcı düşünce geliştirme ortamı ortadan kalkar. Benzetmek gibi olmasın ama bunun geçmişte iktidar gücünü arkasına alarak Hortum Süleyman’ın kendi kafasındaki Beyoğlu tasavvurunu gerçekleştirmek için kafasındaki kurguya uymayan insanlara sopa atmasından pek farkı yok”

Korhan Gümüş’ün Taksim Kışlası’nın yeniden inşa edilmesinin doğru olup olmadığı tartışmasıyla ilgili görüşü şöyle:

“Elbette ki herkesin kendi fikrini sergileme hakkı var. Bu projeyi yapan mimar da kışlanın yeniden inşa edilmesini istiyor. Düşüncesini ifade özgürlüğü olmalı. Ama bu mimar ‘benim fikrimden başkası olamaz’ diyorsa, o zaman bu ifade özgürlüğünü yasaklama girişimidir. Dikkat ederseniz kamu alanında farklı görüşler yok, kafamıza inmeye hazır bekleyen sopalar var. Bu nedenle kışla inşaatı doğru mu, yanlış mı tartışmasının bizi asıl meseleyi algılamaktan uzaklaştırdığını düşünüyorum. Çünkü o zaman fikir üretimine açık bir kamusal alanı değil, otoriter bir işleyişi savunuyoruz demektir. O zaman da iktidar gücünü arkasına alan istediğini yapabilir.

Projelerin kurgu olduğunu değil de uygulama olduğunu kabul etmeye başlarsak, sorunu yalnızca projenin nasıl olması gerektiği üzerinden tartışmaya başlarsak, gücü kullananların istediğini yapmasını sağlamış oluyoruz. Siyasetçiler de karşı çıkanları ‘halkı temsil etmeyen, ideolojik nedenlerle icraatları engellemeye çalışan, Tek Parti Rejimi zihniyetini temsil eden bir zümre’ olarak göstermeyi başarıyor. Böylece telafi yöntemi, yani olumlama/olumsuzlama rejimi meşrulaştırılıyor. Asıl mesele, kamusal işlevin, niteliğin ihlal edilmesinin üstü örtülüyor. Muhalefet de sorunu AKP zihniyeti, rant politikası diyerek yalnızca bir siyasal tercih olarak kabul ettiği sürece iktidar alanına çekiliyor ve temsil iddiasının altında etkisizleştiriliyor. Oysa sol siyaset yalnızca tercihler üzerinden değil, kamusal işleyişteki aygıtlar, maddi pratikler üzerinde gerçekleşir. Kendisini kamusal alanı ele geçirme girişimi olarak konumlandırmaz. İktidar gibi şiddet üretmez, özgürlükleri savunur.”

Yeni Taksim Kışlası!

Proje kapsamında ağaçların kesileceği ve çevrenin zarar göreceği tespitlerine ilişkin olarak da Gümüş: “Bunu söylemek zor, ama özgürlüklere verdiği zarar yanında çevreye verdiği zarar çok daha önemsiz kalır. Otoriter bir kamu düzeni içinde çevre de, kültür mirası da korunamaz. Çatışmacı bir kamusallık anlayışı şehir halkına karşı şiddet uygular, ırkçılığı, ayrımcılığı körükler. Ancak bu sorun yeni ortaya çıkmadı. En az otuz yıldır, bizim kuşak öğrenciliğimizden beri aynı sorunla karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Kentin merkezinde yer alan en önemli rekreasyon alanı adım adım yok edildi, kentlilerin elinden alındı, işgal edildi. Burada bir kamusal alan krizi yaşanıyor, yıllardır” diyor.

“İhale ile fikir ürünleri geliştirilemez”

Projenin ihale usulü yapılması hakkında, “proje müellifi ihaleyi kazandığını söylüyor. Peki kimler karar vermiş, başka hengi alternatifler ortaya konmuş? Bunları bilmeye hakkımız yok mu? İhale ile belki kereste falan satın alabilirsiniz. Ama fikir ürünü alamazsınız. Çünkü fikir ürünleri kiloyla, metreyle ölçülemez. Proje yönetimi ve üretimi, kamusal işleyişin en önemli bölümüdür. İhale ile bir proje hizmetinin alınabileceğini iddia edenler aslında gözümüze baka baka yalan söylerler. İşi kılıfına uydurmaktan başka bir şey değildir” diyen Gümüş, kışlaya karşı çıkan ve alanın korunmasını isteyen yaklaşık 50.000 kişinin imzasının  İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na teslim edilmesi hakkında ise şöyle konuşuyor:

“Bu bence taktik bir konu. Sadece biraz zaman kazanıldı. Çünkü yalnızca kurulun projeyi onaylamaması sorunu, krizi çözmüyor. Uzmanlık kuruluşları buradaki kamusal alan krizine ve çözümlere dikkati çekmek zorundalar. Çünkü kamusal alanlar 19. yüzyıldan kalma seksiyonlara ayrılmış kamu işlevleri ile yönetilemiyor. Örneğin Taksim Gezisi’ni kim yönetiyor? Orayı otopark olarak kullanan vakıf mı? Gezi’yi ikiye bölen ve her yıl parkın içine otomobiller kaymasın diye tonlarca tuz döken Park ve Bahçeler Müdürlüğü mü? Güvenliği sağlayan ve en güzel bölümünü jiletli tellerle çeviren Çevik Kuvvet mi? Yoksa vadiyi işgal eden işletmeci özel kuruluşlar mı? Kamusal alanı, kamusal işlevleri böyle yönetmek mümkün mü?”

Ve ekliyor: “STK’ların bu krizin farkında olması ve burası için farklı öncelikleri katılıma açan bir yönetim planı talep etmesi gerekli.”

“Ertuğrul Günay’ın gider  ayak kışlaya karşı çıkması yeterli değil”

Mimar Korhan Gümüş, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın uygulamaya konulan proje ile ilgili olarak “O kışlanın yapılması halinde meydanın yarısı inşaatla işgal edilir’ açıklamasını ise “Kültür Bakanı’nın yapması gereken şey önce bu kamusal alanın yönetimini katılıma açmak, nitelikli bir proje yapılması için kent yönetimini ikna etmektir. Koruma kurulları yalnızca sonuçlar üzerinde iş gördüğü ve süreci geliştiremediği için yetersiz kalıyor. Bakan’ın da açıklaması elbette ki bir karşı çıkış olarak değerli, ama yeterli değil. Bu sorun ilk defa yaşanmıyor. Başbakan da Kabine revizyonu sonrası yaptığı konuşmada Bakan’a atıfla sanki kendisini gaz pedalına basan, karşı çıkanları da fren pedalına basan bürokratik oligarşı gibi algılıyor. Şimdi yeni Bakan’ın ne yapacağını çok merak ediyorum” diyerek değerlendiriyor.

Kenti yeni deneyimlere açmak gerekli

Gazeteci-yazar Emre Aköz’ün Taksim Gezi Parkı yaşayan bir park haline getirildikten sonra bir köşesine duvarları bel yüksekliğinde olmak şartıyla kışlanın bir minyatürü inşa edilsin, sonra kışlanın tarihi çağdaş teknolojilerle mesela hologramlarla sanal görüntü ve ses efektleriyle canlandırılması önerisinin düşünceyi ifade özgürlüğü açısından değerlendirilmesi gereken kişisel bir yaklaşım olduğunu belirten Gümüş, “Şehircilik deneyimlerinin çok daha sistemli bir süreç içinde ele alınması ve proje yönetimi açısından kamusal alanın katılımcı bir yöntemle geliştirilmesi gerekir. İnşaatla işe başlamak yerine bu devasa kamusal alan nasıl yönetilecek, ekosistem nasıl korunacak, kültür yapıları nasıl yönetilecek gibi farklı önceliklere düşünce üretimi ve deneyim üretecek bir yapılanmayla yaklaşmak önemli” diyor ve ekliyor: “Ama önce  buradaki yönetim sorununa işaret etmek ve buna çare bulmak lazım. Dünyanın birçok yerinde yapılan bu.”

“Kitleler kültür mirasının korunmasını ayrıcalık sahibi bir azınlığın meselesi gibi algılıyor”

Son olarak ülkemizdeki çevre bilinci ve farkındalığını değerlendiren Korhan Gümüş, “Bu konuda bilinç ve farkındalık yeterli düzeyde değil. Çünkü kamu düzeni içinde çevre duyarlılığı sanki gelişmeyi engelleyen irrasyonel bir yaklaşım gibi kabul görüyor. Burada sınıfsal bir asimetri var. Zenginleşmek, gelişmek isteyen kitlelere karşı seçkinlerin, aydınların bir karşı çıkışı gibi gösteriliyor, popülist-kalkınmacı iktidar dinamikleri içinde. Oysa demokratik bir toplumda çevre duyarlılığı, bu alandaki deneyimlerin ortaya koyduğu dinamizm çok daha yaratıcı, zenginleştirici, geliştirici bir nitelik kazanabilir. Bu nedenle konvansiyonel kamu örgütlenmesi koruma meselesini bürokratik bir şiddet aracı, gelişmeyi engelleyen bir unsur olarak algılanmasına neden oluyor. Kitleler kültür mirasının korunmasını örneğin ayrıcalık sahibi bir azınlığın meselesi gibi algılıyor. Kamu yönetimlerinin ilişkisel bir işleyişe kavuşturulması, güç sahiplerine karşı temsil gücü zayıf olan kitleleri politik araçlarla desteklemesi, çevre, kültür gibi konuların yönetim işlevleri içinde anlam kazanabildiği, açık uçlu, çatışmacı olmayan süreçleri desteklemesi gerekli” diyor.

Haber: Burcu Gülkanat – Yeşil Gazete

(İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencisi Burcu Gülkanat’a Yeşil Gazete’ye katkıları için teşekkür ederiz. – YG)

Kategori: Hafta Sonu