Dış Köşe

Kırklar Dağı – Metin Yeğin

0

Ne güzel gelişiyor kentler. Koca koca binalar yapılıyor. Asansörleri de var. On kata çoktan vardılar ve belki yirmi olacak. Ne güzel gelişiyor kentler. Bir de uydu kentler var. Nedense reklamlarında hep beyaz kadınlar kullanılır. Kucaklarında beyaz çocuklar taşıyan, beyaz kadınlar. Muhtemel reklam filmi sonrası gerçek annelerine devredilen aman ne sevimliymiş çocukları. Bir de büyük arabalar ile gelinir o reklam filmlerinde. Özenli annelerin yağ reklamlarından iyi tanırsınız bu beyaz aileleri. Margarin gibi pürüzsüz ciltleri, kepeksiz saçları vardır. Bunlar da yeni moda olarak uydu kentlerde oturuyorlar. Yeşil alanlar diye nitelendirilen iki santim derinliğinde çimlerle kaplı, bodrum katlarında jim salonları olan yani yürüdüğünüz zaman hiçbir yere varamadığınız koşu bantları, zavallı zayıflama bisikletleri ve ter kokularının olduğu yerler. Bir de spa konursa yani sauna, yani hamam, tamam. İşte o zaman tam olur buralar. Uydu kent, uysa da uymasa da olur kent tarifi bu. Ne güzel gelişiyoruz.

Kendimi Chemicail Brothers’ın klibinde hissediyorum. Her yeri yiyen inşaat kepçeleri peşimden koşuyor. Yedikçe büyüyor ve daha fazla acıkıyorlar. Şimdi kepçeler Diyarbakır’da başrolde. Yoksulların oturduğu, mesela Ben û Sen mahallesini de yakında yiyip yoksulları kent dışına süpürecekler. Margarin suratların yeni zaferi olacak bu. Yanlış anlamayın ırk ayrımı yapmıyorum beyaz Türklerden, beyaz Kürtlerden ve Michael Jackson kadar siyah beyaz herkesten bahsediyorum ve buna öykünenlerden. Öykünenler, müritler uçuruyor onları gökyüzüne. Aç kepçeler peşimizde yoksulların sağlıksız evlerinin üstüne arte mutfaklar inşa edecekler. Yoksulları sağlıksız evlerden kurtarıp(!) kent dışına sürecekler. Bütün Amerikan filmlerinde seyrettiğimiz iyi insanlar kepçeleri yönetiyor, böylece daha gelişeceğiz. Toptan kurtuluyoruz seyyar satıcılardan, ‘ay ama bir sürü de serseri var. Burada’dan, işsizlerden, kitleden, parkların salıncaklarını kıranlardan, eğitimsizlerden… Hepsi koca kepçeler sayesinde boğazlarına tıkılmış iki santim derinliğindeki çimlerin, yeşil alanların altında kalacak.

Konut ihtiyacını karşılıyorlarmış. Koca bir yalan. Bu evlerde kim oturacak? Bu evlerin sahipleri kim olacak? En iyimser tahminle gelecek 20 yılını ipotek altına koyacak orta sınıf, karı koca ‘öğretmen’lerden olacak sahipleri. Cennet ya da cehennem kapısında soracaklar ne yaptınız bu dünyada? Tırnak muayenesi, saç kontrolü yaptık, not verdik ve para biriktirip bir ev satın aldık zenginlerin eteğinde. Aklıma yine Ağa çocuğu müteahhit reklamı geliyor. Elini nereye koyacağını bilemeyen kötü oyuncu. ‘Herkesin havuzunun olduğu evler hayal etmiştim’ gibi bir şeyler diyordu. İstanbul’da çocukluğumun geçtiği deniz duruyordu binalarının hemen ardında. Her gün denize giriyorduk biz, senin bir kişi işeyince kirlenen havuzlarının yerine. Senin gibilerin binaları öldürdü denizi. Al başına çal derinleştirimiş lazımlıkları, havuzlarını.

Kent toprakları kamunundur. Sadece Komünist Küba’da değil. Kapitalizmin beşiği Hollanda’da da böyledir. Kent toprağının rantını kimse yiyemez. Kırklar Dağı kamunundur, herkesindir. Orada tüketecekleri su, kirletecekleri toprak ve yok ettikleri tarih ve türküleri de. Hep yeldeğirmenleri mi kazanacak?

Özgür Gündem

Kategori: Dış Köşe

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.