Köşe YazılarıManşetYazarlar

İzmir 27 Ekim’i bekliyor

27 Ekim’de İzmir’in Kanal İstanbul’u olarak bilinen ve ayrıntıları kamuoyundan sır gibi saklanan ‘Çeşme Turizm Projesi‘ne ilişkin meslek ve çevre örgütleriyle, İzmir ve Çeşmelilerin açtığı ikinci davanın bilirkişi keşfi var.

Projeye karşı açılan ilk dava, 13.09.2019’da çıkarılan ve 12.02.2020’de sınırları değiştirilen acele kamulaştırma kararına ilişkin kararların iptali için İzmir’deki tüm meslek örgütleri, çevre kuruluşları ve çok sayıda İzmirli ve Çeşmeli davacıydı. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 13.05.2020 tarihinde acele kamulaştırmadan vazgeçmesi üzerine bu dava önemini yitirdi. 27 Ekim’de Danıştay tarafından atanan bilirkişilerin keşif yapacağı dosya ise meslek ve çevre örgütleriyle İzmirlilerin 13.03.2020’de açtığı ikinci davaya ait. Bu ikinci dava, bölge sınırlarıyla ilgili. 12.02.2020 tarihinde çıkarılan  Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İzmir Kültür Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’nin sınırlarının genişletilmesiyle ilgili karara karşı açılan davanın bilirkişi incelemesi, 27 Ekim’de Çeşme’de yapılacak.

Çeşme Turizm Projesi tam pandemi günlerinin öncesinde kentin gündemine geldi. Ağustos 2019 yılında bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle bölge  ‘Çeşme Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi’ ilan edildi. Pandemi koşullarının ağırlaştığı, toplantıların yapılamadığı bir dönemde, 12. 02. 2020’de ise yeni bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile turizm bölgesi sınırları genişletildi. Bu kararname ile orman sahaları, zeytinlikler, Çeşme ve Alaçatı’da önemli sahil şeridi proje kapsamına alındı. Aslında bu sınır değişikliğinin ilk işaretleri, hatta projenin ipuçları 2017’de sınırların genişletildiği bölgenin ‘doğal sit alanı’statüsünden çıkarılmasıyla verilmişti. Oysa bu alanda endemik, nadir ve acil korunması gereken on dokuz tür vardı. Bir örnek vermek gerekirse ender görülen “orcislectea” adlı orkide, doğal sit alanı statüsünden çıkarılarak ‘Çeşme Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesine ilave edilen alanda çok yaygın. Üstelik bu bölgede çok sayıda, bazıları nadir görülen kuş türü de yaşıyor. Bunlardan bazıları da soyları tehlike de olan tavşancıl, bıyıklı doğan ve küçük kerkenez… Çeşme Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesine’ ilave edilen sahiller ise soyu tükenmek üzere olan Akdeniz fokunun üreme alanları olarak Ege kıyılarında işaretlenen beş öncelikli bölge arasında.

Çeşme’deki kamu arazilerinin yüzde 55’i proje alanındı

Doğal sit alanı statüsünün kaldırılması adımı o kadar sessiz atılmıştı ki,  İzmir’de hemen hemen hiç kimsenin haberi olmamıştı. Ama bu sefer ağır pandemi koşullarına rağmen İzmir Barosu, TMMOB’ne bağlı odaların İzmir Şubeleri, İzmir Tabip Odası ile İzmir Yaşam Alanları Meclisi (İYA), Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) başta olmak üzere çevre örgütleri ve İzmirliler bölgenin  sınırlarını alabildiğine büyüten bu kararın iptali için dava açtılar. İşte 27 Ekim’e gelen sürecin kısa özeti bu…

Çeşme Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi. Taralı alanlar proje alanına daha sonra eklenen ve 2017 yılına kadar doğal sit alanı olan bölgeleri gösteriyor.

Çeşme Turizm Projesi’ne ait detaylar tam olarak kamuoyu tarafından bilinmiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı proje ile ilgili ayrıntıları kısmen işadamları ve yerel yönetimlerle paylaşıyor. Bu toplantılardan kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Çeşme’deki kamu arazilerinin %55’i proje alanında kalıyor. Turizm geliştirme bölgesi olarak belirlenen alan çok sayıda parsele bölünerek turizm yatırımcılarına verilecek. Böylece kamu malı olan dönümlerce arazi sermayeye aktarılacak.

Bu parsellerin üzerinde sadece oteller değil, sayısı yirmiyi bulan golf sahaları, marinalar, alışveriş merkezleri de yapılacak. Bölgede yapılması planlanan golf sahalarının sayısının 20 adeti bulacağı belirtiliyor. 27 delikli bir golf sahasının ortalama büyüklüğü 150 hektarı buluyor. Bu durumda neredeyse tamamı kamuya ait olan 3000 hektarlık bir alanın, sadece golf sahası olmak üzere büyük sermayeye bırakılacağı anlaşılıyor. Golf sahaları kamuoyuna yansıyan proje alanının yaklaşık %20’sini oluşturuyor. Yine 3000 hektarlık bir golf sahasında kullanılacak yıllık su miktarı 30 milyon metreküpü buluyor. Bu miktar 500 bin nüfuslu bir kentin yıllık su tüketimine eşit. Çeşme ve yarımada bölgesi su fakiri bir bölge ve şu anda bile özellikle yaz aylarında Çeşme’de su sıkıntısı yaşıyor. Bölgeye dışarıdan su taşımak da akılcı bir çözüm değil. Çünkü İzmir’in merkez ilçeleri bile şu anda tükettiği suyun önemli bir bölümünü Manisa’daki yer altı ve yerüstü su kaynaklarından sağlıyor. Projeyi savunanlar deniz suyunu arıtarak kullanmaktan söz ediyorlar, oysa bunun korkutucu bir maliyeti var.

Bu küçük örnek bile bölgenin kimler tarafından ve kimler için yapıldığını, İzmirlinin o bölgeye yaklaşamayacağını ispatlıyor. Ayrıca o golf sahaları için tarım toprağı nereden sağlanacağı ve bu sahalar için kullanılacak tarım ilaçlarının da (pestisitler) toprak ve yer altı sularını kirletici etkisi diğer yanıtlanması gereken sorular… Bu kadar geniş bir bölgede yapılacak ilaçlama ve kimyasal kullanımının bölgenin hassas ekolojik yapısını bozması kaçınılmaz.

Bugün sahip çıkmayanların yarın şikayete hakkı yok

Golf sahaları projenin yıkıcı boyutlarından sadece bir tanesi. Proje ile bölgede yapılması planlanan çok sayıda otel, marina, alış-veriş merkezleri, havaalanı ve bir tane de kanal var. Proje tamamlandığında bölgenin nüfusunun 5-6 kat katlanarak çoğalacağı hesaplanıyor. Tüm bunlar düşünülünce proje ile Çeşme yarımadasına ve İzmir’e yaşatılmak istenen tehdidin gerçek boyutu ortaya çıkıyor. 27 Ekim’de proje sınırlarını genişletme kararına karşı açılan davanın keşfi İzmirlilerin toprağına, suyuna, ekosistemine sahip çıktığını göstermesi açısından büyük önem taşıyor. Unutmayın bugün yarımadaya sahip çıkmayanların yarın yarımada bu rant projesiyle, tüm ekosistemi ile yok edildiğinde şikayet etmeye hakkı olmayacak.

Tavşancıl, kerkenez, Akdeniz fokları; bölgedeki tüm yaşam ile yaşam alanlarına sahip çıkanlar ve gelecek nesillerin de sağlıklı bir ortamda yaşam hakkını savunanlar 27 Ekim Çarşamba günü saat 11.00’da Çeşme Adliyesi önünde buluşacaklar.