Dış Köşe

İyiyim, sen nasılsın?.. – Karin Karakaşlı

0

Bütün kutsal kitaplar, ahlak öğretileri iyiliğin erdemini, kıymetini anlatsa da, zihinleri, yürekleri ve ruhları asıl meşgul eden kötülüktür. Kimimiz ondan nasıl uzak, nasıl korunaklı kalacağımızı düşünürüz, kimimiz de onu nasıl bir sanat haline getirebileceğimizi.
Kötülük de bir sanattır elbet. Karşındakine daha çok acı verdikçe, daha çok eziyet ettikçe, kötülük dehlizinde bir basamak daha inmiş olursun. Ya da bana öyle gelir, zira ben kötülüğü hep daha dibe inmek olarak canlandırırım gözümde. Ve söz konusu insan soyu olduğunda, dibin sonu gelmez. Mağmaya kadar varılabilir.

Kötülüğü daha etkili kılan şey, ona bir anlam ve amaç yüklenmesidir. Bir şey için, bir şey yüzünden kötülük ettiğinde, yani kötülüğü kendin için gerekçelendirebildiğinde daha rahat zulmedebiliyorsun. Bütün faşist rejimler bu ilke doğrultusunda hedef belirler. IŞİD’in, geçtiği her coğrafyayı yakıp yıkan, öldürme yöntemlerini, işkenceleri neredeyse zevkle teşhir eden, sınırda insanlar can pazarındayken kahkahalar attırabilen kötülüğü de, işte böyle bir gerekçeye yaslanıyor. Selefi şeriata dayalı tek bir devlet kurmak isteyen IŞİD, sadece İslam dışında kalan semavi ve yerel inançlara değil, İslam içinde gelişen her türlü inanca da karşı ve kendisi dışındaki her şeyi, herkesi sapkın ilan etme temeli üzerine kurulu. ‘Sahih-i Müslim’ adlı hadis kitabını temel alan IŞİD, her şeyin İslam’ın ilk yıllarına göre yaşanması gerektiğini savunuyor ve bu geçmişe ait olmayan her şeyin, herkesin yok edilmesi gerektiğine inanıyor. Hal böyle olunca, en büyük vahşet, en akıllara ziyan zulüm, kendine bir meşruiyet zemini bulmuş oluyor.

İnsanlık tarihi biraz da iyi ile kötünün mücadelesi. Gel gör ki, şartlar hiç eşit değil. “O çok iyi bir insan” cümlesini kaç kişi için sarf edebiliyorsunuz, bir düşünün. İyilik güven gerektirir. Birinden bahsederken ‘hep’, ‘asla’, ‘mutlaka’ gibi sözcükleri rahatlıkla cümle içinde kullanabilmeyi gerektirir. Güvenmeyi, her şartta, her zaman, bilaistisna kendini karşındakine emanet edebilmeyi. Sırtından vurulmayacağına emin olmayı. İyilik bir inat ve ısrardır. Ve iyi kalmak çok zorlu, ömürlük bir savaştır.

Bazen ama, en büyük kötülükleri yaparken “Senin iyiliğin için canım” deyiverirler. Ya da “Hiçbir artniyetim yoktu”, ya da “Seni kırmak istememiştim.” Kötülüğün incelikli ve medeni haline doyum olmaz. Nasıl bakımlı görünebilir, ne kadar akıcı konuşabilir, nasıl zarif hareket edebilir kötülük, şaşarsınız. Ama tebdil-i kıyafet yapsa da, kendini mutlaka eleverir. O ki tüylerin ürperir bir anda, kalbini kıyma makinesine atılmış da çekiliyor gibi hissedersin. Maruz kaldığın kötülüğü iliğinden bilirsin.

İyilik zor mesai. Çünkü her şeyden önce sevgi gerektiriyor. Ve layıkıyla sevmek herkesin harcı değil. Sevgi Soysal, sevginin birlikte ilerlenesi bir yol olduğunu, sağlam kalabilmesi için yoldaşlık gerektirdiğini, muhteşem bir şekilde tanımlamıştı: “Ama bulaşmaya inanırım ben. Bulaşmanın beraberliğine. Sevmek bulaşmaktır. Ne kadar birbirimizi sevsek de, başka şeylere bulaşır olduk. Bambaşka şeylere.”

İyilik çoklu bir eylemdir. Mutlaka birini, birilerini gerektirir. Ama bazen elden gelen tek şey, kötülüğün karanlığını paylaşmaktır. Sevgi Soysal’ın mahkemeye çıkışı sonrası yeniden koğuşa dönüşünde hissettikleridir: “Bir an önce olsun, bir an önce bitsin mahkeme. Bir an önce koğuşuma, kızların yanına döneyim. Günümüzü, kalın demir kapıyı, dikenli telleri, tomsonlu erleri, polis Zafer’in haykırışını, ranzalarımızı, elden ele eskittiğimiz kitaplarımızı, karavanımızı paylaşmak için. Zulmet’i paylaşmak, bulaşa bulaşa direnmek için.

Sonra, öğleden sonra voltasında, dikenli telin dibinde bitivermiş çiçeğe sevineceğiz. Koğuş arkadaşlarım bekler şimdi beni. Şimdi yalnız onları sevip özleyebilirim. Ortak zulmeti, telin dibinde açan çiçeği, zulmet sevincini.”

Yapılan kötülüğe birlikte direnmekten daha güçlü bir şey olmasa gerek. Zifir geceden birlikte geçip, sabahın ilk ışıklarına birlikte çıkmaktan… Kötülüğü küçümseyerek, yokmuş gibi davranarak, birtakım öğreti, kural, tavsiye, vaazlara sığınarak bir yere varmak mümkün değil. Ne de olsa şeytan çok etkili, çok güçlü bir simge. Ve iyilik çok sınanan, meşakkatli bir badire. Bütün bunlara karşın insanın sevme kudreti var ya hani, bizi tek kurtaran o. Şu Lale Müldür’ün dediği:

“ona kötü bir şey olsun istedim.

bana âşık olsun istedim.”

En büyük kötülük sevgimiz olsun, aşkımız olsun. Güzellikler bulsun kalbini ısrarla temiz, kendini inatla iyi tutabilenleri.

 

Karin Karakaşlı – AGOS

More in Dış Köşe

You may also like

Comments

Comments are closed.