ManşetTürkiye

‘İnsanların yaşadıklarının yanında akademisyenlerinki mağduriyet değil’

İşine son verilen Nişantaşı Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nil Mutluer, işlerine son verilse de çalışmalarının engellenemeyeceğini vurgulayarak, yaşanan vahşete karşı “İnsanların yaşadıklarının yanında akademisyenlerin yaşadığı mağduriyet değil” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

17

AKP’nin kuşatmalarına ve katliamlarına sessiz kalmamak amacıyla “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza atanlardan biri olan Nişantaşı Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nil Mutluer, akademisyenlerin uğradığı baskı sürecini ve yaşanan katliamları değerlendirdi. Akademisyenlerin pek çok kez toplumsal yararı gözeten bildirilere imza atıldığını belirten Mutluer, “Biz birçok bildiriye imza atıyoruz. Ancak bin 128 akademisyenin bir bildiriyi imzalamasının ve bunun bu kadar rahatsız etmesinin temel nedeni, akademisyenlerin bir araya gelip bir metinde buluşmasıydı” dedi.

‘Mütevelli heyeti imzaların geri çekilmesi için baskı yaptı’

Üniversiteye gelen mütevelli heyetinden gelen sekreterin akademisyenlere imzalarını geri çekmeleri hakkında baskı yaptığını dile getiren Mutluer, Nişantaşı Üniversitesi Rektörü’nün istifasının ardından mütevelli heyet başkanının tek bir imzayla herhangi bir gerekçe göstermeden kendisinin ve diğer akademisyenlerin 7 maddelik bir tebligatla iş akdini feshettiğini söyledi.

‘Gezi’den sonra çoğulculuk yok edilmeye başlandı’

Üniversite içerisinde de öğrenciler arasında kutuplaşmaların da yavaş yavaş baş göstermeye başladığını söyleyen Mutluer, çoğulculuğu üreten akademi alanlarının kapatılmasının amaçlandığını vurguladı. Türkiye’de çoğulculuğun Gezi Direnişi’nin ardından yok edilmeye başladığına dikkat çeken Mutluer, “Bütün bu sözümüzün sivil toplum alanın, beraber siyaset yaptığımız, birbirimizi tanıdığımız çoğulluğumuzu ürettiğimiz alanın kapatılması Gezi ile başladı. Gezi sonrası bütün internet yasalarının değişmesi, iletişim, güvenlik yasalarının değişmesi onlarla beraber özel yetkili hakimler ve mahkemelerin kurulması, medyanın kıstırılması, artık tek taraflı yayının yapılması sürecin bir parçasıydı” şeklinde konuştu.

‘İşimize son verilebilir ama çalışmalarımız engellenemez’

HDP’nin siyasal zeminde dar alana hapsedilmesi, Diyarbakır, Suruç, Ankara’da yaşanan daha birçok katliamlara Türkiye’nin batısından da ses çıkıyor olması iktidarın yok etmeye çabaladığı bir dayanışma olduğunu ifade eden Mutluer, “O yüzden tutabileceğiniz tek bir şey var artık. Bir hakikat var ve ‘bizim bunu görmemiz lazım’ feryadıyla biz akademisyenler bir araya geldik. Evet, bu bir bastırmaya da gitti. Biz akademiyi hakikatleri görmek ve bunları toplumla paylaşmak için yapıyoruz ki yeniyi beraber örebilelim. Kurumlarda işler bulunmayabilir, kaynaklarımızı kesebilir ama yaptığımız çalışmaları engelleyemez” dedi.

‘Çiçeklerle ilgili değil, katliamla ilgili bir bildiriydi’

Uluslararası dayanışmayla imza bildirilerinin sayısının hızla büyüdüğünü ve geniş bir alana yayıldığını dile getiren Mutluer, sadece ifade özgürlüğü ile ilgili de değil, yaşanan katliamlar ve vahşete de tepki gösterdiklerini belirterek, “Akademisyenler, metinlerinde bugün Kürdistan’da olan sıkıntıları, katliamları, vahşetleri de referans verdiler. Çünkü bundan dolayı destek verdiler, çiçeklerle ilgili bir kampanya yapmıyoruz” ifadelerini kullandı.

‘İnsanların yaşadıklarının yanında akademisyenlerin mağduriyet değil’

Mutluer, Cizre’de devam eden vahşet bodrumlarına işaret ederken, işine son verilmesiyle ilgili de şunları söyledi: “Bu konuyu konuşurken bile çok utanıyorum. Biz akademisyenlerin insanların yaşadıklarının yanında mağduriyet değil. Çünkü canını, yaşam alanlarını kaybediyor insanlar. Toplumsal açıdan bakıldığında, çok ciddi güven kaybının olduğunu görüyoruz. Kürtler istedikleri talepleri dikkate alınsa oradaki kutuplaşma ve umutsuzluk hissi olmazdı. Ama hiçbir talep ve en son barış talebi de geri çevrilince tabi bir kutuplaşmaya neden oldu.”

‘Katliamlar bizi 40 yıl geriye götürdü’

Mutluer son olarak, Kürdistan’da yaşananların insanlığı 40 yıl geriye götürdüğünü belirterek, Cizre’de yaşanan vahşet bodrumlarına karşı dayanışmanın büyütülerek sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi.

 

(Dicle Haber Ajansı)

Kategori: Manşet