İklim KriziManşet

İklim uzmanları Katowice’de gerçekleşen COP24’ü değerlendirdi: Kazançlar, kayıplar

0

İklim değişikliği ile mücadelenin aciliyetinin ortaya konduğu IPCC 1.5  Derece Özel Raporu’nun ışığında gerçekleşen COP24 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 24. Taraflar Toplantısı) toplantısı 2-14 Aralık 2018 tarihleri arasında Katowice kentinde gerçekleşmişti.

Zirvede 2020 yılından itibaren yürürlüğe girecek iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerini somutlaştıran Kural Kitabı kabul edilmiş, Paris Anlaşması’nda “gelişmiş ülke” olarak değerlendirilen Türkiye’nin, “gelişmekte olan ülke”statüsüne geçme talebi ise kabul görmemişti.

Polonya’daki konferansa katılan ve gelişmeleri yerinde takip eden iklim uzmanları, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından düzenlenen “2018 Katowice İklimZirvesi-COP24’ten İzlenimler” başlıklı panelde akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazetecilerle bir araya geldi.

Panelde Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde (UNFCCC) gelişmiş ülkelerin yer aldığı Ek-1 listesinden çıkma talebinin neden zirve gündemine alınmadığı, üçüncü kez Polonya’nın ev sahipliğinde, eski bir kömür madeninde düzenlenen COP zirvesindeki “kömür reklamı” ile kimlere, ne mesaj verilmek istendiği, karbon vergisi ülkelerin tecrübeleri, iklim aktivistlerine yönelik müdahaleler, Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelede acilen atması gereken adımlar ve COP26 adaylığı konuşuldu.

Türkiye’nin gelişmiş ülkeler listesinden çıkma talebi neden konferansın gündemine alınmadı?

İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı ve İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, COP24’ün 2015’te imzalanan Paris Anlaşması’nın nasıl uygulanacağı ve bu hedeflerin nasıl güçlendirileceğine dair iki temel gündemi olduğunu söyledi. Şahin, Türkiye’nin 25 yıldır “gelişmiş ülke değilim” diyerek Ek-1 listesinden çıkmak istemesindeki ısrarının müzakerelerde söz sahibi olma şansını engellediğine dikkat çekti.  

“Türkiye 2015’ten beri bu sorunu çözmeye çalışıyor. Geçen yıl Bonn’da bizim de açıkça gördüğümüz Almanya’nın sorunu çözmeye yönelik hazırladığı bir metin vardı. Almanya kolaylaştırıcı olarak gelişmekte olan ülkelere bunu kabul ettiremedi. Gelişmekte olan ülkeler kabul etseydi bile muhtemelen Türkiye kabul etmeyebilirdi. Bu metin kabul edilmeyince bu yıl Türkiye Katowice’ye giderken ‘madem öyle Ek-1’den çıkalım’ diye öneri verdi. İklim değişikliği ile ilgilenen hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir öneriydi.

Türkiye Delegasyonu Polonya’daki COP24 müzakelerinde

“Türkiye, bu kadar yerleşmiş bir rejimin içinde yerini değiştiremezdi”

Türkiye, bu kadar yerleşmiş bir rejimin içinde yerini değiştiremezdi. 197 ülkenin konsensus sağlaması gereken bir kategori değişikliği zaten yapılamazdı. Yapılamayacağı da biliniyordu. Öneri açılışta gündem dışı kaldı ve iş istişareye bırakıldı. Fransa’nın kolaylaştırıcılığında bu sefer yeni bir metin ortaya çıktı. Bunu ise kapalı kapılar ardında pazarlık yapılan bir metin olduğu için kimse görmedi. Kapanıştan bir gün önce o metnin üzerinde de anlaşmaya varılamadığı açıklandı. Sonra Türkiye ‘bizim sorunumuzu çözmediniz’ diyerek kapanışı bloke etti. COP Başkanı seneye kadar sorunu kişisel olarak halledeceğini söyledi. 

Peki biz neden Ek-1’den çıkmak gibi en yukarıdan pazarlığı açıyoruz? Bu belli değil. Türkiye bu pazarlıkta koz olarak Paris Anlaşması’nı onaylamamayı kullanıyor. Halbuki Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylamaması hiç kimse için bir sorun oluşturmuyor. Elinizde koz olarak kullandığınız şeyin bir değeri yok. Olmadığı için de önemsenmiyor.”

“Bundan sonra ilk yapılması gereken Türkiye’nin Paris Anlaşması’nın onaylayıp iklim politikalarını geliştireceğini açıklaması”

Şahin, Türkiye’nin statü değişikliği önerisinin ise kabul edilmeyeceği görüşünde. 

“Türkiye şu anda rejim içinde gelişmiş ülke kabul edildiği için Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanamıyor. Diğer iklim finansmanından yararlanıp yararlanamayacağı konusunda bir netlik yok. Paris Anlaşması’na da taraf değil. Bence olması gereken şuydu: Türkiye bu pazarlığa hiç girişmeyip doğrudan doğruya anlaşmayı onaylayıp rejimin içinde müzakerelerin içinde aktif bir aktör olup, kendinden yana ülkeleri ve tarafları çevresine toplayacak bir müzakere biçimi geliştirip sorununu müzakere edebilirdi. Çünkü talebinde haksız değil ama yöntemi yanlış. Katar, Singapur ve Güney Kore bile gelişmekte olan ülke sayılırken Türkiye’nin gelişmiş sayılması orantısız. Türkiye’nin iklim finansmanından yararlanması lazım. Bundan sonra ilk yapılması gereken Türkiye’nin Paris Anlaşması’nın onaylayıp iklim politikalarını geliştireceğini açıklaması. Peki Ek1’den çıkabilir mi? Mümkün değil.”

Semra Cerit Mazlum ve Ümit Şahin 

COP24’te Türkiye’nin en büyük kaybı ne oldu?

Ortak raporlama kurallarının tüm taraf ülkeler için geçerli olduğunu ve 2 yılda bir ‘saydamlık’ raporu verileceğini söyleyen Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Semra Cerit Mazlum, Türkiye’nin Ek-1 ülkesi olarak bu raporları eksik de olsa verdiğini ancak Paris Anlaşması’nı onaylamayarak çok büyük bir fırsatı kaçırdığını söyledi. 

“2007’ye kadar bu rejimin içinde hiçbir yerdeydik. Sadece gözlemciydik. Heyetler dinlemeye gidiyorlardı. 2007’de Bali Yol Haritası kabul edildiğinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinden hepsinin yine bugünkü gibi farklı sorumluluklarla yeni bir anlaşmaya varabileceğine dair bir kanal açılınca tüm taraflar eşit bir şekilde konuşmaya başladılar. Türkiye bir sürü bildirim yaptı. Kurumlar, sivil toplum hareketlendi. 2007’den itibaren hepimiz iklim konuşmaya başladık. Bir irade oluşmaya başladı. Sonra Kopanhag’da o kısım kapandı, yeni bir kanal açılmış oldu. Cancun kararı çıktı. O Türkiye’nin tartışmasını genişletti. Paris yeni bir umut daha doğurdu.

“Kuralların ertelenmiş olması, sürdürülebilir kalkınma mekanizması Türkiye’nin kullanabileceği bir şeydi”

Şimdi ise 2006’ya geri dönmüş olduk. Tüm rejim Paris Anlaşması’nın altına taşınmış oldu. Sözleşme altında, Kyoto Protokolü altında kurulan tüm mekanizmalar Paris Anlaşması’nın altına geldi. Bundan sonra oradan ilerleyecek. Sözleşme önemli ama uygulama Paris Anlaşması’nın altında olacak ve biz yokuz. Gelecek seneden itibaren taraf olmazsak bu rejimin içinde olmayacağız. Sürdürülebilir kalkınma mekanizması Türkiye’nin kullanabileceği bir şeydi. Türkiye onun müzakeresinde olmayacak. Adaptasyon komitesi, uzun vadeli finansman gibi birçok başlık Paris Anlaşması’nın altında geldi. 11 sene boyunca açılmış olan iklim eyleminin yapılması konusunda Türkiye’deki fırsat penceresi kapanmış oldu. Türkiye Paris Anlaşması’nı imzalamazsa buna karar verecek kişilerin bundan sonra oturup düşünmesi lazım.” 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Mehmet Emin Birpınar COP24 zirvesinde. 

İklim değişikliğinin yarattığı küresel tehditler çevrenin ekolojinin dışında sosyal ve ekonomik sorunları da beraberinde getiriyor. Sera gazı emisyonlarına neden olan sektörler için uygulanan karbon vergisi de sürdürülebilir bir enerji politikası için önemli bir araç olarak öne çıkıyor. COP24’te karbon vergileriyle ilgili etkinlikleri takip ettiğini anlatan İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Pınar Ertör Akyazı’ya göre, karbon vergisi uygulayan ülkelerin elde ettikleri tecrübeler doğrultusunda sosyal adalet kavramı ön planda. 

“Sosyal adaleti düşünmezsek karbon fiyatlandırmasında iklim adaletinden bahsedemeyiz”

“CLPC Leadership Dialogue Carbon Pricing” etkinliğinde karbon vergisi uygulayan ülkelerinde tecrübelerini dinledik. Buna göre sosyal adaleti düşünmezsek karbon fiyatlandırmasında iklim adaletinden bahsedemeyiz. Alınan vergiler daha çok yoksul kesimleri etkiliyor ve ciddi bir eşitsizliğe yol açıyor.” 

Karbon fiyatlandırmada iletişim dilinin önemine değinen Akyazı, teknik ve ekonomi dilini kullanmak yerine adalet dilini kullanmamızı, hava kalitesine vurgu yaparsak daha başarılı olabileceğimizi, toplanan gelirin şeffaf bir şekilde ortaya konulması gerektiğini, iyi politika olmadan iyi iletişimin mümkün olamayacağını ifade etti. 

Cem İskender Aydın ve Pınar Ertör Akyazı

“COP24’e gelen iklim aktivistlerinin ülkeye girişleri engellenmeye çalışıldı”

COP24’te iklim aktivistlerine yapılan muameleyi ve AB’nin en büyük kömür üreticilerinden Polonya’nın açtığı kömür standıyla gösterdiği “samimiyetsizliği” eleştiren Mercator-İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Cem İskender Aydın, Türkiye’nin COP26 adaylığını değerlendirdi. 

“COP24’e gelen iklim aktivistlerinin ülkeye girişleri engellenmeye çalışıldı. Sınır kapısında durduruldular. Kimi aktivistlerin otellerde basıldıklarını duyduk. Bu COP’ta STK’lar için ayrılmış bir salon yoktu. Önceden CAN Europe’un salonu olurdu. Hoş karşılanmama durumu söz konusuydu. Sivil toplum temsilcileriyle bir araya gelen Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, ‘gelecek yıl Türkiye’nin pavilyonunu 2 katına çıkaracağız’ dedi. Türkiye neden COP26’yı yapmak istiyor? Tanıtım fırsatı olarak görülüyor. İngiltere ve Almanya da adaylıklarını açıklamıştı.”

Sarı yeleklilerden iklim hareketine dersler – Yeşil Gazete

Greta’dan Türkiyeli genç iklim aktivistlerine: “Yaşlı kuşakları iklim krizinden sorumlu tutun ve sesinizi duyurun!”

Dünyada elektriğe erişimi olmayan bir milyar kişi Yeşil İklim Fonu’ndan yoksun bırakılıyor

COP24 içeride devam ederken Katowice sokaklarında neler oluyor? – Özge Doruk

BM İklim Zirvesi, Paris Antlaşması Kurallar Kitabı’nın kabul edilmesi ile sona erdi

Belçika tarihinde bir ilk: Brüksel’de 65 bin kişi küresel iklim değişikliği için yürüdü

Haber: Merve Damcı

(Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.