Kültür-SanatManşetRöportaj

Hem bedene hem gözlere ziyafet: Kurda kuşa aşa ve GÖZE

‘Küçücük bir tohumun içinde bir türün devamı saklı. Küçücük bir şey, toprakla buluştuğunda filizlenip yeşeriyor… Bu eşi benzeri olmayan bir mucize!’

Fotoğraf sanatı (veya bilimi) fotoğraf çekenin gördüğünü gördürür bize. Dolayısıyla her gün gördüklerimize yeni bir bakış açısı kazanırız fotoğrafçılar sayesinde. Tohumlar da böyle bir bakışı, yeniden bakışı, tekrar tekrar bakışı hak ediyor günümüzde. Hem gıda ve doğa açısından, hem de görsel ihtişamları çerçevesinde.

Lalehan Uysal’ı Buğday Dergisi’nin imece usulü yapıldığı günlerde tanımıştım. Sonrasında birlikte pek çok işler yaptık, halen de yapıyoruz. Lalehan, genelde bir projenin görsel yönünü, projenin amacına uygun olarak iletişim çerçevesinde bütünlüklü olacak şekilde tasarlar ve koordine eder şekilde bulundu aramızda. Yani hep bir ekip çalışması içinde. Bu durum uzun yıllar sürdü, ta ki öğrenciyken aldığı “göz” ve “görme” eğitimine sahip çıkıp, objektifini tohumlara çevirene kadar. O noktada Lalehan’ın gözü, tohumlar ve objektif üçlüsü dışında kimse yoktu, elbette tohumları tedarik eden bizler hariç!

Kurda Kuşa Aşa ve Göze Sergisi Oxford’dan Gaziantep’e kadar toplam dört noktada sergilendi. Şimdi ise sonuna yaklaştığımız şu günlerde İstanbul Cihangir’de hikayesi çok eskilere giden bir binada, Ark Kültür’ün evinde sergileniyor. 13 Temmuz Cumartesi günü son gün.  Görmeyen kalmasın diyor ve röportajı yayınlıyoruz.

Merhaba Lalehan, Adın tasarımını üstlendiğin dergi künyelerinde uzun yıllar kreatif direktör olarak yer aldı. Seni tanıyanlar dergi yayıncılığı dışında farklı mecralarda farklı projelerde de imzanı gördü. Aynı zamanda Buğday ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin ve Şişli %100 Ekolojik Pazarı’ın kurucuları arasında anılıyorsun. Bugün ise karşımıza olağanüstü tohum fotoğrafları ile çıktın. Bir yılda farklı coğrafyalarda çok konuşulan sergiler açtın. Tohum fotoğrafları çekmeye nasıl başladın? Tohumlar seni neden cezbetti?

Babaannem ağaç, annem çiçek, anneannem sebze tohumları saklardı. Bana akşam sefalarının siyah tohumları kalırdı. Annemin giysi dolabında sakladığı, babaannemin mangal külünde koruduğu, anneannemin çaputlara sarıp sarmaladığı tohumlardan payıma düşen tohumlar oyun arkadaşlarımdı. Onların fotoğraflarını çocuk yaşta hafızamla çekmeye başladım Ama gerçek fotoğraf makinasının deklanşörüne ilk hangi tohumu fotoğraflamak için bastığımı hatırlamıyorum. Benim için önceleri tohumların dış görünüşleri cezbediciydi. Kimi uzun boylu kimi tombul bazıları büyük çoğu küçüktü. Çizgili olanları da vardı, parlak renkli olanları da.  Onları fotoğrafladıkça beni görünenden ötesi, içlerindeki yaşam cezbetti. Küçücük bir tohumun içinde bir türün devamı saklı. Küçücük bir şey, toprakla buluştuğunda filizlenip yeşeriyor… Bu eşi benzeri olmayan bir mucize!

Fotoğraflarında tohumlarla birlikte öne çıkan şeyler de var. Çok iyi bir ışık, çok farklı bir bakış açısı, canlı, transparan renkler…

Hiçbiri tesadüf değil. Ben bugün var olmayan bir okulda, Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda grafik tasarım eğitimi aldım. “Bir grafik tasarımcı, önce çok iyi bir fotoğrafçı olmalı” diyen Alman hocalarımız sanatın fonksiyonel yanının öncelikli olmasını ilke edinen Bauhaus Ekolünün temsilcileriydi. Baktığımızdan fazlasını görmemiz ve göstermemiz için çaba sarf ettiler. Tohumlarda baktığımdan fazlasını gördüm. Gördüklerimi göstermek için de fotoğraf disiplininden yararlandım.

Bütün titrlerini dışlayarak kendini bir tohum gözlemcisi olarak tanımlıyorsun. Sence herkes tohum gözlemcisi olabilir mi?

Neden olmasın? Keşke herkes tohum gözlemcisi olsa. Yediğiniz içtiğinin tohumlarını merak etse. Ama çoğunluk tohumları değil meyvelerini gözlüyor. Hangi buğdayın tohumu daha lezzetli, hangi ağacın tohumu çabuk büyür de meyve verir? diye düşünüyor. Oysa ne meyvesini, ne yaprağını, ne de çiçeğini yiyemediğimiz öyle ağaçlar var ki onları sadece seyretmek bile ömre bedel!

Buğday Hareketinin öncüsü Victor Ananias’tan sık sık duyduğumuz “kurda, kuşa, aşa…” tekerlemesine sen “göze” kelimesini ekledin. Sergine de “Kurda, Kuşa, Aşa ve Göze!” adını verdin ve Victor’a ithaf ettin. Victor’la uzun yıllar birlikte çalışmış biri olarak ne söylersin?

Deklanşöre her bastığımda, toprağına tohum serperken ektiğinin sadece insan için olmadığını, tüm canlılara yeteceğini anlatan Anadolu insanının dillendirdiği kadim niyetin sonuna bir kelime daha ekleyerek tekrarlıyorum: “kurda, kuşa, aşa ve GÖZE!” diyorum. Bu tekrarlar bana Victor’u hatırlatıyor. Onu toprağa bıraktığımız gün, ekolojik bütün için çalışan biz Buğdaygiller, Victor’a “attığın tohumları yeşerteceğiz” sözünü verdik, sözümüzü tutmak için çalışıyoruz. Benim yeşerttiğim tohumlar ise bu fotoğraflar, tohumları görünür kılmak için açtığım bu sergiler. Victor’un çalmayı çok sevdiği kavalıyla oda oda dolaşıp nefes üflediği Ark Kültür’deki sergim Victor’a!. Elindeki bal kabağı tohumunu dünyanın en değerli mücevheri gibi tutarak gerçeküstü sandığım gerçek tohum hikayeleri anlatan Victor’a…

Estetik fotoğrafların makrografik olarak tanımlanıyor, çok kişi tarafından biliniyor ve konuşuluyor. Sıklıkla “Ben sergi açmıyorum, gözümüzü açıyorum” dedin. Amacına ulaştın mı? Gözler açıldı mı?

Fotoğraflarımı gözüm açılmış gibi çektim. Eminim bakanların da gözü açılmıştır Her gün yeni bir tohumla tanışıyorum. Her tohumla gözüm daha çok açılıyor. Tohumlar başlı başına bir dünya. Hep birlikte daha çok yolumuz var.

Tohum fotoğrafları nerelerde sergilendi şimdiye kadar?

Geçtiğimiz yıl temmuz ayında Londra’da Oxford Üniversitesi’nin St. Catherine’s College’da teması tohum olan “Oxford Food and Cookery sempozyumunda Anadolu tohumlarının fotoğraflarıyla hazırladığım sergim bir ilkti. Bunu Gaziantep Uluslararası Gastronomi Festivali’nde Gaziantep’e has yerel tohumlardan ilham alarak çektiğim fotoğraflardan hazırladığım sergi izledi. Ardından Çukurova’ya has yerel tohumları fotoğrafladım ve Adana Lezzet Festivalinde üçüncü sergimi açtım. Dördüncü sergi Düzce Üniversitesi’nin düzenlediği Ulusal Botanik Bahçeleri Sempozyumunun  bir parçası olarak olarak gerçekleşti. İstanbul’daki sergim bu dört sergide yer alan fotoğraflarımdan bir seçki.

Yalnız mı çalışıyorsun?

Evet.. Çalışırken yalnızım. Hangi tohumu nasıl, nerede, hangi ışıkta, hangi açıdan çekmeliyim sorularını soran da cevaplayan da benim. Bazı tohumlar çok fotojenik her açıdan güzeller. Bazıları kaprisli, bir türlü tam ele vermiyorlar kendilerini. Zor olanlar da var zorlayanlar da. Acı biberleri çekmek zordu. O kadar acıydılar ki gözyaşlarım dinmek bilmedi. Antep fıstıkları da zorlayanlardandı. Renklerini tam gösteren bir ışık kurarken bir iki bir iki yedim, çekecek fıstık kalmadı.

Kaç fotoğraf var? Artıyorlar mı?

Çok hızlı artıyorlar! Sayarsam bereketi kaçar diye düşünüyorum ve asla saymıyorum.

Zorunlu işler dışında zamanımın çoğunu fotoğraf çekerek geçiriyorum. Hayatımda önemli bulduğum iki şeyi sonunda birleştirdim. Tohumlar ve fotoğraf. Onlar da birleşti ve sergiler oldu.

Sırada ne var?

Tohumlar sınır tanımıyor. Rüzgar onları nere götürürse, oradayım!.

Kategori: Kültür-Sanat