COP28Manşet

[COP28] Türkiye’nin 2050’de elektriğin yüzde 91’inin temiz kaynaklardan üretmesi, 2053’de ‘net sıfır’ mümkün

0

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Dubai’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı’nda (COP28) düzenlediği bir basın toplantısıyla Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası’nın “Dönüşümün Takvimi ve Coğrafyası” başlıklı üçüncü ve son raporunu açıkladı.

Rapor; Türkiye’nin net sıfır CO2 emisyonu hedefine kömürü aşamalı olarak devreden çıkararak, yenilenebilir enerjiye (ağırlıklı olarak güneş ve rüzgar) hızla geçerek, iletim sistemindeki esneklik seçeneklerini kullanarak (pompaj depolaması, bataryalar vb.) ve sanayi, ulaşım ve binalarda elektrifikasyon ve enerji verimliliği yoluyla nasıl ulaşabileceğini gösteriyor.

Net Sıfır Senaryosu, karbon tutma, yakalama ve negatif emisyon teknolojileri kullanılmadan Türkiye’nin emisyonlarını 2018 seviyelerine kıyasla 2030 yılında yüzde 32 ve 2050 yılında yüzde 68 oranında nasıl azaltabileceğini ortaya koyuyor.

Basın toplantısında, İPM İklim Değişikliği Çalışmaları koordinatörü ve projenin lideri Dr. Ümit Şahin, üç yıllık projenin öne çıkan bulgularını sunarak Türkiye’de daha iddialı bir iklim politikasıyla 2053 yılına kadar net sıfırın nasıl mümkün olduğunu açıkladı.

Çalışmanın ilk aşamasına göre, Türkiye emisyonlarını 2030 yılına kadar 2018 seviyelerine kıyasla yüzde 32 oranında azaltabilir ve 2050 yılına kadar yüzde 68 oranında azaltım sağlayabilir. Raporda, kömür yakıtlı enerji santrallerinin çok büyük bir kısmının 2035 yılına kadar, tamamının ise 2040 yılına kadar tamamen kapatılabileceği vurgulanıyor.

Raporun maliyet analizi kısmı ise net sıfır senaryosunda özetlenen dönüşümün yatırım, işletme, bakım ve diğer maliyetler dahil toplam maliyetinin 2020-2030 yılları arasında 171 milyar dolar olduğunu ortaya koyuyor. Toplam faydaların büyük bir kısmının (70 milyar dolar) azalan yakıt tüketiminden kaynaklandığı belirtilen çalışmada, net maliyetin 101 milyar dolar veya yılda yaklaşık 10 milyar dolar olduğu tahmin edildi.

2023’te tamamlanan üçüncü aşama ise, elektrik sektörünün dönüşümünün zamanlamasına, coğrafi dağılımına ve şebeke üzerindeki etkisine odaklanarak beş yıllık aralıklarla karbonsuzlaştırma yörüngesini önceliklendiriyor. Rapor, kömürden uzaklaşmayı tamamlamak için elektrik sektöründeki mevcut kömürlü termik santrallerin ne zaman ve hangi sırayla aşamalı olarak kapatılabileceğine dair içgörüler sunarken uygun depolama tesisleriyle birlikte belirli bölgelerde yeni gaz ve yenilenebilir enerji santrallerine duyulan ihtiyacı özetliyor ve bunların ne zaman ve ne ölçüde hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Ilgaz: Türkiye fosil yakıtların terk edilmesine veya azaltılmasına karşı olduğunu açıkladı

Basın toplantısının moderatörlüğünü yapan Oil Change International’dan Mahir Ilgaz açılışta şunları söyledi:

“Bu sabah GST’de Türkiye delegasyonu fosil yakıtların hem terk edilmesine hem de azaltılmasına dair herhangi bir karara karşı olduklarını ilk kez bu kadar açık olarak söyledi. Bunu duymak benim için şaşkınlık vericiydi. Gerçi bunun Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı’yla uyumlu, dürüst bir pozisyon olduğu söylenebilir belki, ama bu yine de bazı önemli fosil yakıt üreticisi ülkelerin bile fosil yakıtlardan çıkış veya azaltma konusunda görece ileri bir pozisyon aldığı bir dönemde böyle bir açıklama kafa karıştırıcı. Ayrıca Türkiye’nin bu pozisyonu enerji güvenliği kaygıları nedeniyle aldığını söylemesi de şaşırtıcıydı, çünkü iklim değişiklilğinin etkilerine karşı bu kadar kırılgan ve fosil yakıt ithalatına bu kadar bağımlı bir ülkenin en kısa zamanda fosil yakıtlardan kurtulmaya çalışması beklenirdi.”

Şahin: 2053 net sıfır hedefi çok önemli

Basın toplantısında raporun çıktılarını açıklayan Sabancı Üniversitesi İPM İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin ise  Türkiye’nin 2053’te net sıfır emisyona ulaşma hedefinin çok önemli olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Üç yıldır yürüttüğümüz kapsamlı çalışmalarla, yenilenebilir ve temiz kaynaklara dayalı bir enerji sistemiyle 2053’te net sıfır emisyon hedefine ulaşmanın mümkün olduğunu gösterdik. Türkiye’nin emisyonları 2050’ye kadar yüzde 68 azalabilir. Şebeke esnekliğini sağlayacak önlemlerin alınmasıyla yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payı 2050’de yüzde 91’e ulaşabilir, depolama sistemlerinin kapasitesi 40 gigavatı bulabilir. Elektrikli araç stokunun ise 2050’de 19,4 milyona ulaşarak binek araç pazarındaki payının yüzde 66’ye çıkabileceğini öngördük.”

Linyit kömür santral kapasitesinin 2030’da 3 gigavata düşürülebileceğini ve bu santrallerin 2035’te tamamen kapatılabileceğini ifade eden Şahin, ” Devam çalışmamız, net-sıfır hedefine adım adım nasıl ulaşılacağını göstermeye yardımcı oldu. İthal kömürlü termik santral kapasitesinin ise 2030’da 4 gigavata gerileyeceğini ve 2035’ten sonra tamamen kapatılabileceğini hesapladık. Böylece 2050’de fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi sadece yüzde 7 olurken, güneş, rüzgar, jeotermal ve biyokütlenin elektrik üretimindeki payı yüzde 80’e yükselecek.” bilgisini paylaştı.

İlhan:  Artıştan azaltım kabul edilemez

Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye‘den Elif Cansu İlhan ise İPM’nin son üç raporunun özellikle önemli olduğunu ve 2050’de net sıfır için bir yol haritası sunduğunu vurguladı:

“Türkiye hala gelişmekte olan bir ülke olduğu gerekçesini iklim değişikliğinde üzerine düşeni yapmamak için kullanmaya devam ediyor. Dün COP28’in açılışında Türkiye’nin baş müzakerecisi Türkiye’nin 1,5 derece sıcaklık artışının etkilerini yaşamaya başladığını söyledi, ancak iklim değişikliğiyle mücadele için yapılanlar, iklim acil durumu yaşayan bir ülkeye uygun değil. Türkiye’nin ilk ulusal katkı beyanındaki artıştan azaltım hedefi aslında 2030’a kadar emisyonlarını yüzde 30’dan fazla arttırma hedefi anlamına geliyor. Geçen yıl pek çok ülkenin 1,5-2 derece ile uyumlu olmasa da hedeflerini daha güçlü olacak şekilde güncellediği COP27’de Türkiye’nin böyle bir artış hedefi vermesi kabul edilemez. Ayrıca Türkiye’nin emisyonlarını tepe noktaya çıkarmak için 2038 yılını hedef koyması da kabul edilemez ve 2053’te net sıfır hedefiyle de uyumlu değil. Türkiye’deki iklim STK’ları olarak başlattığımız 2030 iklim hedefleri kampanyasında Türkiye’nin emisyonlarını 2030’a kadar %35 azaltma hedefi belirlemesini talep ediyoruz. Bu tabii artıştan azaltım hedefi olmamalı, hemen başlayacak şekilde mutlak emisyon azaltım hedefi istiyoruz. Türkiye iklim krizinden sorumlu bir ülke olarak üzerine düşen adil katkıyı yapmalıdır. Türkiye’nin politika yapıcıları iklim hedeflerinin aynı zamanda çok sayıda başka faydası da olduğunu anlamalı. Biz de kampanyamızda emisyonları azaltmak için yapılacakların istihdam için, sanayi için iyi olduğunu, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla yeni işler yaratılabileceğini, ekonomik kriz de yaşayan Türkiye’de enerji fiyatlarının düşmesiyle enflasyonla da mücadele edilmiş olacağını ve pek çok ekonomik sorunun çözüleceğini söylüyoruz. Ayrıca adil dönüşüm bölgesel eşitsizlikleri de azaltabilir. Dün Türkiye’nin iklim delegasyonu Kayıp ve Zarar Fonu‘ndan para almak istediklerini de söyledi. Oysa Türkiye’nin azaltım hedefi belirleyerek adil geçiş fonuna erişebilir olması daha gerçekçi ve uygun olur. İPM raporları adil dönüşüm planlarıyla bölgesel olarak insan onuruna uygun yeşil işler yaratılabileceğini, böylece ekonomik ve sosyal sınıflar arasındaki eşitsizliklerin de azaltılacağını gösteriyor.”

Rapordan öne çıkanlar…

Üç ciltlik raporda “enerji sektörü”yle ilgili öne çıkan başlıklar şöyle:

  • Türkiye linyit kömür santrallerinin hepsini 2035’e kadar, ithal kömür santralleri dahil tüm kömür santrallerini ise 2040’tan önce devreden çıkarabilir. Buna göre, kömürlü termik santrallerin çoğu 2030’ların ilk yarısında aşamalı olarak kapatılmalı. Yerli linyit santrallerinin 2020 yılında 9,5 GW olan kurulu gücü, 2030 yılında 3 GW’a düşürülmeli ve ve 2035 yılına kadar tamamının aşamalı olarak kapatılmalı. 2020’de yaklaşık 9 GW olan ithal kömür santrallerinin kurulu gücü 2030’da 4 GW’a, 2035’te 1,3 GW’a düşmesi ve ve 2040’ta tamamen kapanması öngörülüyor.

  • Bu sayede 2020 yılında 135 MtCO2 olan elektrik sektöründen kaynaklanan CO2 emisyonları 2030 yılında yüzde 48, 2035 yılında yüzde 78 ve 2050 yılında yüzde 88 azalarak 18 MtCO2’ye düşüyor.

  • Rüzgâr kapasitesinde hızlı bir artış ve ardından güneş enerjisi kapasitesinde önemli bir büyüme söz konusu. Yeni rüzgar ve güneş santrali kurulumları Batı ve Orta Anadolu‘da yoğunlaşıyor.
  • Türkiye’nin kara ve deniz üstü rüzgar enerjisi kurulu gücü, Net Sıfır Senaryosu’nda 2030’da 32 gigavatı ve 2050’de 62 gigavatı geçebilir.
  • Rüzgar enerjisi kurulu gücünün 2030’da bu seviyeye ulaşması mevcut kapasiteye göre yüzde 122 artış anlamına gelirken, 2050’de 62 gigavatı aşması durumunda toplam rüzgar enerjisi kapasitesi yüzde 330 yükselmiş olacak.. 2040’tan sonra sisteme konsantre güneş ve açık deniz rüzgâr kapasiteleri de eklenmektedir.
  • Türkiye’nin güneş enerjisi kurulu gücü ise çok daha hızlı bir büyümeyle 2030’da 36 gigavata, 2050’de yüzde 193 gigavata ulaşabilir. Bu durumda, Türkiye’nin güneş enerji kurulu gücü 2030’da mevcut kapasiteye göre yüzde 155 artarken, 2050’de ise bu artış 14 katı bulabilir.
  • Yeni rüzgar enerjisi santrallerinin çoğunluğunun Batı Anadolu ve Batı Akdeniz bölgesinde, güneş enerjisi santrallerinin de Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yoğunlaşacağı öngörülüyor.
  • Jeotermal enerji, biyokütle enerji santralleri ve hidroelektrik santral kapasitesi daha mütevazı bir artış göstermektedir.
  • Türkiye’de depolama tesislerine yapılacak yatırımlarla 2030’a kadar 5,7 gigavat kapasiteye ulaşılabileceği hesaplanırken, 2050’de bu kapasitenin 40 gigavata yükselebileceği tahmin ediliyor. Esneklik mekanizması olarak kullanılabilecek uluslararası enterkonneksiyon hatlarının (ENTSO-E ve Gürcistan) Net Transfer Kapasitesinin 2020’de 1 GW’tan 2030’da 3,4 GW’a ve 2050’de 9 GW’a çıkması beklen Depolama santrallerinin kurulumunun Orta Anadolu bölgesinde yoğunlaşacağı öngörülüyor.
  • 2020’de, modern yenilenebilir enerji kaynaklarının (güneş, rüzgar, jeotermal, biyokütle) payı yüzde 17’dir ve kademeli olarak 2030’da yüzde 46’ya, 2035’te yüzde 64’e yükseliyor ve 2050’de yaklaşık yüzde 80’e ulaşıyor. Buna karşılık, fosil yakıt kaynaklarının elektrik üretimindeki payı 2020’de yüzde 58’den hızla azalarak 2030’da yüzde 29’a, 2035’te yüzde 13’e ve son olarak 2050’de yüzde 7’ye düşüyor.
  • Net Sıfır Senaryosunda, Akkuyu‘da 4,8 GW kapasiteli bir nükleer enerji santrali inşa halinde. Elektrik sistemine 2030 yılında yüzde 8 oranında giren nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payı yıllar içinde azalarak 2030 yılında yüzde 6,5’e, 2050 yılında ise yüzde 5’e düşüyor.

‘Diğer sektörler’

Rapor serisinde “diğer sektörler” için hazırlanan yol haritası ise şu şekilde:

  • Ulaşım sektöründe, fosil yakıttan yeşil hidrojene geçiş çok öne çıkıyor. 2020’de neredeyse sıfır olan elektrikli araçların payı 2030’da yüzde 20’ye (3,8 milyon EVs) ve 2050’de yüzde 66’ya (19,4 milyon EVs) ulaşabilir.
  • Ulaşım sektöründeki dönüşümün hız kazanmasıyla 2030’da toplam binek araç pazarının yüzde 20’sini elektrikli binek araçların oluşturacağı, bu oranın 2050’de yüzde 66’ya çıkabileceği hesaplanıyor. Bu durumda 2050’de Türkiye’deki toplam elektrikli binek araç sayısının 19,4 milyonu bulması bekleniyor. Böylece diğer sektörlerdeki dönüşümün de sağlanması durumunda, Türkiye’nin 2053 için belirlediği net sıfır emisyon hedefine ulaşabileceğine kesin gözüyle bakılıyor.
  • 2018’de 83 MtCO2 olan ulaştırma sektöründen kaynaklanan CO2 emisyonlarının 2030’da yüzde 21, 2050’de yüzde 65 azalarak yaklaşık 29 MtCO2’ye düşeceği öngörülüyor.
  • Binalarda kömür, sıvı yakıt ve biyokütle tüketiminin 2030 yılına kadar aşamalı olarak kaldırılması ve elektrifikasyon nedeniyle binalarda gaz ve LPG tüketiminin 2050 yılına kadar ortadan kalkması durumunda binalardan kaynaklanan toplam emisyonlar 2030 yılında 2018 seviyesine kıyasla yüzde 46 azalıyor ve 2046 yılına kadar tamamen ortadan kalkıyor.
  • Sanayide enerji tüketiminden kaynaklanan toplam emisyonlar 2018 yılına kıyasla 2030 yılında yüzde 23, 2050 yılında yüzde 67 oranında azalıyor. 2050 yılında, sanayide enerji kullanımından kaynaklanan 30 MtCO2 artık emisyonun yüzde 57’si yüksek enerji ve yüzde 23,5’i düşük enerji yoğunluklu sanayilerden kaynaklanıyor.
  • Çalışmada sanayiden kaynaklanan proses emisyonlarının azaltılması en zorlu konu olarak belirlenmiş Yüksek enerji yoğun sektörlerde talep değişikliği, endüstriyel süreçlerden kaynaklanan emisyonların azaltılmasına yol açan kilit bir bileşen olacağı öngörülüyor. Buna göre, proses emisyonları 2030 yılında yüzde 12, 2050 yılında yüzde 43 daha düşük olacak.  Ancak bu durumda bile, sadece proses emisyonlarındaki artış durdurulacak ve 2050 yılına gelindiğinde hala yaklaşık yıllık 58 MtCO2 emisyona sebep olacaktır.

Türkiye’nin emisyonları

Türkiye Paris Anlaşması’nı 2021 yılında onayladı ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedefliyor. 2023 yılı itibariyle 85 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık 18. ülkesi ve 1,15 trilyon dolarla 17. büyük ekonomisi olan Türkiye’nin sera gazı emisyonları artıyor. Sera gazı emisyonları 2021 yılında 1990 yılı seviyelerine kıyasla %157 oranında artarak 564 milyon tona ulaştı. Karbondioksit (CO2) emisyonları ise 1990 yılından bu yana neredeyse iki katına çıkarak 452 milyon tona (küresel CO2 emisyonlarının %1,2’si) ulaştı. Bu hızlı artış, Türkiye’yi fosil yakıtlar ve sanayiden kaynaklanan CO2 emisyonları bakımından dünya genelindeki 195 ülke arasında 13. sıraya yerleştirdi.  Türkiye’nin kişi başına CO2 emisyonu 5,4 ton ile küresel ortalamanın üzerinde olup 64. Sırada bulunuyor. Tarihsel sorumluluk açısından önemli olan kümülatif emisyonlar açısından ise 26. sırada yer alıyor.  Artan emisyonları ve G20 üyeliği nedeniyle iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir rol oynuyor.

2053’e kadar net sıfır emisyon hedefi, Türkiye’nin iklim politikasında önemli bir dönüm noktası oldu. Paris’ten önce Türkiye herhangi bir emisyon azaltımı taahhüdünde bulunmamıştı. Şimdi ise önümüzdeki otuz yıl içinde emisyonların net sıfıra indirilmesi hedefleniyor. Ancak, yayınlanmış herhangi bir uzun vadeli strateji ve kömürden çıkış politikasının yanı sıra NDC’deki zayıf, tutarsız kısa vadeli taahhütler nedeniyle bu niyetler temelsiz kalıyor. Yavaş ilerleyen sürecin nedenlerinden biri, enerji güvenliği, şebeke gereksinimleri ve baz yük ihtiyaçları ile ilgili endişeler nedeniyle enerji sektörünün isteksizliği gibi görünüyor. Bununla birlikte, şebeke esnekliği ve kömürden çıkış hedefi için gerekli adımlar atıldığı sürece, Türkiye 2053 hedefine yenilenebilir kapasite artışı ile ulaşabilir.

Türkiye’nin iklim hedefi

 Türkiye, Nisan 2023’te BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘ne (UNFCCC) Güncellenmiş İlk Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkısını (NDC) sundu. Buna göre de  genel sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar referans senaryoya kıyasla %41 oranında azaltmayı ve emisyonları azaltmadan önce 2038 yılında zirveye ulaşmayı taahhüt etti. Sonuç olarak, Türkiye’nin sera gazı emisyonları, 2020 seviyelerine kıyasla %32 artarak 2030 yılında 693 milyon tona ulaşacak.

Ayrıca, enerji dönüşümünün hızlandırılmaması ve  mutlak azaltım hedefi taahhüt etmemesi halinde 2038 yılına kadar emisyonları artırmak ve 15 yıl içinde net sıfıra inmek çok mantıklı görünmüyor.

More in COP28

You may also like

Comments

Comments are closed.