Köşe YazılarıManşetYazarlar

Gezegeni koruyarak sağlıklı beslenme mümkün mü?

Popüler bilim dergisi Nature, Aralık ayı içinde yayınlanan son sayılarından birinde uzun bir süredir yapılan bir tartışmayı; tam pandemi öncesi yayınlanan bir raporu da hatırlatarak tekrar gündeme taşıdı. Gezegenimizi de koruyarak sağlıklı bir beslenme modeli yaratmamız mümkün mü?

Pandemi öncesi 2019 Şubat ayında, 16 ülkeden 37 beslenme uzmanı, ekolojist ve diğer uzmanlardan oluşan Lancet  Gıda, Gezegen, Sağlık Komisyonu (EAT) bir rapor yayımlamıştı. Komisyonu oluşturan uzmanlar bu raporun sonuç bölümünde, hem dengeli beslenmeyi hem de çevreyi dikkate alarak geniş bir diyet değişikliği çağrısında bulunmuştu. EAT referans diyet önerilerine göre kişiler bol sebze ve meyve yemeli, az miktarda da et ve balık tüketmeliydi. Rapor ilk yayınlandığı dönemde başta uygulanır olup olmadığı konusunda olmak üzere çok tartışmalara yol açtı. Bugün de bu tartışmalar sürüyor ve bazı bilim insanları şimdi yerel çevresel kaynaklara zarar vermeden yerel boyutlarda sürdürülebilir diyetleri test etmeye çalışıyorlar.

2010-2050 yıllarında nüfus ve gelirde öngörülen büyüme, iklimden etkilenen ve üretim ve tatlı su kullanımı gibi gıda sistemlerinin yarattığı çevresel baskılarda % 50 ile 90 arası bir artışa neden olabilir.

Gıda üretimi bilindiği gibi sera gazı emisyonunun önemli kaynaklarından biri… Ülkelerin şu andaki gıda üretimi ve dağıtımı ile gıda dışı tüm emisyonları sıfıra indirseler bile, sıcaklık artışını Paris Anlaşması‘nın hedefi olan 1,5 °C ile sınırlandıramayacakları hesaplanıyor. Gıda üretim ve dağıtım sisteminden kaynaklanan emisyonların büyük bir kısmı hayvancılık tedarik zincirinden geliyor, büyük hayvan çiftlikleri önemli bir sera gazı kaynağı.

2014 yılında, Minnesota Üniversitesi‘nde ekolojist olan David Tilman ve Oxford Üniversitesi‘nde gıda sistemleri bilimcisi olan Michael Clark, 2010 ve 2050 yılları arasında küresel olarak kentleşme ve nüfus artışındaki değişikliklerin gıda ile ilgili emisyonlarda % 80’lik bir artışa neden olacağını hesaplamışlardı.

Gıda araştırmacılarından oluşan bir çalışma grubu besleyici ve sürdürülebilir olması gereken bir ‘gezegen sağlığı’ diyeti tasarladı ve önerilen diyeti dünyanın farklı bölgelerindeki diyetlerle karşılaştırdı. Bu karşılaştırma sonucu dünyanın çeşitli bölgeleri arasındaki eşitsizlikler ortaya çıktı.

Bugün şu biliniyor ki; tüm dünya bitki temelli bir diyet ile beslenseydi ve diğer tüm sektörlerden gelen emisyonlar da durdurulabilseydi, dünyanın 1,5 °C iklim değişikliği hedefini tutturma şansı %50’lere ulaşabilirdi. Hatta atıkları azaltmak gibi gıda sistemindeki daha geniş değişiklikler ve iyileşmeler sağlanabilseydi, bu hedefe ulaşma şansı  % 67’ye kadar yükselebilirdi.

Uzmanlar, ‘bitki temelli beslenme’ öneriyor

Bu tür bulgular et endüstrisini rahatsız ettiğinden yeni beslenme modelleri üzerindeki çalışmalar et üreticileri tarafından lobi çalışmalarıyla bugüne kadar engellenmeye çalışıldı. İşte böyle bir ortamda ortaya çıkan EAT–Lancet Komisyonu raporu gezegenimizin geleceği için diyet değişikliği tartışmalarının lobilerin etkisinden uzak, daha güçlü olarak yapılmasına yardımcı oldu. Bu raporun da etkisiyle beslenme uzmanları, bütün yiyeceklerden oluşan temel bir sağlıklı diyet hazırlamak için bugüne kadar yapılmış tüm çalışmaları gözden geçiriyor. Daha sonra bugüne kadar yapılmış çalışmalardan farklı olarak uzmanlar, karbon emisyonları, biyoçeşitlilik kaybı ve tatlı su, kara, azot ve fosfor kullanımı da dahil olmak üzere diyet için çevresel sınırlar da belirledi. Bu çevresel sınırların aşılması ise gelecekte gezegenimizin üzerindeki insanları besleyemez duruma düşürebilir.

Sonuç olarak beslenme uzmanlarının bugüne kadar yaptığı gezegenimizin kaynaklarıyla uyumlu sağlıklı beslenme çalışmaları temel olarak bitki temelli bir beslenme planı ile sona erdi. Günlük 2.500 kalorilik diyetin ortalama kilolu bir 30 yaşındaki bir insan için bir haftada izin verdiği maksimum kırmızı et 100 gram ile sınırlıydı. Bu, tipik bir Amerikalının tükettiğinin dörtte birinden daha az. Beslenme planında alkolsüz içecekler, dondurulmuş akşam yemekleri, şekerler ve yağlar gibi ultra işlenmiş gıdalardan kaçınılması da öneriliyor.

Gıda tasarımcılarına göre gezegen sağlığı diyeti, yaklaşık 11 milyon hayat kurtarabilir. Benzer şekilde 2014 yılında yapılan bir analiz yağ, et ve şeker içeriği düşük diyetlerin küresel ortalama bir diyetle karşılaştırıldığında çeşitli sağlık risklerini göreceli olarak azalttığını gösterdi.

Birçok bilim adamı EAT -Lancet raporu sonucu ortaya çıkan diyet önerisinin, zengin ülkelerdeki ortalama bir kişinin düşük gelirli ülkelerdeki benzerlerinden 2,6 kat daha fazla et tükettiğini gösterdiğini ve beslenme alışkanlıkları sürdürülemez olan merkez kapitalist ülkeler için bu diyete uyulması halinde gezegenin korunması açısından mükemmel sonuçlar vereceğini söylüyor. Ancak diğer yandan diyetin düşük gelirli ülkelerin gıda güvencesizliği yaşayan insanları için yeterince besleyici olup olmadığı da tartışılıyor.

Küresel İyileştirilmiş Beslenme İttifakı’ndan (Global Alliance for Improved Nutrition) bir bilim insanı olan Ty Beal, henüz yayımlamadığı bir araştırmasında yeni gezegen sağlığı diyeti önerisini analiz etti. Bu yeni gezegen dostu diyetin 25 yaşın üzerindekiler için önerilen çinko alımının % 78’ini ve kalsiyumun % 86’sını ve üreme çağındaki kadınlar için demir gereksiniminin sadece% 55’ini sağladığını buldu. Bulgular diyet önerisi ve bunun özellikle yoksul ülkelerde uygulanmasının sağlıklı beslenme açısından sonuçlarının tartışılmaya devam edeceğini gösteriyor.

Düşük ve orta gelirli bölgelere dikkat edilmeli

EAT -Lancet raporunu hazırlayan bilim insanları grubunun da altını çizdiği önemli bir nokta var, bilim insanları şimdilik düşük ve orta gelirli bölgelerde çevreyi korumaktan çok yeterli beslenme sağlama konusunda endişeliler. Dünya Gıda Örgütü’nün de (FAO) EAT –Lancet analizini küresel olarak daha kapsayıcı hale getirmek ve yeniden yapılandırmak için bir komite kurduğu biliniyor. Bu komitenin küresel ölçekli bir değerlendirmesinin 2024 yılında yayınlanması bekleniyor.

Sonuç olarak zengin merkez kapitalist ülkelerin her sektörde olduğu gibi beslenme açısından da aşırı tüketimleriyle küresel iklim krizinin daha da ağırlaşmasına neden olurken yoksul ülkeler gıda güvencesizliğinin pençesinde boğuşuyor. Gezegenin kaynaklarını koruyan sağlıklı bir diyetin tüm dünyaya yaygınlaştırılması için atılacak adımlar bu büyük eşitsizlik ortadan kaldırılmadan sürekli olarak başarısızlığa mahkum olacak.