Dış Köşe

‘Geçmişle hesaplaşalım’ diyeni linç etmek kolay, zor olan anlamaya çalışmak – Tümay Tuğyan

Kıbrıs tarihi, çatışmacı geçmişin travmalarıyla doludur.

Gerek 1963-1974 döneminde Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları arasında, gerekse Türkiye’nin adaya müdahale ettiği 1974 yazında yaşananlar, siyasi sebep ve sonuçlarından bağımsız olarak, ada üzerinde yaşayan insanların tümüne farklı şekillerde acı bedeller ödetti.

Her iki toplumun da ölüleri var, her iki toplumun da bugün hâlâ akıbetleri bilinmeyen kayıpları var.

Kıbrıs sorununun bugün devam eden çözümsüzlüğünün temel engellerinden biri de aslında, gerek Kıbrıs Rum, gerekse Kıbrıs Türk toplumu içerisinde, gerek güneyde, gerekse kuzeyde, çatışmacı ruhu besleyerek, şu anda devam eden de facto durumdan çeşitli yönleriyle nemalanan, uçlardaki etnik milliyetçiler.

Bu sorun, sadece Kıbrıs adasına özgü bir sorun da değil aslında.

Gerçekler tek yanlı, acılar ortak
Dünyanın, farklı etnik kimlikler arasında sorunların yaşandığı hemen her bölgesinde, uzlaşının önünde duran kocaman bir duvar olagelmiştir hep, ekstremist, şoven çevreler.

Hep kendi acılarını vitrine koyup karşı tarafın yaşadıklarına kör ve sağır olan…

Hep kendi mağduriyetlerini ön plana çıkarıp, karşı tarafın da benzer mağduriyetler yaşamış olabilme ihtimaline kapıları sonuna kadar kapatan…

Kıbrıs’ta insanlar, çok uzun yıllar boyunca, çatışmalı yıllar esnasında ‘öteki’ toplumdan insanların da öldürüldüğünü bilmeden yaşadı.

1963-1974 dönemini fiilen yaşamayan genç nesiller, her iki tarafta, tam da bu amaçla, bilinçli bir şekilde kurgulanan eğitim müfredatları sayesinde, ‘gerçekler’i’ hep tek yanlı, tek boyutlu öğrendi.

Oysa acılar ortak.

Savaş, etnik kimliğine bakmaksızın, herkesin canını yaktı.

Her iki toplumdan da sayısız sivil, bu çatışmaların kurbanı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler Milletvekili Doğuş Derya’nın, Meclis kürsüsünden yaptığı o konuşma da, aslında tam da bunu anlatır.

Vurun Derya’ya!

Kıbrıs’ta federal çözümün gerekliliğine işaret ettiği konuşmasında Derya şöyle diyordu: “Savaşlarda sanki kazanan taraflar varmış gibi, bu ülkede bizden başka insanların da acı çektiği bize unutturulmaya çalışıldı. Evet, biz Kıbrıslı Türkler olarak çok acı çektik. Kayıplarımız var. Ölümlerimiz var. Evlerimizden göç ettirildik. Ama kaybeden sadece biz olmadık. Bu ülkede bizden başka yaşayan insanlar da var; Kıbrıslı Rumlar da var, Maronitler de var, Ermeniler de var ve bu insanlar da en az bizim kadar kayıp yaşadılar. Bu insanlar da evlerinden kovuldular, mülklerinden oldular, tecavüze uğradılar…” 

Bu sözlerin ardından,  sosyal medyada fırtına koptu önce.

Aralarında, TC kökenli eski bakanlardan Kenan Akın ve KKTC Hataylılar Derneği Başkanı Bertan Zaroğlu’nun da bulunduğu bazı isimler, sosyal medya hesaplarından Doğuş Derya’ya saldırdı.

Cinsel içerikli ağır hakaretler içeren mesajları buradan aktarmıyorum ancak tecavüz tehdidine kadar varan Derya’yı hedef gösterme girişimi, derhal karşı tepkikere de neden oldu.

Çünkü Hem Kıbrıslıların acılarını yok sayarak, aynı acıların yeniden yaşanmaması için yürütülen her türlü barışçıl çabayı hakir görerek, çözümsüzlüğün ve çatışmacı ruhun devamına katkı koyma girişimiydi bu, hem de ‘hakir görülen’ kadın cinsiyetini aşağılayıp önemsizleştirmeye çalışıp, erkek egemen söylemi beslemekti.

En dikkat çeken çıkış AKEL’den

Federal çözüm yanlısı siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin yanı sıra, toplumun pek çok farklı kesiminden destek gören Doğuş Derya’nın Meclis kürsüsünden söyledikleriyle ilgili en dikkate değer çıkış da kuşkusuz Güney Kıbrıs’tan, AKEL Partisi’nden geldi.

AKEL Merkez Komitesi’nin yaşananlarla ilgili açıklamasından bir bölüm aktarmak istiyorum burada:

“Kıbrısrum toplumunda, Doğuş Derya’nın cesur tutumunu olumlu bir hareket olarak görüp selamlayanların, benzer cesareti de göstermeleri gerekir. Bizim toplumumuzun işine gelmeyen gerçekleri de söyleme cesaretini göstermeleri gerekir. Kıbrıslıtürk sivillerin ve esirlerin aleyhine Kıbrıslırum faşistlerin cinayetler işlediklerini de kabul etmeleri gerekir. 1974’te kadınlara tecavüz edip, çocukları öldürüp, silahsız esirleri infaz ederek, Muratağa/Maratha’yı, Atlılar/Aloi’yi, Sandallar/Sandalaris’i ve Taşkent/Tohni’yi kana bulayanlar (üstelik de kendilerini herkesten daha vatanperver olarak niteleyenlerin kategorisinden olan) bazı Kıbrıslırumlar değil miydi? Bugün kuyularda kemiklerini bulduğumuz çocukları toplumlararası çalkantılar döneminde öldürenler bazı Kıbrıslırumlar değil miydi?

Gerçeği, ama tüm gerçeği ve sadece gerçeği söylemediğimiz takdirde iki toplum arasında güveni tekrar inşa edebilmemiz mümkün olamaz. Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin güveni ve yeniden yakınlaşması tek başına Kıbrıs sorununun çözümünü getirmeyebilir, ama iki toplumun birbirlerine güveni ve yeniden yakınlaşmaları federal çözüme ulaşabilmemiz ve çözümün pratikte işleyebilmesi için gerekli olan bir koşuldur.”

Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmayı, maksadını aşan bir perspektiften değerlendirerek, hem Kıbrıs’ın kuzeyinde ve hem de Türkiye’de CTP-BG milletvekili Doğuş Derya’ya karşı bir linç kampanyası başlatma çabasında olan kesimler var, ne yazık ki.

Derya’nın gör dediği

Ama bu işin kolay yolu…

Zor ve ama gerekli olan ise Derya’nın ne demek istediğini, bizlere neyi göstermeye çalıştığını anlamaya çalışmak.

Derya’nın sözleri arasından, tecavüzden bahsettiği bölümü alıp, ‘Sen Türk askerine nasıl tecavüzcü dersin?’ gibi bir saldırı zemini yaratmak, işin özünü görmemek ya da görmezden getirtmeye çalışmak biraz da.

Kıbrıs’ta 1963-1974 döneminde sayısız tecavüz vakası yaşandı.

Dünyanın diğer bütün çatışmalı bölgelerinde olduğu gibi, mağdurlar, sivillerdi.

Hem Kıbrıslı Türk siviller, hem Kıbrıslı Rum siviller…

Failler ise kimi zaman her iki toplumdan milisler, kimi zaman ise üniformalılardı.

Bunlar bizim acı gerçeklerimiz.

Adanın geçmişi, acılarla dolu.

Birbirine çok benzeyen ama birbirini tanımayan, tanıma fırsatı bulamayan acılarla.

1964 yılında Mağusa’da, işinden evine dönerken Rumlar tarafından öldürülen Kıbrıslı Türk’ün, kucağındaki bebeğiyle dul kalan, hem kendi hayatı, hem de küçük kızının hayatı çalınan gencecik bir kadının acısıyla, bu cinayetin hemen ardından, sırf misilleme olsun diye yine evine dönerken Kıbrıslı Türkler tarafından öldürülen yaşlı Rum’un çocuklarının acısı, aynı acı.

Ve bizler, birbirimizin acısına dokunmayı öğrenmediğimiz sürece de, bu yaralar ilk günkü gibi kanamaya devam edecek.

Bu ada üzerinde yaşayan her iki toplum, önce kendi geçmişiyle, daha sonra da ‘öteki’nin geçmişiyle hesaplaşmak zorunda.

Aksi şartlarda, ortak bir gelecek kurmaktan bahsedebilmek, mümkün değil.

Doğuş Derya’nın Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmanın üzerine basarak saldırıya geçen milliyetçi kesimlerin, hiç istemeden de olsa yol açtıkları belki de en önemli sonuç, Kıbrıs’ın güneyinden bir siyasi partinin, Kıbrıslı Rumların kendi geçmişleriyle yüzleşebilmeleri adına çok önemli bir zemin yaratan yukarıdaki açıklaması.

Bu, gelecek inşası adına hem çok önemli bir gelişme, hem de Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasetçilere örnek teşkil etmeli.

Tümay Tuğyan – Diken.com.tr

Kategori: Dış Köşe