Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Feminizm/ LGBTİ+ kitaplığı] Hayaletler her yerde: Cinsiyet ve ırk çıkmazı

Jeffrey Eugenides‘in hacimli kitabı Middlesex‘i çok hızlı bitireceğinizden ve bitirdiğinizde çıktığınız yolculuğun sizi olduğunuzdan başka biri yapacağından şüpheniz olmasın.

Şöyle başlar Middlesex: “Ben iki kez doğdum: İlkinde 1960 yılının Ocak ayında, Detroit için inanılmaz derecede dumansız bir günde kız olarak ve daha sonra tekrar 1974 yılının Ağustos ayında Petoskey’de bir acil kliniğinde, ama bu defa ergenlik çağında bir delikanlı olarak.”

Ardından interseks olduğunu öğreneceğimiz  Calliope Stephanides’in ailesinin Bursa’da başlayan hikâyesi, İzmir Yangını’ndan Detroit Ayaklanması’na kadar uzanır, genişler.

Cinsellik, cinsiyet, aile, aşk ve göç üzerine büyük bir araştırmanın ürünü olan Middlesex tarihsel kurgu anlamında çok tatmin edici bir iş. Kitabın ana karakterinin cinsiyetine ve cinselliğine dair konular ise, -yazarının kendi deyimiyle- ajite olmamak adına bir parça “geçiştirilmiş” gibidir. Yine de Middlesex’in 21. yüzyılın en iyi kitaplarından biri olduğu gerçeği değişmez. Kitapla ilgili biraz daha bilgi için Cem Tunçer’in K24’ten beş yıl önceki yazısına bakmanızı öneririm.

Peşimizi bırakmayan hayaletler

“Ölümün ne olduğunu bildiğimi düşünmekten hoşlanırım. Göz kırpmadan bakabileceğim bir şey olduğunu düşünmek isterim. Büyükbabam yardımın lazım deyip siyah bıçağını pantolon kemerine soktuğunda, peşinden evden çıkıyorum, sırtımı dikleştirip omuzlarımı askı gibi geriyorum çünkü büyükbabam öyle yürür.  (…) Büyükbabam elimi kana bulamaktan çekinmediğimi bilsin istiyorum. Bugün benim doğum günüm.”

Böyle bir ihtimal var mı bilmiyorum ama etrafınızda henüz bu kitabı övmüş kimseyle karşılaşmadıysanız, bu boşluğu hemen doldurmak isterim. Söyle Hayalet Şarkını Söyle, Amerikalı yazar Jesmyn Ward’ın ikinci kez National Book Award kazanmasını sağlayan romanı. Ward, bu ödülü alan ilk kadın yazar olarak tarihe geçti bile.

Kitap hapiste beyaz bir baba ve uyuşturucu bağımlısı siyah bir annenin 13 yaşındaki çocukları Joseph’in gözünden açılıyor. Anlatıcı karakter bir anne –Leonie– oluyor bir Joseph. Kitap katman katman Amerika’nın ırkçı tarihinin tüm izlerini, geride kalan hayaletlerini üzerinize bırakıyor. Ergen bir çocuk üzerinden, etrafında dönen fakirlikle, uyuşturucu bağımlılığıyla, erken yaşta anne-baba olma sorunuyla… Bunların hiçbirini didaktik bir şekilde yapmıyor üstelik hikâye, kitabın edebi başarısı da  en az konusu kadar ön planda.

Herkes suçlu, herkes kurban

Kitabın yazarı da siyah bir kadın olunca ne 17 yaşında anne olan ne de uyuşturucu bağımlılığı yüzünden çocuklarını ihmal eden Leonie’yi de suçlu rolüne koyup içinizi rahatlatabiliyorsunuz. Neredeyse herkesin kurban olduğu bir hikâye bu. İşin içinden çıkması biraz zor. Biraz beyaz insana sinirlenip hırsınızı alabiliyorsunuz ama hayaletlerin sesini bastırmaya yetmiyor bu da.

Bu arada kitabın çevirmeninin Begüm Kovulmaz olduğunu da belirtmek gerek. Benim gibi ne çevirse okurum diyenler varsa kitabı okumak için bir diğer bahane olur belki. Bir not da yazar hakkında, yazar çocukluğunu Mississippi’de geçirmiş gerçek bir Güneyli, bu kadar içinde olmasına rağmen hikâyeyle arasındaki dramatik mesafeyi böyle başarıyla korumuş olması da onu gerçekten iyi bir yazar yapıyor.

Kategori: Hafta Sonu