Kültür-SanatManşet

!f İstanbul’a Yeşil Bakış 3 – ‘Kadınlar Kahramandır’

Çizgi romanlardaki süper kahramanlardan konuşmuyorsak ‘kahramanlık’ söylemine, birilerinin sürekli kahramanlar olarak önümüze sürülmesine ve örnek gösterilmesine hep soğuk bakmışımdır. Ancak bu şu gerçeği değiştirmiyor: her kadın her gün erkeklere rağmen yaşamaya ve kendini var etmeye devam ederek görünmez kahramanlığını sürdürüyor. Bu durum şiddet, kentsel dönüşüm, yıkım, evlerinden edilme, kıtlık ve yoksulluk ortamlarında daha da fazla geçerli ve kadınlar bu koşullardan (çocuklarla birlikte) en fazla etkilenenler oluyor. Fotoğraf ve sergileme sanatçısı JR’ın 2008 yılında Brezilya, Kamboçya, Hindistan ve Afrika’da yürüttüğü proje ‘Women Are Heroes-Kadınlar Kahramandır’ bu ülkelerin en yoksul mahallelerinde bir erkeğe dayanmadan kendi başına ayakta duran gündelik kahramanlarını portre şeklinde fotoğraflayarak bizzat yaşam ortamlarında bina duvarlarını, trenleri, çöp kamyonlarını tümüyle kaplayacak şekilde sergiliyor. Kendi ortamlarında devleşen, sergi salonlarında el üstünde tutulan, sergi kitaplarını imzalamaları istenen kadınların gerçekten de kahramanlıkları teslim edilmiş oluyor. Bu sergilemelerin kendileri ise görsel çarpıcılık anlamında da oldukça etkili.

Festival kapsamında gösterilen film ise önce fotoğraflanan kadınların yaşam ortamları içindeki öykülerine odaklanıyor. Rio’nun favelaları, Phom Penh’in kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılan mahalleleri, Delhi’nin gecekondu bölgeleri ve Kenya’nın sakinlerine hiç tekin gözlerle bakılmayan Kibera’sı bu öykülerin gerçekleşme mekanları ve bütün bu koşullara rağmen kadınlardan mahalleleri hakkında (başkalarının oralar hakkında ne düşündüğü dışında) kötüleme sözleri duymuyoruz. Kadınlar kendilerine güvenli, dimdik ayakta, ve kameraya ve fotoğraf makinesine kendilerini ifade ediyor olmaları da bu hallerini perçinliyor, belki bir kademe daha güçlendiriyor. Sanatın güçsüzlerin kendilerini ifadesi yoluyla güçlenmeleri için kullanımına önemli bir örnek olan projenin çocuklara yönelik yan etkinlikleri de olduğunun ipuçlarını da görüyoruz filmde, ancak bu kadınların önüne geçmiyor. Sonunda ortaya çıkan ve Brüksel ve Paris’e de taşınan peyzaj sergileri, kitap ve salon sergileri ve filmin kendisinin kadınların model olarak da olsa kendi üretimleri olması ise gerçekten de ciddi bir kırılma anı; modellerini nesneleştirmemeyi başarması, aksine özne haline gelmelerine katkıda bulunması da sanatçının asıl başarısı. Film de buna uygun olarak anlatıcı bir dış ses olmadan bütün öyküyü öncesi ve sonrasıyla anlatırken görüntüleri ve müzik seçimiyle estetiği de bir yana bırakmıyor ve etkileyici bir atmosfer oluşturmayı da başarıyor. Film Çarşamba günü yeniden gösterilecek.

Bunun ötesinde film ve proje gerek mekanları, gerekse de fotoğrafın kendini ifade, katılım ve güçlenme amaçlı kullanımı açısından 2005 Belgesel Oscar’ını da almış olan ‘Born Into Brothels-Genelevde Doğanlar’ (Türkçe’ye Kalkütta’nın Çocukları olarak çevrilmiş) film ve faaliyetini anımsattı. Kalkütta’nın genelevlrinde çalışan kadınların çocuklarının yaşamını fotoğraf atölyelerinin (ve onu çevreleyen eğitim, sergi vb. etkinliklerin) nasıl değiştirdiğini ve bu iyi niyetli çabanın önüne bile başta öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal önyargılar olmak üzere nasıl engeller çıkarıldığını çok iyi sergileyen filmin ‘Women Are Heroes’dan temel farkı ise fotoğrafları çekenlerin, fotoğraflar üzerine yorum yapanların ve sonunda sergilenmek üzere seçenlerin bizzat çocuklar olmasıydı. Sonrasında süregelen ve başka kentlere de yaygınlaştırılan bir proje haline gelen filmin DVD’sini bulmak mümkün, ayrıca http://www.kidswithcameras.org adresinden de ayrıntılı bilgi edinilebilir.

Filmin İstanbul gösterimlerine Pınar Selek adına düzenlenen ve Hala Tanığız Platformu üyeleri, Esmeray ve Kardeş Türküler’in kadınlarının sahne aldığı bir etkinlik de eşlik etti. Ancak festivalin etkinlik merkezi olarak seçilen The Hall, özellikle aynı sokağı paylaştığı travesti ve transseksüel seks işçilerinin yerinden edilmesi için polisle işbirliği yapmakla ve kentsel dönüşümün bayraktarı olmakla suçlanan bir gece kulübü olunca tepkiler nedeniyle boykot edenler ve etkinlik içinde gerek katılımcılardan, gerekse de bizzat Pınar Selek’in avukatından bu tepkiyi yerinde dile getirenler de oldu, The Hall’dan ise yanıt gelmedi. Darısı etkinlik merkezi olarak burayı seçen sosyal sorumlu !f festivali organizatörlerinin başına.

Gelecek Program: Bir Avuç Cesur İnsan, Hepiniz Kralsınız, 2012:Değişim Zamanı

Programdan Öneriler: Filmler: “Life 2.0-,Yaşam 2.0”, “Santa Sangre”, “Mars”, “The Green Wave-Yeşil Dalga”, “Kwystani Qandil-Kandil Dağları”

Etkinlikler: Alejandro Jodorowsky Konuşuyor, 22 Şubat 2011 19:30 – 21:00, Festival Merkezi – Ana Salon Burlesque: Dans Atölyesi, 25 Şubat 2011 15:00 – 18:00, Festival Merkezi – Ana Salon Sundance Enstitüsü: Sundance Lab’lerine Giriş, 26 Şubat 2011 13:00 – 14:00, Festival Merkezi – Ana Salon

Alper Akyüz

Kategori: Kültür-Sanat