Dış Köşe

Endüstriyel bebek mamaları ve uluslararası kurallar – Dr. Tomris Cesuroğlu

Ebeveynler olarak her gün mama firmalarının doğrudan veya dolaylı reklamlarına ve tanıtımlarına maruz kalıyoruz. Bunlar süpermarketlerin indirimli satış ilanlarında, doktor muayenehanelerinde, ebeveynlere yönelik düzenledikleri eğitimlerde, hemen her yerde görülebiliyor. Bu tanıtımlar bazen doğrudan bebek mamaları ile, bazen de firmaların ‘emziren anne içecek’leri üzerinden yapılabiliyor.

Mama reklam ve tanıtımlarına en çok maruz kaldığımız ortamlardan biri de internet. Sanal ortamda annelere yönelik web siteleri, Facebook, Twitter, Instagram ve blog yazıları mama firmalarının mesajlarını bazen doğrudan, bazen de dolaylı şekillerden bize veriyor.

Pekiyi, hiç düşündünüz mü, bu ne kadar doğru bir şey? Bu kadar çok tanıtıma maruz kalmak annelerin zihninde nasıl bir imaj oluşturuyor sizce? Acaba bu durum ülkemizdeki emzirme oranlarını nasıl etkiliyor olabilir?

Bu konuyu tartışabilmek için yazımın ilk kısmında size endüstriyel bebek mamalarının kısa tarihçesinden ve mamalarla ilgili pazarlama aktivitelerine sınırlama getiren uluslararası kurallardan bahsedeceğim. Bunları okuduğunuzda çok şaşıracaksınız. Çünkü bu uluslararası kurallar Türkiye’de her gün, sizlerin gözü önünde ihlal ediliyor. Yazımın ikinci kısmında ise mama firmalarının mesajlarının bize doğrudan ve dolaylı şekillerde nasıl ulaştırıldığının örneklerini vereceğim.

Mama, mama, mama… 

21

Endüstriyel bebek mamaları 1800’lerde icat edilmiş ve hızla yaygınlaşmaya başlamış. Bu mamalar basitçe inek sütünden elde edilen protein, karbonhidrat gibi besin bileşenlerine yağlar, vitaminler, mineraller ve bazı başka bileşiklerin eklenmesi ile elde ediliyor. Mamayı anne sütüne benzetebilmek için bunların uluslararası standartlarda tanımlanmış oranlarda karıştırılması gerekiyor. Son olarak tozlaştırılarak paketleniyor. Tabii üretim aşamaları burada yazdığım kadar basit değil; bir dizi kimyasal ve fiziksel işlem ve çok sayıda üretim standardı var. Bu haliyle mamalar yüksek düzeyde işlenmiş gıdalar.

Üretici firmaların başta doktorlara, daha sonra halka yönelik yoğun pazarlama çalışmaları ile 1950’lere gelindiğinde mamalar bebekleri beslemenin popüler bir yolu olmuştu. O dönemde firmalar ürettikleri mamaların anne sütüne ‘neredeyse’ eşdeğer olduğunu iddia etmişler. (1950’lerden beri mamalara eklenen onlarca maddeden sonra hala aynı şeyi iddia edenler de var!). Her ne kadar araştırmalarla ortaya konmamış olsa da, endüstriyel bebek mamalarının anne sütüne iyi bir alternatif olduğu sağlık profesyonelleri ve genel halk arasındaki yaygın kanıymış. Hatta anne sütüne üstün olduğu iddia edilirmiş. (Çünkü o dönemlerde tıp kanıta değil, kanaate dayalı bir meslekmiş. Hala da kısmen öyle, ama bu ayrı bir mesele). ‘Avrupa’da en yüksek standartlarda üretilen endüstriyel mamalar tabii ki basit beslenen bir köylü kadının memesinden çıkan sütten daha iyidir’ algısı yaratılmış. Sonuç olarak, endüstriyel mamaların yaygınlaşması ile 1970’lerde tüm dünyada emzirme oranlarında keskin düşüşler yaşanmış.

22

Bu durumdan en kötü etkilenenler orta ve düşük gelir grubundaki ülkeler olmuş. Endüstriyel mama firmalarının agresif pazarlama çalışmaları ile anneler bebeklerini ‘Batı’ ülkelerindeki gibi biberon ve mamayla beslemeye özenince emzirme oranları ciddi şeklide düşmüş. Temiz suya erişimin sınırlı ve biberonların temizlik şartlarının düşük olduğu bu ülkelerde mama kullanımının, sayısı net olmamakla birlikte, ciddi oranlarda bebek ölümüne neden olduğu düşünülüyor. 1974 yılında yayınlanan ‘Baby Killer’ (Bebek Katili) raporu bu konuda bir dönüm noktası olmuş. Batı ülkelerinde bu konuda bir reaksiyon ortaya çıkmış ve sivil toplum kuruluşlarının ön ayak olması ile üretici firmaya karşı (Nestle) boykot kampanyası başlamış. İlgili mama firması ise bu konudaki iddiaları reddediyor.

23

 

Bu dönemde Birleşmiş Milletler’in ilgili kurumları olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile bir sivil toplum kuruluşu olan Uluslararası Bebek Beslenmesi Hareketi (IBFAN – International Baby Food Action Network) konunun ciddiyetini kavrayarak harekete geçmiş. Mama firmalarının pazarlama kampanyalarına sınır koymaya çalışan sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kurumlar ile endüstriyel mama üreticileri arasında bir mücadele başlamış.

‘Anne Sütü Muadillerinin Pazarlanmasıyla ilgili Uluslararası Yasa’ 

Uzun yıllar yapılan çalışmalar ve müzakereler sonucunda Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF girişimi ile hazırlanan ‘Anne Sütü Muadillerinin Pazarlanmasıyla ilgili Uluslararası Yasa’ ile mama firmalarının pazarlama faaliyetlerinin sınırları çizilmiş ve Yasa 1981’de yürürlüğe girmiş. ‘WHO Code’ (DSÖ Kodu) ya da ‘Mama Kodu’ olarak da bilinen bu yasa bebekler için emzirmeye ve anne sütüne alternatif olarak kullanılan tüm ürünleri kapsıyor. Yani endüstriyel bebek mamaları, yiyecek ve içecekler, biberonlar, emzikler, vb. bu Uluslararası Yasanın kapsamında. Yasa’da mamaların kamuoyuna ve annelere (ve anne adaylarına) ve sağlık profesyonellerine yönelik tanıtımıyla ilgili sınırlamalar getirilmiş. Özetle, bu yasanın en önemli noktaları şunlar:

  • Anne sütü yerine kullanılabilecek ürünlerin (yani mamaların, biberonların, emziklerin, vb.) reklam ya da başka yollarla tanıtımı yapılmaz.
  • Mama numuneleri veya bebek beslenmesinde kullanılan biberon gibi malzemeler serbest bir şekilde annelere dağıtılmaz.
  • Mama firmasının pazarlama personeli anneler ve anne adayları ile doğrudan ya da dolaylı bir şekilde temas kurmaz; anneler ve anne adaylarina yönelik eğitici bir işlev üstlenmez.
  • Mama üreticileri ve dağıtıcıları mama ya da biberonla beslenmenin yaygınlaşmasına yol açabilecek hiç bir nesne ya da aracı armağan olarak dağıtmaz.
  • Mamaların satışı için tüketiciyi etkileyecek indirimli satış kampanyaları, perakende satışı artırmak için özel gösteriler, standlar vb. yapılmaz.
  • Sağlık çalışanlarına mama örnekleri veya hediyeler verilmez.
  • Yazılı ve görsel materyallerde ve mamaların etiketlerinde, mamayla beslenmenin ideal ya da anne sütüne eşdeğer olduğunu gösterir biçimde bebeklerle mamaların (ve biberonların) bir arada resimleri bulunmaz.
  • Yazılı ve görsel materyallerde emzirmenin yararları ve üstünlüğü, emzirme konusunda yapılacak hazırlıklar, kısmen biberonla beslemenin emzirme üzerindeki olumsuz etkisi, emzirmeme kararından geri dönüşün zorluğu, gerekli olduğunda bebek mamasının doğru kullanımı, mama kullanımının masrafları ve mali boyutu, mamaların gereksiz kullanımının yarattığı sağlık felaketleri konusunda bilgiler bulunur.
  • Sağlık çalışanları mamalar hakkında pazarlama mesajları ile değil, bilimsel ve tam (olgulara, gerçeklere dayanan) bir şekilde bilgilendirilir.
  • Mama firmaları sağlık çalışanlarına hiçbir maddi teşvik veremez.

24

25

Gördüğünüz gibi kuralar çok net. Reklamda, eğitimde, tanıtımda “Anne sütü varsa anne sütü en iyidir, yoksa mama verilir” söylemi, ya da mamanın 6 ay öncesi ya da sonrasını hedeflemesi bir şey değiştirmiyor. Mama firmalarının anneler ve anne adayları ile doğrudan ya da dolaylı iletişim kurması, eğitim vermesi, tanıtım yapması, her türlü reklam Uluslararası Yasa’ya göre uygun değil.

Şunu da netleştirmekte fayda var: Uluslararası Yasa mamaların üretilmesini yasaklamıyor ya da gerektiğinde sağlık çalışanları tarafından bebeklere önerilmesini engellemiyor. Çünkü emzirmenin mümkün olmadığı, anne sütünün bulunmadığı ya da gerçekten yetmediği durumlarda mamalar yaşamın ilk bir yılında inek sütü vb. hayvan sütlerine daha üstün. (Bu konudaki açıklama için lütfen bir önceki yazıya bakın) Bu gibi durumlar nedeniyle mamaların üretilmesi gerekiyor. Yasa’nın engellemeye çalıştığı şey mama firmalarının etik olmayan pazarlama teknikleri. Dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösteren çok uluslu mama firmaları bu kuraları esnetmek için elinden geleni yapıyor; dahası sistematik bir şekilde ihlal ediyor. Batı ülkelerinde kanunların hayata geçirilmesi daha ciddi bir şekilde yapıldığından ihlaller özellikle Asya ülkelerinde yoğunlaşıyor. Bu konuda aktif sivil toplum örgütleri Uluslararası Yasa’nın nerde ve nasıl ihlal edildiği ile ilgili bilgi toplayıp yayınlıyorlar. Mesela bu web sitesi gibi… Halen, düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkelerde her yıl bir milyon bebeğin endüstriyel bebek mamaları kullanımı yüzünden öldüğünü söyleyen kaynaklar var.

Türkiye bu Uluslararası Yasa’yı kabul ettiği için ülkemizde de bu kuralların bağlayıcılığı olması gerekiyor. Ancak ulusal mevzuata yansıtılmasındaki eksiklikler ve uygulamadaki hatalar nedeniyle Yasa ülkemizde her hafta, her gün deliniyor. Bu sorunun aşılması, Yasa’nın tüm maddeleri ile ülkemizde yürürlüğe girmesi için yıllardır çalışmalar sürdürülüyor. 40 yılı aşkın bir sürede ilerleme ne yazık ki oldukça sınırlı. Sonuç olarak Uluslararası Yasa ülkemizde her gün deliniyor. Yukarda bahsettiğim raporlarda ‘Turkey’ diye ararsanız çok sayıda ihlalin dokumante edildiğini görebilirsiniz.

“N’apalım, biz de uymayıverelim bu Uluslararası Yasa’ya” diye düşünmeyin. Çünkü 2008’den sonraki dönemde ülkemizde emzirme oranları ciddi şekilde düşüşe geçmiş durumda. Mama firmaları tanıtımlarında, reklamlarında bunun aksini iddia eden rakamlar öne sürüyorlar ama veriler çok net: 2008’de ilk 6 ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı %42 iken 2013’te ciddi bir şekilde düşerek %30 oldu. Yani şu anda Türkiye’de sadece üç bebekten biri ilk 6 ay sadece anne sütü alıyor. (Kaynak: Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2008 ve 2013 sonuçları). Bu veriler ülkemizde Uluslararası Yasa’nın hayata geçirilmesi için acilen harekete geçmemiz gerektiğini gösteriyor.

Şimdi size soruyorum. Mevzuatı, eksiklikleri, her şeyi bir kenara koyun ve elinizi vicdanınıza koyun lütfen. Ülkemizde emzirme oranlarının artması için neye ihtiyacımız var? Mama firmalarının daha fazla tanıtımına mı? Uluslararası Yasa’nın tam ve doğru bir şekilde hayata geçirilmesine mi? 

Eğer bu Yasa’nın Türkiye için önemin anladıysanız lütfen bu bilgileri ve bu yazıyı çevrenizle paylaşın. Ancak bu şekilde kamuoyu oluşturarak ilgili kurumlar üzerinde etki yaratabiliriz.

Bu yazı bebekyapimbakimonarim.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

29

 

 

Dr. Tomris Cesuroğlu 
Hekim, araştırmacı ve anne 

Kategori: Dış Köşe