EkolojiGünün ManşetiKazdağları Günlüğü

Doğa talanında ‘gayri milli’ye de hukuk işlemiyor

Kanadalı Alamos Gold Şirketi’nin Kazdağlarının ortasında siyanürle altın arama projesi Danıştay’dan dönmesine ve şimdi de temyiz aşamasında olmasına karşın, ormanlık alanı yok etme çalışmalar hızla sürüyor. Yöre halkı ve aktivistler tepkili: ‘Ormanın üst tabakasını, topraktaki canlı yaşamla birlikte tamamen sıyırıyorlar. Asit kuyuları açmaları da engellenmezse 10 yıl sonra, bize üzerinde hiçbir şey yetişmeyen çukurlar bırakacaklar.’

Çanakkale Bayramiç’te, Kanadalı Alamos Gold Şirketi’nin Kazdağları ormanlarının ortasında açmayı planladığı altın madeni, şimdiden büyük harabiyet yarattı. ÇED süreci Danıştay’da olan maden girişimi için sürecin sona ermesini beklemeden başlatılan çalışmalar ormanda büyük ‘delikler’ açmaya başladı. Bölgeden çekilen fotoğraflarda, şirketin, altyapıyı hazırlamak üzere ormanın ortasında çok büyük bir alanı ağaçsızlaştırdığı ve bu alanlardaki orman örtüsünü ‘sıyırmaya’ başladığı görülüyor. Siyanürle altın çıkarılacak maden, Çanakkale’nin bölgenin suyunu karşılayan Atıkhisar Barajı’nın su toplama havzası içinde yer alıyor.

Kirazlı Balaban mevkii ile Bayramiç Cazgırlar Köyü arasındaki sahada başlatılan ormanı ‘sıyırma’ çalışmaları, yaklaşık 3.500 hektarlık alanı etkileyecek. Karaçam ağaçları, meşe, doğal yetişmiş makilik orman örtüsüne ev sahipliği yapan alan, doğal bir su toplama havzası. Ancak Kanadalı firmanın Türkiye’deki işletmesi olan Doğu Biga Madencilik eliyle, yargı kararı beklenmeden sürdürülen çalışmalarda şimdiden onbinlerce ağaç katledildi. Bölgede yaşayanlar ve çevre aktivistleri, alanda enerji nakil hattı çalışmalarına başlandığını, trafo kurulduğunu, atık havuzları için arazi çalışmasının ve patlatılacak tepelerin işaretlenmeye başladığını anlatıyor.

Metalik madencilik olan altın madenciliği, dünyanın her yerinde, hiç bir arıtma tesisi içermediği için, “vahşi madencilik” olarak adlandırılıyor. 1’inci  derece deprem kuşağında yer alan Çanakkale’de fay hatlarının kesişim noktalarında konuşlandırılacak atık havuzu, Kazdağları’nda yaratacağı büyük tahribatın yanı sıra, bu nedenle de büyük risk içeriyor.

27 hektardan 3.500 hektara çıktılar

Çanakkale Kent Konseyi Çevre Komisyonu Başkanı Pınar Bilir, 2012’den bu yana sürdürdükleri hukuk mücadelesi sürecini şöyle anlatıyor: “ÇED, başlangıçta 27 hektarlık bir alan alındı, sonra ‘kapasite artırımı’ diyerek 3.500 hektara kadar çıkardılar. İlk itirazımız Çanakkale İdare Mahkemesi’nde kabul görmese de ÇED Olumlu raporu Danıştay’dan döndü. Ancak yeniden bilirkişi istendi, aynı bilirkişiler yine benzer rapor verdi ve her şey yeniden başladı. İdare Mahkemesi ikinci itirazımızı da reddetti. Şimdi dava yeniden Danıştay’da temyizde”

Kazdağlarında 40 maden projesi sırada.

Kanadalı Alamos şirketi ve Türk partnerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan gerekli bütün izinlerini aldığını ve çalışmasını sürdürdüğünü anlatan Bilir, “Son olarak Enerji Bakanlığı’ndan beklenen bir izin vardı. ‘Ekonomik kriz ve seçim atmosferi yüzünden çalışmalarımızı durdurduk’ demelerine rağmen, 1 Mart’ta o izni de aldıklarını öğrendik” diyor. Enerji Bakanlığı’na kendilerinin ve avukatlarının başvurduğunu ve izin belgesini görmek istediklerini belirten Bilir, ne kendilerine ne de avukatlarına herhangi bir bilgi verilmediğini söylüyor. Pınar Bilir, alandaki durumu şöyle anlatıyor.  “Şu anda zemin hazırlığına devam ediyorlar. Normal orman örtüsünü de kazımaya başlamışlar. Bunu yapmaları gerek, çünkü siyanürlü atık havuzları derin bir çukur istiyor ve çevresinde de hiçbir yaşam formu bırakmıyor. Patlatacakları tepeleri de ağaçsızlandırmaya başladılar. Yargı süreci yüzünden geciken çalışmaları, 2019’da bitirip 2020’de işletmeye geçmeyi planlıyorlar. “

Şirketin iki ruhsatı daha var

Kanadalı şirketin, Kazdağlarında üç ayrı ruhsat alanları olduğuna dikkat çeken Bilir, Çamyurt ve Ağı Dağı’nda da siyanürlü altın aramak istediklerini söylüyor: “Bayramiç en hazırlıklı oldukları yer. Çamyurt için yaptıkları ÇED toplantısını ‘köy hayrı’ diyerek, sadece erkekleri çağırmış, köyün kadınlarına ‘sonra gelin pilav yersiniz’ demişler. Bölge göç verdiği için köylerde kalan yaşlılara, değerinin üzerinde fiyat vererek, tarım arazilerini, arsalarını satın alıyorlar ki sonradan sorun çıkarmasınlar”.

Bilir’in vurguladığı en kritik noktalardan biri de; Alamos’un açacağı madenin ömrünün, şirketin kendi verilerine göre, 10 yıl olarak planlanmış olması: “Gelenler, buradaki havayı, suyu, toprağı ve tüm yaşamı zehirleyip 10 yıl sonra çekip gidecekler. Bıraktıkları yerde ot bitmeyecek. Devlet ve yargı mekanizması halkın ve doğanın yanında durmuyor. Farkındalığı artırıp, bölge ve ülke halkıyla birlikte bunu durduramazsak, çok büyük zarar göreceğiz.” Hiç bir gelişmiş ülkede, bir şirketin bu kadar vahşi bir tahribat yapamadığını vurgulayan Bilir, “Henüz çok geç değilken, yetkililere sesleniyoruz; hatanızdan geri dönün” diyor.

40’a yakın proje sırada

Kazdağları’nda 40’a yakın madencilik projesi olduğuna vurgu yapan ve adının verilmesini istemeyen Kazdağları Kardeşliği’nden bir ekoloji aktivisti (bundan sonra X diye bahsedeceğiz) geçtiğimiz günlerde, twitter üzerinden yaptıkları kampanyayı anlatıyor: “Buraların halkı tarımla geçiniyor. Ama termik santral, JES, HES, maden projelerinden bir türlü başlarını kaldıramıyorlar. Firmalar bakanlıklardan izinleri alıyor, ardından bitmeyen dava süreçleri. Dışarıdaki insanların da çok fazla haberleri olamıyor. İnsanlar öğrensin ve bir farkındalık oluşsun istiyoruz. İzinlerin iptal edilmesi hayati. Tüm ülke vatandaşlarının, topraklarına sahip çıkması çok önemli.”

Şirketin altın aramak için ruhsat aldığı diğer alanlardan Çamyurt’un Kazdağlarının hemen eteğinde yer aldığını, Ağı Dağı’nın ise Kazdağları ve Menderes Çayı’nı besleyen kaynaklara ev sahipliği yaptığını anlatan X, büyük tehlikeye dikkat çekiyor: “Bütün bu madenler, çok miktarda suya ihtiyaç duyduğu içina su kaynaklarının hemen başına yapılıyor. Ayrıca ‘asit kaya drenajı’ yaparken, toprağın çok derinine inmeleri gerekiyor. Bunu yaparken de yerin altındaki bütün ağır metalleri; civa, demir, arsenik ve kurşunu da yeryüzüne çıkarıyorlar. Bütün bunlar yeraltı ve yerüstü sularına karışıyor, tarlalara iniyor. Bunların bertaraf edilmesi ise mümkün değil. Havayı, suyu, toprağı bir daha iflah olmayacak şekilde zehirliyorlar böylece.”

Siyanürle altın arama yönteminde, ormanın üst tabakasını, topraktaki canlı yaşamla birlikte tamamen sıyırdıklarını  anlatan X, “Bize üzerinde hiçbir şey yetişmeyen çukurlar bırakacaklar” diyor.

Madenlerin atık havuzları, bölgedeki bütün yerüstü ve yeraltı su kaynaklarını kirletiyor.

Türkiye’de metal madenciliği yapan şirketlerinin çoğunun ya yabancı ya da yabancı bir ortağı olduğuna dikkat çeken X, çıkarılacak altının yüzde ikisi veya dördü karşılığında bütün zehrinin ve pisliğinin Türkiye’de bırakılacağına dikkat çekiyor: “Bu çok adaletsiz bir durum. Alamos’un Türk ortağı Doğu Biga Madencilik, daha önce Kuzey Biga Madencilik adıyla buralarda sondaj yapmış ancak köylülerin direnişiyle karşılanmış. Sondajlardan sonra yöre halkı, suların kirlendiğini, kuzu ölümlerinin, ölü doğumların yaşandığını anlattı. 2013’te bu yüzden ceza da almışlar. Ama şimdi adını değiştirip büyük bir yabancı şirketle de işbirliğine girerek yeniden deniyorlar.”

İklim krizi varken…

X, tüm dünyayı etkileyen küresel iklim krizinin, Türkiye’deki vahim sonuçlarına dikkat çekerek, “İklim krizi yüzünden zaten çok kötü senaryolar kapıda. Buna rağmen, hala ağaçları kesmek, suları kirletmeye devam etmek akıl alır şey değil. İnsanların bunun farkına varması lazım. Özellikle de bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye’de yaşayabileceğimiz çok daha zor günleri düşünerek hareket etmeli”diye konuşuyor.

Kazdağları Kardeşliği gönüllüsü X, oluşabilecek kaza risklerine de dikkat çekiyor: “Bu yılın başlarında Brezilya’da atık havuzları çöktü; 142 kişi öldü, 194 kişi kayboldu. Zehirli atıkların bölgeye verdiği zararların boyutları ise hala belli değil. Türkiye’ de de Kütahya’da yaşanan deprem sonrası asit çukurlarının duvarları çökmüştü. Kaza durumlarında oluşabilecek kirliliğin yüzlerce yıl sürebileceğinden söz ediyor bilim insanları. Bütün insanları kanser edecek bir şeyden bahsediyoruz.”

Bölge halkı, yıllardır siyanürlü altın madenciliğine karşı mücadele ediyor.Kazdağları ve çevresinde faaliyette olan iki altın madeni ile birlikte ÇED olumlu kararı alan ve/veya izin sürecinde olan 10’dan fazla siyanürlü altın madeni, 40 metalik madencilik projesi bulunuyor. Her proje ormanlara bir yara açıyor, her yara Kazdağlarını ve suyunu yok ediyor. Bölgenin eşsiz ekosistemi, tarım ve hayvancılık faaliyetleri ve turizm potansiyeli de ağır hasar alıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü, geçtiğimiz haftalarda 500 maden sahasını ihale edeceğini duyurmuştu. Konuyla ilgili konuşan CHP’nin önceki dönem İl Genel Meclisi üyesi ve Ziraat Mühendisleri Odası eski Şube Başkanı Hicri Nalbant şunları söylemişti.

“Krizin faturasını doğaya yükleyerek, yani doğayı talan ederek atlatacaklarını sanıyorlar. Hiç böyle olmayacak.. Dünya birçok şeyi bitirmiş, büyük ölçüde gözlerini Türkiye’ye diktiler. Birçok yer tehdit altında ancak en çok tehdit altında olan yerde Çanakkale. Biga Yarımadası, Kazdağları tehdit altında. Buraya verecekleri zarar birçok şeyi tetikleyecek. Bunun içinde ilk yaptıkları iş ormansızlaştırma. Bu yerde maden işletmeye başladıklarında galeri yöntemiyle yani dehliz açarak maden işlemiyorlar. Çünkü jeolojik depo buna çok uygun değil. Parçalı bir yapı var. Bunun için açık ocak işletmesi yapmak zorundalar. Bu yüzden de önce orman ötesini temizleyecekler. Sonra yapacakları hasarın azamisini yapacaklar. Dünyanın en önemli sorunu şu anda küresel ısınma. Ormanlar karbonyutak alanları, küresel ısınmayı önleyen bölgeler, su barajları. Ormanlar oksijen üretim kaynakları, insan ve canlı hayatı için yaşam alanı. Ormanlara gözlerini diktiler. Son bir iki yıldır özellikle bu yıl, orman planlamanın üzerinde ağaç kesimi yapıldığını biz biliyoruz. Kesin bilgi alamadık ancak. Bayramiç, Çanakkale, Çan’ın köylerinde herkes bunun farkında”

Planlanan maden, Atikhisar Barajı’nın su toplama havzasında.

‘Çanakkale; maden işletmelerinin iştahını kabartıyor’ 

Çanakkale’de var olan elementlerin, altın madeni işletmelerinin iştahını kabarttığını belirten Nalbant; “Çanakkale’de madencilerin gözlerini diktikleri altın ve gümüş, bakır var. Lapseki’nin bazı bölgelerinde olduğu gibi kurşun madeni var. Feldispat çıkartıyorlar seramikte kullanılmak üzere. Ama bu madenleri çıkartırken, örneğin kurşun çıkartırken yanında altında çıkıyor. Ya da altın çıkartırken başka değerli şu anda bizim adlarını bilmediğimiz o değerli elementlerde çıkıyor. Bunlar konusunda da kamuoyu yeteri kadar aydınlatılmıyor” diye konuşmuştu.

 

 

 

Kategori: Ekoloji