Dış Köşe

DAMOCRACY – Baran Alp Uncu

Başlıkta herhangi bir hata yok. İlk bakışta yazar herhalde demokrasi kelimesinin İngilizcesini yazarken, klavyede “e” yerine “a” harfine basmış diye düşünebilirsiniz. Ama kesinlikle böyle bir dikkatsizlik söz konusu değil.

DAMOCRACY dünya genelinde örgütlenen bir hareketin adı. Harekete dâhil olan grup ve bireyler, dünya genelinde hâlen işlemekte olan ve yapılması planlanan büyük ölçekli barajlara karşı çıkıyorlar.

Neden mi?

Bu sorunun cevabı biraz da büyük baraj projelerinin ve bunların etrafında gelişen baraj karşıtı hareketlerin tarihinde saklı.

Baraj kurmak 20. Yüzyılın büyük bir bölümü boyunca kalkınmanın ve sanayileşmenin en önemli şartlarından (ve simgelerinden) biri olarak kabul edildi. Buna bağlı olarak da, geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğine kadar dünya genelinde kurulan baraj sayısında sürekli ve düzenli bir artış oldu.

1900 yılında, dünyada yaklaşık 30 tane büyük baraj inşaatı tamamlanmışken; bu rakam 1950’lerde yılda 250’ye, 1960’ların ortalarında ise binin üzerine çıktı. 1970’lerde ise yıllık büyük baraj yapımı rakamlarında düşüş gözlenmeye başlandı. 1980 ve 1990’lar bu düşüş hızlanırken, 2000 yılında 200’ün altına indi (Khagram, 2004).

Kurulan yeni barajların sayısındaki inişe birçok etken neden oldu. Mesela, ekonomik krizlere bağlı olarak baraj inşaatlarına sağlanan kredi ve fonlardaki azalma bunlardan bir tanesi. Doğal gaz gibi alternatif enerji kaynaklarının daha ucuz üretilebilir hâle gelmesi ise bir diğeri.

Ama daha da önemlisi, 1980’lerden itibaren dünyanın birçok bölgesinde yerel hareketler dev barajların yapımına karşı isyan ettiler. Çeşitli çevre, insan hakları ve yerli hakları savunucusu grup ve örgütlerin de yardımlarıyla bunların bazıları küresel kampanyalara dönüştü. Şekillenmeye başlayan küresel baraj-karşıtı hareket ağı, özellikle büyük ölçekli baraj projelerini ekolojik sisteme ve yerel halklara verdiği yıkıcı zararlarından dolayı eleştiriyorlardı.

Nedir bu yıkıcı etkiler?

Bugüne kadar baraj yapımı nedeniyle yerli nüfus ve köylü topluluklarını yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan atıldı ve atılmaktalar. Kesin rakamları hesap etmek güç. Ama Dünya Baraj Komisyonu son 60 yılda dünya genelinde yerinden edilen nüfusun tahmini olarak 40 ila 80 milyon arasında olduğunu söylemekte.

Sadece Hindistan’daki Narmada Vadisi’nde bulunan 3000 barajın en büyüğü Sardar Sarovar Barajı nedeniyle topraklarından edilen köylülerin sayısı yaklaşık 150 bin. Çin’deki Three Gorges Barajı için ise yerlerinden edilen insanların sayısı 1,3 milyondan fazla olarak hesaplanıyor (http://www.worldwatch.org/node/6344). Böylelikle hayatlarına ve geçimliliklerine müdahalede bulunulan bu insanlar daha kötü şartlarda yaşamaya mahkum ediliyor. Yetmezmiş gibi yüzyılların birikimiyle oluşan kültürleri de sular altında bırakılıyor.

Toplumsal hayatı sular altında bırakan barajlar, ekolojik sistem için de büyük tehlikeler arz etmekte.  Binlerce metrekarelik ormanlık alan ve tarım arazileri sular altında kalıyor. Özellikle Amazon nehri üzerinde yapılan barajlar, yağmur ormanlarının erozyona uğramasını hızlandırıyor. Bitki ve hayvan türleri kayboluyor.

Baraj setleri balıkların göç yollarını tıkıyor. Aynı zamanda, nehirlerin taşıdığı alüvyonlara geçit vermiyor. Bu da deltaların oluşumunu engelliyor ve deniz kıyısındaki alanların su baskınına uğramasını riskini arttırıyor.

Üstelik, tüm bu yıkıcı etkiler sadece baraj bölgesini değil, kilometrelerce uzunluktaki nehir yataklarının kıyısındaki hayatı da etkilemekte. Temiz su kaynaklarına ulaşım zorlaşıyor. Tarım faaliyetleri sekteye uğruyor.

İşte bu riskleri dillendiren ve bunlara karşı mücadele veren baraj-karşıtı grup ve örgütlerin çabaları sonucunda, baraj projelerinin en büyük finansörü Dünya Bankası bile 1980’lerle beraber daha temkinli adımlar atmaya başladı ve birçok projeden desteğini çekti.

***

Ancak son dönemde yaşanan iki gelişme sonucunda hidroelektrik tekrar gözde bir enerji kaynağı olmaya başladı. Bunlardan birincisi, Çin’in artan ekonomik gücüyle beraber enerji sektöründe söz sahibi olması.

Dünya üretiminin hatırı sayılır bir payı Çin’e ait. Kendi topraklarındaki enerji ihtiyacını karşılamak için de irili ufaklı birçok baraj projesini başlatmış durumda. Hâlihazırda, Çin toplam 25 bin baraja sahip ki bu rakam dünyadaki toplam baraj sayısının yarısı. 2020 yılına kadar da şu anki hidroelektrik üretimi kapasitesini iki katından fazlaya – 250 bin megavata- çıkarmayı planlamakta.

Bunun dışında Çin, dünyanın dört bir yanındaki baraj projelerinin yapımını üstlenmekte. Çinli banka ve firmalar ağırlıklı olarak Afrika ve Güneydoğu Asya’da bulunan 49 ülkedeki 216 büyük ölçekli baraj projesini yürütmekteler. Başka bir deyişle, Çin küresel ölçekteki en büyük baraj finansörlerinden biri olarak Dünya Bankası’nın üstlendiği görevi devralmış durumda.

Baraj projelerinin son dönemde yeniden ivme kazanmasının bir başka nedeni ise, barajların ‘temiz’ bir enerji kaynağı olarak nitelendirilmesi. Enerji lobisi ve hükümetler küresel ısınma tehlikesini fırsat bilip, hidroelektrik üretimini fosil yakıtların alternatifi olarak sunmaktalar.

DAMOCRACY de bunun böyle olmadığını, aşırı sayıda ve plansız yapılan dev barajların yukarıda sayılan tehlikeleri barındırdığını hatırlatan yeni bir kolektif hareket. Türkiye, Brezilya, Şili, Hindistan, Avusturya, Irak, İspanya ve ABD’den toplamda 15 ulusal ve uluslararası örgütün bir araya gelerek oluşturduğu küresel bir hareket ağı.

İngilizce’de baraj anlamına delen ‘dam’ kelimesini demokrasi kelimesinin bir parçası yaparak, özellikle büyük ölçekli baraj projelerden etkilenenlerin yok sayılmasına işaret ediyorlar. Barajlar ile ilgili kararların bu projelerden doğrudan etkilenenlerin katıldığı demokratik yollarla alınmasının gerektiğini vurguluyorlar.

DAMOCRACY’nin ulus-ötesi niteliği barajların etkilerinin ulusal sınırları aşan karakterini de yansıtıyor. Örneğin, Dicle nehri üzerinde kurulmakta olan Ilısu barajının etkileri sadece Hasankeyf ve çevresiyle sınırlı değil. Birinci Körfez Savaşı sonrasında Saddam Hüseyin tarafından içinde yaşayan muhalifleri cezalandırmak için kurutulan Basra Bataklıkları, Irak Doğa Derneği’nin başını çektiği çabalar sonucunda tekrardan canlanmaya başlamıştı. Ancak, Ilısu Barajı’nın inşası sonucunda Dicle’nin düşecek olan debisi, tarım ve balıkçılık yoluyla yöre halkını besleyen bataklıkları tekrar çölleşme tehlikesiyle baş başa bırakacak.

***

DAMOCRACY hareketi üyeleri geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da düzenlenen Dünya Enerji Konferansı’nda bir araya geldi. Konferansa katılan Brezilya yerli lideri Şef Megaron Txucaaramae, Irak’lı önde gelen çevrecilerden Dr. Azzam Alwash, Patagonya ve Kenya’dan baraj karşıtı aktivistler, Dünya Nehirler Örgütü, Riverwatch, Amazon Watch, Doğa Derneği gibi örgütlerin temsilcileri katıldı. Hep beraber tecrübe ve bilgilerini paylaşarak yerel mücadelelerinin durumunu ve beraber hareket etmenin olasılıklarını masaya yatırdılar.

Bu işbirliğini pratiğe dökerek aralarında Kayapo Şefi Megaron Txucarramae’nın da bulunduğu 20 kişilik grup,yerel halkla beraber Ilısu Barajı inşaat alanının kapısında eylem yaptı. Hedeflerine Amazon Nehri’nin ana kollarından Şingu Nehri üzerinde inşa edilmekte olan dünyanın en büyük üçüncü hidroelektrik barajı olan Belo Monte’yi de koydular. Hep beraber “Nehirler Birleştirir, Barajlar Böler: Ilısu ve Belo Monte Barajalarını Durdurun” pankartları taşıdılar.

***

Toplantıya geri dönersek, vurgulanan en ilgi çekici noktalarından biri RIVERWATCH’tan Ulrich Eichelmann’ın söyledikleriydi. Eichelmann aslında iklim değişikliği ile mücadele ederken havaya diktiğimiz gözlerimizi, yere ve suya da indirmemiz gerekli olduğunu hatırlattı.

Evet,  küresel ısınma şu an karşı karşıya olduğumuz en büyük sorun. Ancak, fosil yakıtların alternatifini ararken, enerji sektörünün barajları çözüm diye pazarlamasına kanılmamalı. Nasıl nükleer enerji bir alternatif değilse, barajlar da çözüm değil. Zira, Amazon Watch örgütünün araştırmasına göre, sular altında kalan ağaçlar çürüdüğünde atmosfere dev miktarlarda metan gazı –ki karbondioksitten daha fazla küresel ısınmaya neden oluyor- salınmakta.

Kısaca çözüm büyümeye bağlı kalkınma modellerinin alternatiflerini bulmakta ve rüzgar, güneş ve okyanus gibi gerçek alternatif enerji kaynaklarında ısrarcı olmakta.

 

Daha fazla bilgi için:

www.damocracy.org

www.dogadernegi.org

Kaynakça:

Khagram, Sanjeev (2004) Dams and Development: Transnational Struggles for Water and Power, Cornell University Press.

Baran Alp Uncu – www.t24.com.tr

Kategori: Dış Köşe