Dış Köşe

Çözümsüzlüğe katkı / Zeynep Gambetti

Bu hafta Güneydoğu’dan çatışma haberlerinin gelmesi, dikkatlerin yeniden bölgeye ve Kürt hareketine dönmesini sağladı. Kaset hikayelerini ve seçim didişmelerini “gündem” sanan medya, bu ülkede daha önemli bir meselenin olduğunu hatırladı. Ama hafızası olağanüstü kısa olduğu için muhtemelen yine unutacak. Biraz daha uzun bir belleğe sahip olduğunu sandığımız pek çok demokrat köşe yazarımız da Kürt sorununu az daha unutmak üzere olsa gerek ki, YSK olayında tek ağızdan BDP’nin yanında iken, geçtiğimiz 50 günde 2500 kişinin siyasi gerekçelerle gözaltına alınması karşısında kıllarını bile kıpırdatmadılar. Kastamonu’daki suikast girişimi ve 12 PKK’lının öldürülmesiyle, Kürt sorununun henüz çözülmemiş olduğu bir kez daha akıllarına düştü.
Hasan Cemal, 2003’te Neşe Düzel’le yaptığı bir söyleşide şunları söylemişti: “Türkiye’de basın, gazeteciler, Kürt ya da Güneydoğu sorunu konusunda görevini yapmadı. Görevini yapanlar sınırlı sayıda kaldı. Ben itiraf ettim. Siyaset bilim okumuş biri olarak ben Kürt sorunu nedir bilmiyordum. 1980’lerin başında PKK’nın sahneye çıkışıyla bu sorunu öğrenmeye başladım” (Radikal, 26.05.2003). Tarih tekerrürden ibaretmiş demek: Çatışma olmasa kimsenin Fırat’ın doğusuna bakacağı yok. Daha başka bir anlamda da tarih tekerrür ediyor ne yazık ki: Kürt hareketinin radikalleşmesi, 1971 ve 1980 darbecilerinin cezaevi koşullarında gerçekleşmişti. Dolayısıyla bugün, binlerce Kürt genci ve temsilcisi gözaltındayken, Kürt hareketinin sivilleşeceğini ummak ya hayalperestliktir ya da sinisizm.

Hukuksuzluk
Kürt sorununun çözümünde artık militarist yaklaşımın fayda etmeyeceği konusunda bir görüş birliği var. Ancak askerlerin yerini savcılar ve polis alınca, olağanüstü hal ilan etmeye gerek kalmıyor, olağanüstü hal olağan hale dönüşüveriyor. Güvenlik, terörle veya çetelerle mücadele gibi çeşitli kılıflara bürünebilen keyfi soruşturma ve gözaltıların sayısındaki çarpıcı artış, hak söyleminin altını boşaltıyor. Haklar kağıt üstünde duradursun, bunları askıya almaya gerek kalmadan normalleştirilen bir hukuksuzluk düzlemi yaratılıyor. “İleri demokrasi” ilüzyonunu yutmamış olan köşe yazarlarımız bile oyuna geliyor ve bölgedeki seçim çalışmalarını, sivil örgütlenmeyi, belediye hizmetlerini sekteye uğratan bu gidişat karşısında duyarsız kalıyorlar. Hasan Cemal gibi onlar da “keşke” demeyi mi bekliyorlar?

Demokratik özerklik
Öyle olsa gerek ki, Kürt sorununu “PKK sorununa” indirgememe konusunda görevlerini ısrarla yapmıyorlar. Devlet erbabı BDP’ye parmak sallayarak “samimi iseniz silahsızlanın” diyor. Devlet gibi düşünen demokratlarımız da bu söylemle aralarına Kürt hareketi içindeki farklı yapıların hakkını verebilecek şekilde mesafe koyamıyorlar. Onlar da BDP veya DTK ne yaparsa yapsın, arkasında Kandil veya İmralı’nın gölgesi olduğuna son derece eminler.
Bunun en acı göstergesi, demokratik özerklik tartışmalarına kamuoyunda gereken önemin atfedilememiş olması. Kürt hareketinin sivilleşme hamlesinin 2000’li yıllardan önce başladığı, son on yılda katedilen mesafenin demokratik özerklik dönemeciyle ivme kazandığı görülemedi. Anaakım siyaset modellerinin dar kalıplarını aşamayan kavramsal bagajlar yüzünden, varolan sivilleşme potansiyeli doğru okunmadı. Dünyadaki alternatif örgütlenmeler ve siyaset biçimlerinden bihaber olan aydınlarımızın akıllarına demokratik özerklik denince mahalle baskısı, totalitarizm, hukuğun çöküşü geldi. Solun kendi içinde 1. Enternasyonal’den beri tartışılan anarşizm, otonomi ve taban örgütlenmesi kavramlarını bile tozlu hafızalarından bulup çıkartamadılar. Kürt denklemini salt kamusal aktörler üzerinden değerlendiren, bölgede ezilen halk ulusalcılığından veya lider siyasetinden başka bir şey göremeyen aydınlarımız, kendi gazete köşelerinde Kürt sivilleşmesini baltalamak için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Bir kadın için, bir genç için, yerinden edilmiş bir göçmen için mahalle meclislerinin, öz örgütlenme çabalarının, alternatif siyaset arayışlarının ne anlama gelebileceğiyle ilgilenmediler.

Kaçan fırsat
Daha da kötüsü, demokratik özerklik projesinin Kürt hareketini yönlendirenler açısından ne denli riskli bir girişim olduğunun farkına varamadılar. İnsiyatifi halka devretmek için yıllardır gayet somut adımlar atmış olan bir hareketin eninde sonunda çoğulculaşacağını, bunu göze almadan halk ve mahalle meclisleri kurmanın bindiği dalı kesmek olacağını göremediler. Samimiyet ise, sivilleşme iradesinin en samimi göstergesi demokratik özerklik projesiydi. İşte kaçan bu fırsattı ve kaçması Kürt hareketi açısından da, Türkiye açısından da tarihe malolacak bir hata oldu.
Bunu aydınlardan çok önce gören devlet derhal kolları sıvadı oysa ki. KCK adı altında gerçekleştirilen operasyonlarda sivilleşmenin en önemli ayaklarından biri olan belediyeler çökertilmeye başlandı. Ardından gençlik, kadın, eğitim, araştırma, iletişim gibi alanlarda tabanı örgütleyenler içeri alındı. Son dalgalarla birlikte binlerce sivil hareket üyesi etkisizleştirildi. Basın ve aydınlarımız bu gayet bilinçli stratejiyi bile algılamadılar. Onlar için PKK=KCK=BDP=Kürt hareketi olduğu için, ince eleyip sık dokumaya gerek yoktu. Devlet gibi düşünmelerine rağmen, devletin fark ettiğini fark edemediler: Kürt hareketi sivilleşiyordu! Sivilleşmesi ise birilerinin işine hiç ama hiç yaramayacaktı. Yeniden radikalleşmesini sağlamak için son günlerde hummalı bir çalışma başladı. Bir taşla iki kuş vuruldu: Hem hareketin sivilleşmesinin önüne set çekildi hem de bölgedeki seçim çalışmaları zayıflatıldı. Sandık başında denetim yapabilecek kimse kalmadı. Aydınlarımız ise mahkemelerde Kürtçe konuşma meselesi dışında neler olup bittiğini anlamanın ne denli elzem olduğuna kani olamadılar.
Bunun en acı sonucu, bugün Kürt siyasetinin yeniden çıkışsızlığa girmiş olmasıdır. Hareketin sivil temsilcilerinin yaptığı her şeyi, attığı her adımı, ağızlarından çıkan her sözü PKK’nın emri olarak gören demokrat aydınlarımız, KCK adı altında yürüyen hukuksuz, kanıtsız, yargısız infazlar karşısında ses çıkarmaktan özenle imtina ettiler. Bugün çatışmaların yeniden başlamasına neden hayıflandıklarını anlamak mümkün değil. Bu çorbada onların da tuzu yok mu?

Zeynep Gambetti / Radikal 2

Kategori: Dış Köşe