Dış Köşe

Çirkin İstanbul- Giovanni Gurbettini

Sen nasıl bir deniz şehrisin ki kıyılarında koca koca kara taşlardan oluşturulmuş barikatlarla suya kavuşmaya değil de, ondan kendini soyutlarcasına uzaklaşmaya çalışırsın Çirkin İstanbul?

Yüzyıllardır Boğaz akıntısının, Marmara lodosunun oluşturduğu  doğal kıvrımları yok sayarken, bitmez tükenmez istilacı ruhunla kıyıları doldurup, kişiliksiz, steril ve ucuz parklarla, denizinle halkını barıştırabileceğini mi sanıyorsun Çirkin İstanbul?

Rakı sofralarından denizlerinin sunduğu nimetler eksik olmasın diye acımasızca avlanmasına seyirci kaldığın, dünyada eşi bulunmaz balıklarının kendi ahalin gibi nesli tükenen varlıklar olduğunun farkında mısın Çirkin İstanbul?

Bırak yüzmeyi becermeyi, denizini bile ender görebilen yeni sakinlerine sunduğun sözde konforlu deniz araçlarıyla halkını nasıl tehlikelerle karşı karşıya getirdiğinin bilincindesin değil mi Çirkin İstanbul?

Koyun gibi onları bir kıyıdan diğerine taşıyan, deniz  tasarımcılığının yüzkarası ucubelere onları tıkıştırırken, ilkel motorlarının yarattığı ses kirliliği hırslı sakinlerinin ruh sağlığına yarıyor mu sanıyorsun Çirkin İstanbul?

Gözbebeğin Prens Adaları’na onları salarken, yüzyılların ürünü, dünyaya örnek olabilecek mozaik dokuya değer verdiğini iddia etsen de,  onların hayvanat bahçesindeki maymunları ziyaret eden haşarı çocuklar kadar acımasız olabildiklerinin farkındasın değil mi Çirkin İstanbul?

Avrupa Birliği tarafından sana bahşedilen 2010 Avrupa Kültür Başkenti unvanı sayesinde çekilen Beni Unutma İstanbul filminde, Rumların sinsi politikalar sonucunda seni terk edişlerini Hümeyra’nın acılı da olsa bir “Neyse”ye bağladığını duydun değil mi Çirkin İstanbul?

Entelijensiyanın mesken tuttuğu ve pay kapmaya çalıştığı Cihangir’deki Reis apartmanında 1974 yılına kadar tek Levanten aile bizimkiyken, diğer tüm katlarında 6/7 Eylül saldırısını ve ’64 sürgününü atlatabilen Rumların oturduğunu unutmuş olabilir misin Çirkin İstanbul?

Bir zamanlar medeniyetin beşiği sayılan sen, kaldırımlarını, sokaklarını, meydanlarını kapladığın o beş paralık parke taşlarıyla insanlara şehir konforu sunduğunu mu, Batı merkezleriyle aynı kulvarda yarışabileceğini mi sanıyorsun Çirkin İstanbul?

Beyoğlu’nu kaplayan düşük kaliteli granitlere bir zamanlar Arnavut kaldırımı döşeyen ustaların eli değmediğinden, Cadde-i Kebir’in neye benzetildiğinin farkında mısın Çirkin İstanbul?

Gözünü yine hırs bürümüş, uluslararası marka ve şirketlere peşkeş çekilirken kendi muhallebici, bozacı, salepçi, börekçi, çorbacı, yoğurtçu dükkanlarını, hatta kahvehanelerini unutman gerektiğini biliyorsun değil mi Çirkin İstanbul?

Bir zamanların bereket kaynağı Haliç’in üzerindeki birbirinden sakil köprülerin Altın Boynuzu şaşaasından ne kadar uzaklaştırdığının farkında mısın Çirkin İstanbul?

En büyülü mevkiindeki tarihi Galata köprüsünün yerini işgal eden demir ve asfalt yığınına birkaç renkli minder ve panoyla kişilik ve şirinlik kazandırabildiğini mi sanıyorsun Çirkin İstanbul?

İçinde barındırdığın yoksunluk, sefalet ve adaletsizliği hiçe sayıp ucuz bir pavyon gibi ışıklandırılan silik Boğaziçi köprüsüyle ABD’den ithal zevklerle donatıldığının farkındasın değil mi Çirkin İstanbul?

Maruz kaldığın sonu gelmez saldırılardan geriye kalan tek tük tarihi yapına uygulanan sözde bakım ve restorasyonla geçmişini yansıtabildiğini, halkının mazisiyle barışık yaşamasını sağladığını mı sanıyorsun Çirkin İstanbul?

Yoksa bütün bunlar umurunda değil de, sadece geleceğe yönelik küresel merkez olma iddiasıyla soylulaştırma çılgınlığına kendini kaptırıp kişiliğini tamamıyla yitirmeyi göze mi aldın Çirkin İstanbul?

Etrafını kuşatan ve insani yaşam alanları olarak pazarlanan site ve gökdelenlerle oksijenine mani olunduğunun, toplu ulaşım ağı güçlendirileceğine otomobil ve akaryakıt sanayisine çanak tutan karayolu ve tünellerle donatıldığının, Avrupa’nın derdi araba enflasyonuyla azan hava kirliliğine körükle gidildiğinin farkında mısın Çirkin İstanbul?

Sana methiyeler düzen yabancıların geçmişinden haberdar olmayan veya olmamayı tercih eden oryantalist Batılılar veya batıcı Doğulular olduğunun farkındasın da bunun nelere mal olduğunu anlayacak derinliği mi yitirdin Çirkin İstanbul?

Kaybettiğin geleneksel değerlere çağdaş uyarlamalar ve alışkın olduğun faşist yasaklarla kavuşmak için debelenirken ancak basit düşünenleri ikna ettiğinin farkındasın değil mi Çirkin İstanbul?

Sahipsiz kaldığını gören ve “İstanbullu yok ki” diyebilenlere kendini teslim ettiğini, şişkin egon yüzünden gün be gün kozmopolit yapını kaybettiğini hissetmedin değil mi Çirkin İstanbul?

Barındırdığın gelir uçurumlarını popülist politikalarla uzun süre idare edemeyeceğini, eninde sonunda isyanlarla çalkalanacağını öngörebiliyor musun Çirkin İstanbul?

On beş yüzyıl boyunca Akdeniz’in son imparatorluklarına başkentlik yaptıktan sonra nerdeyse bir asırda kendini tükettiğini, geriye kalanın da gelecek nesillere helal olmayacağını biliyorsun değil mi Çirkin İstanbul?

Dünyaya saçtığın sürgünlerin senin geçmişte kalmış çehrene duydukları nostaljiyle yansın tutuşsun, mukaddes hakların azınlık vakıflarına iadesiyle bile asla geri gelemeyecek suretinle unut beni vatanım Çirkin İstanbul.

Giovanni GURBETTINI – Bianet

Kategori: Dış Köşe