Kadın

‘Cinsel saldırı kriz merkezleri kurulmalı’

Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP), cinsel saldırıya maruz kalan kadın ve çocukların, dava süreçlerinde daha fazla mağdur edilmemesi için üniversitelerin verdiği raporların da mahkemeler tarafından dikkate alınmasını istiyor. Dernek ayrıca, acilen üniversite bünyelerinde Cinsel Saldırı Kriz Merkezleri kurulması gerektiğini belirtiyor.

Ankara’da üniversite öğrencisi genç bir kadının kaçırılıp tecavüze uğramasının ardından açılan davada, mahkeme, Adli Tıp Kurumu’ndan istenen raporun geç geleceği gerekçesiyle iki sanığı tahliye etti. Kadın örgütlerinin eylemlerle tepki gösterdiği bu durum, cinsel saldırı mağduru kadın ve çocukların hukuk mücadelelerinde yaşadıkları travmaları da yeniden gündeme getirdi.

Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği Girişimi’nden (TODAP) Duygu Öz, Derya Koptekin, Gülden Bağdadi ve Pınar Bilget, cinsel saldırının raporlanması sürecinde yaşanan sorunları anlattılar, çözüm önerilerini sundular.

4 genç kadın psikolog, raporlama sırasında yaşanan pratik sorunlara ilişkin dikkat çekici örnekler verdi: “Cinsel saldırı mağdurlarının muayene ve raporlama süreçleri Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından yerine getirilmektedir. Ancak bu süreç tek bir kurum eliyle yapıldığından raporun mahkemeye ulaşması 2 – 2,5 yılı bulabilmektedir. Adli Tıp Kurumu buna gerekçe olarak da hiç de gerçekçi olmayan bir biçimde ‘cinsel suçlarda beden ve ruh sağlığının kalıcı bozulup bozulmadığının tespiti için bilimsel olarak 18 yaş altındaki çocuklar için 6–7 aylık, erişkinler için ise 12 aylık sürenin beklenmesi gerektiğini’ söylemektedir. Oysaki ruhsal etkilenmenin boyutu, bir iki görüşmeyle saptanabilecek ruhsal belirtilerden çok daha fazlası olabilir.

Adli Tıp Kanunu ve Yükseköğretim Kanununda ve Adalet Bakanlığı Genelgesinde üniversite hastanelerindeki adli tıp birimleri resmi bilirkişi kabul edilmesine rağmen Yargıtay 5. Ceza Dairesi üniversite hastanelerinden alınan raporları yetersiz ve geçersiz kabul etmektedir. Aksine üniversite hastanelerinin Psikiyatri Anabilim Dalları bilirkişi statüsündedir ve bu kurumlar sadece tanı koymakla kalmayıp, olayı bir süreç olarak değerlendirmekte, kadına ve çocuğa yönelik tedavi programları ile bireyi güçlendirmeye dönük çalışmalar yapmaktadır.”

“DEVLET ALGISI DEVREYE GİRİYOR”

Duygu Öz, yaşanan mağduriyette hukuksal mevzuattan çok kadın ve çocuğa yönelik cinsel şiddet karşısındaki devlet algısının belirleyici olduğunu belirtiyor, “İdeolojik olarak bir tutum alıyorlar” diyor.

Derya Koptekin de, tecavüz gibi bir cinsel suçun, mağdurlarda yarattığı tahribatın raporlandığını belirterek, “Tecavüzün fiziksel tespiti kolay. Ancak, mahkemeler için bu yetmiyor. Açıkçası mağdurun mağduriyetini ispatlaması ya da tecavüzcünün ceza alması için daha çok hırpalanması gerekiyor. Mahkemeler bunu bekliyor” diyor.

Gülden Bağdadi ise, “beden ve ruh sağlığı kalıcı olarak bozulmuştur” raporu alabilmek için mağdurların en az 1–1,5 yıl beklemek zorunda kaldıklarına dikkat çekerek, “Bu durumda Adli Tıp Kurumu kadına, ‘önümüzdeki bir yıl daha iyi olma, iyi olursan fail cezalanmaz’ diyor” şeklinde konuşuyor.

“KAPKAÇTA NEDEN RUHSAL RAPOR İSTENMİYOR?”

Derya Koptekin de, örneğin kapkaç saldırısında ruhsal rapor istenmediğine dikkat çekerek, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bu zihniyet, aslında bir nevi adalet sisteminin tecavüzü nasıl meşrulaştırdığına ve cezasızlıkla ödüllendirdiğine bir örnek teşkil etmektedir: kadın ancak çok kötü etkilenmişse cezayı ağırlaştıracağız, çünkü etkilenmemiş, hatta zevk almış bile olabilir, diyor”

Pınar Bilget de, “Tecavüz sonrası ‘beden ve ruh sağlığı bozulmuştur/ bozulmamıştır’ kararının tecavüz suçunun niteliğini ya da cezanın ağırlaştırıcılığını belirliyor olması başlı başına bir sorundur” değerlendirmesinde bulunuyor.

“ÜNİVERSİTELER BİLİRKİŞİ TAYİN EDİLMELİ”

Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği Girişimi, bu konuda çeşitli çözüm önerilerinde de bulunuyor. Derneğe göre daha fazla kadın ve çocuğun mağdur edilmemesi için üniversite hastanelerinin de mahkemeler tarafından bilirkişi tayin edilmesi gerekiyor.

Dernek, Cinsel Saldırı Kriz Merkezlerinin de kurulması gerektiğine dikkat çekiyor. Derya Koptekin, söz konusu merkezleri, “Mağdurların tecavüz sonrası daha fazla hırpalanmaması ve acı çekmemesi, sürecin daha hızlı ilerlemesi, tüm bu süreç boyunca kadını yargılamayan, güvenebileceği ve kendini açıkça ifade edebileceği” bir yer olarak tanımlıyor. Koptekin, “Bu merkezlerde cinsel şiddetin tespitinden rehabilitasyona kadar tüm süreçler hayata geçirilebilir” diyor.  (ANF)

Kategori: Kadın