Dış Köşe

‘Charb İslamofobi karşıtı bir kitap çıkaracaktı’ – Alihan Mestci

0

Alihan Mestci‘nin HT Pazar’da yayınlanan Charlie Hebdo’nun Charb mahlaslı yayın yönetmeni Stephane Charbonnier hakkındaki yazısını sunuyoruz

* * *

Kapakları kriz çıkaran, konsolosluk kapattıran “Charlie”nin yayın yönetmeni Charb kimdi? Tehdit altında nasıl bir hayat sürüyordu? Savunduğu değerler nelerdi? İslam ve diğer dinler hakkında ne düşünüyordu? Gazetenin yazıişleri toplantılarında neler konuşuluyordu?

Stephane Charbonnier, bilinen adıyla Charb, hiciv gazetesi Charlie Hebdo’nun dâhi çizerlerindendi. 7 Ocak Çarşamba günü yazıişleri toplantısında iki kurucu çizer Cabut (76), Wolinski (80) ve Tignous (57) ile birlikteydi; hepsi öldürüldü.

Stephane Charbonnier

Stephane Charbonnier

Çarşamba günü Paris’teki Charlie Hebdo binasında 11 kişiyle birlikte öldürülen, gazetenin yayın yönetmeni Stephane Charbonnier, diğer adıyla Charb’ı her yerde yumruğu havada fotoğrafıyla tanıdık. 22 yıldır Charlie’ye çiziyordu, 5 yıldır yayın yönetmeniydi. Amacı; “tüm tabuları yıkmak”tı. Kimilerine göreyse provokasyonu işi haline getirmişti. Charb’a dair Fransız toplumunda iki farklı görüş hâkim: Bir fikir ve ifade özgürlüğü kahramanı ya da İslam karşıtı… Ancak Charlie Hebdo’nun hedef tahtasına çoğu zaman Papa, Meryem Ana, Hz. İsa da oturuyordu. Gazze işgal edildiğinde, Filistin’in yanında İsrail’in de karşısındaydılar.

Bunca ses getiren, haftalık 60 bin tirajı zor bulan gazetenin başındaki Charb; 1992’de gazetenin uzun bir aradan sonra yeniden çıktığı dönemden beri, ufak ama ifade özgürlüğüne sıkı sıkıya bağlı, gelenek karşıtı bir grubun üyesiydi. Bu kalın çerçeve gözlüklü, zayıf çizer, 2012’de verdiği bir röportajda, ‘’Gazete her zaman pek çok konuda provokatifti. Ama hep radikal İslam ile problemimiz oldu; öfkeli, şiddetli reaksiyonlara maruz kaldık’’ diyordu.

‘CHARB İNSANLARI SEVMEZ’

Charb, 1967’de Paris’in kuzeybatısındaki Conflans-Sainte-Honorine’de doğdu. Arkadaşları, çizim yapmayı matematik derslerinde öğrendiğini anlatıyor. Henüz 18 yaşında dikkatleri üzerine çekti. Yerel basında çizim ve illüstrasyonlar yapıyordu. 1991’de kurulan ve Körfez Savaşı’na bayrak açan La Grosse Bertha (Büyük Bertha) adlı hiciv gazetesinde çalışmaya başladı. Gazetenin yazıişlerinde, 1992’de Charlie Hebdo’yu yeniden canlandıran Philippe Val de vardı. Charb, Val’i takip etti; Charlie Hebdo’nun dâhi karikatüristleri arasına katıldı. Gazete, 1970’de Charles De Gaulle’ün ölümüyle dalga geçmesi nedeniyle kapatılmak zorunda bırakılan, sınır tanımaz Hara-Kiri’nin küllerinden doğmuştu; verilen başka bir aradan sonra tekrar yayına başlıyordu.

Charb’ın ustası Wolinski, bir İstanbul âşığıydı; 50’ye yakın çizimi 2010’da bir sergiyle İstanbul’a gelmişti...

Charb’ın ustası Wolinski, bir İstanbul âşığıydı; 50’ye yakın çizimi 2010’da bir sergiyle İstanbul’a gelmişti…

Charb’ın ustası Wolinski, bir İstanbul âşığıydı; 50’ye yakın çizimi 2010’da bir sergiyle İstanbul’a gelmişti…

Charbonnier’nin gazetedeki sayfasının adı “Charb insanları sevmez”di. Mizah dergileri l’Echo des savanes, Fluide glacial, komünist gazete l’Humanite ve haftalık Télérama dergilerinde karikatürleri yayınlandı. Çizgilerine belaltı esprilerini sığdırdığı karakterler, antikapitalist hayvanlar kattı. Fluide glacial’daki karikatürleri ‘’Ayetullah Charb’ın Fetvası’’ adını aldı. Televizyon işleri de yaptı. Politika her daim konusuydu.

2009’da, Philippe Val’in Charlie Hebdo’dan ayrılmasından sonra Charbonnier, İslam’ı alaya alarak dünya medyasından tepki toplayan bu haftalık gazetenin yayın yönetmenliğini üstlendi. Gazete, 2006’da Danimarka gazetesi Jyllands Posten’de yayınlanan Hz. Muhammed karikatürlerini tekrar basarak ifade özgürlüğü tartışmasına bodozlama girmişti. O sayı 400 bin kopya sattı. O sıralar haftalık 45 bin tirajlı bir dergi için büyük artıştı. Charb, gazetenin dümeninde, öldürüldüğü güne dek yayınları aynı radikal çizgide tutacaktı. Charlie’nin ifade özgürlüğü hakkını tüm gücüyle savunuyordu. Diğer yandan “zararsız” karikatürlerine de devam etti.

‘BAŞIM DİK ÖLMEYİ TERCİH EDERİM’

Yayın yönetmenliğine geldikten 2 yıl sonra Hz. Muhammed’in “konuk başyazar” olduğu özel bir sayı çıkardı: ‘’Charia Hebdo’’… Şeriatın çağrıştırıldığı “Şer-i Hebdo”nun basılmasının ertesi günü gazete ofisi bombalandı. Yaralı yoktu ama bu tarihten itibaren ölüm tehditleri ve polis koruması altında yaşadı. Gazetenin geleceği hakkında kaygılıydı, yine de sansasyonu üst seviyede tutmaya çaba gösterdi. Dini eleştirme hakkından vazgeçmek niyetinde değildi. “Dinle alay etmek Katoliklerdeki kadar yaygınlaşıncaya dek” İslam’ı hicvedeceklerini söylüyordu. Associated Press’e ‘’Kalem bir silah değil, sadece bir ifade aracıdır. Müslümanları çizimlere gülmedikleri için suçlayamam. Fransız yasaları altında yaşıyorum, Kuran’ınkinde değil’’ dedi. Bombalama olayından bir yıl sonra verdiği röportajda o meşhur sözlerini de sarf edecekti: “Çocuğum, eşim, arabam yok. Dizlerimin üstünde yaşamaktansa başım dik ölmeyi tercih ederim…’’

‘MÜSLÜMANLARIN PROTESTO HAKKI VAR’

Eylül 2012’de Amerika’da çekilen ve uluslararası tepkiye sebep olan ‘’Müslümanların Masumiyeti’’ filminin fragmanı üstüne Charlie Hebdo, Fransız Hükümeti’nin uyarılarına uymadı ve Hz. Muhammed’i çıplak resmettikleri karikatürle daha da tartışmalı bir noktaya geldi. Bu sansasyon, misillemeden korkan Fransızların, 20 ülkelede okul, konsolosluk, kültür merkezlerini kapatmalarına sebep oldu. Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, bunun üzerine, ‘’Ateşin üstüne benzin dökmek cidden mantıklı ve akıllıca bir fikir mi’’ diye soruyordu. Charb öyle düşünmüyordu: ‘’Eğer Hz. Muhammed’i çizmenin doğru olup olmamasından başlayacak olursak ikinci soru; ‘Gazetede Müslümanlara yer vermeli miyiz’, sonra da ‘’İnsanlara yer vermeli miyiz’ olur; en sonunda koyacak hiçbir şey bulamayız ve fanatikler kazanır.” Dönemin Başbakanı Jean-Marc Ayrault ise o tarihlerde Müslümanların protestolarının engellendiğini açıklamıştı. Charbonnier, bu sözlere tepkiliydi: “Neden bu insanların kendilerini ifade etmeleri yasaklanır? Bizim ifade hakkımız varsa onların da olmalı.” Charlie Hebdo, “kaşımaya” devam ediyordu; 2013’te ‘’Muhammed’in Hayatı’’ adlı bir kitap yayınladılar. Charb, 2 ay sonra El Kaide ile ilişkili bir dergi tarafından ölüm listesine alındı. Ama o, kitabın yeni sayısını çıkardı. Charb bu sefer, “Korku ya da babacanlıkla, Müslümanlara ‘vatandaş’tan önce ‘inanan’ muamelesi yapmak İslam’ı tabulaştırıyor” diyordu. Çarşamba günü Charlie Hebdo ofisine yapılan saldırıda teröristler Charbonnier’nin adını haykırıyordu.

Charb’ın hayat arkadaşı Jeannette Bougrab: ‘Korkuyla yaşamayı biliyordu’

Charlie Hebdo ekibi sadece çarşamba günleri tam kadro toplanıyordu. Fransız polisinin Charbonnier ve iş arkadaşlarını korumakta aciz kaldığını savunun Bougrab, “Ülkedeki hukuk sistemi değişmeli” diyor.

Charb’ın hayat arkadaşı Jeannette Bougrab

Charb’ın hayat arkadaşı Jeannette Bougrab

Koyu bir laik olarak bilinen, Sarkozy Fransa’sında 2010-2012 arası Gençlik ve Ortak Yaşamdan Sorumlu Devlet Sekreterliği yapan, hukukçu Jeannette Bougrab (41), Sarkozy’ye çatan sayısız kapakta imzası bulunan Stephane Charbonnier’nin hayat arkadaşı. Bougrab perşembe akşamı bir Fransız televizyonunda Charb’ı anlattı: “Hayranı olduğum bir kahramanla birlikteydim. Siyasi olarak tamamen farklı uçlardaydık ama bana, duymazdan geldiği bir komünist olduğumu söylerdi. Çok neşeliydi, kendi kendini var etmiş biriydi. Çizmeye başlamıştı çünkü Cabu’nun bir karikatürüyle karşılaşmıştı. Ve Cabu’yle birlikte öldü. Tehdit altında hissediyordu. Ama normal hayatımıza da devam etmeye çalışıyorduk. Sosyal medyada, Twitter’da sürekli suçlanıyorlardı. Hiçkimse onları gerçekten savunmadı.”

‘CUMHURİYET İDEALİNİN MEYVESİYDİ’

“Her çarşamba 10.00’da yazıişleri toplantısı olur. Hafta içinde herkesin bir arada olduğu tek zamandır. Stephane bazen evden çalışır ama çarşambaları mutlaka orada olur. Ateş açıldığını öğrendim ve mesaj attım. İkinci, üçüncü defa attım, cevap yok. Aradım, açmadı. Hiç böyle yapmazdı. Sonra Richard Balka’yı aradım. Gazetenin ve Baby Loup Kreşi’nin de avukatı. (Fatima Afif adlı kadının kreşte türbanla çalışmasına izin verilmemiş, işten çıkarılmış ve olay yargıya taşınmıştı.) Binaya vardığımda polis kordonu çekilmişti. Richard’la birlikteydim, içeri girmek yasaktı. Öldüğünü orada öğrendim. Başı dik öldü. Voltaire ruhunu savunuyordu. Unuttuğumuz cumhuriyet idealinin meyvesiydi. İnfaz edildi. Yaşıyor olsaydı ‘yoldaşlarıyla beraber infaz edildiğini’ söylerdi, ‘iş arkadaşları’yla değil. Onunla gurur duyabiliriz. Pantheon’a (Devlet anıt mezarlığı) gömülmeyi, Malraux’nun (Eski Kültür Bakanı), Jean Moulin (Gestapo’nun öldürdüğü Nazi karşıtı direnişçi Fransız ressam) için yaptığı seremoninin bir benzerini hak ediyorlar. Çünkü bizim savunmayı unuttuğumuz özgürlük prensipleri uğruna katledildiler. Direnişçiydiler. Eğer Devlet Başkanı olsaydım onları Pantheon’a defnederdim. İfade özgürlüğünü savundukları için, bu ülkede özgürce yaşayabilelim diye öldüler.”

TEHDİT ALTINDA NASIL YAŞIYORDU?

“Sanırım bir yanı öleceğini biliyordu, o yüzden çocuk sahibi olmuyordu. Korkuyla yaşamayı biliyordu. Özgür ve neşeliydi. Mücadelesi laiklik için, köktencilere karşıydı. Fikirleri uğruna ölmeye razıydı. Bu ülkedeki en değerli şeyi öldürdüler. Bugün sokakta gösteriler var. Ama 3 gün öncesine kadar Charlie Hebdo’da, faturaların nasıl ödeneceği bilinmiyordu. Cömert okurlarına çağrı yapmışlardı. Demek ki Charlie’nin devam etmesi için onu yönetenlerin öldürülmesi gerekiyordu. Eğer tüm o küstah ve sinir bozuculuğuyla Charlie yok olursa, Stephane ikinci defa ölecek. Cabu, Wolinski, Tignous bir kere daha suikaste uğrayacak. Bu katillerin nasıl bu hale geldiğine dair açıklamalar dinlemek istemiyorum. Haberleri izlemiyorum. Devlet bu tip insanları göz altında tutabilmeli. Ben burada bir eğitmen değilim; aşkım, sevgilim, bir parçam gitti. (Saldırganlar için) ‘Yoksullar, çocuklar’ gibi şeyler söyleniyor, dalga geçiyorum; insanları öldürdüler, bir polis ve bir kadını katlettiler.”

‘İSLAMOFOBİ’YE KARŞIYDI’

“Ben Charlie’yim’ diye bağırmak Stephane’ı geri getirmeyecek. Şu an pek duyarlı olamıyorum. Öldü ve geri gelmeyecek. Umarım huzur içindedir. Bir kitap hazırlamıştı. İslamofobi üzerine bir kitap çıkaracaktı, Charlie Hebdo Yayınları’ndan… Bu kitabı hazırlamıştı; çünkü ‘Madem bu ülkede laikliği savunuyoruz, İslamofobi’ye de karşı çıkmalıyız’ diyordu; İslamofobi akımının bozguna uğraması gerektiğini düşünüyordu. Ama kitap çıkarsa da o burada olmayacak.”

‘ASKER GİBİ ÇALIŞIRDI’

“Garip olan şu ki; ben Pakistan’da okula gönderilmeyen kızlarla ilgili bir belgesel hazırladım. Pakistan’a, Afganistan sınırına gittim. 17 gün geçirdim. Taliban lideriyle röportaj yaptım; Yemen’e, Kenya’nın kuzeyine Eş Şebab’ın bulunduğu bölgelere girdim; Guatemala’ya gittim başıma hiçbir şey gelmedi. Ama bugün, dünyaya dersler veren Fransa’da, benim sevgilim öldü. Çünkü bir gazetede karikatür çiziyordu. Fransa’da ne oluyor, bana açıklanmasını istiyorum. Bugün Fransa’da elinizde kalem varsa öldürülebiliyorsunuz. Charlie devam etmeli ama Charlie’nin kurucuları Cabu ve Wolinski öldü. Cabu çok cömert biriydi, durumlar kötüyken cebinden 10 binlerce Euro verdi. Dümeni tutan Charb da artık yok. O asker gibiydi, çalışmaktan başka bir şey yapmaz, izne çıkmazdı. Umarım Charlie Hebdo devam eder, yoksa bu insanların hepsi bir daha ölecekler.”

Yazıişleri toplantıları nasıl geçiyordu?

10

Charlie Hebdo’da bir yazı işleri toplantısı

Saldırıda öldürülen Charlie Hebdo çalışanlarının arkadaşı Hintli çizer Vishwajyoti Ghosh, 2004’te Fransız hiciv gazetesinin ofisinde geçirdiği güzel bir günü BBC’ye yazdı: “Paris’teki Charlie Hebdo ofisine girdiğim günden ilk aklımda kalanlar büyük yuvarlak bir masa, çok sayıda beyaz sayfa ve siyah mürekkepli kalemler. Yayın toplantısı sabahın erken saatlerindeydi. Bazı sanatçılar hazır ve nazır, bazıları yoldaydı.

Toplantı başladı. Çizerler sesli düşünmeye başladığında editör (Philippe Val) tahta başında, gelecek sayının teması hakkındaki fikirleri not alıyordu. Sadece politik çizimlerin yer aldığı 12 sayfalık bir sayının hazırlık aşamasını görünce dönüp kendime ‘Demek böyle oluyor’ dedim. Toplantı sürdükçe daha çok fikir ve şaka masanın bir ucundan diğerine atılıyordu. Bazı çizerler güne şimdiden başlayıp hızlı karalamalar yapıyordu. Arkadaşım Tignous, okulu eve çok yakın olup da sınıfa en geç gelen bir genç gibi içeri girdi. Tahtadaki temalara bir göz attı. Sonra siyah mürekkepli kalemi ve kâğıdıyla o da toplantıya katıldı. Fransa’da yanında kaldığım bir sanatçı aracılığıyla tanışmıştık Tignous’la. 2004 Dünya Sosyal Forumu Mumbai’deydi. Charlie Hebdo çizerlerinin kapak konusu buydu. Tignous beni Hindistan’dan bir karikatürist olarak tanıttı. Herkes baktı. Dünya Sosyal Forumu ya da birkaç ay öncesinde Irak Savaşı hakkında Sorbonne’da bir konferans veren Hintli yazar Arundhati Roy hakkında bir şeyler söylerim sanıyordum. Gülümsedim. Yanımdaki Cabu’ya tanıtıldım. Hindistan’a gitmiş ve bir karikatür kitabı yayınlamıştı. Bir süre gittiğimiz şehirler ve absürdlükler üzerine konuştuk.

Sayfanın özü belliydi: Saygısızca, kimseye acımadan alay edilecekti. O dönem bir kız öğrenci peçe taktığı için Fransa’daki bir okuldan uzaklaştırılmıştı ve ülkenin ana gündem maddesi bu konuydu. Çizerler ise tartışmanın iki tarafını da kışkırtmak için çiziyordu. Kâğıtta yazan konulara bakıldığında kimsenin gözünün yaşına bakılmadığı açıktı. Din adamları, kurumlar, dinler, homofobikler ve tabii ki bu işleri körükleyen Fransa’nın (dönemin) İçişleri Bakanı Nicholas Sarkozy. Orada, Fransa’nın önde gelen bir grup çizeri, siyah kalemleriyle ölçüp biçip çiziyor ve gülüyordu. Çizimler tahtadan, kâğıda aktarılıyordu. Editör ve kıdemli çalışanların hepsinin söz hakkı vardı. Sonra birbirleriyle çizimler hakkında uzun uzadıya tartışıyorlardı. Son derece demokratik ve tipik Fransız usulü.”

Bu yazı m.haberturk.com/ dan alınmıştır

 

Alihan MESTCİ

Kategori: Dış Köşe

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.