Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Çevreyi kirleten şirketlere yaptırım: Volkswagen örneği

Bu yazıda, bilinen ve Türkiye’de de ciddi pazar payı olan küresel bir firmanın yarattığı çevre skandalına verilen tepkiler üzerinden, Türkiye ile diğer ülkeler arasındaki duyarlılık ve yaptırım dengesizliğini vurgulamak istiyorum.

Dünyanın en büyük otomobil üreticilerinden Volkswagen (VW) bildiğiniz gibi 2015 yılında ABD’de başlayan büyük bir skandalla sarsılmıştı. Skandal şuydu: VW, 2009-2015 yılları arasında sattığı 11 milyon dizel aracın emisyon limitlerine uyuyor görünmesi için arabalara test ortamında emisyon salımını düşük göstermesini sağlayan bir yazılım yüklemişti. Aynı grubun bünyesinde olan Audi, Skoda ve SEAT firmalarının ürettiği bazı modellerde de benzer sahtekarlık yapılmıştı.

Yapılan bu sahtekarlığın iki boyutu vardı: Birincisi, araçlar çevreye ve insan sağlığına açıklananın 40 katı daha fazla zarar veriyordu. İkincisi, bu araçları satın alan tüketiciler yanlış bilgi ile yanıltılmış ve aldatılmışlardı. VW, bu sahtekarlıkla çevreyi aşırı kirleterek ve tüketicileri kandırarak tam bir sosyal sorumSUZluk örneği veriyordu. Dolayısıyla, birçok ülke mevzuatına göre VW çok büyük iki suç işlemişti ve cezalandırılması gerekiyordu.

Uygulanan yaptırımlar

Skandalın dünya kamuoyuna ilan edilmesi, ABD’de Çevre Koruma Ajansı‘nın (EPA) 18 Eylül 2015’de açıkladığı bir rapor ile oldu ve bu konuda ilk adımlar da oradan geldi. VW ilk aşamada bir süre sessizliğini korudu ama ardından iddiaları kabul etti. 22 Eylül 2015’de yapılan açıklamada dünya genelinde 11 milyon dizel araçta emisyon değerlerini düşük gösteren hileli cihazların kullanıldığı belirtildi.

VW bu konuda standartları oldukça yüksek ve yaptırımları çok ağır olan ABD’deki konumunu koruyabilmek için otoritelerle işbirliğine gitti ve yüksek cezalar ödemeyi kabul etti. Bunun ardından birçok tazminat davası açıldı. Ayrıca, söz konusu araçları geri çağırmayı kabullendi. Bütün bu yaptırımların VW’e maliyeti yaklaşık 22 milyar dolar oldu.

VW’in anavatanı olan Almanya da en sert tedbirleri alan ve yaptırımları uygulayan ülkelerden birisi oldu. VW yöneticileri hakkında davalar açıldı ve şirketin genel müdürü görevden alındı. Ayrıca Audi genel müdürü sahtekarlıktan ve tüketiciyi yanıltmaktan dolayı hapis cezası aldı. Bunun dışında VW Haziran 2018’de Alman Devleti’ne 1 milyar Euro ceza ödedi. 25 Mayıs 2020 tarihinde ise uzun süredir devam eden bir dava sonuçlandı. Almanya Federal Mahkemesi, VW’in manipüle edilmiş dizel motorlu araçlar satın alan sürücülere tazminat ödemek zorunda olduğuna karar verdi. Buna göre, dizel araç sahipleri araçlarını iade ederek satış fiyatını kısmen geri alabilecek. Bu mahkeme kararının maliyetinin de 1 milyar Euro’yu aşması bekleniyor.

Bu iki ülke dışında, aralarında Avusturalya, Belçika, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Hong Kong, Hindistan, İtalya, Hollanda, Norveç, Romanya, G Afrika, G Kore, İspanya, İsveç, İsviçre, Polonya ve İngiltere’nin bulunduğu birçok ülkede araştırma komisyonları kuruldu. Bunların sonucunda, resmi makamlar tarafından VW aleyhine davalar açıldı, tüketicilerce tazminat davaları açıldı, söz konusu arabalar geri çağrıldı, tamir edilerek geri kazanılabilecek araçlar için tamir zorunluluğu getirildi ve bazı şirket yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Skandalın şu ana kadar firmaya yaklaşık 30 milyar dolar maliyeti oldu. Ayrıca çeşitli ülkelerde hala süren davaların nasıl sonuçlanacağı ve ne kadar ilave maliyet getireceği tam olarak bilinmiyor.

Türkiye’de durum

Otomotiv Distribütörleri Derneği‘nin (ODD) verilerine göre sahtekarlığa konu olan 2009-2015 döneminde VW’in Türkiye pazarındaki payı ortalama %11.2 ile hemen Ford, Fiat ve Renault’nun ardından geliyordu. Ayrıca dönemin son 3 yılında (2013-2015) VW %13.3 pay ile pazar lideri konumundaydı.

Önemli bir diğer nokta da bu oranlara grubun diğer şirketleri Audi, Skoda ve SEAT’ın dahil edilmemiş olması. Bunlar da dahil edilirse VW muhtemelen dönemin tamamının pazar lideri konumuna gelecektir. Bir başka husus, diğer üç firmanın sattıkları araçların önemli bir kısmı ülke içinde üretilirken satılan VW araçlarının tamamının ithal ediliyor olması. Pekiyi Türkiye pazarının en büyük oyuncularından birisi olan VW’e bu konuda hangi yaptırımlar uygulandı?

VW skandalı patladığında Türk kamuoyu konuya oldukça ilgi gösterdi, basın organlarında birçok haber ve yorum yayınlandı. Ama gerek ilgili resmi makamlardan gerekse VW’in Türkiye satıcısı olan Doğuş Otomotiv’den son derece muğlak açıklama ve yorumlar geldi ve ardından konu gündemden düşürüldü. Tüketici derneklerinden ses çıkmadı. Ancak, bazı tüketiciler, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun‘un “ayıplı mal” hükümleri uyarınca VW aleyhine davalar açtılar. Bu davaların sonuçlanıp-sonuçlanmadığı, sonuçlandıysa nasıl bir karar verildiği bilinmiyor.

Türkiye’deki sorun maalesef bu kadar ciddi bir skandala yola açan, çevreye zarar veren, tüketiciyi kandıran ve diğer ülkelerde milyarlarca dolar tazminat ödeyen VW firmasına hiçbir yaptırım uygulanmamasından ibaret değil. Sorun oldukça derin ve karmaşık. Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’ne göre Türkiye’de araçların üretim onayı ile ilgili mevzuat (buna emisyon da dahil) AB ile paralellik göstermekle birlikte uygulamada durum çok farklı bir görünüm alıyor.

İlk olarak, Türkiye’de araç parkının ortalama yaşı oldukça fazla ve bu araçların emisyonları oldukça yüksek. İkincisi, araç yakıt ve emisyon sistemlerinde kayıt dışı ve yetkin olmayan tamircilerde onaysız tadilatlar son derece yaygın olarak uygulanmakta. Bunun sonucunda olması gerekenden 100’lerce kat daha fazla zararlı gaz salımı ile halk sağlığı tehdit edilmekte. Üçüncüsü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sorumluluğunda olan emisyon ölçümleri özelleştirilerek piyasalaştırılmış ve 2/3’ü özel araç servislerinde yapılır hale getirilmiş durumda. Birçok özel firma şu anda bu denetimleri, amacın çevresel denetim değil ticari kazanç olduğunu vurgularcasına sağlıksız bir şekilde gerçekleştirmekte.

Bu olayın sonrasında VW’in Türkiye’de ilginç ve uzun süren bir fabrika kurma macerası da oldu. Bu maceranın detaylarına girmeyeceğim ama emisyon skandalıyla Türkiye’ye ve Türk tüketicilere bu kadar zarar vermiş olan bir firmaya eski bir teknolojiyle üreteceği zamanı geçmiş modeller için son derece cazip teşvikler verilmesi kamuoyunda çok sert tepkiler de yarattı. AKP iktidarının çevreye duyarsızlığını ve “istihdam yaratılıyor” bahanesiyle her türlü çevre düşmanı girişimi inatla desteklemeye devam ettiğini görüyoruz. Şimdilik VW tarafından iptal edilmiş olan bu projenin geleceği de belirsiz.

Özetle, dünyanın birçok ülkesinde ağır yaptırımlarla cezalandırılan VW, Türkiye’deki ciddi pazar payına karşın ne Çevre Kanunu’na ne de Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a muhalefetten hiçbir ciddi yaptırımla karşılaşmadı. Bu yaptırımsızlık, ülke yöneticilerinin çevre ile ilgili konularda ne kadar duyarsız olduğunu, bu konularda şirketlerle hükümetler arasındaki ilişkilerin giriftliğini, tüketicinin çevreye duyarsızlığını ve şirketlerin böyle bir ortamda hiçbir sorumluluk almaksızın sistemin açıklarını sonuna kadar kullandıklarını açık bir şekilde gösteriyor.

Bu örnek, benzer sorunlarla mücadele etmenin üç ayağını net bir şekilde ortaya seriyor: İlki ve en önemlisi tüketicinin eğitimi ve bilinçlenmesi, ikincisi siyaset üzerine baskı yaparak gerekli düzenlemelerin yapılmasının ve daha da önemlisi yaptırımların uygulanmasının sağlanması, sonuncusu ise bu tür şirketlerle kamuoyu baskısı ve tüketicinin gücü kullanılarak doğrudan mücadele edilmesi.  

 

Kategori: Hafta Sonu