Hafta SonuManşet

Cebi boş, gönlü hoş bir gezgin: Oğuz Tan – Ercüment Gürçay

Sekiz, on yıl kadar önce popüler kültürün bir dönem cilalayıp, baş tacı ettiği ve sonra hızla tükettiği Robin Sharma mahlaslı bilge bir adam (!) önce Ferrari’sini satmış; sonra kariyer hesaplarının, sonunda alınacak dolgun bir maaşın, toplumun beklentisine koşut eş-çocuk-aile planlarının, kısaca modern kent yaşamının konforunun içerisindeki derin boşluğu doldurmaya yetmeyip, refah, mutluluk ve iç huzura kavuşmayı düşünenlere bunun yollarını anlatan bir de kitap yazmıştı. Büyük bilge eğer Ferrari’sini satmayıp imha etse, gerçekten her şeyden vazgeçebilseydi anlattıklarıyla ilgi alanıma girerdi belki de.

Ömer Hayyam’ın bir şiirinde dediği gibi “gülün de şarabın da, sarhoş olmanın da, her şeyden vazgeçmenin de tadını bilen, cebi boş, gönlü hoş” sahici ve mütevazi bir bilge- gezginden, Oğuz Tan’dan bahsetmek istiyorum. Oğuz’un bilgeliği öğrenme ve öğrendiklerini paylaşma heyecanından geliyor. İlk karşılaşmamızda masanın üzerinde duran minik bir kaktüsün hikâyesini bir çırpıda anlatıverdi. Bir dönem odasında bir kaktüs koleksiyonu olduğunu da o gün öğrendim.

31

Oğuz bugün otuzlu yaşlarını yaşıyor. Sistem mühendisi olarak elinin ekmek tutmaya başlamasının dördüncü senesinde, emeğinin karşılığını bir lütufmuş gibi kendisine sunan ve her seferinde ondan daha fazlasını isteyen, sınırları çizilmiş, kuralları belirlenmiş, giderek kendisi için de bir rutine dönüşen kurulu sisteme gün geliyor hayır diyor.

“…yeni dünya düzeni daha ben doğmadan hazırlamıştı bana sunacağı yaşam şeklini. Üstelik nerede ne zaman ve en önemlisi nasıl bir toplum içinde doğacağımı da ben seçmemiştim. Okumam, büyümem, ‘eli ekmek tutan’ biri olmam bekleniyordu ve hepsi oldu sırasıyla. İnsanın insana düşman kesildiği, mutsuz bir şehirde ‘geçinip gidiyordum’. Geçinip gitmek öyle tehlikeli bir şey ki, harcadığın şey ömrün oluverir ve geri dönüşü de yoktur. Öyle bir yaşamın içinde bulursun ki kendini, konforlu bir kafesin esaretinde yaşayan kuşa dönersin. Kapağı açsalar bile kanat çırpıp uçamazsın artık, çünkü korkarsın. Hayat bir rutine dönüşür. Rutinin dışına çıkmaya başta cesaret edemezsin. Sonra yıllar geçer aradan ve rutinin içiymiş dışıymış aklına bile gelmez. Bir bakmışsın camları kapalı hareketsiz bir aracın içinde pahalı yakıtlar tüketirken geyik radyo programları dinleyerek senelerini geçirmişsin – kurbağa ve sıcak su misali…”

28

Oğuz kent hayatının ve iş yaşamının insanı tüketen ritminde, fırsat buldukça dağlara kaçarak, dağ koşuları ve bisiklet gezileriyle ruhunu sağaltmaya çalışırken bir anda her şeyden vazgeçip, zaman zaman yaptığı bu rutini yaşam tarzı olarak benimsiyor, elinde eşya namına ne varsa satıyor, bir bisiklet ve uzun yolculuk için gerekli diğer ekipmanları asgari ölçülerde tamamlamaya çalışıyor. On yıl süreli bir pasaport ediniyor. WEB sitesi ve diğer sosyal medya paylaşımlarıyla küçük de olsa bir seyahat bütçesi oluşturuyor, aileden bir yakınının günde 10 dolarlık desteğini de alıyor ve 2013 senesinde, dünya nasıl bir yer, insanlar nasıl yaşarlar, ne yerler, ne içerler merakıyla, hayallerinin peşinden İstanbul’ dan doğuya doğru 16.000 km’ lik uzun bir yolculuğa çıkıyor.

18

Bisikleti ile çıktığı bu yolculukta çadırında, yolda tanıştığı insanların evlerinde ve köylerde konaklayan Tan, izlenimlerini yazarken yolculuğunda yanından ayırmadığı fotoğraf makinesiyle farklı yaşamlardan, eşsiz doğa manzaralarına kadar birçok ayrıntıyı fotoğrafladı, video kayıtları yaptı, görsel bir hafıza da oluşturdu. Bisikletiyle 4000 ve 5000 m yükseklikteki dağ geçişleri yaparken, dünyanın en yüksek ultra maratonunu da yine bu yolculukta koştu.

15

“…ilk yolculuğum doğuya oldu. İran, Dubai, Pakistan, Hindistan, Nepal, Myanmar ve Tayland’ın bazı kısımlarını gördüm. Ekonomileri Türkiye’den daha fakir ülkelere gittim, fakat pek çok başka zenginlikle karşılaştım. İnsanların ne kadar sade yaşadıklarını gördüm ve bu beni çok etkiledi. Kendi kendimizi köleleştirdiğimiz modern kent yaşamında ne kadar acı çektiğimizi uzaktan görme şansım oldu. Her şeyi deli gibi tüketiyoruz. Ürünleri, duyguları, insan ilişkilerini, her şeyi. Tüketmek, bir var oluş mücadelesine dönüşmüş durumda. Yenidünya düzeni farklı tüketim güçlerine sahip farklı sınıflar yaratıyor. Biri fırsat reyonunda endüstriyel yerli peynirin indirime düşmesini bekliyor, öbürü peynirini Fransa’nın organik köyünden getirtiyor. Biri yarım kilo kıymaya erişemezken, Çin’deki ördek öbürünün ayağına geliyor…”

17

Bu yolculukta aç kalmamak için minik bir tencere ve tava ona yetti. Yanında getirdiği üç-beş kıyafet doğada korunmasını, çıplak kalmamasını sağladı. Çadırı çoğu zaman evi oldu.

İhtiyacın kadar tüket; doymak için değil, aç kalmamak için beslen; görünmek için değil, çıplak kalmamak için giyin; sokakta yaşamamak için küçük bir evin olsun; gezegende olabildiği kadar küçük bir karbon ayak izi bırak… Birçoğumuzun yaşamaya çalıştığı sade bir yaşamın özeti aslında tam da bu. Bunu yapmak için uzun yolculuklara çıkmaya gerek yok aslında. Oğuz kentte de öyle yaşıyor. Tüketim çılgınlığından uzak bir yaşamı var. Bir otomobili yok, genellikle yürüyor. Annesiyle yaşadığı evde küçük bir odası var. Geçen hafta ilk gezisinin fotoğraflarından oluşan bir serginin açılışında birkaç kez karşılaşıp, muhabbet ettik. Hepsinde aynı giysiyle gördüm Oğuz’u.

14

Bisiklet yolcuğuna ara vererek 2015’te İstanbul’a dönen Oğuz Tan, yolculuğu süresince biriktirdiklerini çeşitli festival ve organizasyonlarda sunumlar yaparak ve dergilerde yazarak bizlerle paylaştı, tüm bu yolcuğu boyunca çektiği fotoğraflardan hazırladığı 24 fotoğraflık özel bir seçkiyi Zapata Moda’da “Oğuz Gidiyor” sergisiyle paylaşmaya devam ediyor. 18 Ağustos’ta açılışı yapılan sergi 27 Eylül’e kadar ziyaret edilebilecek.

Oğuz şimdi yine kent yaşamından kurtulup, yeniden yollara düşmenin planlarını yapıyor. Bu kez Meksika’dan Güney Amerika’ya doğru pedal basmak, kahve plantasyonlarında yaşayan insanlarla tanışmak, onların hikayelerini yazı ve fotoğraflarla bizlerle paylaşmak istiyor. Bu kez biraz daha yüksek bütçeli, sürdürülebilir bir model için projeler geliştirebileceği, vizyon sahibi kişi, kurum ve kuruluş arayışı içerisinde.

24

Oğuz sadece bir gezgin fotoğrafçı değil aynı zamanda yaşadığı gezegenin insan kaynaklı nedenlerle yeni bir kaosa doğru gittiğinin de farkında. Oğuz’ la iklim değişikliği meselesi üzerine de muhabbet ettik. Yeni yolculuğuna çıkmadan önce iklim değişikliği sonucu yakın bir gelecekte gezegeni ve üzerinde yaşayan tüm canlıları etkileyecek, yaklaşan tehlikeye dikkati çekmek için bisikletiyle Trakya’ dan başlayıp, İstanbul’ da sona erecek bir “Oğuz İklim İçin Gidiyor” yolculuğunu konuştuk. Bunu gerçekleştirebilir miyiz? Bilemiyoruz, ama konuşmaya devam etmeye niyetliyiz. Bildiğim bir şey var: Oğuz ile dostluğumuzun ve muhabbetimizin bundan sonra da devam etmesini istiyorum.

Yaşadıklarından öğrendiklerini heyecanla paylaşan, ama akıl vermeyi pek sevmeyen Oğuz’ un hepimize bir de çağrısı var: Size dayatılan yaşamın ve rutinin dışına çıkın ve hayalleriniz her ne ise onların peşinden gidin. Kesinlikle zor zamanlar yaşayacaksınız fakat sonunda pişman olmayacaksınız…

38

 

Ercüment Gürçay

Kategori: Hafta Sonu