Hafta SonuKöşe YazılarıManşetUncategorizedYazarlar

[Cadı Kazanı] Doğaya karşı şiddetin cezası var mı?

Daha bir yıl bile olmadan insanlar pandemi sürecinde eve kapanmaktan, sıkıldı, depresyona girdi, isyan etti, bunaldı hatta bazı Avrupa ülkelerinde sokaklara döküldü.

Bir de hayatımız boyunca kapalı bir ortamda, hiç dışarı çıkma olasılığınız olmadan yaşadığınızı düşünün. Hatta dünyadaki ekosistemi -olasılık dışı ama-  taklit ederek milyonlarca kilometre kare bir alana yayılan, sadece kapalı mekanlardan oluşan bir yeni dünyada yaşadığınızı düşünün.

Düşünmek bile istemeyeceksiniz tabii ki, ama düşünmeliyiz! Çünkü bunun küçük bir uygulaması  yapıldı ve ne kadar olanaksız olduğu görüldü.

Başka bir dünya mümkün mü? 

Okul bilgilerimizden hatırladığımız bir biyosfer var: Dünyadaki canlıların yaşadığı, enerji ve besin alışverişinin sürekli yapıldığı, 16-20 km kalınlığında bir “canlı yüzey”. Kısaca nefes alıp yaşayabileceğimiz tek dünya.

Bazı bilim insanları bir gün -ki çok uzakta görünmüyor- dünyamızı yaşanamayacak hale getirirsek, acaba yeni bir biyosfer mümkün olur mu diye yola çıkmışlardı. Az gittiler, uz gittiler, dere tepe düz gittiler ama bir de baktılar ki bir arpa boyu yol alamamışlar.

Tabi ki bu bir masal değil. Gerçek  öykü, 1990’ların başında Amerika’nın Arizona Eyaleti’nde, dünyamızın ekosistemininin işleyişini kopyalayarak, bu işleyişi anlamak ve tabii gerektiğinde insanların başka bir gezegende yaşayabilmeleri için istasyonların kurulmasına model olacak bir proje olarak başlatıldı.

Biyosfer-2 adı verilen bu proje yaklaşık 12 bin metrekarelik bir alanda cam ve çelik kullanılarak inşa edilen, sera gibi görünen binalardan oluşuyordu ve dışardan sadece güneş ışığının girmesine izin verilmişti. Yani dünyamızdaki ekosistemden tamamen izole edilmişti. İçeride ise tropik yağmur ormanlarından bataklıklara, çölden savana uzanan biyom türleri oluşturuldu.

Bu yapay ekosistemde yağmur yağdırılmasından, besin maddelerinin üretilmesine kadar her şey planlanmıştı. Birçok hayvan ve bitki türlerinin yanısıra 25 omurgalı hayvan türü bile vardı. Sekiz gönüllü bilim insanı burada iki yıl boyunca kaldılar ve çalıştılar.

Sistem sadece iki yıl dayandı yani kendisine yeterli oldu. Bu sürenin sonunda havanın kalitesi de bozulmuştu. Atmosferdeki bileşenler sağlığı tehdit etmeye başladı. Böcek çeşitliliği bozulduğu için sadece karınca ve hamam böceklerinin sayısında patlama olduğu ise bir iddia olarak kayıtlara geçti. Göletleri yosunlar kapladı, temiz su sağlayan sistem kirlendi.  Bitkilerin tozlaşmasını sağlayan böcekler öldüğü için tarla bitkileri yok oldu. 25 omurgalı hayvandan geriye altısı kaldı. Bütün tesisi çekirgeler bastı…

Biyosfer -2, küresel ekoloji için dünyanın ilk deneysel laboratuvarı oldu. Bunu iki yıl boyunca deneyimleyen bilim insanlarından Sir Ghillen Prance, tesisin yağmur ormanı alanını tasarlayarak, yağmur ormanlarının çeşitliliğini  korumada önemli olacak stratejileri test etti. Bilim insanları mürettebatının bir üyesi olan Dr Mark Nelson, “Biyosfer 2, Dünya’nın biyosferiyle (Biyosfer 1) ilişkimizi iyileştirmek için önemli dersler verdi” demişti. Bu iki bilim insanı üyesi oldukları , 1973 de kurulan Instute of Ecotechnics‘de 2018 Eylül’ünde yayımladıkları bir seminer konuşmasında yer alan bu cümlesine ek olarak, alınan dersleri şöyle sıralıyorlardı:

“Teknosfer, yaşamı ona zarar vermeden desteklemek için tasarlanabilir; atmosferik görevliler olarak insanlar için yeni roller, atık suyu geri dönüştürmek ve havayı temizlemek için yenilikçi biyo-teknolojiler;  kimyasalların kullanılmadığı yüksek verimli rejeneratif tarım, dünya rekorları kırardı;  biyoçeşitliliği korumak için müdahale eden temel yırtıcılar olarak insanlar; biyosfere olan ortak bağımlılık, grup gerilimlerini ve alt grupları geçersiz kılar.  Deneyin sürprizleri, biyosferler hakkında ne kadar çok şey bilmediğimizin altını çizdi.  Biyosfer 2, insanların gezegensel biyosferimizle yeniden bağlantı kurma ve yeni bir ilişki kurma arzusundan yararlanarak dünyanın hayal gücünü yakaladı.”

Gezegenimizin öyküleri sadece insana değil, bütün canlılara dair 

Sözün özü, başka bir dünya yok!. Yeryüzünün yaşanılır kılınması için yapılacak hem bireysel, kurumsal ve hem de bilimsel tüm çalışmalar, başka bir gezegene gitmek ve oralarda yaşam belirtileri bulmak için çabalamaktan çok daha kolay ve “yapılabilir”.

Evet dünyamız bir kriz yaşıyor ama bu krizi nasıl atlatacağımız konusunda elimizde inanılmaz veriler , deneyler, çözüm önerileri ve uygulamalar var. İki kelime: Korumak ve geliştirmek.

Doğru çözümlere ulaşmamamız içinse anahtar cümleler şöyle:  

  • Yağmur ormanlarını, sulak alanları, biyoçeşitliliğimizi korumak ve geliştirmek
  • Toksik kimyasalları hem topraktan hem de evlerimizden yok etmek
  • Tarım anlayışımızı yeniden yapılandırarak agroekolojik tarımı bir devlet projesi yapmak. 

Yani “doğaya karşı şiddet’in savunucusu olmamak. Sessiz kalmakla, şiddet uygulayıcısı olmak arasında hiçbir fark yok.

 

“Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.” (Hannah Arendt) 

 

Kategori: Hafta Sonu