İklim KriziKöşe YazılarıManşetYazarlar

TTB: İklim değişikliğini desteklemek, UCM nezdinde insanlığa karşı suç sayılmalı

Ekim ayının son haftasında Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te toplanan Dünya Tabipler Birliği’nin (WMA) Genel Kurulu’nda Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) önerisi görüşüldü. “Gelecek Nesillerin Sağlıklı Çevrede Yaşam Haklarının Korunması ve iklim değişikliğini destekleyen politikaların Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) insanlığa karşı suç olarak sayılması başlıklı politika belgesi, WMA genel kurul üyelerince olumlu karşılandı ve ulusal tabip birliklerine gönderilerek önerinin gelecek toplantıda yaşama geçirilmesi için görüş alınmasına karar verildi. Ayrıca Genel Kurul’da yine TTB’nin önerisi doğrultusunda  “İklim Krizi Acil Bildirgesi” ile hekimlere, çevre krizinin yaşamı tehdit eden etkilerini önleme konusunda baskı yapılması çağrısında bulunuldu.

WMA, dünya çapında doktorları temsil eden uluslararası ve bağımsız bir organizasyon. Örgüt ilk kez Paris’te çok sayıda ülkeden hekim temsilcilerinin katılımıyla 18 Eylül 1947’de, hekimlerin bağımsızlığını sağlamak ve her zaman mümkün olan en yüksek etik davranış ve bakım standartları için çalışmak üzere kuruldu. 1948’den günümüze kadar 113 Ulusal Tabip Birliği WMA’ya üye oldu. Örgüt günümüzde Dünya üzerinde 10 milyondan fazla hekimi temsil ediyor.  Yılda iki kez yönetim toplantıları gerçekleştiren WMA, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) toplantılarına da resmi gözlemci olarak katılıyor; önerilerini sunabiliyor. Örgütün finansmanı, üye hekim birliklerinin yıllık katkılarıyla (aidat) sağlanıyor. TTB ise uluslararası düzeyde; WMA, Avrupa Tıp Eğitim Birliği, WHO ile Avrupa Tabip Birliklerinin oluşturduğu forumun üyesi olup, toplantılarına aktif üye olarak katılıyor.

Uzun bir zamandan bu yana küresel iklim değişikliği ve hava kirliliği konusunda çalışan TTB’nin önerisi ise bu uzun çabaların sonunda hazırlandı ve TTB’nin genel kurulunda onaylandı.

WMA’nın Tiflis’teki Genel Kurulu’na TTB Merkez Konseyi üyesi Prof. Dr. Gülriz Erişken ile birlikte katılan Doç. Dr. Gamze Varol Saraçoğlu WMA’ya taşınan öneriyi şöyle özetledi:  

“TTB adına hazırladığımız önerinin birinci ayağı, WMA başta olmak üzere ulusal hekim birliklerine gelecek nesillerin sağlıklı çevrede yaşam haklarının korunması için önemli sorumluluklar yüklüyor. İkinci ayakta ise milyonlarca insan üzerinde büyük sağlık etkileri olan iklim krizi için etkili bir uluslararası yaptırıma acilen ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Bu nedenle, ‘fosil yakıt kullanımı veya ormansızlaşma gibi insan faaliyetleri -iklim suçunu işlemek- insanlığa karşı ekosit suçu olarak değerlendirilmelidir’ deniyor. Öneride çevresel iklim suçlarını yargılayacak Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) altında “Uluslararası Çevre Mahkemesi” kurulması ve derhal harekete geçilmesi gerekliliğine vurgu yapılıyor ve WMA’dan kendi ulusal tıp dernekleri aracılığı ile hekim kamuoyu oluşturması;  Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü aracılığıyla hükümetler ve politika belirleyiciler üzerinde baskı yapması bekleniyor”

Varol Saraçoğlu, TTB’nin talebinin gerçekleştirilebilme olasılığıyla ilgili de şunları söyledi:

“Hukukçu arkadaşlarımızın yaptığı çalışmaya göre UCM’nin kuruluş belgesi niteliğindeki, mahkemenin yargılayacağı suç tiplerini düzenleyen UCM Roma Statüsü’ne göre bu mümkün. UCM Roma Statüsü’nün 7. maddesine göre; insanları öldürmek, kitlesel soykırım uygulamak, bir nüfusu bulunduğu yerden göç ettirmek ve insanlık dışı veya benzer eylemlerle bir insan topluluğunun büyük acılar çekmesine sebep olmak ‘insanlığa karşı suç’ olarak düzenlenmiş. İklim değişikliği de insanlığa karşı suç olarak sayılan bu sonuçları doğuruyor ve küresel bağlayıcılığı olan bir sistem uygulanmadığı takdirde insanlığa karşı suç, gezegendeki 8 milyar insana karşı yönelebilir. Hali hazırda iklim değişikliği nedeniyle önemli sayıda insan, aşırı hava sıcaklıklarının orman yangınları, kuraklıklar, kıtlık nedeniyle yaşanamaz hale getirdiği bölgelerden göç etmeye başladı. Kısacası iklim değişikliği tüm insanlığın sağlığını, geleceğini ve yaşama hakkını tehdit ediyor. Bu tehlikelerin bir kısmı gerçekleşmeye başladı ve WMA başta olmak üzere tüm hekim örgütlerinin iklim değişikliğine neden olmayı insanlığa karşı suç kapsamına alınmasını savunmak için vicdani, etik ve yasal sorumlulukları, görevleri var. Hukukçularımız belirttiğine göre, UCM’nin bir suçu insanlığa karşı suç kapsamında yargılayabilmesi için ya suçu işleyenin Statü’yü imzalayan ülke vatandaşı olması ya da suçun gerçekleştiği yerin UCM Roma Statüsü’nü tanıyan ülke toprakları olması gerekiyor. Bu durumda iklim değişikliğinde suçun gerçekleştiği alan dünyanın tamamı ve suç mahalli küresel olduğundan dolayı UCM’nin hukuken yargı yetkisi de var.”

Doç. Dr. Gamze Varol Saraçoğlu bundan sonraki süreci şöyle özetledi:

“WMA teklifi beğendiğini bildirdi ve bu haliyle üye ülkelere gönderilmesini kabul etti. TTB olarak bundan sonraki beklentimiz WMA’nın Nisan ayında Cordoba‘daki Genel Kurulu’da yapılacak oylamada önergemizin karar altına alınması ve WMA’nın gelecek nesillerin yaşama hakkının korunması için iklim değişikliğine neden olmanın UCM’de insanlığa karşı suç kapsamına alınması için baskı unsuru oluşturmasıdır. WMA, UCM üzerinde baskı unsuru oluşturursa, sera gazı emisyonlarının sınırlanması yönünde bir türlü konsensüs sağlayamayan ulusal hükümetlerin ve şirketlerin üzerinde bağlayıcılığı olan bir yaptırım mekanizması için ilk ve en önemli adım atılmış olacaktır.”

Sonuç olarak TTB’nin önerisinin ilk bölümü WMA Genel Kurulu tarafından kabul edildi; “İklim Krizi Acil Bildirgesi” üye hekim birliklerine dağıtıldı. Hekimler artık yeni nesilleri küresel iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden korumak için daha fazla sorumluluk alacaklar. İkinci bölüm için ise üye hekim birliklerinden görüş istendi; önümüzdeki toplantıda karar verilecek muhtemelen… Küresel iklim krizini önlemek için 2015’de imzalanan Paris İklim Antlaşması’nın başarı şansının giderek azaldığı; önümüzdeki günlerde 25’incisi yapılacak olan COP toplantılarının ise bugüne kadar hiçbir somut çözüm üretemediği dünyamızda belki de son umutlardan biri olacak WMA Genel Kurulu’nun alacağı karar… Eğer bu karar onaylanırsa; örgüt Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) “Uluslararası Çevre Mahkemesi” kurması için Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü aracılığıyla hükümetler ve politika belirleyiciler üzerinde baskı aracı haline gelecek.

Kategori: İklim Krizi

DünyaManşet

UCM’ne suç duyurusu: Akdeniz’deki mülteci ölümlerinden AB sorumlu

Bir avukat grubu, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne Akdeniz’de binlerce mültecinin ölümünden sorumlu oldukları gerekçesiyle AB üyesi ülkeler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Bir grup avukat, Akdeniz’de binlerce mültecinin boğularak ölmelerinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Avrupa Birliği (AB) ve üye ülkeler aleyhine suç duyurusunda bulundu. Avukatlar AB’yi ve 28 üyesini, “insanlığa karşı suç işlemekle” itham etti.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yapılan başvuruda, Akdeniz’deki mülteci ölümlerinin, AB’nin göç politikalarından kaynaklandığı iddia edildi. Başvuruda, AB’nin bu politikalarla, “diğer mültecilere gözdağı vermek için denizdeki sığınmacıları kurban ettiği” savunuldu.

Suç duyurusunda, özellikle son dönemde Avrupa’ya yönelik mülteci krizinde önemli rol oynayan İtalya, Fransa ve Almanya hedef alındı. UCM’ye sunulan 245 sayfalık başvuru belgesinde, AB’nin 2014 yılından itibaren “bedeli ne olursa olsun, Libya’dan Avrupa’ya mülteci geçişini engellemek istediği” vurgulandı.

Avukatlara göre, “AB’nin caydırıcı politikaları” sonucu 40 bin sığınmacı, Libya’daki kamplarda mahsur kaldı.

Suç duyurusunda bulunan avukatlar arasında geçmişte UCM’de de çalışan Fransız Juan Branco ve İsrailli Ömer Shatz da bulunuyor.

Hollanda Televizyonu’na (NOS) konuşan bir AB sözcüsü ise birliğin tüm eylemlerinin uluslararası anlaşmalar ve Avrupa yasalarına dayandığını söyledi. AB Sözcüsü, birliğin yalnızca uluslararası sularda faaliyet gösterebileceğini ve Libya karasularında işlem yapamayacağını belirtti. Sözcü, Libya makamlarına, sahil güvenlik görevlileri tarafından yakalanan göçmenlere daha iyi davranmaları uyarısında bulunduklarını vurguladı.

Kategori: Dünya

DünyaManşet

Ömür boyu hapsi istenen Bosnalı Sırpların eski lideri Karadziç’ten temyiz başvurusu

Dün Lahey’de Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karadziç‘in temyiz duruşması vardı.

Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi savcıları, verilen 40 yıl hapis cezasını az bularak, 10 ayrı konuda suçlu bulunan Sırp liderin ömür boyu hapse mahkum edilmesini istedi.

Radovan Karadziç, karara itiraz etti.

Karadziç avukatı aracığılıyla yaptığı başvuruda, adil bir şekilde yargılanmadığını ve savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürererek, tekrar yargılanmayı talep etti.

Karadziç’in avukatı Gate Gipson, temyiz başvurusuyla ilgili şunları söyledi: “Başkan Karadziç bu davada kendisini temsil etmek ile kendi savunmasına tanıklık etmek arasında seçim yapmaya zorlandı, bu tür bir konuma zorlanarak, Başbakan Karadziç’in kendini temsil etme hakkı ihlal edildi.”

Uluslararası Ceza Mahkemesi 2016 yılında, Radovan Karadziç’i 1995’te Srebrenitsa’da 8 bin Müslüman erkek ve çocuğun öldürülmesi, savaş suçları ve insanlığa karşı suçtan 40 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

Srebrenitsa’daki kurbanların ailelerinin kurduğu derneğin üyes Munira Subasiç, Karadziç’in cezasını hiç bir şekilde indirilmemesinden yana: “Ömür boy hapis ve soykırımla suçlanmazsa, o ceza almış sayılmaz.”

Davaya bakan savcılar ise Karadziç’in daha fazla ceza alması gerektiğini belirterek itirazda bulundu. Uluslararası Ceza Mahkemesi, iki tarafın da itirazlarını bugün değerlendirecek.

 

(Euronews)

Kategori: Dünya

Köşe Yazıları

Monsanto, Dünya Gıda Günü’nde uluslararası sivil mahkemede yargılanıyor

Bu yazı aysebereket.wordpress.com dan alınmıştır

Bu yıl Dünya Gıda Günü (16 Ekim 2016) kimyasal ve endüstriyel tarımın insan sağlığı ve doğa üzerindeki tahribatına odaklanıyor. Monsanto Tribünali, çokuluslu biyoteknoloji devini insan hakları ihlalleri, insanlık suçu ve çevre yıkımından (ekosit) sorumlu tutmak için kurulan bir uluslararası sivil toplum girişimi. 14-16 Ekim 2016 tarihlerinde Lahey, Hollanda’da yer alacak Tribünal’de beş uluslararası seçkin hakim beş kıtadan otuz tanığın ifadesini dinledikten sonra, Uluslararası Ceza Mahkemesi(UCM) prosedürlerine uygun olarak oluşturacağı tavsiye görüşünü, Aralık 2016 tarihinde bildirecek.

20

Dünyanın dört bir yanından gelen tanıklar Monsanto şirketinin sağlıkları, toplulukları ve geçim kaynakları üzerindeki etkisini anlatacak. Mahkemenin hedefindeki tek şirket Monsanto değil; endüstriyel tarımın en bilinen simgesi Monsanto’nun aracılığıyla çevre yıkımına ve insan sağlığının bozulmasına neden olan endüstriyel sistemin parçası olan tüm şirketler yargılanacak. Kısa bir süre önce ilan edilen Bayer ve Monsanto arasındaki satın alma anlaşması Aralık 2016’dan önce sonuçlansa bile mahkemenin görüşünü etkilemeyecek. Tribünalin amacı Monsanto’nun çevre ve insan sağlığı üzerinde yol açtığı zararlar hakkında bir yasal görüş bildirmekle birlikte, Monsanto ve benzeri kimyasal şirketlere açılacak davalarda kullanılabilecek geçerli yasal bir dosya oluşturmak.

Vandana Shiva Yedikule Bostanları’nda Foto: Serkan Ayazoğlu;

Vandana Shiva Yedikule Bostanları’nda Foto: Serkan Ayazoğlu;

Monsanto Tribünal’inin yürütme komitesinden öne çıkan bazı isimler arasında Ocak 2016’da Hrant Dink Vakfı’nın davetlisi olarak geldiği İstanbul’da, Boğaziçi Üniversitesi ve Yedikule Bostanları Girişimi’nin davetiyle Yedikule Bostanları’nı ziyaretederek desteğini gösteren çevre aktivistiVandana Shiva, Fransa’nın eski Çevre Bakanı Corinne Lepage , eski Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü Olivier de Schutter, The World According to Monsanto belgeselinin yazarı ödüllü gazeteci Marie-Monique Robin, Güvenli Pestisit Efsanesi kitabının yazarı ve IFOAM Organics International’ın başkanı Andre Leu ve Monsanto’nun genetiği değiştirilmiş bir mısır çeşidi NK603 ve Monsanto’nun en çok satan ürünü ve dünyada en çok kullanılan ot öldürücü (glifosat etkin maddesi) Roundup’ın fareler üzerindeki etkisine dair yapılan tek bağımsız ve en uzun süreli (2yıl) araştırmanın başındaki Prof. Dr. Gilles-Eric Seralini yer alıyor.

Neden Monsanto Tribünali

Monsanto karşıtları, şirketin politik bağlantılarıyla, kanun koyuculara ve hükümet görevlilerine lobi yaparak, sistematik gizleme stratejileri uygulayarak, yalan ve rüşvete başvurarak, sahte bilimsel araştırmalar yaptırarak ve bilim insanlarına baskı uygulayarak, ve basını manipüle ederek ürünlerinin insan ve çevre üzerinde yol açtığı zararları görmezden gelmeyi başardığının altını çiziyor. Günümüzde Monsanto gibi bir şirket ya da yönetimine insan sağlığına ya da çevreye verdiği zarardan dolayı dava açmak neredeyse imkansız. Monsanto, diğer endüstriyel tarım devleri gibi, her yıl hakkında açılan davaları savuşturmak için inanılmaz paralar harcıyor. Açılan davaların büyük bir kısmı mahkeme dışında taraflar arasında yapılan maddi tazminat anlaşması ile çözümleniyor. Arada sırada ödenen tazminatlar şirketin uygulamalarını ve faaliyetlerini değiştirmesine yeterli olmuyor.

Tribünalin önemi

Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) kurulduğu 2002 yılından bu yana çoğunlukla soykırım ve savaş suçu gibi insanlık suçlarını yargılıyor ancak bu yakında değişebilir. 15 Eylül 2016 tarihli açıklamasında UCM, “çevre yıkımı”, “doğal kaynakların istismarı” ve “yasadışı mülksüzleştirme”yle sonuçlanan suçlara öncelik vereceğini vurguladı. UCM, yetki sınırını resmi olarak genişletmediğini ancak insanlık suçu kapsamını genişleterek var olan ihlalleri değerlendireceğini belirtiyor. Öncelikli davaların kapsamını bu doğrultuda genişletilmesi, barış zamanında gerçekleştirilen ve kâr amacı güden insan hakları ihlallerinin geleneksel savaş suçları düzeyine çıkarılması çok olası. Dolayısıyla, Monsanto Tribünali UCM’de görülecek bir dava için önemli bir hazırlık olarak görülmekte.

Tribünalin işleyişi

22Tribünal işleyişini Birleşmiş Milletler’in 2011 yılında kabul ettiği “Ticaret ve İnsan Haklarına İlişkin Yol Gösterici İlkeler”e dayandıracak. Aynı zamanda, 2002 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluşuna yol açan Roma Statüsü’nü baz alarak, olası cezai sorumlulukları değerlendirecek. Tribünal, Monsanto’yu uluslararası ceza kanununa dahil edilmesi önerilen ekosit yani çevre kıyımı açısından da değerlendirecek. Ayrıca, bu mahkeme Roma Statüsü’nün ekosit suçunu içermesi ve kişi ve kuruluşların bu suçla yargılanmalarını mümkün kılabilmesi için yeniden düzenlenip, düzenlememesi gerektiğini değerlendirecek. Tribünal, aynı zamanda hukuk muhakemeleri kanununa uygun olarak Monsanto’yu görüş bildirmeye davet edecek ve Monsanto’nun kendisine yöneltilen suçlamalar ve tanık ifadelerinin karşısında sunacağı savunmayı dinleyecek.

Tribünal öncesi yapılacak çalıştaylar Monsanto faaliyetlerinin altı alandaki etkilerini inceleyor: Sağlıklı bir çevre hakkı, sağlık hakkı, gıda hakkı, ifade ve bilimsel araştırma hakkı, savaş suçuna iştirak ve ekosit. Burada detaylarına girmediğim ancak Tribünal’in sitesinde bulabileceğiniz çok sayıda uluslararası anlaşma ve yasaya dayandırılarak Monsanto’ya sorulacak ve yanıtı aranacak altı soru, özetle:

Soru 1 Monsanto şirketi, yürüttüğü faaliyetlerle güvenli, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevrede yaşama hakkını ihlal ediyor mu?

Soru 2 – Monsanto şirketi, yürüttüğü faaliyetlerle gıda hakkını ihlal ediyor mu?

Soru 3 – Monsanto şirketi, yürüttüğü faaliyetlerle en yüksek sağlık standartlarına erişim hakkını engelliyor mu?

Soru 4 -Monsanto, bilimsel araştırmalar için vazgeçilmez olan özgürlük ve fikir ve ifade özgürlüklerini ihlal ediyor mu?

Soru 5 – Monsanto şirketi, Amerika Birleşik Devletleri ordusuna 1962 yılında Vietnam’da başlatılan “Ranch Hand” operasyonu dahilinde malzeme tedarik ederek savaş suçuna iştirak etti mi?

Soru 6 – Çevreye ciddi zarar verdiği ya da yıkıma yol açtığı anlaşılan Monsanto’nun geçmiş ve mevcut faaliyetleri, küresel müşterekler ya da kimi insan topluluklarının bağlı oldukları ekosistemleri kayda değer ölçüde ve kalıcı olarak değiştirerek, ekosit (çevre kıyımı) suçu işlemekte midir?

Monsanto Tribünali’nden beklenilen sonuçlar

 Öncelikle, kamuoyu ve politika belirleyiciler Monsanto’nun faaliyetleri ve bunların çevre ve insan hakları üzerindeki etkileri hakkında daha çok bilgi edinebilecekler. Mahkeme, bir yandan endüstriyel ve kimyasal tarımın tehlikelerini gösterirken, diğer yandan ekolojik tarıma geçiş ihtiyacının nedenlerine de göstermiş olacak. Monsanto Tribünali, mağdur ve avukatlarına kendi ulusal mahkemelerinde açacakları davalar için yasal danışmanlık da verecek. Tribünal, Monsanto şirketi örneğinden yola çıkarak uluslararası hukukta yapılması gereken iki değişikliği, çokuluslu şirket mağdurlarının yasal tazminat hakları için uluslararası yasada değişikliğe gidilmesi ve ekosit suçunun uluslararası hukukta tanınması, de tartışmaya açacak.

23Tribünale paralel olarak yürütülecek Halk Meclisi ise dünyanın dört bir tarafından gelen aktivistlerin buluşarak, endüstriyel tarımın sorunlarının üstesinden gelebilecek stratejiler üzerine beraber çalışabilecekleri bir ortam sağlayacak. Tohum, pestisit, GDO, şirketlerin sorumlu tutulması ve agroekoloji konulu çalıştaylar, belgeseller ve sunumlar yer alacak.

Mahkemenin saatleri ve online canlı izlenebileceği link’ler Monsanto Tribünali sitesindebildirilecek. Bugüne kadar 70,000 kişinin üzerinde ve, aralarında La Via Campesina, Slow Food International, Friends of the Earth’ün de bulunduğu, yaklaşık 1000 STK ve şirket tarafından imzalanan bildirgeye imza atmak ya da maddi destekte bulunmak içinhttp://www.monsanto-tribunal.org/sign ‘ı ziyaret edebilirsiniz.

Kaynaklar:

http://www.monsanto-tribunal.org/How

https://www.theguardian.com/global/2016/sep/15/hague-court-widens-remit-to-include-environmental-destruction-cases

http://www.magmadergisi.com/haber/vandana-shiva-zeka-ile-aptallik-arasinda-gecen-bir-mucadele-bu

 

Bu yazı aysebereket.wordpress.com dan alınmıştır

19-ayse-bereket

 

Ayşe Bereket
aysebereket.wordpress.com/
Twitter: @aysebereket

Doğa MücadelesiManşet

Uluslararası Ceza Mahkemesi çevre tahribatını da kapsamına aldığını açıkladı

Hollanda’nın Hague kentinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM – The International Criminal Court) insanlığa karşı işlenen suçlar tanımını genişleterek ‘toprak gaspı’ gibi ekolojiye dair suçları da kapsamına aldı.

19

UCM’nin bu kararının İklim Değişikliği’ne yol açan faaliyetler için de geçerli olacağını belirten UCM ile ilgili davalar üzerine çalışan Global Dilligence şirketinden Richard Rogers, karbon emisyonlarının ormansızlaşmaya ve dolayısı ile toprak gaspına yol açtığını ve bu nedenle de UCM’nin yeni kapsamı içinde değerlendirebileceğini ifade etti.

UCM, Perşembe günü yaptığı açıklamada kapsamı içinde değerlendirdiği Ceza Hukuku’nu tanımlarken, ‘çevresel tahribatlar’, doğal kaynakların tüketilmesi’ ve ‘kanunsuz şekilde mal ya da toprak gaspı’ çerçevesini de çizdi.

UCM'nin bu kararı sonrası Türkiye'ye yaşanan çevre tahribatları içince uluslararası ceza mahkemesi yolu açılmış oldu

UCM’nin bu kararı sonrası Türkiye’de yaşanan çevre tahribatları içinde uluslararası ceza mahkemesi yolu açılmış oldu diyemiyoruz maalesef. Çünkü Türkiye henüz Roma Statüsüne dahil olan ülkeler arasında değil.

2002 yılında imzalanan Roma Statüsü ile faaliyetine başlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi, bugüne değin savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları ve saldırı suçlarına bakan uluslararası bir mahkeme işlevini görmekte idi. Çevre tahribatı, doğal kaynakların tüketilmesi ve toprak gaspını da kapsamı içine alan mahkeme diğer tanımladığı suçlarda olduğu gibi Roma Statüsünün kabul edildiği 2002 ve sonrasında işlenen suçlar için işlem yapacak. Roma Statüsünü 139 ülke imzalamış durumda. Türkiye ise henüz Roma Statüsü’ne dahil olmadı. Roma Statüsüne dahil olan ülkeler ve Türkiye’nin durumu hakkında bilgiye Dışişleri Bakanlığı web sitesinin ilgili sayfasından ulaşabilirsiniz.

UCM’nin kararını değerlendiren ve yolsuzluğa karşı kampanyalar gerçekleştiren Global Witness’de danışman olarak çalışan Alice Harrison, toprak gaspının insanlara bıraktığı karamsar tablonun savaşın yol açtığı tablodan hiçte farklı olmadığını kaydederken, “Bugünkü bildiri tabiatı ve doğal kaynakları kendi oyunbahçesi olarak gören küresel şirketlere ve yatırımcılara bir uyarı mahiyetindedir” şeklinde konuştu.

20

UCM’nin kapsamına çevre tahribatı ve toprak gaspını da eklemesinde Kamboçya’da 350bin insan yerinden eden uygulamalların etkili olduğu belirtiliyor

Global Dilligence’dan Richard Rogers, kurulduğu günden bu yana çevresel ve kültüre karşı işlenen suçları kendi kapsamına almamakla eleştirilen UCM’nin bu kararı almasında Kamboçya örneğinin etkili olduğunu belirtiyor. Rogers, Kamboçya’da 10 nüfuzlu kişinin oluşturduğu nüfuz sahibi elitin 2002 yılından bu yana ülke idaresinde ve askeri yönetimde bu nüfuzlarını kullanarak toptak gaspı ve halkı yerinden etme yöntemi ile zenginleşmeleri sonucu 350 bin Kamboçyalıyı ikamet ettikleri yerden göçe zorlamalarının bu kararın alınması sonucunu doğurduğunu da sözlerine ekliyor.

 

(Yeşil Gazete, The Guardian)

 

ManşetTürkiye

Mavi Marmara için takipsizlik kararı

Mavi Marmara mağdurlarının başvurusunu değerlendiren Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçu suçlamasını makul bulmakla birlikte, suçun mahkemenin görev alanına girecek ağırlıkta olmadığına hükmetti. İHH karara itiraz edecek.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcıları İsrail’in Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine yönelik saldırısını kovuşturmaya gerek olmadığına karar verdi. Saldırıda yakınlarını kaybedenlerin başvurusunda, İsrail’in savaş suçu işlediği savunulmuş ve İsrail Başbakanı, Milli Savunma Bakanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere sorumluların yargılanması talep edilmişti.

5

Başvuruyu inceleyen savcılar, İsrail askerlerinin savaş suçu işlediği suçlamasının makul gerekçelere dayandığına, ancak söz konusu suçun mahkemenin görev alanına girecek ağırlıkta olmadığına hükmetti.

İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım, “Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığı, İsrail’in Mavi Marmara ve diğer gemilerdeki eylemleri ile ‘kasten öldürme ve yaralama’, ‘insan onuruna aykırı davranış’ suçlarıyla savaş suçunu işlediğini, İsrail’in Gazze’de işgalci statüsünde bulunduğunu ve gemidekilerin sivil olmasına rağmen saldırının yapıldığını tespit etmiştir” dedi.

UCM Savcılığının, soruşturma yetkisinin kendisinde bulunmadığına ilişkin karara itiraz edeceklerini belirten Yıldırım, ”Ölen saadece 10 kişi olduğu için ulusal mahkemelerde yargılanması gerekiyormuş. Yani bizim orda yüz kişi ölmemiz gerekiyormuş. Bu mahkemelerin içindeki İsrail lobisini ortaya çıkaracağız” diye tepki gösterdi.

(Al Jazeera)

Kategori: Manşet

Uncategorized

7 Ocak 2014

 

 

İspanya Artık Rüzgarla Çalışıyor

Son rakamlara göre rüzgar enerjisi 2013 yılı boyunca İspanya’nın baş elektrik kaynağı oldu. Rüzgarın enerji dağılımındaki payı %21.1’e çıkarak nükleeri bile geride bıraktı. Rüzgar ve hidroelektrikteki artış ülkenin enerji sektörünün karbon emisyonlarının %23 düşmesine sebep oldu.

 

Nijerya’da 30 Ölü

Nijerya’da Berom Shonong köyünü basan silahlı milisler 40 evi ateşe verdi ve 30 kişiyi öldürdü.

 

Irak Başbakanı’ndan El Kaide Çağrısı

Felluce kentindeki aşiret liderlerine bir çağrı yapan Irak Başbakanı Nuri El Maliki, aşiretleri El Kaide ile mücadele etmeye çağırdı. El Kaideye bağlı silahlı gruplar geçtiğimiz haftadan beri Felluce kentini elinde bulunduruyor.

 

ABD’li Denizcilerden Fukuşima Davası

2011’de başlayan Fukuşima nükleer felaketine yardımcı olmak için bölgeye giden USS Ronald Reagan gemisinde görevli 71 denizci, Fukuşima santralinin işletmecisi TEPCO’ya radyasyon oranını olduğundan küçük gösterdiği gerekçesiyle dava açıyor. Denizciler, 2011’den bu yana kanser, tiroid problemleri ve diğer hastalıklarla boğuştuklarını belirtiyorlar.

 

İtalya 1000’den fazla Göçmeni Kurtardı

İtalya iki farklı operasyonda Sicilya’ya ulaşmaya çalışan toplam 1056 göçmeni bulundukları aşırı kalabalık gemilerden kurtardı.

 

ABD Merkez Bankası Başkanlığına Janet Yellen Getirildi

Yellen 1 Şubat’ta göreve başlayacak ve ABD Merkez Bankası’nın 100 yıllık tarihinin ilk kadın başkanı olacak.

 

Afganistan’da Çocuklarda Beslenme Yetersizliği Artıyor

Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 2012’den beri ülkede çocuklarda görülen beslenme yetersizliği yaklaşık %50 arttı. New York Times gazetesinin haberine göre artışın nedeni savaş kaynaklı göç ve yerinden edilme.

 

ABD’de Yüksek Mahkeme Eşcinsel Evliliklerini Askıya Aldı

ABD’nin Utah eyaletinde eşcinsel evlilikleri, eyalet mahkemesine yapılan itirazın sonuçlanmasına kadar federal Yüksek Mahkeme tarafından askıya alındı.

 

Japonya Yasağa Rağmen Balina Avlamaya Devam Ediyor

Sea Shepherd çevre örgütü tarafından yayınlanan bir film bazı Japonya balıkçı teknelerinin balina koruma bölgelerinde dahi yasak dinlemeden avlandığını ortaya çıkardı.

 

Hamas ve Fetih Arasında Yumuşama Devam Ediyor

Hamas, Fetih üyelerinin 2007’den beri sürgün edildikleri Gazze’ye tekrar girebileceklerini açıkladı.

 

Romanya’da Eski Başbakana Rüşvet Cezası

2000 – 2004 yılları arasında Başbakanlık yapan Adrian Nastase, görevde bulunduğu sürede bir inşaat firmasından toplam 858000 dolar rüşvet aldığı gerekçesiyle dört yıl hapis cezasına çarptırıldı.

 

Devrik Mısır Hükümeti Uluslararası Ceza Mahkemesine Gidiyor

Mısır’da ordu tarafından devrilen Muhammed Mursi hükümeti’nin darbecilerin yaptıklarının araştırılması için 20 Aralık’ta Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurduğu ortaya çıktı.

 

 

Kategori: Uncategorized

Dünya

Seyfülislam Kaddafi Trablus’ta ortaya çıktı

Libya‘da NATO destekli isyancılar tarafından yakalandığı iddia edilen, Muammer Kaddafi‘nin oğlu Seyfülislam Kaddafi Trablus‘ta sürpriz bir şekilde ortaya çıktı ve isyancıların “belkemiğini kırdıklarını” söyledi.

İsyancıların kurduğu Geçici Ulusal Konsey Pazar günü Seyfülislam Kaddafi’nin ellerinde olduğunu ve mahkemeye teslim edilmek üzere güvenli bir yerde tutulduğunu açıklamıştı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başkanı da, savaş suçu işlediği iddiasıyla hakkında iddianame hazırlanan Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı konusunda kendilerine bilgi verildiğini söylemişti.

Fakat dün gece Seyfülislam Kaddafi, bir askeri araçla hala Kaddafi birliklerinin denetiminde bulunan, yabancı gazetecilerin kaldığı otele geldi.

Seyfülislam Kaddafi, “Babanız iyi mi, burada mı?” sorusuna “Tabii ki” diye yanıt verdi. Seyfülislam Kaddafi, başkentin hala kendi kontrollerinde olduğunu savundu, “İsyancıların belkemiğini kırdık. Trablus’a girerek tuzağa düştüler. Biz kazanıyoruz” dedi.

Kaddafi’nin diğer oğlu Muhammed Kaddafi‘nin de gözaltından kurtulduğu haber veriliyor.

Muammer Kaddafi’nin nerede olduğu bilinmiyor. Libya liderinin karargahı Bab el Aziziye sıkı bir şekilde korunuyor.

İsyancıların bir komutanı Trablus’un yüzde 80’inin denetimleri altında olduğunu söyledi.

Hükümet sözcüsü Musa İbrahim ise kente dörtte üçünde hakimiyeti ellerinde tuttuklarını savundu.

(BBC, Yeşil Gazete)

Kategori: Dünya