Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Çıplak hayatlar 2

Yontma taş devri, cilalı taş devri, tunç devri… Hisse devri! İnsanın dünya üzerindeki varlığını bir taşı oyarak kanıtlamasıyla başlayan sürecin vardığı nokta. Madalyonun bir yüzünde dünyaya yön veren şirketlerin hisselerinin ağırlığı, diğer yüzünde insanın bu dünyadaki yaşama dair hisselerini bir başka zamana devrettiği gerçeği…

Şirketlerin iktidara ortak olduğu bir dönemi, sahiplerine konuşma ve işlerine köstek olanları susturma erki bağışlayan hisseleriyle tanımlamak yanlış olmasa gerek. Bu bağlamda bir kez daha umarsızca öldürülebilen fakat kurban edilemeyen kitleler üzerinden kendini var eden egemenin otoritesini şirketlerle paylaştığına dikkat çekmeyi amaçlayacağım. İlk yazıda Rusya Devleti’ne ait olan Rosatom’u değerlendirmiştik. Bu yazıda ise Fukuşima Nükleer Felaketi’nin müsebbibi özel işletme Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO) ile Japon hükümetinin marifetlerini (!) ele alacağım. Zira gerek Rosatom gerekse TEPCO yasal ve idari imkanlarla kurulmuş olan neoliberal imparatorluk açısından tatminkar olduğu kadar da vaatkar sayılan hükümetlerin paydaşından yana sınırları aşındırmasına iki mühim örnek.

Nükleer felaketler insanın beş duyusuyla değil ancakölçüm cihazlarının yardımıyla etki düzeyi tespit edilebilen bir tehlike ve risklere haiz olması bakımından siyasi iktidarın izin verdiği ölçüde korunmaya elvermesi nedeniyle yaşamın kontrolünün ne denli siyasi iktidarların elinde olduğunu net şekilde ortaya koyar. Nükleer risklerle tehlikeler zaman ve uzam üzerindeki hareketliliklerinden kaynaklanan şekilde etki ve şiddeti ölçüsünde mağdurlar açısından bitmeyecek bir kavganın fitilini ateşler. Ne var ki, en çok bu kavganın denge unsuru olması gereken yargının niteliğini yitirmesiyle toplumsal üşüme başlar. Nitekim Japonya’da 8,5 yıl önce meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem ve peşi sıra oluşan tsunaminin tetiklemesiyle üç reaktörde hasıl olan tam erime dolayısıyla  yaşananlar kralın çıplaklığından ziyade toplumsal boyuttaki “çıplak hayatlar”a işaret etmektedir.

 

Fukuşima Nükleer Felaketi nedeniyle evlerini, yaşam alanlarını bir anda dönmemecesine terk eden, buna rağmen zararları tazmin edilmeyen insanların haklarını aramak için bir araya gelerek Hidanren adı altında açtığı davaların kaybedildiği 19 Eylül 2019 günü bu açıdan tarihe not düşüldü. Zira şiddetli bir depremin 8,5 yıl önceki yükseklikte bir tsunami oluşturacağı için tsunami duvarının yükseltilmesi gerektiği fakat maliyetli olacağı için vazgeçildiği kabul edilmişti. Ancak 5700 mağdurun zararlarının tazmininin yanı sıra Nükleer Felaketin meydana gelmesini önleme potansiyellerini kullanmamış olmaları nedeniyle Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO) yetkililerine karşı profesyonel ihmalkarlık gösterdikleri gerekçesiyle açılmış olan davalar beraatle sonuçlandı. 

Hidanren davaları sivil toplumun bir nükleer felaket halinde neoliberal sistem içindeki hak arayışının imkansızlıklar içinde neredeyse yaratıcılık gerektirdiğini göstermesi açısından önemli. Nitekim yaşanan herhangi bir mağduriyetin nükleer felaket kaynaklı olduğunun ispatlanması son derece zorken, yargılanan TEPCO yöneticilerinin nükleer felaket başladıktan sonraki tahliyeler esnasında yaşamını yitiren 44 kişinin katili olduğu saptaması bana göre tarihi bir atılım niteliğinde çok zihin açıcı  bir tespitti..

Bugünden geçmişe doğru bakınca nükleer felaketin başlamasına çanak tutan olaylarla sonrasında yaşananların Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nin yöneticilerinin davadan beraat etmesinden kopuk olmadığı aşikar. Diğer bir deyişle nükleer süreçlerin düzgün denetlenebilmesine olanak tanıyan bir yapı ve zihniyet olsaydı  ya da nükleer felaket halinde tahliye edilmesi gereken 20- 30 kilometre yarıçaplı alandaki bölge sakinleri tahliye edilseydi mahkemede pekala doğal ve adil bir yargılama ihtimalinden bahsedilebilirdi. Nükleer güç söz konusu olduğunda şirketle toplumu koruması gereken devletin şirketle arasındaki ilişki bu kadar geçirgen olmasaydı, insanlar izleyen süreçte evlerine dönmeye ve radyoakif bölgede yaşamak zorunda bırakılmayabilirdi… Özetle demek istediğim nükleer felaketin kendine de radyoaktif olduğu ve neoliberal sistemin açmazlarıyla sistemik sorunlarını bir röntgen cihazı timsali net bir şekilde gösterebildiğidir.

Maalesef Fukuşima Nükleer Santral Tesisi’nde silolarda depolanan radyoaktif suyun denize boşaltılmak istenmesi de bu örneklere uzak değil. Fukuşima Daaiichi Nükleer Santarali’nin üç reaktöründe meydana gelen tam erimenin her gün yüzlerce ton suyla soğutulmayı gerektirmesi, bu suyun dünya kamuoyunun gözü önünde denize boşaltılamaması ve silolarda depolanmasıyla nihayetlenmekte. Hatta soğutma suyuna ek olarak her gün dağlardan akıp gelen 100 ton suyun da reaktör binasının  içine girmesi nedeniyle bu miktar hızla artmakta. Her ne kadar  buzdan duvar projesiyle 400 milyon dolar harcanarak su miktarı 500 ton’dan 300 ton’a düşürülmüşse de radyoaktif suyun depolanmasına devam edilmek zorunda. Ne var ki silolarda biriktirilerek toplam miktarı 1 milyon 200 tona ulaşan radyoaktif su, ilave silo konacak yer kalmadığı ve depolama çok maliyetli olduğu için denize boşaltılmak isteniyor. Esasen yetkililer iki yıldır silo konacak yer kalmadığı için radyoaktif suyu denize boşaltmak amacıyla yasa gereği balıkçılardan alması gereken izni almaya uğraşıyordu.

Balıkçıların ve sivil toplum örgütlerinin engellemesi sayesinde eko yıkımın önüne geçildigi anlaşılıyor ki bugün mesele dünya kamuoyuna mal olmuş bulunuyor. Zira  bugüne dek radyoaktif suyun içinde yalnızca trityum radyoaktif izotopunun olması bile yeterince sorun teşkil ederken TEPCO’ya ait raporlarda ALPS arıtma sisteminin düzgün çalışmadığı, dolayısıyla etki süresi onlarca yıla uzanan kanser ve türevi hastalıklara yol açabilecek başka izotopların olduğu öğrenilmiş durumda. Şüphesiz biriktirilen radyoaktif suyun denize boşaltılma ihtimali komsu ulkeleri de ilgilendirmekte.  Japonya ile yakın coğrafyayı paylaşan Güney Kore açısından huzursuzluk yaratan bu açıklamaların karşılığı Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunları’na katılacak olan G.Kore ekibinin kendi yiyeceklerini beraberlerinde götürme kararı alması oldu. Diğer taraftan G.Kore’nin Tokyo’da yapılacak radyoaktif Olimpiyat Oyunlarından tümüyle çıkması daha iyi bir cevap da olabilirdi.

Fukuşima bölgesinde ancak acil durum koşullarında geçerli olabilecek şekilde radyasyon sınır dozları standart değerlerin 20 kat üstünde tutulması olağanlaşmıştır.. Tazminatlarının kesilmesi için evlerinde yaşamak üzere geri çağrılanlar ise dönmeleri halinde bugünden yarına bir başka nükleer felaket olmadıkça evlerinden tekrar ayrılacak değil. Yani binlerce kişi hükümetin yeniden yerleşimi salık verdiği yerlere ömürlük hayatlarını geçirmek için dönecek… 1 yılda 20 milisievert radyasyon alınmasıyla 10 yılın sonunda alınan radyasyon dozu kümülatif manada 200 milisievert olacak. Nükleer santralde çalışan işçiler için sınır dozu ve çalışmayı bırakma sınırı 5 yıl için 100 milisievertken evlerine dönen yetişkinler en az 10 yılda bu dozdan fazlasını alıyor olacak. Çocuklar ise -özellikle kız çocuklarının aynı doz radyasyondan yetişkinlere göre iki kat daha fazla etkilendiğini  göz önüne alırsak- sağlıklı bir yaşam istemese yeridir.

Başa dönersek, kapitalist sistemin neoliberal ilişkilerle yeniden form tuttuğu, tüm köşeleri kaptığı sistemde adil yargıya dair bir beklenti içinde olmak iyice anlaşılmıştır ki abesle iştigal! Yalnızca gelişmekte olan ülkelerde de değil artık dünya genelinde bir neoliberal imparatorluktan ve onun hisseleri uğruna soyduğu hayatlardan bahsedebiliriz. İşte bu nedenle “iklimi değil sistemi değiştirelim” dediğimiz gibi gerek nükleer politikayı üreten sistemle gerekse çatı örgütleriyle küresel olarak, farklı ülkelerde benzer sesleri çıkarmak ve seslerimizi birbirine katmak suretiyle mücadele etmeli.

(Yeşil Gazete)

(Sivil Sayfalar’da da yayımlanmıştır.)

Kategori: Hafta Sonu

DoğaEkolojiManşet

Fukuşima’nın 1 milyon ton radyoaktif suyu Pasifik Okyanusu’na dökülecek

Japonya Çevre Bakanı, 2001’deki deprem ve tsunamiden zarar gören Fukuşima Nükleer Santrali’nin o günden bu yana sakladığı 1 milyon tondan fazla radyoaktif suyu, daha fazla depolayacak yeri olmadığı için Pasifik’e dökmek zorunda kalacaklarını söyledi.

Japonya’da 2011 yılında tsunami sonucu zarar gören Fukuşima Nükleer Santrali, kazadan bu yana muhafaza ettiği 1 milyon tondan fazla radyoaktif suyu ‘yeri olmaması’ nedeniyle 2022’de Pasifik Okyanusu’na dökmek zorunda kalacağını açıkladı.

The Guardian’da yer alan habere göre Japonya Çevre Bakanı Yoşiaki Harada“Tek seçenek bu suyu denize akıtıp seyreltmek” dedi.  Şirket de şu anda nükleer santralde binden fazla tankın içinde bekletilen suya 2022’nin yaz ayları itibariyle yer kalmayacağını duyurdu.

Japonya Atom Enerjisi Derneği tarafından yapılan bir çalışmaya göre radyoaktif işlemden geçmiş bu suyu tahliye etmek 17 yıl sürebilir. Hükümet uzmanlardan oluşan bir panelin raporunu görmeden herhangi bir karar vermeyecek. Diğer seçenekler ise sıvıyı buharlaştırmak veya bu sıvıyı kara üzerinde daha uzun bir süre muhafaza etmek.

Tokyo Electric Power (Tepco) adlı şirket, nükleer santralde zarar gören üç reaktör çekirdeğinin erimesini engellemek için kullandığı suyu mevcut teknolojilerle radyoaktif bir hidrojen izotopu olan trityumdan temizleyemiyor. Devletin yeraltı kaynak sularının tesiste kullanılan suya karışmaması için inşa ettiği yeraltı duvarına rağmen kaynak su reaktörü temizleyen suya karışıyor.

Biriktirilen radyasyonlu suyun okyunusa dökülme planları birkaç yıldır tartışılıyor.

 

 

Kategori: Doğa

Köşe Yazıları

Karar vericilerin umarsız hafifliği

“Hemen herkesin suçlu olduğu yerde aslında hiçkimse suçlu değildir”

Bu savunmaya, “Kötülüğün Sıradanlığı”nda cevap veren Hannah Arendt, suçun ve masumiyetin nesnel doğası olduğunu hatırlatır. Yahudilerin toplama kamplarına naklinden sorumlu olan Nazi liderlerinden Adolf Eichmann’ın Kudüs Bölge Mahkemesi’nde nasıl yargılandığını ve duruşmalarda kötülüğün sıradanlaştırılmasına rağmen sanıkların sadist birer canavardan ziyade normal insanlar olduklarını anlatır. Genel kötülük özelde yapılan kötülükleri masum göstermeye yetmeyecektir.

 

Kötülüğün sınırı ve klasifikasyonu yok. İnsan, hayvan, doğa… Her ne üzerine uygulanırsa uygulansın öldürmek ve kıyım bir suç, asla cezasız kalamaz. 11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami ile beraber nükleer reaktörlerdeki patlamaların müsebbibliği de bu kapsama dahil. Nitekim yedi yıldır devam etmekte olan nükleer felaket, meydana gelen tehlikelerin mağdurlarıyla  her an yeni mağdurlar yaratabilecek risklere maruz kalan halkı derhal hak arayışına yöneltti. Nihayet 2017 yılı itibariyle görülmeye başlanan davalar nükleer felaket başladıktan sonra yaşanan panik, kaos, kötü yönetim ve tabi ki kontaminasyon nedeniyle 44 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Nükleer santralde alınması gereken güvenlik önlemlerini maliyetli bularak aldırmadıkları anlaşılan santralin işletmecisi Tokyo Elektrik’in (TEPCO) üç yöneticisi bu yargılama sürecinde Arendt’in cümlelerini çağırır gibi kopyala-yapıştır gözlerden akan kayıtsız sorumluluk, bir nevi karar vericilerin umarsız hafifliği rahatsız edici.

Yıllar geçecek aynı bakışları Japonya’da 1 milyon ton radyoaktif suyun denize boşaltılmasını onaylayan yöneticilerin yüzlerinde bulacağız. Zira Fukuşima nükleer felaketinin başladığı yedi yıldır çekirdek erimesi olan reaktörlerin mütemadiyen soğutulmasına devam edilirken, silolarda toplanan radyoaktif su denize boşaltılmanın eşiğinde. Bugüne dek siloların sayısı 860’a, biriktirilen toplam su miktarı ise 1 milyon elli tona ulaştı. Lakin ilave silolar getirip bunlara yer açmak maliyetli olacağı için TEPCO yönetimi hokkabazlık peşinde. Peki madem bu su denize boşaltılacaktı neden bekletildi derseniz? Bunun sebebi yetkililerinin bu radyoaktif suyun arıtıldığına ve içindeki stronsiyum 90 ile sezyum 137 gibi yarılanma ömrü 30 yıl civarında olan, yani etkisi en az 300 yıl sürecek izotoplardan arıtıldığına dair verdiği yalan beyanlardır.

Nitekim önceki gün TEPCO ve Bakanlık raporlarında silolarda biriktirilen suda stronsiyum 90 izotopu litrede 600 bin bekerel düzeyinde, yani sınır dozun 20 bin kat fazla olduğu kamuoyuna yansıdı. Stronsiyum 90 ve sezyum 137 izotoplarının yüz yıllar boyunca direkt kanser yapıcı etkisinin bulunduğunu artık bilmeyen yok. Kaldı ki feda edilmek istenen çevre ve toplum sağlığının karşısında kaçınılmak istenen şeyler: Ek maliyetler ve nükleer endüstrinin hasır altı edilemeyen gerçekleri. Bu noktada sorun yalnızca tritiyum izotopu bile olsa silolardaki suyun denize boşaltılması tüm bir dünya açısından kabul edilemez. Nitekim bilimsel araştırmalar Kanada’da Pilgrim Nükleer Santrali’nden denize verilen trityum içerikli su ile santral bölgesinde down sendromuyla doğan çocuklardaki artış arasında bir korelasyon olabileceğine dikkat çekiyor.

Gerek bugünü gerekse gelecek nesillerin sağlığını, yaşamını, tüm bir ekosistemi tarihi önemdeki risklere maruz bırakan karar vericiler, teknokratlar ve bürokratlar iş sorumluluk almaya geldiğinde kendinizi bir emir eri olarak hissetmenizin nedeni başka türlü kendi varlığınıza tahammül edememeniz olabilir mi? Elbette! Başladığımız gibi Arendt’le bitirelim: “Sanki sizin ve üstlerinizin bu dünyada kimin yaşayacağına kimin yaşamayacağına karar verme hakkınız varmış gibi – bir politikayı destekleyip uyguladıysanız, biz de hiç kimsenin, yani insan ırkının hiçbir üyesinin bu dünyayı sizinle paylaşmak isteyebileceğini düşünmüyoruz.”  Öyle ki  bu “hiç kimseye” kendileri de dahildir.

Bu yazı yeniyasamgazetesi.com/ dan alınmıştır

 

 

Pınar Demircan

EnerjiManşet

Fukuşima davasında tarihi iddia: Nükleer patlamalar direkt ölüm nedeni!

11 Mart 2011 tarihinde başlayan Fukuşima Nükleer Santral Felaketi’ni izleyen süreçte Hidanren Komitesi (Fukuşima Nükleer Felaketi üzerine suç duyurusunda bulunanlar) ilk olarak aynı  yıl haziran ayında 1324, ardından kasım ayında 13.262 kişi olarak Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO) ile Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nın yetkilileri  hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Bir nükleer faciayı öngörmeleri gerektiği halde rağmen önlem almadıkları için açılan  bu davalarda TEPCO’nun 77 yaşındaki Eski Başkanı Tsunehisa Katsumata, 67 yaşındaki Eski başkan yardımcısı Sakae Muto ve 71 yaşındaki Ichiro Takekuro ölüm ve yaralanmaya sebebiyet veren profesyonel ihmalkarlıkla suçlanıyor.

Hidanren Komitesi (Fukuşima Nükleer Felaketi hakkında suç duyurusunda bulunanlar)

Fukuşima Nükleer Felaketi’nin önlenebilme ihtimaline odaklanmış bulunan davalarda aşama aşama suç unsurları değerlendiriliyor. Önceki iddianamelerde dikkati çeken, bizim de yazılarımızda bahsettiğimiz ana neden geçmişte de yaşanan 9 şiddetindeki depremlerin tekrarlanma olasılığının ve böyle bir depremin de 15,7 metrelik tsunami dalgasına yol açabileceğinin bilinmesine rağmen TEPCO yetkililerinin maliyetten kaçınarak önlem almamış olmasıydı.

Yirmi altıncı duruşma ile 19 Eylül Cuma günü görülen dava ise ilk kez nükleer santral patlamasının direkt ölüm nedeni olduğunun ispatı niteliğindeydi. Diğer bir deyişle 11 Mart 2011 tarihi itibariyle meydana gelen  ölümlerin yalnızca deprem ve tsunamiye bağlanamayacağını ortaya koyuyor, nükleer felaket nedeniyle de direkt ölümlerin meydana geldiğini gösteriyordu.

Benim de mahkeme salonundan izleme fırsatı bulduğum bu tarihi davada tanıklar konuştu. Tabii duruşma salonunda suçlanan TEPCO yöneticilerinin yüzlerini çıplak gözle görme imkânım da oldu. Bakışlar birebir aynıydı. Görevlerinin sınırlı sorumluluğunun verdiği rahatlıkla bakan kopyala yapıştır gözler… Tanıkların açıklamalarına göre deprem, tsunami sonrası 2227 kişinin yaşamını yitirdiği açıklanan Fukuşima’da aslında 44 kişi açık ve net olarak yalnızca nükleer patlamalar sonrasında yaşamını yitirmişti.

P.D., Tokyo Adliyesi önü

İnsanların ölümüne nükleer felaketin kontrol edilemezliği neden oldu

İlk tanık olarak Fukuşima Nükleer Santrali’nden dört buçuk kilometre mesafedeki Okuma şehrindeki Futaba Hastanesi çalışanı dinlendi. 1988 yılından beri  gönüllü olarak da çalışmış bulunan Başhemşire Kazuyoshi Kamogawa kaza esnasında yaşananları anlatarak tahliyelerinin çok uzun zaman almasına bağlı olarak kırk dört kişinin çeşitli nedenlerle hayatını kaybettiğini söyledi. Özellikle derin uyku halindeki yaşlı hastaların tahliyeye hazırlanması çok zor olmuştu. Radyasyonun yayılmış olması nedeniyle dışarı çıkmanın ve iletişimin imkânsızlaştığı durumda enformasyon da sağlanamıyordu. Hatta tahliye emri geç ulaştığı için tahliyeyi beklerken ölen hastalar olmuştu.

Sadece deprem ve tsunami olsaydı kurtulacaklardı!

Tanık “Sadece deprem ve tsunami olsaydı hastaların kurtulacağını düşünüyor muydunuz?” sorusuna “Evet hastane yıkılmış bile olsa bir şekilde kurtulabilirlerdi” yanıtını verdi. Kamogawa, 12 Mart günü durumu hafif bile sayılabilecek 209 hastanın otobüslerle tahliye edildiklerini anlattı. Talimat gereği yola çıkan 130 hastanın Iwaki Lisesi’ne ulaşması ise on bir saat sürmüştü. Oysa bu hastaların çoğu bir saatten uzun yolculuğa çıkamayacak kadar hasta, hatta yalnızca ambulansla taşınabilir durumdaydı. Kamogawa, “Bu tahliye sırasında üç kişi koltuklarında ölü bulundu. On bir kişi de otobüsten indirilip tahliye alanına taşınırken öldü” dedi.

Yüksek radyasyon, ulaşım ve haberleşme güçlüğü…

İkinci tanık olarak Futaba Do-Binası Yaşlılar Evi Müdürü dinlendi. Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nin 3 nolu reaktörünün patladığı 14 Mart günü diğer patlamalardan farklı olarak kapkara bir duman* yayılmıştı ki bu duman tanığın ifadesine göre kontaminasyonun daha yüksek olmasına dolayısıyla da paniğe yol açmıştı. Nitekim tahliye için giden bir otobüsün geri gelmediği bir ortamda  telefon etmek gerekmiş, fakat tanık Futaba kentinden yedi yüz metre mesafedeki offsite merkezine girmek istemişse de kontaminasyon endişesiyle içeri alınmamıştı. Zira offsite alanında radyasyon yüksekti, kapılar, camlar içeri radyasyonun girmemesi için bantla sıkı sıkıya kapatılmıştı. Radyasyon seviyesi dışarıda yıllık sınır doz olan 1 milisieverti, bina içinde ise 0,1 milisieverti geçmiş durumdaydı. Tanık, kapılar bantlı olduğu için jandarmanın da bu binalara giremediğini ve tahliye etmek için geldiği binanın kapısına doksan hasta ile altı çalışanı alamadığını notlarla kapıya iliştirilmiş olduğunu da söyledi.

Tanığın ifadesiyle otobüs gelip de Hastaneden tahliye yapılırken Geiger cihazı 3 milisieverti gösteriyor ve sürekli alarmlar çalıyordu.

Gerek duruşma süresince  tanıkların anlattıkları gerekse iddianameyi hazırlayan avukatların paylaştığı veriler Japonya’da nükleer felaketin suçlularının cezalandırılmasından öte dünya genelinde nükleer santrallerin bir kaza anında kontrolden çıkışla beraber tahliye sürecinin nasıl kaosa dönüşebileceğinin ispatı gibi. Dolayısıyla Japonya’da iddianamenin başarısı dünya genelinde nükleer santrallerin çok çeşitli riskleriyle yaşamak zorunda bırakılan ve bu risklere karşı direnen tüm kesimler için önemli adımlar atılması anlamına geliyor.

 

Pınar Demircan

(Kokuso,Yeşil Gazete)

* MOX(Mixed oxide fuel/işlenmiş plutonyum ve uranyumdan elde edilen) yakıtın  kullanıldığı reaktör

Kategori: Enerji

DünyaManşet

Fukuşima felaketinden yedi yıl sonra ilk resmi radyasyon ölümü gerçekleşti

Japonya’da hükümet, ülkenin Çernobil vakası sayılan Fukuşima Nükleer Felaketinin başlamasından yedi yıl sonra ilk resmi radyasyon ölümünün gerçekleştiğini açıkladı.

Ilgın Yorulmaz’ın BBC Türkçe’de çıkan haberine göre, ölen kişinin nükleer santralde kazadan kısa süre sonra ölçüm yapan 50’li yaşlardaki bir santral çalışanı olduğu belirlendi.

O zamandan bu zamana Japon hükümeti radyasyona maruz kalmış dört santral çalışanının kanser olduğunu açıklamıştı.

Hükümet ilk defa kazanın sonrasında radyasyona bağlı bir ölüm vakası ve bunun tazminat ödemesi ile karşı karşıya kalmış durumda…

Japonya’nın Pasifik kıyısında ve Tokyo’ya yaklaşık 300 kilometre uzaklıktaki Fukuşima’da Mart 2011’de 9.0 şiddetinde deprem ve sonrasındaki tsunami nedeniyle santralde elektrik kesilmiş, sürekli soğutulması gereken reaktör aşırı ısınıp erimişti.

Japonya’nın nükleer enerji bağımlılığı

Japonya’da 42 adet kullanılabilir nükleer reaktör mevcut. Çoğunu, Fukuşima da dahil 50 milyon kişinin yaşadığı Tokyo ve çevresine de elektrik veren TEPCO (Tokyo Electric Power Company) işletiyor.

Ancak Japon nükleer enerji endüstrisinin imajı özellikle Fukuşima felaketinden sonra o kadar kötüleşti ki Japon Atom Endüstrisi Forumu’na göre 42 reaktörden şu an sadece 3’ü çalıştırılıyor.

Japonya’da nükleer santral karşıtları bu reaktörlerin kapalı kalmasını istiyor ve buna gerekçe olarak geçmişten pek çok örnek sıralıyorlar.

Bu gerekçelerden en önemlisi, geçen yıl Tokyo yakınlarında bir bölge mahkemesinin resmi adıyla Fukuşima Daiichi (1 No’lu Reaktör) kazasında hükümetin ihmali olduğuna dair kararı. Mahkeme, Fukuşima’dan tahliye edilenlere yüklü tazminat ödenmesine de hükmetmişti.

Yanı sıra TEPCO, kendisinin işlettiği ve zamanında dünyanın en büyüğü olan bir başka reaktörün şiddetli bir depreme dayanamayacağı ile ilgili gizli bir analiz raporu olduğunu geçen yıl itiraf etmek durumunda kalmıştı.

Japonya’da nükleer güvenliğin denetlenmesi konusunda yetkili resmi kuruluşlar var. Ancak yaptırımları çok zayıf ve kısıtlı.

Örneğin geçen yılki itiraftan sonra TEPCO, Japon Nükleer Düzenleme Kurumu (Nuclear Regulation Authority) tarafından sadece güvenlik belgelerini yeniden düzenlemesi ile ilgili uyarı aldı.

Fukuşima ne olacak?

“Meyve Krallığı” olarak bilinen ve şeftalisiyle ünlü Fukuşima, adı deprem ve onun yol açtığı nükleer felaketle anılmadan önce Japonya’nın önemli bir tarım merkeziydi.

Yedi yıl önceki felaket ülkede Fukuşima’nın nükleer zehirle eş anlamlı olduğu algısını yarattı. İçme suyunun nükleer atıkla kirlenmesi sonucu bazı kasabalar tamamıyla tahliye edildi.

Fukuşima’da nükleer temizlik ve reaktörlerin devre dışı bırakılması çalışmaları hala devam ediyor. Bölge, ekonomik olarak da toparlanmaya ve yok olan imajını düzeltmeye çalışıyor.

Japon hükümeti trenlere ve kamu alanlarına astığı ilanlarda Fukuşima’nın tarım ürünlerinin yenilebileceğini söylüyor ve nükleer enerjinin güvenli olduğunu iddia ediyor.

Hükümet çalışabilir durumdaki 43 reaktörünün yanlızca dokuzunu yeniden operasyona açabilmişken yenilenebilir enerjilerin payını da  2030 yılına dek %30’a çıkarmayı planlıyor.

Öte yandan  hükümetin yeni açıkladığı radyasyona bağlı resmi ilk ölüm haberi nükleer reaktörlerin yeniden açılmasını da engelleyebileceği düşünülüyor.

Japonya’daki nükleer felaketler, dünyada örneğin Rusya’daki Çernobil’in aksine sel, toprak kayması, tayfun ve deprem gibi Japonya’nın son yıllarda artan oranda muzdarip olduğu doğal afetlerin sonucu olarak meydana geliyor.

Fukuşima’dan alınan dersle 6 eylül sabahı Japonya’yı oluşturan dört adadan ikinci en büyüğü olan kuzeydeki Hokkaido’yu vuran 6.7 şiddetindeki deprem sonrasında hükümet yetkilileri Hokkaido’ya elektrik sağlayan Tomari nükleer santralinin elektriğinin emniyet amaçlı durdurulduğunu açıkladılar.

Santral, Fukuşima’nın aksine dışarıdan elektrik almaksızın bir hafta kendi elektriğiyle çalışabilme özelliğine sahip.

2018 Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu önce “su”diyor!

Japonya’daki bir nükleer tesiste 5 işçi yüksek radyasyona maruz kaldı

Fukuşima felaketi döneminin başbakanı: Nükleer enerjinin Japonya’da ve dünyada geleceği yok

Fukuşima’da ilk kez bir işçiye radyasyon kaynaklı kanser teşhisi

Fukuşima Felaketi’nin sorumlusu Japon Hükümeti ve TEPCO!

(BBC Türkçe,Yeşil Gazete)

Kategori: Dünya

EnerjiGünün ManşetiManşet

Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde ölümcül seviyelerde radyasyon tespit edildi!

Fukuşima Daicihi Nükleer Santrali'nden bir görünüm

Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde 11 Mart 2011  yılında meydana gelen deprem ve tsunaminin tetiklemesiyle başlayan nükleer felaket 7. yılına giriyor. İlk olarak 1 ve 3 no’lu reaktörlerin çekirdeklerinde tam erime olduğu tespit edilmiş radyoaktif kirliliğin yer altı suyuna karışmış olabileceği tartışılmaya başlanmıştı. Yürütülen araştırmalar neticesinde 2 No’lu  reaktörde de çekirdek erimesi olduğunun anlaşılmasıyla hasar tespiti için  geliştirilen robotlarla araştırmalara başlanmıştı.

Fukuşima Daicihi Nükleer Santrali’nden bir görünüm

Felaketin başlamasından bugüne dek geçen  süre zarfında,  yüksek teknolojik imkanlarını seferber ederek 3 reaktörde meydana gelen çekirdek erimesinin yarattığı radyoaktif hasar kaynaklı kirliliği berataraf etmeye çalışan Japonya için 30-40 yıl sürecek söküm çalışmalarının maliyeti ise 200 Milyar Dolar’ı* bulacak. Ancak,  2 no’lu  reaktörden yayılan radyasyon seviyesi çok yüksek olduğu için santralde söküm işlemlerine de  başlanamıyor. 

Nitekim dün yapılan açıklamaya göre,  Tokyo Elektrik tarafından  2 No’lu reaktörün içinde gerçekleştirilen  robotik araştırmalar neticesinde   8 sievert/saat’e**  varan bir radyasyon tespit edildi.

2 No’lu reaktör içinden çekirdek erimesine dair bir görüntü

Uzmanlar bu dozda  radyasyona   maruz kalmanın ölümcül olduğunu belirtiyor. Tokyo Elektrik Şirketi(TEPCO) ’nden yetkililer bugün sonuçları yayınladı. Yetkililerin açıklaması sözkonusu radyasyon dozunun erimiş olan reaktör çekirdeğine ait döküntü ve yıkıntıların olduğu kısımda tespit edildiği şeklinde oldu. Bulgular gösteriyor ki radyasyon seviyesi, çekirdek erimeleri meydana geldikten 7 yıl sonra reaktörün sökülmesinin önünde ciddi bir engel teşkil edecek kadar yüksek seviyede.

Bununla birlikte araştırma süresince Daiichi Nükleer Santral tesisinin çevresinde de  saatte 42 Sievert’e** varan radyoaktivite tespit edildi.  TEPCO yetkilileri, tesis çevresinde çekirdek erimesinin fiilen meydana geldiği kısma göre çok daha yüksek dozda radyasyonun tespit edilmesinin nedeni bir ihtimale göre ölçümde  radyasyon ölçüm cihazının kapağının çıkartılmamamış olmasına bağlı bir hatadan kaynaklanmış olduğuna bağladı.Gerçek nedeni anlayamadıklarını beyan eden yetkililere göre bir diğer ihtimal de  soğutma suyunun reaktör çekirdeğine ait yıkıntı ve döküntüleri tesis etrafına dağıtmış olması.

TEPCO’nun Santral Söküm Yetkilisi Naohiro Masuda ,  bu araştırmadan elde edilen sonuçlara göre radyaoktif enkaz atığın bertarafı için yeni bir teknoloji geliştirmek üzere çalışacaklarını  açıkladı.

 

*Sinop veya Akkuyu Nükler Santrali’nin kurulum maliyeti olan 20 Milyar Dolar’ın 10 katı. 

** 1 Sievert= 1000 milisievert ‘tir. Şimdiye dek yazılarımızda Milisievert/saat ölçüm bilgisi kullandık.  (Milisievert ile ifade rakamı büyüttüğü için “sievert” kullanılıyor. 10 bin Milisievert yani 10 Sievert alınırsa bu durum haftalar içinde ölümle nihayetlenir.  Çernobil’de müdahale sonrası hayatını kaybeden tasfiye memurları 6000 Milisieverte yani 6 Sieverte maruz kalmıştı. Kaynak: WNA, Radyologyinfo.org)

(NHK, Yeşil Gazete)

Pınar Demircan

Kategori: Enerji

EnerjiManşet

Fukuşima nükleer santrali işletmecisine 5 milyar dolarlık tazminat davası

Japonya’daki 2011 Fukuşima nükleer faciası dolayısıyla ABD’de aralarında denizcilerin de bulunduğu 157 kişi, Fukuşima nükleer santralini işleten Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketi’ne (TEPCO), 5 milyar dolarlık tazminat davası açtı.

Japonya’da 11 Mart 2011’de meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında oluşan tsunami, Fukuşima nükleer santralinde radyoaktif sızıntıya neden olarak, bölgede yaşayan on binlerce insanı etkilemişti. Sızıntı sonrası bölgede yaşayanlar evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

Kaliforniya mahkemesinde açılan davada, 157 ABD vatandaşı radyasyona maruz kaldığını belirterek şirketten 5 milyar dolarlık tazminat talep etti. Testler ve tedavi masraflarının karşılanması için TEPCO ve ismi açıklanmayan ABD’li bir şirket tarafından bir fon oluşturulması da talep edildi.

(Xinhuanet)

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

Fukuşima’da eko-yıkım ve radyoaktif kirliliğin üstünü 2020 Tokyo Olimpiyatları’yla örtme çabası!

Nükleer santraller, on yıllardır iktidarlar tarafından üzerine yatırım yapılan, bünyesinde en ileri teknolojilere yer verilse de enerji üretiminin işleyiş mantığı termik santrallerden hiç de farklı olmayan, kömür yerine uranyum ham maddesini kullanan tesislerdir. Bu maddenin kullanılmasıyla  ortaya çıkan radyasyonun düşük dozunun bile canlılarda kansere ve başka hastalıklara yol açabileceği, “hibakuşalar” yaratacağı canlı yaşamının evi olan doğal ortamın ise radyoaktif kirliliğe uğradığı biliniyor.  Bu konuda Dünya genelindeki farkındalık,  31 yıl sonra bugün etkileri hala devam eden Çernobil Nükleer Felaketi’nin başlamasıyla yükselmişken Çernobil’den 25 yıl sonra meydana gelen  Fukuşima Nükleer Felaketi ile hem hafızamız canlanıyor hem de  teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin  iktidarların ne kadar çaresiz kalabildiğini görüyoruz. [1]   Altı yıldır Fukuşima’dan aldığımız haberlerden anlıyoruz ki radyoaktif temizlik pek öyle kolay ve sorunsuz çözülebilecek bir şey değil!  Bu gerçeği inkar eden Japon Hükümeti ise bir kabustan uyanmak istercesine 2020 Tokyo Olimpiyatları öncesinde  Fukuşima’da olup bitenleri normalleştirmek ve Japonya’nın ambalajını mümkün olduğunca parlatmak çabasında.

 

Görsel: Enviroreporter

Tokyo Olimpiyatları’nda top oyunu maçları Fukuşima’da yapılacak!

Hatta bu nedenle Tokyo Olimpiyat oyunlarından beyzbol gibi top oyunu maçlarının Fukuşima’da yapılmasına karar verildi. Zira Olimpiyat Komitesi Başkanının bu sene Mart ayında gerçekleştirilen bir basın toplantısında  “Olimpiyat oyunlarını 2011 tsunaminin yaşandığı Fukuşima’ya getirmek yaraların sarılması için büyük bir fırsat”şeklinde yaptığı değerlendirme  2020 Tokyo Olimpiyatları’nın nükleer felaketin badirelerini çekmekten sıkılmış bir Japonya’nın varlığına ve onun zor günleri bir an önce unutma arzusuna işaret ediyor. [2]

Peki Japonya 2020’ye kadar radyoaktif atıklarından kurtulmayı nasıl başaracak?

Aslında başaramayacak, sadece kirliliği halının altına süpürecek! Zira beş yıldır Fukuşima Bölgesinden toplanan radyoaktif katı atıkları atık yakma merkezlerinde imha etmek suretiyle “görünürdeki yığın”dan kurtulma çalışmaları yürütüyor! Peki ya yanıp atmosfere karışan radyoaktivite ne olacak?

Ekolojik yıkım büyük!

Bir temizlik yapmaya başlamanın ilk adımı kirliliğin miktarını anlamak olduğu üzere dilerseniz önce tam erimenin yaşandığı reaktörlerdeki duruma bakalım:

Hatırlayacağınız gibi en son Fukuşima Nükleer Santrali’nin işletmecisi Tokyo Elektrik şirketi (TEPCO) da 1&2 no’lu reaktörlerde tam erime olduğunu tespit etmiş olarak 3 no’lu reaktörün içinde ise ne kadar nükleer yakıt kaldığını tespit etmeye çalışıyordu. Bu nedenle reaktörün emniyet kazanına  Küçük Güneş Balığı  adıyla tanıdığımız  bir robot gönderildi. Nihayet 29 Temmuz 2017’de TEPCO  açıkladı ki, 3 no’lu reaktörde  çok az miktarda uranyum yakıtı kalmıştı. [3]

Okyanus zehirleniyor…

Ekolojik felaketin temel nedenlerinden sayılabilecek  reaktörlerdeki tam erime vakasından ayrı bir de 6 reaktörlüDai ichi Nükleer Santralindeki  reaktörleri soğutmak üzere kullanılan soğutma suyunun depolama su tanklarında biriktirilmesi sözkonusu.

Bir önceki yazımızda detaylarıyla aktadığımız gibi biriktirilen radyoaktif suyun miktarının  800 bin Ton’a ulaşması, yer kalmadığı için işlemden geçirilerek belli aralıklarla denize boşaltılması bir dertken ilaveten depolama  tanklarında biriktirilen bu radyoaktif suyun her gün 300 Ton’u denize sızıyor.

Deprem ülkesine kalıcı(!) radyoaktif atık depolama alanı…

Dünyada nükleer ve yüksek radyoaktif atıkların bertaraf edilmesindeki güçlükler nedeniyle için “tuvaletsiz ev” teşbihinin çok uygun olduğu nükleer santraller için stabil arazi yapısına sahip, deprem riski olmayan ve fay hatlarıyla alakası bulunmayan coğrafyalarda yerin altında kalıcı atık depolama  alanı kurulması sözkonusu. Nitekim bugün Dünyada bu kriterlere yakın, depremle bir tanışıklığı bulunmayan  Finlandiya ve İsveç’te yerin altında kalıcı atık depolama alanı kurma çalışmaları yürütülüyor. Finlandiya’da yapımı süren Onkalo Kalıcı Atık Deposu’yla ilgili önceki bir yazımıza şuradan ulaşabilirsiniz.

Bununla beraber 29 Temmuz 2017 tarihinde Japonya’nın Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı, Fukuşima bölgesinden toplanan  radyoaktif atıkların Japonya içinde depolanması amacıyla bilimsel bir haritalama çalışması yapılmış olduğunu duyurdu. Harita üzerinde volkanik bölgelere ya da fay hatlarına 15 Kilometre mesafede olan yerler turuncu, yerin altında petrol ya da doğal gaz bulunan, gelecekte çıkartılması istenebilecek madenlerin bulunduğu yerler gümüş renkte, gömülmesi uygun olabilecek potansiyel yerler yeşil ve deniz kıyısından 20 Kilometre içerde olan sevkiyata da uygun yerler koyu yeşil ile gösterilmiş bulunuyor.

Bu çalışma, radyoaktif atıkların nerelerde yerin altına gömülerek  nihai olarak depolanacağını gösteriyor. Buna göre 300 Metre derinlikte kurulacak  kalıcı depo alanları 100 yıl kullanılacak ve depo 100 bin yıl kapalı tutulacak. Deprem riskinin  veya fay hatlarının bulunmaması denizden sevkiyatın  mümkün olması gibi kriterler yer tayininde belirleyici olmuşsa da  bir deprem ülkesi olan Japonya’da 100 bin yıl bu atıkların emniyetli şekilde yerin altında korunmasının mümkün olmayacağını savunan  yurttaşlar  haritayı deli saçması olarak değerlendiriyor. [4]

Ek olarak, Japonya genelinde ciddi tartışma yaratan bir diğer konu ise atık yakma tesisleri. Çünkü  Fukuşima Nükleer Felaketi başlamadan önce var olan tesislerde diğer bir deyişle radyoaktif olmayan atıkların yakıldığı tesislerde gerçekleştirilen radyoaktif atık yakma operasyonları ekolojik kaygılara neden oluyor. Ekonomi ve sanayi Bakanlığı tarafından hazırlanan haritası  üzerinde sonradan uzmanlar tarafından yapılan bir çalışmayla +   ile işaretlenen noktalar ülke genelindeki katı atık yakma tesislerini  gösteriyor. Bu konudaki ilk yazımıza şuradan ulaşabilirsiniz.

Radyoaktif  atıklar yakılarak atmosfere karışıyor!

Bugün Japonya’nın 47 eyaletin 30’unda toplam 100 ayrı tesiste radyoaktif atıkların bertarafı  işlemleri  gerçekleştiriliyor. Ancak bu tesisler radyoaktif olmayan katı atık yakımında kullanılmış olan Fukuşima felaketinden sonra ilk defa radyoaktif atıkların da yakıldığı yerler. Bu sorunun diğer bir boyutunu  ise bu tesislerde çalışanların özellikle yakma operasyonlarında  yüksek radyasyona maruz kalması oluşturuyor kaldı ki bu tesislerin bulunduğu yerlerde yaşayan halk da tehdit altında. Diğer taraftan  Hükümet yetkilileri ile  atık yakma işlemlerine kendi yerel yönetimlerinin sınırları dahilinde izin veren yerel yöneticiler hiçbir sorun olmadığı, atık bertarafı işlemlerinin yapıldığı tesislerde filtre kullanıldığı ve filtrenin salınan radyoaktivitenin  %99’unu tuttuğu iddiasında bulunurken, filtrelerin üreticileri filtrelerin tutuculuğuna dair bir güvence veremiyor. Radyoaktif emisyonları ölçmek için yapılan testler yapan uzmanlar bu işlemleri “eksik, dar kapsamlı ve şeffaflıktan uzak”  şeklinde değerlendiriliyor.

2020 Olimpiyatları’na kadar agresif hedef: “radyoaktivite tez bite!”

Radyoaktif atıkların normal tesislerde yakılmasına ilaveten bir başka sorun da  radyoaktif atıkların yakıldığı  tesislerde oldukça agresif bir operasyon hedefi konmuş olması, öyle ki olimpiyat oyunlarının Tokyo’da  yapılacağı 2020 yılının başında tüm radyoaktif katı atık yakımının tamamlanması planlanmış durumda. Bununla beraber 2020 yılının başında Radyoaktif atık yakma işlemleri nihayetlenince bu tesislerin sökülmesi ve bertarafı öngörülüyor zira yakma proseslerine hizmet eden bu tesisler  de yüksek oranda radyoaktivite barındırıyor.

Tüm bu radyoaktif  temizlik ve atık bertarafı gibi işlemler için 2012 yılında Japon Hükümeti’nin izleyen 5 yıl için  tsunami ve deprem bakım kalemi olarak ayırdığı bütçe ise 16 Milyar Dolar. Bu bütçe katı atık yakma ve radyoaktif bertarafında  hizmet veren şirketlere yönelik ödemelerle yerel yönetimleri operasyona izin vermeleri için teşvik etmek amacıyla kullanılıyor. Örneğin Kuzey Kyushu eyaleti   teşvik edilmesinin neticesinde   kendi bölgesi içindeki atık yakım  tesisinde iki yıl boyunca yılda 39 500 Ton katı atık yakımına olanak tanıyacağına söz vermiş, bu konuda yerel yönetim teşvik miktarını açıklanmazken  aktivistler hükümet tarafından 53,7 Milyon Dolar’lık cazip bir teklif yapıldığı görüşünde.

Radyaoktif atıklar geri dönüşümle yol ve inşaatta kullanılıyor!

Atık yakma tesislerinde yakılan radyoaktif katı atıkların  inşaat ve yol yapım işlerinde kullanılması  ekonomik açıdan oldukça karlı bulunduğu üzere toplumsal itirazlara rağmen bu Fukuşima’da da yönteme başvuruluyor. Mamafih, Balıkesir’de ve Aliağa’daki yol yapımında ağır metaller içeren atıkların kullanıldığı vakaları gözönüne alırsak, Türkiye’de bizler de kar ve rant sözkonusu olduğunda israfı sevmeyen şirketlerin neler yapabildiğine hiç yabancı değiliz(Türkiye’deki örnekler saymakla bitmez). Maalesef , zehirli malzemelerin atıl kalmaması ve  maliyet yükü de olmadığı için araştırılmadıkça ne olduğu geçmişi anlaşılmayan bu maddelerin kullanılarak bulardn fayda sağlanması bizim sıklıkla şahit olduğumuz bir olay.

Fukuşima’da  yaşanmış ve yaşanmakta olan bu vakalar,  nükleer felaketin her nerede yaşanırsa yaşansın yüzyıllar boyunca  kurtulmanın mümkün olmayacağını, bırakın inşaat ve işletim süreçlerini, temizlik ve bertaraf işlemlerinin de son derece zahmetli ve  maliyetli   olduğunu somut olarak ortaya koyuyor. Sizce de “akan ve kokan tüm bu süreçler“,  dünyanın neresinde olursa olsun gerek nükleer gücü yaygınlaştırma çabasındaki iktidarların nasıl tavırlar içerisinde olacağına gerekse felaketle yaşamak zorunda bırakılan toplumların nelere maruz kalabileceğine dair yeterince fikir vermiyor mu?

Son notlar

[1] https://yesilgazete.org/blog/2013/04/23/dr-angelika-claussen-ve-dr-alper-oktem-%E2%80%9Cradyasyon-en-cok-gelecek-kusaklari-etkileyecek%E2%80%9D/

[2] https://www.olympic.org/news/fukushima-to-host-baseball-and-softball-matches-at-the-olympic-games-tokyo-2020

[3] http://www.fukuleaks.org/web/?p=16374

[4] http://www.meti.go.jp/press/2017/07/20170728003/20170728003.html

 

 

Pınar Demircan

 

İklim ve EnerjiManşet

Fukuşima’nın faillerinden TEPCO yüzbinlerce ton radyoaktif suyu okyanusa boşaltmanın eşiğinde, ona “Dur” diyebilirsiniz!

Nükleer santraller üzerine iktidarlarla yönettikleri kitleler arasında yıllardan beri devam eden tartışmada Çernobil Nükleer Felaketi’ne ek olarak 6 yıldır da Fukuşima Nükleer Felaketi damgasını vuruyor. 31 yıl sonra bugün Çernobil Felaketi’nin  ilave kanser vakaları ürettiğini okuyor, Fukuşima Felaketi’nin ise  yüz binlerce insanın radyoaktif kontaminasyon nedeniyle evlerini, doğup büyüdüğü yerleri geri dönmelerine imkan vermeyecek şekilde yitirmesine neden olduğunu görüyoruz. Bölgede devasa miktarlarda radyoaktif katı atık oluşurken her gün reaktörleri soğutmak için kullanılan radyoaktif suyun biriktirildiğini, aşağıda detaylarını bulacağınız gibi, her gün 300 ton radyoaktif suyun bu tanklardan sızdığını öğreniyoruz. Dolayısıyla bırakın radyoaktif kirliliğin bertaraf edilmesini, üretilen projelerin acizliğine, sorunun kontrol altına alınmasının imkansızlığına ve  bu durumun yarattığı ekolojik felakete  tanık oluyoruz.

Bugün 5 reaktör devrede!

Yine de  radyoaktif felaket kontrol altına alınmış gibi Japon  Hükümeti yine de eski günlere özlem duyuyor. Hatırlarsanız Fukuşima Felaketi ilk yılını devirirken ülkede çalıştırılabilir durumdaki 43 reaktörün tamamı toplumsal itirazlarla halkın açtığı davalar neticesinde alınan geçici tedbir kararlarıyla kapatılmış, ancak  dört yılın ardından emniyet şartlarının yerine getirildiği iddiasıyla  üç reaktörün açılmasına  yargı tarafından onay verilmişti. Bugün  ise Japon Hükümeti’nin ısrarlarının neticesinde,  yalnızca  Kyushu Elektrik tarafından işletilen Sendai Nükleer Santralinde 1&2, Kansai Elektrik tarafından işletilen Takahama Nükleer Santralinde 3&4 ve Shikoku Elektrik tarafından işletilen Ikata Nükleer santralinde 1 no’lu reaktörler olmak üzere bugün toplam 5 reaktör yeniden devreye alınmış durumda.

2020 Olimpiyatları yaklaşırken…

Diğer taraftan Fukuşima Nükleer Felaketi,  tarihte  ilk kez iktidarların enerji devleriyle ilişkisinin felakete neden olabileceğini göstermesi açısından da büyük önem taşıyor. Zira önceki haberimizden hatırlayacağınız üzere, meydana geldiği an itibariyle yaşamı ipotek altına almış olan Fukuşima Nükleer Felaketi ilk kez nükleer santrallerin kurulmasına önayak olan iktidarla şirketlerin işbirliğini alınmayan önlemler bağlamında ortaya koyarak yargı önünde sorumlu ve suçlu bulmuştu. Bugün  zorunlu olarak tahliye edilen 260 bin kişiden 100 bini evlerine dönmüşken  henüz  geri dönmemiş olan 160 bin kişiyeayda ortalama 1000 Dolar tazminat ödemek yükünden kurtulmak için hükümet tarafından bölgenin yeniden yaşanabilir hale getirildiğine dair açıklamalar yapılıyor. Neticede 2020 Olimpiyatları,  iktidara nükleer felaketten sonra herşey düzelmiş gibi yapma fırsatı verecek. Olimpiyatlar için yapılan hazırlıkların radyoaktif temizlik haricinde en az 15 milyar Dolar olduğunu ise aklımızın bir köşesinde tutalım.

Fukuşima Daiichi Nükleer Santralinde 770 bin ton radyoaktif suyun biriktirildiği depolama tankları

TEPCO varillerde biriktirdiği  yüzbinlerce ton radyoaktif suyu denize boşaltmak için hükümetin onayını bekliyor!

580 adet radyoaktif atık su depolama tankı

Altı yıldır Fukuşima Felaketi’nin yıkıcı boyutları maalesef  deniz ekosistemini de büyük oranla tehdit ediyor. Tokyo Shimbun Gazetesi’nin Cuma günkü haberine göre 770 bin ton radyoaktif atık su Fukuşima’da  580 tank içerisinde depolanmış durumda. Bu konuya ele almış eski bir paylaşımımıza şuradan ulaşabilirsiniz. Diğer taraftan deniz ekosisteminin maruz kaldığı kontaminasyon balıkçılık endüstrisini de zarara uğratmış durumda kaldı ki bugün bile Fukuşimadan sonra  deniz türlerinin  %40’ı  Japon standardlarına göre tüketime uygun değil damgası yiyor. Fukuşima deniz sahasında balıkçılık yapanlar bahsi geçen radyoaktif boşaltımın yapılması halinde Fukuşima Felaketi’nin başlamasıyla zaten pazarda ayakta kalmaya çalışan  deniz ürünleri endüstrisinin büyük darbe yiyeceğini  ifade ediyor. Zira sözkonusu radyoaktif suyun sezyum maddesinden artılmasına çalışılıyorsa da suda bulunan hidrojenin radyoaktif formu olan trityumdan arıtılması uzmanlara göre  mümkün değil ve radyoaktif suyun denize boşaltılması, okyanusa tirityumun karışması anlamına geliyor.

Trityum ne mi yapar?

Normal şartlarda nükleer santrallerin de periyodik olarak saldığı trityum besin veya sıvı alımı yoluyla canlılarda genetik deformasyonlara ve çeşitli hastalıklara yol açmaktadır.

TEPCO’ya “Dur” demek için!

TEPCO biriktirdiği yüz binlerce ton radyoaktif suyu, ne yapacağını bilemediği için maalesef daha önce de balıkçıların iznini alarak denize boşaltmıştı. Bu kez TEPCO’ya engel olmak  için dünya çapında bir kampanya başlatılmış bulunuyor. Okyanus hepimize ait olduğu üzere bu kampanyaya herkesin destek vermesi bekleniyor. Siz de kampanyayı buradan destekleyebilir, Japon Hükümeti’nin TEPCO’ya radyoaktif boşaltım için onay vermesine engel olabilirsiniz.

∗http://www.nukleersiz.org/hizli-bilgi/100-neden

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

 

EnerjiManşet

Fukuşima Nükleer Felaketi’nin bir diğer kurbanı ABD donanma mürettebatına ABD içinden yargı yolu açıldı!

11 Mart 2011 tarihinde Japonya’nın Tohoku Bölgesi’ni etkileyen  9 şiddetindeki deprem ve ardından meydana gelen tsunaminin sonuçlarına hazırlıksız yakalanılmasıyla iki yüz bin kişinin  bir daha dönmemek üzere evlerini, doğup büyüdükleri yerleri terkettiği, 30 milyon kişinin radyasyondan etkilendiği tahmin edildiği nükleer felaket, meydana gelişinden 6 yıl sonra etkilerini sürdürürken santralden çevreye yayılan radyasyonun mağdurları da  hak ve adalet arayışlarını sürdürüyor. Bu kitleye 2012 yılında, nükleer felaketin bertarafı için tasfiye ve temizlik işlerine destek verirken  yüksek radyasyon nedeniyle “hibakuşa” olmuş olan askerler de dava açarak katılmıştı. Zira mürettebatın neredeyse yarısı  görev yaptıkları iki ayı izleyen zaman dilimi itibariyle  sağlık sorunlarıyla boğuşuyor.

22 Haziran 2017 tarihinde ise mahkeme ABD askerlerinin davalarının kendi ülkelerinde açılabileceğine hükmetti.  ABD’nin doğu kıyıları da radyoaktif kirliliğe uğradığı için mahkemenin bu kararının, ABD’de Fukuşima felaketinin sorumlusu TEPCO’ya karşı açılacak davaların önünü açabileceği, davacı sayısının  70 bin kişiye ulaşabileceği düşünülüyor.

Donanma askerleri güverteyi temizlerken

“TEPCO’ya açılan tazminat davaları ABD mahkemelerinde görülebilecek”

İlk olarak 21 Aralık 2012 tarihinde açılan fakat,  TEPCO’nun suçlamaları askerlerin itfaiye yönetmeliğine göre  acil durum şartlarında çalıştırıldığını  beyan ederek reddetmesi nedeniyle düşmüş olan dava,  26 Kasım 2013 tarihinde yeniden görüşülerek 5 şubat 2014  tarihinde 80 askerin başvurusuyla yeniden açılmıştı.  21 Ağustos 2014 tarihinde davaya reaktörlerin dizaynından sorumlu üreticilerden General Elektrik(GE), EBASCO, Toshiba ve  Hitachi de dahil edilmişti.  22 Haziran 2017 günü ABD’nin San Francisco Eyaletine bağlı 9. Temyiz Mahkemesi’nin kararıyla ise, bu tazminat davasının  ABD mahkemelerinde görülebileceğine hükmedildi.

“70 bin kişi daha davaya müdahil olmak isteyebilir!”

Avukatlar,   ABD’nin batı kıyılarının radyoaktif olarak kirlenmesi nedeniyle 70 bin ABD yurttaşının daha tazminat talebiyle   davaya  dahil olabileceğini belirtiyor.

2011 yılının Mayıs ayında Fukuşima felaketinde temizlik tasfiye işlerine yardım eden donanma ABD’ye geri dönmek için yola çıkıyor.

Donanmanın radyasyona maruz kalışınındetayları şöyle: Deprem ve tsunaminin  meydana geldiği gün, Kore açıklarında seyreden Ronald Reagan adlı donanma gemisi acil durum çağrısı üzerine rotasını değiştirerek Japonca  “Operation Tomodachi (Arkadaş Operasyonu)” misyonunuyla Fukuşima’ya ulaştı. Nükleer santrale 90-160 kilometre mesafede tasfiye işlerini yürütürken Fukuşima nükleer santralinden havaya karışan  radyasyon bulutu içine girmek suretiyle yüksek doz radyasyona maruz kaldı. Vantilatör sistemi, ana motor sistemi ve jenaratörleri  radyoaktif kirliliğe uğrayan güvertesi ise yoğun temizlik çalışmalarıyla arındırılabilen donanmanın tasfiye ve temizlik işlemlerinde çalışan  5000 kişilik mürettabatı içinden 2000 askerde  1 yıl içinde körlük, tiroit kanseri, testis kanseri, lösemi, beyin tümörü gibi hastalıklar  görülmeye başlandı.

Ronald Reagan Donanması’nın askerleri ile ABD’de bire bir görüşmeler yapan Avukat Masahiko Godou’nun aktardığına göre  bir kişide bu hastalıklar bir arada da görülebiliyor.  Ayrıca radyoaktif temizlik ve tasfiye işlerinde çalışan askerler görevleri bitip evlerine döndükten sonra onların doğan çocuklarında doğum anomalileri meydana geldi. 2015 yılının Nisan ayında  30 yaşlarında, Eylül ayında da  20’li yaşlarında iki donanma askeri yaşamını operasyon sonrasında yakalandığı kanser hastalıklarından dolayı kaybetti.

Radyasyon mağduru “Hibakuşa” olan askerler  tasfiye temizlik işlerini yaparken santralin bulunduğu yerden 160 kilometre uzakta oldukları için bu mesafeden yüksek radyasyona maruziyetin sözkonusu olabileceğini bilmediklerini ve TEPCO‘nun kendilerine özellikle uyarı yapmaması nedeniyle şikayetçi olduklarını ifade ediyor. Zira sonradan yapılan araştırmalar bulundukları noktada normalin(radyasyonsuz havaya göre) 30 katı fazla  radyasyon bulunduğunu gösteriyor. Bu doza 10 saat maruz kalınması ise yıllık sınır doz anlamına geliyor ki sözkonusu oran tiroit kanserinin oluşması için yeterli. Nitekim nükleer santralin reaktörlerinde çekirdek erimesinin meydana geldiği anlaşıldıktan sonra Fukuşima’da denizden alınan balık  numuneleri  ölçülen  radyasyon seviyesinin, hükümetin balık tüketiminde  güvenlik sınırı olarak tayin ettiği dozdan 258 kat fazla çıktığını gösteriyordu.

TEPCO,  nükleer felaket senaryolarının çalışılmış olmasına rağmen alması gereken önlemleri almadığı için, Japon Hükümeti ise denetim faaliyetlerini yerine getirmediği için bu sene Mart ayında görülen mahkemede ilk kez resmi olarak  suçlu ilan edilmiş , iki fail mağduriyetlerin karşılanması için davacı  62 vatandaşa 340 bin Dolar tazminat ödemekle cezalandırılmıştı. Japon Hükümeti, TEPCO’ya yönelik şikayetler için Nükleer Hasar İddiaları ve Uyuşmazlık Çözüm Merkezi  kurarak bugüne dek hasar sahiplerine, kurbanlarına toplam 58 milyar Dolar tazminat ödemiş bulunuyor.

Fukuşima Nükleer Felaketi’nin sorumlusu TEPCO olarak ilan edilmişse de  reaktörlerde çekirdek erimesinin meydana gelebilmiş olması aslında bir  dizayn problemine de işaret ettiği şeklinde değerlendiriliyor. Buna rağmen ABD’de Fukuşima nükleer  Santrali’nde kullanılan ve  çekirdek erimesi meydana gelen GE tipi 30 reaktör benzer bir felakete yönelik aksiyon geliştirmemiş olarak üretime devam ediyor.

Pınar Demircan

(RT, Saigaijyouhou, Yeşil Gazete)

 

 

 

 

(RT,saigaijyouhou, Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

EnerjiManşet

Fukuşima’da yüksek radyoaktif sahada orman yangını!

Fukuşima'da yangın, 30.04.2017

 

Fukuşima Nükleer Felaketi’nin 6 yılında radyoaktif kirliliğin en yoğun olduğu komşu kasaba  Namie’nin ormanında 29 Nisan gecesi 448 metre yükseklikte yangın  başladı. Fukuşima, Miyagi ve Gunma eyaletlerinden 8 helikopterle itfaiye ekipleri sahaya sevkedildi. Fukuşima’nın kıyı kesimlerinin hemen arkasında yükselen bu ormanlık alan oldukça radyoaktif üstelik dekontaminasyon çalışmasının yapılması da zor. Yangınlar nedeniyle atmosfere ne kadar radyasyon karışabileceği ise öngörülemiyor.

Fukuşima’da yangın, 30.04.2017

Çernobil Felaketi’nden sonra gayet iyi bildiğimiz gibi  radyoaktif kontaminasyon olan bölgede çıkan  bu yangın, radyoaktivitenin, yarılanma sürelerine göre onyıllardan milyonlarca yıla kadar uzanan geniş bir yelpazede etkisi devam edecek olan stronsiyum, sezyum, plütonyum gibi izotopların çok geniş alanlara yayılmasına neden olur. Çernobil Nükleer Santrali’nin yanıbaşındaki ormanlık bölgede yangın çıktığı zaman   Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden  Biyolog Timothy Mousseau yaptığı analizlere dayanarak 2002, 2008 ve 2010 yıllarında çıkan yangınlarda Çernobil nükleer santralinde patlamayla açığa çıkan sezyum 137’nin %8’inin atmosfere tekrar yayılmış olduğunu açıklamıştı. Radyoaktif bölgede yürütülmeye çalışılan dekontaminasyon çalışmaları için milyarlar harcanıyorsa da  yangınlarla hiç bir çalışma yapılmamış gibi oluyor hatta  radyoaktif kirlilik kontrol edilemez şekilde yayılıyor. Çernobil bölgesinde 2015 yılında çıkan yangınlarda 35 itfaiye aracı , 1 itfaiye uçağı ve 200’ün üstünde personel görev almıştı.

Çernobil’de yaşananlara benzer şekilde 29 Nisan akşamı Fukuşima Nükleer felaketine bağlı olarak oluşturulan tahliye alanı içindeki Namie  kasbasında başlayan yangın  nükleer santrale de oldukça yakın bir yerde ve hala söndürülmüş değil. Yaklaşık 200 bin metrekareyi kül eden yangın henüz  radyoaktif açıdan temizlenmiş bir  arazi de olmadığı için  ağır radyoaktif kirlilik içeriyor. Buna rağmen devlet ve Tokyo Elektrik Şirketi(TEPCO) tarafından ne kadar radyoaktivitenin yayıldığına dair  1 Mayıs gününe kadar bir açıklama yapılmadı.  1 Mayıs günü ise Çevre Bakanlığından bir yetkili  radyaoktivite oranlarında değişiklik olursa kamuoyuyla paylaşacağız demekle yetindi. Lakin TEPCO’nun eski bir çalışanına göre rüzgarın yangınla dağılan radyoaktif külleri Tokyo’yu da içine alan bir şekilde  400 kilometre mesafeye taşıması mümkün.

Bu nedenle geniş ölçekte insanların dahili ve harici radyoaktiviteye maruz kalması söz konusu. Tüm bu felakete rağmen ne hükümet ne de TEPCO tarafından tatmin edici bir açıklama yapılıyor. Yurttaşlar ise kendi kaderlerine terk edilmiş durumda, ne kadar radyasyona maruz kaldıklarını kendi kendilerine ölçmeye çalışıyorlar. Çocuklarında radyasyon var mı yok mu diye araştırmak yine ebeveynlere bırakılmış bir konu  ve maalesef  tespit ettiklerinde yüksek radyasyon aldıklarını anladıklarında  iş işten geçmiş olabiliyor.

(NHK Jp, Mainichi,Yeşil Gazete)

Haber : Pınar Demircan

 

 

 

 

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

Fukuşima Felaketi’nin sorumlusu Japon Hükümeti ve TEPCO!

Japonya’nın Gunma Eyaleti’ndeki  Maebashi Mahkemesi’nde  17 Mart günü görülen davada mahkeme, Hükümeti ve  Tokyo Elektrik Şirketi’ni Fukuşima Nükleer Felaketi’ne neden olmaktan ve felakete  yol açan tedbirleri almamaktan sorumlu buldu. Buna göre Hükümet ve TEPCO davacı olan 62 Fukuşima mağduruna  toplam 340 bin Dolar  tazminat ödeyecek. Maebashi Mahkemesinde verilen bu karar Japonya genelinde 18 eyalette toplam 12 0000 kişiyi ilgilendiren 30 dava için emsal teşkil edebilir.

Maebashi Mahkemesi’nin önünde avukatlar Mahkemenin kararını açıklıyor.”Fukuşima’nın sorumlusu Hükümet ve TEPCO !”

Fukuşima’da nükleer santral çevresindeki tahliye alanında yaşaya ve evlerini terk etmek zorunda kalan 137 kişilik grup kişi başı 100 bin Dolar’lık dava açmıştı. Mahkeme davacıların yarıdan fazlasının başvurusunu haklı gördü ve üç reaktörde çekirdek erimesi gibi bir felaketin yaşanmasını kazanın önlenebilir olmasına rağmen önlem alınmamış olmasına dayandırdı.

15,7 yükseklikte bir tsunaminin olabileceği tahmin ediliyordu

Davacılar,  TEPCO’nun 2008 yılında 15,7 Metre yüksekliğinde bir tsunaminin Fukuşima Daiichi Nükleer santraline vuracağını tahmin ettiğini ibra etti. Mahkeme hükümeti ve TEPCO’yu  tsunami öngörüsünde bulunmasına rağmen önlem almamış olmakla sorumlu tuttu.

Zeminden yüksekte bir yerde jenaratör sistemi olabilirdi

14 metre yükseklikte tsunaminin çarpmasıyla nükleer santralde elektrik sistemi arızalandığına göre demek ki ihmal vardı. Öngörülen tehlikeye göre aksiyon alınmamıştı. Bu nedenle meydana gelen çekirdek erimesinin ise felakete dönüşen sonuçları bugün hala devam ediyor. Mahkeme eğer altyapı imkanları  ve zemin üstünde bir yerde acil durumda devreye girecek dizel yakıtla çalışan elektrikli motorlar olsaydı nükleer felaket önelenebilirdi şeklinde değerlendirme yaptı.

Tsunami Duvarı da öngörülere göre yükseltilmedi

Hükümet Temmuz 2002 yılında izleyen 30 yıl için uzun dönemli tahminler  yaparak Japonya’yı tehdit eden depremlerin %20 ihtimalle  Fukushima Daiichi Santrali’nin de yer aldığı kuzeydoğuyu kıyı kesimini vuracağını öngörmüştü.  Sonuçta tahminlere uygun şekilde Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’ni içeren bölge 9 şiddetinde bir depremle  sarsıldı ve onun meydana getirdiği tsunami Tohoku bölgesinde kıyı kesimini harabeye çevirdi.

Mahkeme tsunami duvarının yükseltilmemesini  ve diğer düzenleyici tedbirlerin alınmamamış olmasını hükümetin TEPCO üzerindeki denetim eksikliğine bağlamak suretiyle hükümeti de sorumlu bulan bir değerlendirme yaptı.

Neticede ne Hükümet ne de TEPCO uzun dönemli tahminlerde bulunulmasına rağmen bu öngörülen yükseklikteki tsunaminin yaşanma ihtimalini fazla ciddiye almadılar. Kendilerini suçlu hissetikleri içindir ki bir çeşit panikle 11 Mart 2011 tarihinde nükleer kazanın önelenebilir bir felaket olmadığını söylediler.

Tazminatlar yetersiz, sınırlı ve kaybı karşılamıyor!

Mahkeme süresince diğer bir ihtilaf konusu da TEPCO’nun Fukuşima mağdurlarına hükümet tarafından verilen izlek doğrultusunda hatırı sayılır miktarda  tazminat ödemesi yapıp yapmadığına dair oldu.

TEPCO’nun bugün Fukuşima Nükleer Santrali’nin yakınında ikamet ettiği için tahliye edilen mağdurlara ödediği tazminat  ayda kişi miktarı 1000 Dolar civarında. İşletme ayrıca devletin Fukuşima için belirlediği alanın dışında yaşayan fakat kendi isteğiyle bölgeden ayrılanlar için de kişi başı  400-7200 Dolar arası bir meblağ ödeme yapmış bulunuyor. Kendi isteğiyle bölgeden ayrılanlar bölgeden toplam tahliye edilenlerin%40’ına denk geliyor.

Davacılar  tazminat için belirlenen çerçevenin çok basit tutulduğundan, hasar kapsamının  çok sınırlı tutulduğundan muzdarip. Ancak, TEPCO yetkilileri  ise tazminat için öngörülen şartların uygun olduğunu savunurken kendi isteğiyle bölgeden ayrılanların radyasyona  maruz kalmaktan korktukları için gergin olduklarını  ve insanların haklarının ihlal edilmediğini belirtiyor.

Mahkeme kararına TEPCO’dan mahçup yanıt

TEPCO’nun başkanı Hirose: “Önce kararı görmek istiyorum.

Mahkeme kararı için basın toplantısında “Henüz mahkeme kararı tarafımıza tebliğ edilmiş deği, kararı görüp ne yapacağımızı kararlaştıracağız”şeklinde yanıtladı. Mahkemenin TEPCO’yu hükmettiği tazminatlar hakkında ise “Biz bir zararın telafisi gerekiyorsa bunu ödemek zorundayız. Bugünkü mahkeme kararı çok önemli ama başka bir çok dava var, ödemelerimiz bu tazminatla bitmeyeceğini biliyoruz”dedi.

Hükümet ve TEPCO felaketin sorumlusu olarak değerlendiriliyorsa bile Hükümetin, TEPCO’nun ödemeye hükmedildikleri tazminat miktarı insanların evlerini yaşadıkları yeri kaybetmelerinin karşılığı olamayacak kadar düşük, hatta sembolik bile denebilir. Nitekim Fukuşima’dan iletişim sorumlusu Mitsuo Sato da dava sonucuna dair Japon kanalı ve gazetesi NHK’ye yaptığı açıklamada “Mağdur edilenler yerlerinden yurtlarından ayrıldıkları gibi yeni gittikleri yerlerde de ayımcılığa maruz kalıyor, çok çeşitli problemler yaşıyorlar, bu durumun iyi anlaşılması gerekir; bu ülke kesinlikle bir nükleer santral kazası daha kaldıramaz” şeklinde yorum getirdi.

Tazminata ödemekten imtina eden Hükümet Olimpiyatlara hazırlanıyor

Hükümet kanadından bir yetkilinin davanın sonucuna dair henüz bir açıklama yapmamış olmamasıyla birlikte son bir yıl içerisinde Fukuşima tahliye bölgesinin radyasyondan temizlendiği  ve orada yaşayanların en başta “çocukların” evlerine dönebileceği yönünde yaptığı açıklamalar  baki. Nitekim tahliye edilenler evlerine geri dönerse devlet onlara bakmak zorunda kalmayacak, ev kirası ödemeyecek. Bağışıklık sistemi çocuklarda daha zayıf olduğu için dönüş koşulları özellikle çocuklar için uygunmuş  gibi  gösterilerek önce okullar eğitime açılıyor. Zira çocuğu bölgede yaşayamayacak hiçbir aile de evlerine geri dönmeyi kabul etmez. Bu arada hatırlayalım, Japonya kendisine maliyeti 15 milyar Dolar olacak 2020 Tokyo Olimpiyatlarına  hazırlanıyor.

Pınar Demircan

(Asahi, Nhk.jp,Yeşil Gazete)

EnerjiManşet

Fukuşima’nın 5.yıldönümü: Japonya’daki aktif reaktör sayısı 2’ye indi, halk hakkını arıyor!

Japonya’da yargı, Fukuşima nükleer santral kazası sonrasında geliştirilen nükleer güvenlik şartlarına uygunluğu sağlandığı iddiasıyla devreye alınan 2 reaktörün tekrar kapatılmasına hükmetti. Kararın uygulamaya konmasıyla  devreye alınmış olan reaktörlerin sayısı 4’ten 2’ye inmiş oldu. Japonya’da toplam 43 reaktör bulunuyor ve  bu karar Fukuşima’nın 5. yılında 41 reaktörün hala kapalı durumda olduğu anlamına geliyor.

 

Takahama-nuclear-power-plant-CC-Kansai-Electric-Power-Co-IAEA-Imagebank

Takahama Nükleer Santrali

Takahama Nükleer Santrali’nde açılmasına karar verilen bu reaktörlere  itiraz santralden yarı çapı 30 kilometrelik alan içerisinde kalan ve büyük bir nükleer kaza halinde 1.derecede etkilenecek olan komşu Şiga eyaletinin sakinlerinden geldi. Kansai Elektrik tarafından işletilen Takahama Nükleer Santrali Tokyo’nun  350 kilometre batısında yer alıyor.

n-takahama-a-20160310-870x575Davanın intikal ettiği Otsu mahkemesi, Fukuşima nükleer felaketinin 5. yıldönümüne günler kala  bu reaktörlerin kapatılmasına hükmetti. Bir televizyon kanalının çekimlerinden mahkeme kararının halk tarafından çığlık ve neşe içinde karşılandığı kutlama ortamında Kansai Şirket Yetkilisinin “Bu kabul edebileceğimiz, bir karar değildir, bu sonuç için üzüntü duyoruz” ifadesi ekranlara yansıdı. 1

Otsu Mahkemesi, ilk olarak 2011 yılında Fukuşima nükleer faciasından sonra Takahama Nükleer Santrali’ndeki reaktörlerin tamamının kapatılması yönünde karar vermiş, ardından reaktörlerin devreye alınmasını isteyen Başbakan Shinzo Abe’nin yönlendirmeleriyle “Fukuşima sonrası güvenlik şartlarına” göre iyileştirmelerin yapıldığı gerekçesiyle yeniden açtırılmıştı.2 Takahama Nükleer Santrali’nin çalıştırılmasına mahkeme 17 Nisan 2015’te de ret kararı vermiş ancak bu reaktörler şirket ve devlet yetkililerinin girişimleriyle mahkeme açılarak Fukuşima sonrası kapatıldıktan sonra  ilk kez yeniden devreye alınmıştı. İlgili haberimize buradan ulaşabilirsiniz.

Sendai Nükleer Santrali

Fukuşima nükleer santral faciasından 1,5 yıl sonra ülkedeki toplam sayısı 43 olan  reaktörlerin kapatılmasını izleyen süreçte Takahama Nükleer Santrali’nin haricinde tartışmalı olan diğer bir santral de Kagoşima’da Kyushu Elektrik tarafından işletilen  Sendai Nükleer Santrali’ydi. Bu santraldeki 2 reaktör de sırasıyla 2015 Ağustos ve Ekim aylarında yeniden devreye alınmıştı. İlgili haberimize buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Diğer taraftan, açılan davalar neticesinde Fukuşima Nükleer faciasının baş sorumlusu ilan edilen Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO) aslında bir tsunami tehlikesine karşı önlem alması için tsunaminin meydana gelişinden yıllar önce uyarı almış. 2009 yılında yayımlanan rapora göre olası bir tsunamiden korunmak için 15,7 metre yüksekliğinde bir duvar seti gerekirken bu risk dikkate alınmamış .

Fukushima gunah keciFukuşima Nükleer Santrali’nin işletmecisi Tokyo Elektrik (TEPCO) Şirketinin Eski Başkanı Tsunehisa Katsumata ile eski başkan yardımcıları  Ichiro Takekuro ve Sakae Muto,  11 Mart günü Fukuşima’yı vuran tsunaminin tetiklemesiyle meydana gelen nükleer felaket kaynaklı  tahliye sürecindeki yaralanmalardan (yaklaşık 50 kişinin)  sorumlu tutuluyor. Bu dava Japonya’daki nükleer krizdeki sorumluluğa dair öne sürülen ilk suç iddianamesi ve suçlu bulunmaları halinde 3 yönetici 5’er yıl hapis veya toplam 1 milyon yen ödemekle cezalandırılacak.

Peki bu ceza, Fukuşima nükleer santral faciasının ardından  yüksek oranda radyoaktiviteye maruz kaldıkları için evlerini belki de bir daha hiç dönmemek üzere terk etmek zorunda kalan 160 bin  insanın;  farklı eyaletlerde istiflenmiş 9 milyon ton çuval radyoaktif atığın; 5 yıldır her gün okyanusa akan 300 ton radyoaktif suyun; %50’si radyoaktiviteye kurban olmuş tarım alanlarının; %100 kirlenmiş yolların, asfaltın, açık alanların; tiroit kanseri teşhisiyle ameliyat edilen 116 çocuğun, evini işini kaybettiği için intihar edenlerin, radyoaktivite kaynaklı hastalıklarla yaşamak zorunda kalanların mağduriyetini karşılar mı?

fuku cocuk

Japonya’da Fukuşima felaketinin hesabını sormak için kurulan“Nükleer Felaketin Tanıkları” insiyatifi adına Muito Ruiko ile Kenichi Hasegawa Japonya’ya ve tüm dünyaya Fukuşima’nın gerçek faillerinin Japon hükümeti ve TEPCO  olduğunu anlatarak  gerçek sorumluların cezalandırılmasını talep ediyor. “Nükleer Felaketin Tanıkları”nın açıklamalarının yer aldığı Peace Boat tarafından hazırlanan ingilizce alt yazılı videoya buradan ulaşabilirsiniz .

1:http://www.theguardian.com/world/2016/mar/09/japanese-court-orders-closure-of-two-nuclear-reactors

2: http://www.japantimes.co.jp/news/2016/03/09/national/court-issues-surprise-injunction-halt-takahama-nuclear-reactors

(Guardian, Japantimes, Peace Boat, Yeşil Gazete )

Haber : Pınar Demircan

Kategori: Enerji

EnerjiManşet

Fukuşima’da ilk kez bir işçiye radyasyon kaynaklı kanser teşhisi

Fukuşima Nükleer Santrali’nin eski bir çalışanına radyasyon kaynaklı kanser tanısı kondu. Yetkililerin söylediğine göre tarihteki en korkunç nükleer kazalardan biri olan Fukuşima faciasının üzerinden 4 yıl geçtikten sonra ilk kez böyle bir teşhiste bulunuldu.

 

radyoaktif işçi

Sağlık Bakanlığından bir yetkilinin basına yaptığı açıklama ismi açıklanmayan çalışanın nükleer kaza olduğu zaman 36 yaşında olduğu şimdi ise 41 yaşında ve bu çalışanın  artık lösemi hastası olduğu yönünde. Açıklamanın toplumdaki nükleer karşıtlığını özellikle nükleer santral bölgesinde yaşayanlar içinde gerginliği arttırması bekleniyor . Bu haber tam da Japonya’da 2 yıldır kapalı bulunan nükleer reaktörlerden ikincisinin Sendai nükleer Santrali’nde bir reaktörün daha  tekrar faaliyete geçirilmesinden  sonra geldi.

 

Sağlık Bakanlığından yetkili “Bu kişi, bazı sağlık sorunları olduğu için hastaneye gitti. Yapılan testler neticesinde kendisine lösemi teşhisi konmuş bulunuyor, hastalığın oluşmasında başka sebep görülmüyor” şeklinde açıklama yaptı.

Yine Sağlık bakanlığından bu yetkilinin verdiği bilgiye göre bu çalışan, Fukuşima nükleer faciası olduktan sonra işçi sağlığı güvenliği ekipmanlarını kullanmasına rağmen kanser olduğu için tüm sağlık masrafları tazmin edilerek tüm tıbbi giderleri karşılanacak.

 

radyoaktif işçi2

Potansiyel 3 vaka daha

Aslında Fukuşima nükleer santralinde benzer 3 vaka daha olduğu ve bu hastalıkların da nükleer kaza sonrası dekontaminasyon işçilerinin radyoaktivite maruziyetinden kaynaklandığı düşünülüyor . NHK raporuna göre de nükleer santralin radyoaktif temizliğinde kazanın olduğu tarih itibariyle 45 bin insan çalışmış bulunuyor ki bu kısım da Fukuşima’nın milyarlarca dolarlık dekontaminasyon maliyetinin bir kısmını teşkil ediyor .

 

Kanser teşhisi buz dağının üstünden ibaret

Bu haberin Fukuşima çalışanlarıyla santral bölgesinde yaşayan insanlar arasında radyoaktiviteye maruziyete bağlı kanser haberlerini arttıracağı konusunda tartışmalar devam ederken Dokkyo Tıp Üniversitesi’nde radyasyon ve hijyen konusunda çalışan Yardımcı Profesör Shinzo Kimura ” Bu karar  işçi hakları açısından tamm bir dönüm noktası hatta öyle sanıyorum ki buz dağının üstünden ibaret” dedi.

Kimura  “Düşük doz radyasyon” : Tokyo’da Fukuşima sonrası kabul edilebilir ilan edilen seviyeden düşük oranda radyasyona maruz kaldığı söylenenlere de evlerine dönme çağrısı yapılıyor. Radyoaktivite kaynaklı kanser tanısı Fukuşima bölgesinden dönmemecesine ayrılan insanların evlerine döndürülme prosedüründe değişiklik yapılması gerektiğine işaret ediyor” şeklinde ifade etti.

Tokyo Elektrik şirketinden(TEPCO) bir yetkili ise yorum yapmak istemediklerini yalnızca hastalanan çalışan hakkında  üzüntü duyduklarını, bu çalışanın sağlık masraflarının tazminatının ise işçilerin radyaoktiviteye maruz kalmasının bir özrü olduğunu dile getirdi.

2011 yılında maydana gelen Fukuşima nükleer santral faciasının bu güne kadar hiçbir ölümle de direkt bağlantısı kurulmamış, facia sadece on binlerce insanın yaşadıkları yerleri on yıllar boyunca terk etmesine yol açmıştı.

Greenpeace’ten bir yetkili de “Bu durum Uluslararası Atom Ajansı (IAEA)’nın Eylül ayındaki Fukuşima Nükleer Santral kazasından sonra yayılan radyasyona maruziyetten kaynaklı hiçbir sağlık sorunu tarafımıza iletilmemiştir açıklamasına uygun bir cevap olduğu kanısındayız” dedi.

Daha önce Fukuşima Nükleer Santrali’nin eski Müdürü Masao Yoshida Fukuşima Nükleer S antral kazasından 2 yıl sonra yemek borusu kanserinden öldüğünde ise radyasyona maruziyetle ilgili bir bağ kurulmamıştı.

 

fukushima cancer

Yoshida, nükleer santral faciasından sonra kendisi bir yandan kazanın vehametini örtmeye çalışırken, işçileri kazanın büyümemesi için radyaoaktiviteye  maruz bırakacak şekilde çalıştırmıştı.

 

Fukuşima nükleer santral faciası 18 bin kişinin ölümüne yol açan depremin tetiklediği tsunaminin yol açtığı bir kaza olarak bugün hala reaktörde çekirdek erimesi gibi çok vahim sonuçlara yol açtı, tehlikenin geçtiğini ise söylemek mümkün değil.   Kaza, Çernobil nükleer santral faciasından sonra radyoaktivitenin ekosisteme yayıldığı ikinci büyük kaza olarak tarihe geçti.

Pınar Demircan

(abc.net, Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

EnerjiManşetUncategorized

Fukuşima Nükleer Santrali’nin 1 No’lu reaktöründe tam erime olduğu kesinleşti

Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO), Fukuşima Nükleer santralinin 1 no’lu reaktöründeki tüm yakıt çubuklarının eriyerek reaktörün altına indiğini kabul etti. Tokyo Elektrik Şirketi ve Nükleer Sökümünde Uluslararası Araştırma Enstitüsü (IRID) Şubat 2015 itibariyle 1 no’lu reaktör binası içerisinde araştırma yapıyordu.

melt down1

Santralin işletmesinden sorumlu olan TEPCO, reaktör binasının içini  kozmik ışıkla denetliyordu. Atomaltı parçacıklarının atmosferdeki kozmik ışın çarpışmasıyla oluşan muon ışını reaktör içini izlemeyi mümkün kılıyordu. Muon ışını beton ve demirden geçerek uranyum ve plutonyum gibi yüksek yoğunluklu maddelere çarptıklarında bloke olarak yön değiştirse de  gölge oluşturarak yakıt çubuğunun reaktördeki konumunu gösteren bir harita çıkarabiliyor.

Bu bilginin akabinde diyebiliriz ki, TEPCO muon ışığının çarpmasıyla bir gölge oluşmadığı için reaktör içerisinde artık yakıt çubuğu kalmadığına, tüm çubukların reaktör binasının altına muhafaza kabının düştüğüne hükmetti. Öte yandan yüksek radyoaktif maddenin doğaya karışıp karıştığı bilinemiyor zira  Tokyo Hosei Universitesinden Profesör Hiroshi Miyano, tam erimeyle reaktörün altına inen yakıt çubuklarının doğaya karıştığına dair bir sonuca varılamayacağını belirtti. Tamamen olasılıklar dahilinde olan durum, önümüzdeki süreçte netlik kazanacak görünüyor.

Bu şekilde TEPCO’ nun bir sonraki prosesi reaktörden eriyerek aşağı muhafaza kabının altına indiği varsayılan yakıt çubuklarını dışarı çıkarmaya çalışmak olacak ki bu işlem Mart 2011 ‘den itibaren reaktör içinde biriken yüksek orandaki radyasyon sebebiyle sadece robotlar tarafından yapılabilir.

1 no’lu reaktörün durumu öncelikle operatörler tarafından teyid edilmişken 2 ve 3 no’lu rekatörlerde de erime olduğu düşünülüyor.

Fukuşima santralinin temizlğinden sorumlu olan TEPCO facianın başlangıcından itibaren bitmeyen şekilde bir dizi sorunla boğuşuyor. En son geçen ay Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA)ndan 15 uzman tarafından yapılan değerlendirmeler süreçte ilerleme kaydedildiğini ama yapılması gereken çok fazla operasyon olduğunu söyledi.

Nükleer Yakıt Çevrim ve Atık Teknoloji yetkilisi Juan Carlos Lentijo“Durum oldukça karmaşık, gittikçe artan orandaki kontamine su problemi çok kısa sürede giderilmeli” diyor  ve “Yüksek oranda radyoaktif olan kullanılmış yakıt çubuklarının bertaraf edilmesi erime sonrası uzun dönemli bir mücadele olacak ” diye ekliyor.

IAEA raporuna göre Santralin altından akan yeraltı suları vaziyeti daha güç bir duruma sokuyor ve sürecin yönetimi atık yakıt çubuklarının bertarafı depolanması gibi problemler de içiçe geçmiş bulunuyor.

Son olarak 26 şubat tarihinde 2 no’lu reaktörün çatısı üzerinde biriken yüksek oranda sezyum içeren kontamine suyun yağmur sularıyla denize aktığı tespit edildiği üzere TEPCO’nun 10 aydır süren bir radyoaktif sızıntıyı raporlamadığı anlaşılmıştı.

Çok çeşitli sorunlar içinde bocalayan nükleer opratörler 4 yıldan beri farklı farklı metodlara başvurarak, akla hayale gelmeyen maliyetlere yol açan sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor. Bölgedeki insanların tekrar eskisi gibi evlerine dönerek yaşamaları onlarca yılın geçmesini ve devletin milyonlarca dolar yardımda bulunmasını gerektiriyor ki devletin yapacağı yardımların yine Japon vatandaşlarından alınacak vergiyle sağlanacağı aşikar.

 

(Asahi, Japantimes, Yeşil Gazete)

Haberi çeviren, derleyen: Pınar Demircan

 

Kategori: Enerji

Dış Köşe

Nükleer santral çözüm değil ölüm getiriyor – Pelin Cengiz

Bugün, insanlık tarihinin yaşadığı en büyük nükleer felaketlerden biri olan Fukushima’nın yıldönümü. Bundan tam dört yıl önce 11 Mart günü Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami sonrası Fukushima’daki nükleer santraller ciddi şekilde zarar gördü, santralde art arda patlamalar oldu, soğutma sisteminin arızalanmasıyla reaktörlerin soğutma işlemi günlerce sürdü.

Soğutma çalışmaları için kullanılan binlerce ton su denize döküldü, halen günde 300-400 ton civarında radyoaktif su denize bırakılıyor.

Kazanın ardından ciddi miktarda radyoaktif madde toprağa, havaya, suya karıştı. ABD’nin California açıklarında Fukushima kazasından kaynaklı nükleer sızıntı tespit edildi, radyasyon bulutları Avrupa’ya ulaştı.

Fukushima yakınlarında yakalanan balıklarda yapılan incelemelerde güvenli seviyenin 258 katı kadar radyasyon tespit edildi.

Radyoaktif sızıntının yayıldığı bölgede yaşayan 140 bin civarında insan, bir daha dönmemek üzere evlerini, yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kaldı, kendi ülkelerinde mülteci oldu.

Fukushima öncesi çocuklarda tiroit kanseri vakası milyonda bir görülürken, şu anda tiroit kanseri teşhisi konmuş 100 çocuk var, tahminler gelecek yıllarda hem çocuklarda hem de yetişkinlerde kanser vakalarının çoğalacağı yönünde.

Felaketin 4. yılında nükleer kâbus sona ermiş değil, kazanın ardından Japonya nükleer santralde devam eden sorunlarla ne teknolojik olarak ne de siyasi olarak baş edebiliyor. Kazada zarar gören nükleer reaktörlere ait parçalar hâlâ havuzlarda soğutulmaya çalışılıyor, radyoaktif kirliliğe sebep olan tonlarca su tanklarda tutuluyor. En büyük risklerden biri, bu suyun depolanması ve depolanmış hâldeki bu suyun sızdırmadan muhafaza edilmesiydi.

Nitekim, birkaç hafta önce ortaya çıktı ki, Fukushima nükleer santralinin işletmecisi TEPCO devam eden soruşturma çerçevesinde 10 aydır yaşanan radyoaktif sızıntıyı saklıyormuş. Japonya’da yaşanan bu felaket sonrasında, hükümet kazanın soruşturulması için uzmanlardan oluşan bir komisyon kurdu. Komisyon, raporda kazanın, hükümetle santralin işletmecisi TEPCO arasındaki ihtilafların sonucu olarak gerçekleştiğini tespit etmiş, yaşananları “insan eliyle yaratılmış bir felaket” olarak nitelendirmişti.

Durum, doğaya, yaşam alanlarına, insana verilen geri dönüşü olmayan, bu tarifsiz zararları, kâr hırsı için sergilenen bu hoyratlığı gelecekte de çokça konuşacağımızı gösteriyor.

İstediğiniz kadar ileri ve güvenilir teknolojiyle nükleer santral inşa ettiğinizi iddia edin, nükleer enerjinin kaza riski hiçbir koşulda sıfırlanamıyor, kazaların büyük bölümü insan hatasından ve hesaplanamamış nedenlerle gerçekleşiyor.

İşletme güvenliğini bile tam olarak sağlayamadığınız bu santrallerin radyoaktif atıklarının bertaraf edilmesine yönelik henüz ne bir nihai çözüm ne de bir teknoloji mevcut.

Dünyanın en büyük üç nükleer kazasının yaşandığı Three Mile Island’da, Çernobil’de, Fukushima’da olup bitenle ilgili bildikleriniz, size anlatılanlarla sınırlı. Sadece aralıkta Ukrayna’da ve Belçika’da kazalar meydana geldi, bilgilendirmeler son derece sınırlı kaldı, açıklamalar yalanlamalar ya da bir şeyleri saklama üzerine kuruluydu.

Nükleer enerjiye sahip ülkelerin, santrallerin kazalar, nükleer atıklar, insana ve doğaya verdiği zararlar konusunda mümkün olduğunca işleri gizli yürütmesi bu alanın savunulacak bir yanının kalmamasından…

Nükleer santrallerin çözüm değil ölüm getirdiğini sonuna kadar savunmak gerekiyor. Bunun bir demokrasi meselesi olduğunu, aynı zamanda nasıl bir dünya tahayyül ettiğimizin meselesi olduğunu anlatmak ve nükleer sevdalılarına karşı yeni bir dil yaratmak gerekiyor. Nükleer meselesiyle ilgili kamuoyunun daha fazla şeffaflık, daha fazla denetim, daha fazla hesap verilebilirlik talebi ne kadar fazla olursa nükleere teşne hükümetler de o kadar köşeye sıkışacak.

Artık nükleeri enerji kaynaklarını çeşitlendirme ya da enerji açığına çözüm olarak sunanlara karşı yaşam hakkı üzerinden konuşmaya davet etmenin zamanı geldi de geçiyor.

Pelin Cengiz – Taraf

Kategori: Dış Köşe