Köşe YazılarıYazarlar

Baca filtreleri termik santralleri aklamaz

Hafta sonu çok seyredilen bir ana haber kuşağında görüntülü bir haber: Ülkemizin batısında kurulu iki kömürlü termik santral, baca filtrelerinin eklenmesi sonucu tekrar çalışmaya başlamış. Görüntülü haberde santral görevlisi ballandıra ballandıra santrallere nasıl filtre taktıklarını, santrali nasıl ‘çevreci’ hale getirdiklerini anlatıyor. Filtresi olmadığı için ocak ayı başında mühürlenen bu santrallerdeki ‘işçi ücretlerinin’ ödendiğini de eklemeyi unutmuyor. Nedense televizyon muhabirinin aklına ‘Madem bu kadar insan ve çevre sağlığına saygılıydınız, altı yıldır neredeydiniz? sorusunu sormak gelmiyor. İsterseniz biraz eskiye giderek ülkemizde enerji sektörü üzerinde oynanan büyük oyunun kömürlü termik santraller perdesini hatırlayalım.

Bu santraller, 2013 yılında meslek odalarının, çevre ile ilgili sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin her türlü karşı çıkışına rağmen özelleştirilmişti. Özelleştirilirken ileri sürülen nedenlerden biri de bu santrallerin ‘teknolojisinin yenileneceği, baca filtrelerinin de yeni sahipleri tarafından takılacağı’ iddiasıydı… Ama özelleştirmenin hemen arkasından bu santrallere baca filtresi takılması için altı yıl süre verildi. Çok ucuz fiyata özel sektöre devredilmesine ve özelleştirmeye dayanak olarak sunulan filtre koşuluna rağmen altı yıl daha hiçbir önlem alınmadan çalıştılar; insan ve çevre sağlığını tehdit ettiler, doğayı zehirlemeyi sürdürdüler. Üstelik sürenin dolduğu 2019 yılının sonuna gelindiğinde, sayıları 15’i bulan bu santrallere iki yıl daha hiçbir önlem alınmadan çalışmayı sürdürmeleri için TBMM’de yasa teklifi bile verildi, ancak özellikle toplumun yoğun tepkisi nedeniyle bu teklif süreç tamamlanıp yasallaşmadı. Sonuç olarak bu 15 santralin yukarıdaki haberde de konu edilen iki santral de dahil olmak üzere bazıları baca filtreleri olmadığı gerekçesi ile mühürlendi.

Baca filtresi taktıranlar şimdi altı yıllık geçmişleri unutturularak ‘çevreci’ santraller olarak açılıyor ve doğayı zehirlemeye kaldıkları yerden devam ediyorlar. Neden mi? Çünkü baca filtresi taktırarak çevreci ve temiz kömürlü termik santral olunmuyor da ondan…

Bu filtreler görünür kirliliği belki önlüyor ama başta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından hava kirliliğini tanımlarken ‘sessiz katil’  olarak nitelendirilen 2.5 µm ve altındaki partikül maddeleri tam olarak engelleyemiyor. En tehlikeli hava kirleticilerden olan bu partikül maddeler kullanılan filtreler tarafından tam olarak tutulmadığı gibi ülkemizdeki hava kalitesi ölçüm istasyonlarının çok büyük bir kısmında ölçülemiyor da. Üstelik hemen hemen tüm ülkelerin mevzuatında 2.5 µm ve altındaki partikül maddeler için sınır değerler belirlenmişken ülkemizdeki Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği’nde bunlar için hiçbir sınırlayıcı değer bulunmuyor. Bir saç telinin 1/30’dan daha küçük olan bu partikül maddeler insanda hava kirliliği nedeniyle ortaya çıkan sağlık sorunlarının da temel nedeni. 

Kömür öldürüyor

Son yıllarda hava kirliliği ve sağlık ilişkisi üzerine yapılan bilimsel çalışmalar bu maddelerin yarattığı hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine yoğunlaşmış durumda… Bir örnek verecek olursak Pub Med veri tabanına kayıtlı sadece 2019 yılında pm 2.5 µm ve altındaki partikül maddelerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran 231 bilimsel makale mevcut. Bu makalelerin büyük çoğunluğunda ise bu maddelerin kaynağı fosil yakıtların, özellikle de kömürün yakılması olarak gösteriliyor. Yayınların büyük bir çoğunluğu da kömürlü termik santrallerin çok yoğun olduğu ve hava kirliliğinin temel nedeninin bu santraller olduğu Çin’den… Neden olduğu sağlık sorunlarının başında ise süreğen tıkayıcı akciğer hastalıkları (KOAH), akciğer kanseri, inmeler, çocuklarda başta bilişsel gelişim bozukluğu olmak üzere gelişim bozuklukları, koroner kalp hastalıkları çeşitli organ kanserleri geliyor.

Artık küresel bir kriz haline gelen ve insan sağlığı üzerine yıkıcı etkileri çok iyi bilinen, iklim değişikliğinin en önemli nedeni fosil yakıtların yakılması da bir diğer çok önemli sorun. Özellikle kömürlü termik santraller CO₂ eşdeğeri olarak ifade edilen sera gazı emisyonlarının tek başına tüm dünyada %30’a yakınından sorumlu. Yaşadığımız pandemi günleri aslında çözümü apaçık ortaya serdi: Fosil yakıtları bugünden yarına terk etmek… Düşen elektrik talebi nedeniyle başta Avrupa Birliği ülkeleri (AB) olmak üzere birçok ülke kömürlü termik santrallerinde üretimi durdu. AB ülkelerindeki elektrik üretiminin içinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı son üç ay içinde %26’dan %28’e çıktı.

Yol ayrımı

İşte böyle bir süreçte belli bir plan içinde tasfiye edilmek bir tarafa ülkemizde elektrik üretimi için kömürlü termik santraller tam kapasite çalıştırılıyor, yenileri yapılmaya çalışılıyor. Üstelik eski termik santrallere filtre takılması, topluma çeşitli medya organları aracılığıyla çevrecilik olarak pazarlanmaya çalışılıyor; bugüne kadar neden filtresiz çalışmalarına göz yumulduğu unutturulmaya çalışarak…

Oysa yaşadığımız pandemi günleri apaçık bir yol ayrımında olduğumuzu gösteriyor bize. Eğer ilk yolu tercih edersek küresel iklim değişikliğinin kontrol altına alınabildiği, hava, su ve toprak kirliliğinin gündemden düştüğü, fosil yakıtların olmadığı, lüks tüketimi ve kapitalist üretim ilişkilerini terk ettiğimiz, yeni ve eşitlikçi bir sistemde; minimalist bir yaşam biçimi tercihi yaptığımız bir gezegende yaşayacağız. Ama pandemi günlerinin ortaya döktüğü ipuçlarını algılayamazsak ve ikinci yolu tercih edersek bugünkü tüketim alışkanlıklarımızdan kurtulamazsak insanlık olarak sonumuz yakın…

Bu, bize belki de son uyarı: Hala anlamadınız mı, para hırsınız nedeniyle gezegenimizin bozduğumuz doğal dengelerinin tüm toplumları hasta ettiğini ve cebinizdeki paranın sizi de korumaya yetmediğini?

İklim ve EnerjiManşet

Salgın sonrası için ülkelere uyarı: Kömür kurulu gücünüzü artırmayın

Carbon Tracker’in bugün yayımlanan Siyasi Kararlar ve Ekonomik Gerçekler başlıklı yeni raporunda, dünyada üretilen ve tüketilen kömürünün yaklaşık yarısına sahip olan Çin’in, COVID-19 pandemiğinin sonrasındaki dönemde, ekonomisini canlandırmak amacıyla daha fazla kömür santrali planlayabileceğine dikkat çekildi. Raporda,  Çin Ulusal Enerji İdaresi’nin bir süre önce kömür yatırımlarına ilişkin kuralları gevşetmeye hazır olduğunu açıkladığı hatırlatıldı.

Küresel ölçekte hükümetler, maliyeti yüksek olan kömür santrallerine ekonomik teşvikler sağlıyor. İşletmede, inşa aşamasında ya da planlanan kömür kurulu gücünün %90’ı, kömür santrallerine örtülü veya açıkça teşvik sağlanan ve tam ya da nispeten regüle edilen piyasalara sahip ülkelerde bulunuyor. Regüle edilmeyen piyasalarda ise kömür kurulu gücünün çoğu temelde kâr yaratmıyor. 2019 yılında bu oranlar Almanya için %90, İngiltere için %82 olarak tespit edildi.

Enerji ve İşletmeler Bölümü Eşbaşkanı ve raporun yazarlarından Matt Gray “Çin’e ve diğer hükümetlere, COVID-19 salgını sonrasında ekonomilerinin toparlanmasına yardımcı olmak için kömüre yatırım yapmak cazip gelebilir, ancak maliyeti yüksek olan bu tercih, iklim hedeflerini baltalama riski taşıyor” dedi:

Yeni kömür santralleri inşa etmek ve işletmedeki tesislere teşvik sunarak desteklemek, finansal kaynakları etkin şekilde kullanmamak anlamına geliyor. Ekonomilerine milyarlarca dolarlık yatırım yapma ve yeni istihdam yaratma ihtiyacının ön plana çıktığı günümüzde hükümetler, kömürlü termik santrallerin kapanmasını teşvik etmeli ve kaynaklarını düşük maliyetli, temiz ve yenilenebilir teknolojilere harcayarak iyileşme planlarını yeşil büyüme prensibine dayandırmalı.”

Kömürlü santraller 2020 itibarıyla zarar etmeye başlayacak

Carbon Tracker’in raporunda, küresel ölçekte kömürlü termik santrallerin %46’sının 2020 itibarıyla zarar etmeye başlayacağını ve bu oranın 2030 yılına gelindiğinde %52’ye yükseleceği belirtiliyor. Bununla birlikte, yenilenebilir enerji ve doğalgazın seviyelendirilmiş elektrik maliyetleri, dünya çapında kömürü geride bırakıyor. Hükümetlerin daha fazla rekabete izin vermek amacıyla elektrik piyasalarında liberalleşmeye yöneldiği durumda, zarar eden kömür santrallerinin yüzdesinin çok daha yüksek olacağı belirtiliyor.

 Carbon Tracker geçtiğimiz ay, önemli pazarların tamamında elektrik üretiminin, yeni kömür santrallerine kıyasla yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmesinin halihazırda daha ucuz olduğunu açıklamıştı. Raporda aynı zamanda, 2030 yılına kadar, dünyanın her yerinde kömürlü termik santralleri işletmeye devam etmek yerine yeni rüzgar veya güneş santralleri kurmanın maliyetinin daha az olacağı belirtilmişti.[1]

Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin son araştırması da küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için 2030 yılına kadar küresel ölçekte elektrik üretiminde kömür kullanımının 2010’daki seviyesine kıyasla %80 azaltılması gerektiğine dikkat çekiyor[2]Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (International Renewable Energy Agency, IRENA), küresel enerji sisteminin karbondan arındırılması durumunda küresel ekonominin büyüyebileceğini ve 2050 yılına kadar 28 milyon istihdam yaratabileceğini öngörüyor.[3]

Son rapor, hükümetlerin sağladığı teşviklerin, dünya çapında yaklaşık 638 milyar dolar maliyetinde neredeyse 500GW’lık kurulu güçte yeni kömür santrali planlandığını ortaya koyuyor. 206GW kurulu güce sahip yeni termik santrallere 158 milyar dolar değerinde harcama yapmayı değerlendiren Çin’in, planlarını yeniden gözden geçirmesi gerektiği belirtilen raporda yenilenebilir enerji ve batarya teknolojilerinin daha uygulanabilir ve sürdürülebilir ekonomik büyüme kaynakları olduğunu vurgulandı.

Virüs, Çin’deki termik santrallerin karlılığını değiştirmeyecek olsa da, salgının yol açtığı ekonomik gerileme, planlama sürecini ve gelecekteki yatırımlarla ilişkili çevresel düzenlemeleri gevşetme riski taşıyor.

Nakit akışı da sorunlu

Carbon Tracker, küresel ölçekte işletmede, inşa aşamasında ya da planlanan termik santrallerin %95’lik kısmının nakit akışını da değerlendirmiş. Bu kapsamda işletmedeki 2045GW kurulu güce sahip 6696 santral ünitesi ve planlanan 499GW kurulu güce sahip 1046 santral ünitesi analiz edilmiş. Buna göre;

  • Çin‘deki 982GW’lık kömür kurulu gücünün %59’u mevcut durumda zarar ediyor. Planlanan 206GW kurulu güce sahip termik santrallerin %61’lik bölümü negatif nakit akışı ile pazara girebilecek. İşletmedeki termik santrallerin %71’i yeni yenilenebilir enerji santrali inşa etmekten daha maliyetli şekilde faaliyet gösteriyor.
  • Regüle edilen bir piyasaya sahip olan Hindistan‘da, mevcut 222GW kurulu güçteki termik santrallerin %2’si zarar ediyor. Planlanan 66GW kurulu gücün ise %23’lük bölümü negatif nakit akışı ile pazara girebilecek. İşletmedeki termik santrallerin %51’i yeni yenilenebilir enerji santrali inşa etmekten daha maliyetli şekilde faaliyet gösteriyor.
  •  Termik santrallerinin üçte ikisinin regüle edildiği ABD‘de mevcut kömür santrallerinin %22’si zarar ediyor. Yeni planlanan santral bulunmuyor. İşletmedeki termik santrallerin %47’si yeni yenilenebilir enerji santrali inşa etmekten daha maliyetli şekilde faaliyet gösteriyor.
  • Çoğunluğu regüle edilmeyen piyasalara sahip olan Avrupa Birliği’nde mevcut 146GW’lık kömür kurulu gücünün %62’si zarar ediyor. Planlanan 8GW kurulu gücün yarısı negatif nakit akışı ile pazara girebilecek. İşletmedeki termik santrallerin %96’sı yeni yenilenebilir enerji santrali inşa etmekten daha maliyetli şekilde faaliyet gösteriyor.

Yeni kömürlü termik santrali inşa eden hükümetleri ve yatırımcıları, termik santrallerin maliyetlerini karşılamak için gerekli olan 15 ila 20 yıllık süreyi göz önünde bulundurarak, yatırımlarını telafi edemeyecekleri konusunda uyaran Carbon Tracker’in raporunda şu ifadeler yer alıyor:

Hükümetler ve yatırımcılar, tüketicilere düşük maliyetle enerji temini ve yatırımcıların kömür santrallerinin kullanım ömrünü doldurmadan şebekeden çıkarılmasını planlayabilmek için kömür dışındaki kaynaklara yönelik dönüşümü sağlamaktan yükümlüdür.

Karar vericiler, kömür projesi geliştiren şirketlere olumsuz bir yatırım ortamının oluşacağını belirtmekle ve en düşük maliyetli elektrik üretim teknolojilerinin hayata geçmesini sağlamak için ivedilikle enerji piyasalarını regüle etmeyi bırakmalı. Aksi halde, önümüzdeki on yıllar boyunca 499GW’lık kömürlü termik santrallerin yüksek maliyetle çalıştırılacağı bir senaryoya mahkum kalınabilir. ”

Küresel ölçekte kömür santrallerinin nakit akışını etkileyen belirleyici etmenler ise şöyle:

  • 2018-2019 yılları arasında AB, ABD ve Çin’de talebin azalması sonucunda kömür fiyatlarında%8’lik düşüş yaşandı. Bununla birlikte, COVID-19 salgınının patlak vermesinden bu yana, Çin’in ekonomik teşvik paketindeki beklentiler üzerine fiyatlar yükseldi. Carbon Tracker, 2020’nin ikinci yarısında ekonominin durumunda iyileşme görüldükçe kömür fiyatının az bir artışla ton başına 74$’a yükseleceğini öngörüyor.
  • 2019’da karbon fiyatları %45 artış gösterdi. Piyasayı düzenleyici kuruluşların karbon fiyatlandırmasını ve kirlilik düzenlemelerini sıkılaştırması sonucu, kömürün karlılığındaki zayıflamanın devamı öngörülüyor. AB’de ton başına 24€ olan karbon fiyatlarının Mart ayında 15 €’ya düşmesine rağmen, kömür kapasitesinde hareketlenme yaratabilmesi için stabil olarak 9€ seviyesine düşmesi gerekiyor.
  • Elektrik fiyatları, piyasaların liberalleşmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyetlerinde yaşanan düşüş nedeniyle 2018-2019 yılları arasında %8 düştü. Bununla birlikte, regüle edilen piyasalarda kömür santrali işleten birçok şirket, alım garantisi gibi şirketleri deflasyon etkisi yaratan etmenlerden koruyan teşvikler sayesinde getiri elde etmeye devam ediyor.
  • Çin’de, devletin garanti altına aldığı üretim saati ve sabit tarifeleri sona erdirmeyi hedefleyen elektrik piyasası reformları, daha fazla termik santral işletmecisini piyasa şartlarında faaliyet göstermek zorunda bırakıyor. Bu durum, yüksek maliyetle elektrik üreten termik santral işletmecileri için daha düşük gelir anlamına geliyor.
EnerjiManşet

Dünyada planlanan kömürlü termik santral sayısı dört yıldır azalıyor

Global Energy Monitor, Greenpeace International, Sierra Club, CAN Europe ve Centre for Research on Energy and Clean Air’in bugün yayınladıkları rapora göre, 2019 yılı küresel ölçekte planlanan kömürlü termik santral sayısında sert düşüş gözlemlenen ardışık dördüncü yıl oldu.

Her yıl yayınlanan kömürlü termik santrallerin mevcut durumunu analiz eden raporların beşincisi olan Yükseliş ve Çöküş 2020: Küresel Kömürlü Termik Santral Takibi, yapım ve proje aşamasındaki kapasitenin bir yıl öncesine göre yüzde 16 ve 2015 yılına göre ise yüzde 66 düştüğünü ortaya koyuyor. 2019 yılındaki inşaata başlama oranında da 2018’e göre yüzde 5 ve 2015’e göre yüzde 66 oranında bir düşüş gözleniyor.

2019 yılında, proje aşamasındaki kapasitede yaşanan düşüşe rağmen, küresel ölçekte kömürlü termik santral kapasitesi 34,1 gigawatt (GW) arttı ve 2015 yılından beri ilk defa yeni devreye alınan net kapasite artmış oldu. Dünyada yeni devreye alınan 68,3 GW’lık kurulu gücün neredeyse üçte ikisi Çin’de bulunuyor. Çin hariç tutulduğunda ise, diğer ülkelerin yeni devreye sokulan kömürlü termik santral kapasitesinden daha fazlasını emekli etmelerinden dolayı, küresel kömürlü termik santral filosu 2018 yılının ardından 2019 yılında da küçüldü.

Çin’in yeni termik santralleri zarar edebilir

Çin’in kömürlü termik santral kapasitesi 2019 yılında, Çin Elektrik Konseyi’nin resmi tahmini olan 28,9 GW’ın oldukça üzerinde büyüme gösterdi. Ancak, Çin’in kömürlü termik santral sayısının artmış olması, kömüre dayalı elektrik kullanımında artış olacağı anlamına gelmiyor. Bunun nedeni, hükümetin 2019 yılında yeni devreye alınan 43,8 GW kömürlü termik santral kurulu gücünün yüzde 40’ının kullanımını şimdiden kısıtlayarak, acil durum yedekleme için ayırmış olması. Arz fazlasından ötürü yeni devreye alınan kapasitenin ciddi bir kısmı kullanım dışı tutuluyor.

Çin’de kömürlü termik santrallerin ortalama çalışma süreleri 2015 yılından beri yaklaşık yüzde 50’lerde seyrediyor. Bunun nedeni de kömürlü termik santrallerin, piyasadaki daha düşük karbonlu alternatiflerle rekabet etmek durumunda oluşu. Azalan çalışma saatleri ve dolayısıyla azalan gelirin yanı sıra yüksek kömür fiyatları yüzünden, Çinli kömürlü termik santral firmalarının yaklaşık yarısı 2018 yılında net zarar etmişti.

Raporun Başyazarı ve Global Energy Monitor Kömür Programı Direktörü Christine Shearer şunları söyledi: Yenilenebilir enerjideki büyüme ve elektrik talebindeki yavaşlamayla birlikte, kömüre dayalı enerji üretimi 2019 yılında rekor düzeyde düştü. Buna rağmen, şebekeye eklenen yeni kömürlü termik santral sayısında artış görüldü. Bu da dünyadaki kömürlü termik santrallerin çok daha az çalıştırıldığı; dolayısıyla daha fazla sayıda kömürlü termik santralin daha az elektrik ürettiği anlamına geliyor. Bu durum, yeni kömürlü termik santralleri finanse etmeye devam eden bankalar ve yatırımcılar açısından karlılığın azalması ve riskin artması demek.”

Centre for Research on Energy and Clean Air Baş Analisti Lauri Myllyvirta da “Çin’in iklim taahhütlerinin yanı sıra ülkedeki temiz enerji teknolojilerinin rekabet gücünün giderek artması, yenilenebilir enerji kurulumlarının hız kazanarak kömüre dayalı elektrik üretimine alan bırakmayacağı anlamına geliyor” dedi.

Türkiye aynı hataya düşmemeli

Türkiye 2019 yılında, Çin’den sonra dünyada inşaat öncesi aşamada en fazla kömürlü termik santral projesi bulunan ikinci ülke konumuna gelerek Hindistan’ı bile geride bıraktı.

Bu gidişatın riskli olabileceğinin altını çizen CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Elif Gündüzyeli şu ifadeleri kullandı:

“Dünya çapında yeni kömürlü termik santral projelerinde sürekli bir düşüş yaşanırken Türkiye’nin kömür kaynaklı elektrik üretim kapasitesini artırma eğilimi atıl yatırımlara yol açabilir. Son yapılan çalışmalar dünyadaki mevcut kömürlü termik santrallerin yarısını çalıştırmanın, yeni yenilenebilir enerji santralleri kurmaktan daha maliyetli olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca son dönemde petrol fiyatlarındaki rekor düşüş, kömürü en pahalı enerji kaynağı haline getirdi. 

Tüm bu ekonomik şartlar, iklim krizinin baş tetikleyicisi olan ve havamızı, suyumuzu kirleterek halk sağlığını tehdit eden kömürün aleyhindeyken yeni termik santral planları rafa kaldırılmalı. Düşük karbonlu bir kalkınma modeline, kimseyi arkada bırakmadan adil geçişin planlaması yapılmalı.” 

Hindistan’da, 2017 yılından bu yana, yeni kömürlü termik santralden fazla yeni güneş ve rüzgar enerjisi santrali devreye alındı. Haziran 2019’da, Yenilenebilir Enerji Bakanlığı 2030 yılına kadar 523 GW’lıkyenilebilir enerji hedeflediklerini açıkladı; bu hedef, ülkenin mevcut faal kömürlü termik santral kapasitesi olan 229 GW’ın iki mislinden fazla.

Trump döneminde Amerika’da %67 daha fazla kömür santrali kapandı

OECD ülkelerinde, kömüre dayalı elektrik üretimi kapasitesi 2011 yılından bu yana düşüyor. 2019’da dünyada emekli edilen kömürlü termik santrallerin neredeyse yarısı ABD’deydi. Yaşlanmış kömürlü termik santrallerinin emekliye ayrılma oranı, Trump yönetiminde Obama dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 67 oranında arttı; Obama yönetiminde (2009-2016) yılda ortalama 8,2 GW emekli edilirken, Trump yönetiminde (2017-2019) yılda ortalama 13,7 GW emekli edildi (bkz. alttaki grafik).

Avrupa Birliği’nde ise 2019 yılı en fazla kömür kaynaklı elektrik üretimi kapasitesinin emekli edildiği dördüncü yıl oldu: Birleşik Krallık (2,7 GW) ve Almanya (1,2 GW) başı çekti. Almanya’nın 2038 itibarıyla ve 14 AB ülkesinin 2030 itibarıyla, kömür kullanımını sonlandırmayı taahhüt etmiş olmaları nedeniyle, AB’de emekliliklerin artması bekleniyor. Tüm AB üyesi ülkelerin kömürlü termik santral kurulu güçlerinde azaltım yaptığı görülürken, AB’nin kömüre dayalı elektrik üretiminde, 2018 yılıyla karşılaştırıldığında, yüzde 24 oranında belirgin bir düşüş yaşandı.

Paris hedefleri için yeterli değil

2019 yılında proje aşamasındaki kömürlü termik santral kapasitesinde yaşanan düşüş, Paris İklim Anlaşması hedeflerini tutturmak için yeterli değil. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘ne (IPCC) göre, küresel ısınmayı 1,5°C derecenin altında tutmak için kömüre dayalı elektrik kullanımının 2030’a kadar yüzde 80 düşmesi gerekiyor ve Birleşmiş Milletler 2020 yılının dünyada yeni kömürlü termik santral planlarının sonlandırılacağı yıl olması çağrısında bulundu.

Global Energy Monitor Finans Araştırmaları Analisti Greig Aitken’a göre, “Dünya, Paris Anlaşması hedeflerinin tutturulması için çalıştırılabileceğinden daha fazla kömürlü termik santral kapasitesine sahip. Yatırımcıların bu gerçekler doğrultusunda hareket etmelerinin zamanı geldi.”

Raporun Türkçesine buradan erişebilirsiniz.
Özet raporlara buradan erişebilirsiniz.
Küresel Kömürlü Termik Santral Takibi metodolojisini buradan okuyabilirsiniz.
 

Kategori: Enerji

EnerjiManşet

Birleşik Krallık kömürü terk tarihini erkene çekti

Birleşik Krallık ülkedeki kömürlü termik santrallerin kapatılma tarihini bir yıl önceye aldı. Açıklama Başbakan Boris Johnson tarafından önceki gün yapılan Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi- COP26 çalışmalarının başlama töreninde yapıldı.

Yeşil Ekonomi’nin aktardığına göre, Johnson açıklamasında 1990’da ülkenin elektrik üretiminin %70’ini kömürden karşılarken, bu oranın %3’e gerilediğini, 2024 yılında ise ülkedeki tüm kömürlü termik santrallerin kapanmış olacağını söyledi.

Ülke yönetimi 2015 yılında Birleşik Krallık’taki tüm kömürlü termik santrallerinin 2025 yılına kadar kapatılması ya da kömür kullanmayacak şekilde dönüştürülmesi kararını almıştı.

 

Kategori: Enerji

EnerjiGündemManşet

‘Havayı kirletme izni’ne Erdoğan’dan veto

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, filtresiz termik santrallere mevzuata uyum için 2.5 yıl daha süre veren, torba yasanın 50. Maddesi‘ni veto etti. Madde, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla kabul edilmişti. 

Erdoğan’ın kamuoyu ve iklim aktivistlerinin büyük tepkisini çeken değişikliği veto ettiği, AKP Sözcüsü Ömer Çelik tarafından duyuruldu. Çelik, partisinin MYK toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, “Termik santrallere birkaç sene daha süre tanınmasını içeren yasa teklifi Cumhurbaşkanımız tarafından veto edilmiştir” dedi.

50. Madde hangi değişiklikleri kapsıyordu?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde geçen hafta kabul edilen ‘torba yasa’nın 50. Maddesi’yle birlikte baca filtresi olmayan 15 termik santrale gerekli mevzuata uymaları için tanınan süre 2.5 yıl daha uzatılmıştı.

AKP ile MHP milletvekillerinin oyları ve değişikliğe itiraz eden muhalefet milletvekillerinin de düşük katılımıyla kabul edilen 50. Madde’yle, “2013-2015 yılları arasında özelleştirilen ve kükürt giderim tesisi olmadığı için yasal sınırların üzerinde kirletici salan termik santrallere ‘çevre mevzuatına uyuma yönelik yatırımlara dair yapım sözleşmesi ile iş termin planı’nı 30 Haziran’a 2020’ye kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na teslim etmeleri şartı” getirilmişti. Planı teslim etmeyen ya da etmesine rağmen dört ayda bir gerçekleştirileceği söylenen denetlemelerden geçemeyen santrallerin yasadakinin 20 katına kadar para cezasına çarptırılması kararlaştırılmış, termik santrallere mevzuata uyma adına sundukları plandaki adımları atmaları için verilen son süre de 30 Haziran 2022 olmuştu.

Muhalefetin düşük katılımı tepki çekmişti

Meclis’te 50. Madde’nin kabulüne dair 21 Kasım’da yapılan oylamaya 589 milletvekilinden 253’ü katıldı; 217’si (203 AKP+14MHP) kabul oyu vermişti. Gün içinde Meclis Genel Kurulu’nda çok sayıda muhalefet milletvekilinin söz alarak konuyu gündeme getirmesi hem halk sağlığı hem de gelecek için değişikliğe onay verilmemesini istemesine rağmen, sıra oylamaya geldiğinde CHP’nin 139 milletvekilinden 25’i, HDP‘nin 62 milletvekilinden 4’ü, İyi Parti’nin de 39 milletvekilinden 7’si salondaydı. Muhalefetin bu oylamaya olan düşük katılımı kamuoyunda ciddi tepki çekmişti.

Kategori: Enerji

İklim ve EnerjiManşet

Güney Kore temiz hava için 15 termik santrali aşamalı olarak kapatacak

Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanlığı 1 Aralık 2019 ile 29 Şubat 2020 tarihleri arasında ,ülkedeki 60 kömürlü termik santralden 8 ila 15’inin aşamalı olarak kapatılmasının planlandığını açıkladı.

Yeşil Ekonomi‘nin aktardığına göre, Bakanlığın açıklamasına göre kapatılma işlemi en eski santrallerden başlayarak uygulanacak ve kapatma takvimi elektrik talebinin güvenilir olarak sağlanması doğrultusunda belirlenecek. Geriye kalan kömürlü termik santrallerde de üretim kapasitenin en fazla %80’i sınırlandırılacak.

Açıklamada ısınma kaynaklı elektrik talebin arttığı kış aylarında pik elektrik talebinin 88.600 MW’a, aşırı soğuk hava durumunda ise 91.800 MW’a ulaşacağını öngörüldüğü bildirilirken, oluşacak üretim eksikliğinin doğalgaz santralleri ile karşılanacağı bunun da LNG ithalatının artmasına neden olacağı ifade edildi.

Bakanlığın açıklamasında kararın, başkanlığını eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’ın yaptığı, Ulusal İklim ve Hava Kalitesi Konseyi’nin önerisi doğrultusunda alındığı bildirildi.

Konseyin çalışmasında aralık-şubat döneminde 9 ila 14 santralin, elektrik talebinin azaldığı Mart ayında ise 22 ila 27 santralin kapatılmasını önermişti.

Güney Kore halihazırda elektrik talebini %40 oranında kömürlü termik santralden karşılıyor.

EkolojiManşet

Filtreleme projesine altı ay içinde başlamayan santrallere 20 kat fazla ceza

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, dünkü AKP Grup Toplantısı öncesinde termik santrallara, bu yılın sonuna kadar tamamlamaları gereken çevre mevzuatına uyuma yönelik düzenlemeler için 2,5 yıl ek süre verilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bu konuda 2020’nin başına kadar süre verildiğini hatırlatan Bakan Kurum, santrallerin bazılarında yenileme olduğunu ancak bazılarının da bu adımları atmadıklarını vurguladı. Son yasada altı ay içerisinde filtrelemeye ilişkin adımları santrallerin atması gerektiğinin altını çizen Bakan Kurum, “Bunu  bakan arkadaşlarımızla istişare ettik. Sayın Cumhurbaşkanımız da aynı görüştedir. Altı ay içerisinde atılmayan adımları biz bakanlıklar olarak resen atıp o tedbiri gerekirse biz kendimiz alıp çevreyi, doğayı koruyacak adımı kararlı bir şekilde atacağız” ifadelerini kullandı.

Filtreler devlet bütçesinden karşılanmayacak

Murat Kurum, bugün de Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) gerçekleştirilen ‘4. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları‘nın açılışının ardından  gazetecilerinin sorularını yanıtladı. Termik santrallere taktırılacak filtrelerin devletin bütçesinden karşılanıp karşılanmayacağına ilişkin soruya Kurum, “Filtreleri devlet kendi bütçesiyle taktıracak” şeklinde bir ifade kullanmadığını belirtti. Termik santrallerin ürettiği enerjiye ihtiyaç olduğunu söyleyen Kurum şöyle konuştu

‘Normal çevre cezalarının 20 katına kadar ceza kesebilir’

“Bir taraftan da bu enerji üretiminden kaynaklı bacaların çevre kirliliğini engellemek adına bacalara filtre takma zorunluluğu getirdik. Bunu AK Partimizin de içinde olduğu tüm Meclisimizle oy birliği içerisinde bu yılın sonuna kadar süre verilmişti. Bir kısım santraller buna ilişkin çalışmalarını başlattılar, bitirme aşamasına geldiler. Bir kısmı da fiilen projelendirme aşamasında. Mevcut kanun 2022 yılına kadar 2.5 yıllık süre veriyor gibi gözükse de buradaki durum şudur; termik santrallerin filtrelemelerini yapmaları için altı ay içerisinde bu işe başlayıp bir şekilde o filtreleme projelerini gerçekleştirmeleri gerekiyor. Başlamazlarsa Bakanlığımız 6’ıncı aya müteakip normal çevre cezalarının 20 katına kadar ceza kesebilir. Eğer 6’ıncı ayın sonunda fiilen bu işletme ne bir proje vermiş ne çevre kirliliğine dair bacasına tedbir almaya yönelik bir proje, üretim sağlamamışsa biz de bu fitrelemeye ilişkin vatandaşımızın sağlığını, hayatını ilgilendiren konuda adımı devlet olarak atarız. İşi gerekirse resen yapar ilgili yükleniciden de bedelini alırız diyoruz. Yoksa buraya filtrelemeye ilişkin devletimiz para harcayacak ve filtreleme projesini devlet olarak biz kendi bütçemizden gerçekleştireceğiz diye bir ifade kullanmadık.”

‘Bedelini ilgili santralden alırız’

Projenin santrallerin büyüklüğüne göre zaman aldığını dile getiren Kurum, 2.5 yılın sonunda bütün bacalar ve termik santrallerin tedbirlerini almak  almak zorunda olduğunu söyledi. Düzenlemenin, tedbir alınmazsa 6. ayın bitmesine müteakip ceza kesme, kapatma yetkilerini de içeren bir düzenleme olduğunu aktaran Kurum, “Amacımız tüm firmalarımızın altı ay içerisinde bu işe başlamalarını sağlamaktır. Başlamadıkları takdirde hem ceza keser hem de devlet olarak vatandaşımızın sağlığını ilgilendiren projeleri yapar, bedelini de ilgili termik santralden alırız” diye konuştu.

 

 

Kategori: Ekoloji

Dış Köşe

Santrallere yeni mekanizma etkili olur mu? – Sedat Ergin

AK Parti iktidarının 2013 yılında 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nu TBMM’den geçirirken termik santrallarda çevresel önlemlerin alınması için 2021 yılı sonuna kadar süre tanıması, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 2014 yılında bu süreyi uzun bulup yasanın ilgili maddesini iptal etmesine yol açmıştı. İktidar, bunun üzerine 2016 yılında yeni bir yasal düzenlemeye giderek, bu süreyi 2019 sonuna çekmiş ve bu sefer AYM’den ‘Anayasaya uygundur’ onayını alabilmişti.

Ancak geçen şubat ayında, bu santrallarda çevre koruma yükümlülükleri için 2019 olarak belirlenen sürenin TBMM’de bir kez daha uzatılmasına ilişkin sürpriz bir hamle yaşandı. İktidar tarafından Maden Kanunu teklifine konan bir maddeyle, termik santrallarda 31 Aralık 2019’da bitecek olan yükümlülük süresinin yeniden 2021 sonuna uzatılması öngörüldü. Bir başka anlatımla, iktidar, AYM’nin ‘sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı’nın ihlali olarak gördüğü ‘2021’ sınırında ısrar ediyor, bir anlamda AYM kararına uymayacağını duyuruyordu.

***

Aslında bu girişim, Enerji Bakanlığı’nın daha 2019 yılının başındayken bile kömüre dayalı termik santralları işleten özel şirketler ve kamu kuruluşlarının çevreyle ilgili yasal yükümlülüklerini yıl sonuna kadar yetiştirmelerini beklemediğini gösteriyor. Aksine, bakanlık bu durumu kabulleniyor ve işletmelerin sorumluluğunun üstünü örtmek için neredeyse bir yıl önceden önlem almaya çalışıyor.

Buna karşılık, 14 Şubat 2019 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda bu konuda yapılan görüşmeler sırasında söz alan muhalefete mensup milletvekilleri, termik santralların denetimsiz bırakılmasının toplum sağlığı ve çevre bakımından yol açacağı tehlikeleri bir hayli kuvvetli görüşlerle ortaya koydular. O noktada beklenmedik bir şey oldu. İktidar da muhalefetin pozisyonuna geldi ve 5 siyasi partinin grup başkanvekillerinin verdikleri bir ortak önergeyle bu madde tekliften çıkartıldı.

Söz konusu gelişme TBMM’de AK Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve HDP’nin ortak hareket ettikleri nadir işbirliği konularından biri oldu.
Bu arada, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, oylamadan hemen önce TBMM’de yaptığı konuşmada AK Parti’nin bu geri adımı yaklaşan 31 Mart yerel seçimi nedeniyle de atmış olabileceği hususundaki şüphesini kayda geçirirken, santralları işleten şirketlere de şu mesajı verdi: “Sakın ha sakın, bu şirketler 2019’un sonuna doğru buraya bir tane daha önerge getirilip iki yıl daha uzatılması gibi bir şeyi beklemesinler…”

Gelgelelim, Özel’in şüphesinde haksız olmadığı, iktidarın geçenlerde yeni vergilere ilişkin yasa teklifine termik santralların çevre yükümlülüklerini bu kez 2022 yılı haziran ayı sonuna kadar erteleyen bir maddeyi eklemesi ve bu değişikliğin geçen perşembe günü TBMM’deki oylamada kabul edilmesiyle teyit edilmiş oldu.

***

Peki AYM’nin bu kadar uzun bir erteleme süresinin Anayasa’ya aykırı olduğu yolundaki kararına rağmen böyle bir adım nasıl atılabildi? Bu sorunun yanıtını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan’ın 1 Kasım tarihinde TBMM Bütçe Plan Komisyonu’nda söz konusu düzenlemeyle ilgili soruları yanıtlarken yaptığı açıklamada kısmen bulmak mümkün.

Tancan, “Öncelikle bu santrallar 13 adet yerli kömür santrali” diye söze giriyor, bunlardan yalnızca 3’ünün ‘geçici faaliyet belgesi’nin bulunduğunu, bu nedenle kapanma riskiyle karşı karşıya olmadıklarını söylüyor. Tancan, “Fakat geri kalan 10 tane santralimizde geçici faaliyet belgesi de yok” dedikten sonra ekliyor: “Dolayısıyla bu taslak yasalaşmadığı takdirde 10 tanesi kesinlikle kapanacak.”

***

Çevre Bakanlığı’nın 10 Eylül 2014 tarihli ‘Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği’, 2872 sayılı Çevre Kanunu çerçevesinde alınması gereken ‘geçici faaliyet belgesi’, ‘çevre izni’ ve ‘çevre izin ve lisansı’na ilişkin esasları düzenliyor. Yönetmeliğe göre, ‘Ek-1’ ve ‘Ek-2’ listelerinde yer alan işletmeler, önce geçici faaliyet belgesi, bunu izleyen bir yıl içinde de çevre izni ya da çevre izin ve lisansı almak zorundalar.
‘Ek-1’ listesinde ‘çevreye kirletici etkisi yüksek düzeyde olan işletmeler’ sıralanıyor. Bu listenin en başında (1) numarada ‘termik ve ısı santralları’ yer alıyor.

Ancak kömüre dayalı toplam 13 santraldan 10’unda ‘çevre izni ve lisansı’ bir tarafa, ilk aşamada gerekli olan ‘geçici faaliyet belgesi’nin bile bulanmaması, bu işletmelerin çevre yükümlülüklerini karşılamada çok geri bir noktada olduklarını, daha doğrusu çevre korunması açısından tam bir ‘kuralsızlık düzeni’nde çalıştıklarını gösteriyor, 2013’ten bu yana…

***

Yeni yasada getirilen değişik bir düzenleme, 2020 Haziran ayı sonuna kadar geçecek sürede bu işletmelerden, çevre mevzuatına uyum sağlamaya yönelik yatırımlara ilişkin yapım sözleşmesi ile ‘iş termin planı’, yani yapılacak işlerin zamanlamasını gösteren bir plan sunmalarının istenmesidir. Bu planı sunmayan şirketler yükümlülük ertelemesinden yararlanamayacaktır. Ayrıca Çevre Bakanlığı, termin planına uyulup uyulmadığını dört aylık süreler içinde denetleyecektir. Sunulan plana uyulmadığı takdirde normal cezanın 20 katı ceza kesilecektir. Tancan, bu cezanın “aşağı yukarı yıllık maksimum 60 milyon liraya tekabül ettiğini” belirtiyor.

Çok gecikmiş bu yaptırım mekanizmasının ne ölçüde etkili olacağı ancak uygulamada görülecektir. AYM’nin yeni düzenlemeyle ilgili muhtemel bir başvuru karşısında nasıl bir karar alacağı da bu süreçte belirleyici bir faktör olacaktır. Her halükarda 2013’ten bu yana geçen yedi yıla yakın zamanın, bu işletmeleri çevrenin korunmasına saygılı bir çizgiye çekebilmek açısından elle tutulur bir iyileşme olmadan tüketildiğini teslim etmeliyiz. Yaşadığımız bu tecrübe bundan sonrasında da şüpheciliği elden bırakmamamız gerektiğini söylüyor.

Kategori: Dış Köşe

EnerjiManşetSağlıkTürkiye

Türk Toraks Derneği: Ölüm iznini iptal edin

Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu, 13 kömürlü termik santrale dördüncü kez havayı, üç yıl daha kirletme izni verilmesi için Meclis gündemine getirilen tasarıya tepki gösterdi. Yasa tasarısı Meclis’teki tüm partilerin ortak kararıyla 14 Şubat 2019’da geri çekilmişti.

Çalışma grubunun hazırladığı raporda, TBMM çatısı altında kabul edilen hükme göre, insan sağlığına ve çevreye zarar verdiği halde bugüne kadar gerekli yatırımları yapıp önlemleri almadığı için önümüzdeki yıl başında kapatılması gereken ikisi kamuya 11’i özel sektöre ait 13 termik santrala üç yıla yakın ek süre verileceğine dikkat çekildi:

“Oysa bu santraller 2013’ten beri çevre yatırımlarını gerçekleştirme taahhütlerini yerine getirmemektedirler. Daha önemlisi bu santrallere daha önce de 3 yıl ek süre verilmişti. Ancak söz konusu santraller bu ek sürede de gerekli yatırımları yapmamışlardır. Eğer TBMM Genel Kurulu’na gelecek teklif mevcut haliyle yasalaşırsa bu santraller Haziran 2022 yılına kadar havayı kirletmeye devam edeceklerdir.

Biz Türk Toraks Derneği olarak insanların ölümüne yol açması ve çeşitli hastalıklara yakalanması anlamına gelen bu “izni” kabul edilmez bulmaktayız.”

Derneğin açıklamasında, kalkınmanın sadece ekonomik büyüme olarak ele alınmaması gerektiğine dikkat çekildi; herkesin temel insani ihtiyaçlarının, ekonomik ve sosyal güvenliğin garanti altına alınmasının; kullanılacak teknolojilerin doğayla uyumlu olduğu kadar merkezi ve bürokratik bir yönetsel aygıtı gerektirmeyecek biçimde, yurttaşlarca kolayca denetlenebilecek eko-teknolojiler olmasının, enerjinin ise ekolojik evrimi zenginleştirecek biçimde tümüyle yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşturulması gereğinin önemi vurgulandı.

Dernek, hava kirliliği başta olmak üzere yaşanan tüm ekolojik sorunların çözüm noktasının “sürdürülebilir kalkınma” bakış açısının yerini “sürdürülebilir bir gelecek ve yaşam”ın alması yönünde bir değişimin gerektiğini kaydetti.

Derneğin açıklamasında şu bilgilere yer verildi:

Ulusal Hastalık Yükü

“Sağlık Bakanlığı’nın son yayınladığı veriler dikkate alındığında[1] Türkiye’de gerçekleşen ölümlerin ilk üç nedeni dolaşım sistemi hastalıkları (kardiyovasküler hastalıklar), başta akciğer kanseri olmak üzere maligniteler ve solunum sistemi hastalıklarıdır.

Öte yandan ölüm nedenleri ile benzer biçimde hava kirliliğiyle ilişkili olan hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, astım, diyabet, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve serebrovasküler hastalıklar Türkiye’de sağlık birimlerine en fazla başvuruya yol açan hastalıklardır. Solunum sistemi hastalıkları ise 2015, 2016 ve 2017 yıllarında sırasıyla %13.1 (erkeklerde %16.7), %12.6 (erkeklerde %16.0) ve %12.9 (erkeklerde %16.2) oranlarıyla tüm organ sistemleri arasında en fazla hastane yatışına yol açmıştır.

Öte yandan 2002 – 2017 yılları arasında hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olan inmenin %58, diyabetin %44, kronik obstrüktif akciğer hastalığının %42 ve akciğer kanserinin %38 oranında hastalık yükünün arttığı görülmektedir:

Benzer biçimde hava kirliliği ile doğrudan ilişkili olan solunum sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçların tüketimi de yıllar içerisinde giderek artmaktadır. Örneğin 2011 yılında 269 milyon kutu solunum sistemi ilacı tüketilirken, 2015 yılında bu miktar %18 artış göstererek 317 milyon kutuya ulaşmıştır. Başka bir ifadeyle 2011 yılında her 1.000 kişiye 87 tane günlük solunum sistemi ilacı düşerken, bu oran 2017’de %15 artış göstererek 100’e yükselmiştir. 2017 yılı itibariyle sadece solunum sistemi ilaçlarının satış değeri 2.431 milyon TL’dir.

Hava Kirliliği ve Sağlık (Türkiye Verileri)

Yapılan bir araştırmada Türkiye’de 2015 yılında 43.820 (%58.4’ü erkek), 2016 yılında 48.532 kişinin (%57.7’si erkek) solunum sistemi hastalıklarına bağlı öldüğü saptanmıştır. 2015 – 2016 yılları arasındaki mortalite artış hızı kadınlarda erkeklere kıyasla anlamlı olarak daha yüksektir (sırasıyla %12.5 ve % 9.5, p<0.01). Bu çerçevede 2016 yılında kadın cinsiyetinde ve özellikle Güneydoğu illerinde solunum sistemi hastalıklarının ülke ortalamasının üzerinde mortaliteye yol açması bölgede yaşanan hava kirliliğinin bir yansıması olabilir.[2]

2010 – 2015 yılları arasındaki mortalite verileri incelendiğinde ise solunum sistemine bağlı hastalıklardan dolayı 205.801 kişinin (%60’ı erkek) bu sürede öldüğü, ölümlerin %60.7’sinin kronik obstrüktif akciğer hastalığı – bronşektaziye, %19.7’sinin pnömoniye ve %5.2’sinin astıma bağlı olduğu ortaya konulmuştur.[3]

Genel ölüm nedenleri araştırıldığında 2016 yılında gerçekleşen 408.782 ölümün %39.8’inin dolaşım sistemi hastalıklarına, %19.7’sinin tümörlere ve %11.9’unun ise solunum sistemi hastalıklarına bağlı olduğu görülmüştür. Öte yandan beklendiği üzere akciğer kanserine bağlı ölümler, tümöre bağlı ölümler arasında birinci sıradadır (%29.1). Solunum sistemine bağlı ölümlerin anlamlı oranda en sık Mart (%65.3), en az Eylül (%58.6) ayında olması ve benzer biçimde KOAH’a bağlı ölümlerin en sık Aralık (%10.6), en az Temmuz (%6.4) ayında olması hava kirliliğinin mortalite üzerindeki olumsuz etkisine işaret etmektedir.[4] Başka bir araştırmada da kükürt dioksit düzeyi ile genel ölüm sayısı arasında anlamlı bir ilişkinin varlığı gösterilmiştir (r=0.13, p=0.019).[5]

Yetersiz Ölçüm:

Son birkaç yıldır kamuoyunun gündemine daha sık gelen ülkemizin hava kirliliği sorunu, 2018 yılında ölçüm yapılan istasyon ve kirlilik takibi yapılan gün sayısı azaltılarak “çözülmüştür”.

  • 2017 yılında yetersiz ölçüm yapılan istasyon sayısı 26 iken, bu değer 2018 yılında 48’e yükselmiştir.
  • Başka bir ifadeyle; 2018 yılında Türkiye genelinde bulunan her dört istasyondan birisi yeterli düzeyde ölçüm yapmamıştır.

Ölçüm yapmayan istasyonların hava kirliliğinin yoğun olduğu bölge ve dönemlerde ölçüm yapmaması dikkat çekicidir.

Ulusal Mevzuat Yönünden:

Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Birliği sınır değerlerine göre daha yüksek değerleri PM10 yönünden “temiz” kabul eden ulusal mevzuata göre dahi sadece 27 ilimizin (%33) havası “temiz”dir. Başka bir ifadeyle; ulusal mevzuatımızın kabul edilemeyecek düzeydeki bilimsel olmayan kriterlerine göre dahi her üç ilimizden sadece birisinin havası sınır değerlerini aşmamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü Mevzuatı Yönünden:

PM10 madde açısından 2018 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün izin verdiği sınır değerleri aşmayan yegâne ilimiz Ardahan’dır.

En temiz beş ilimizin   dördünde sırasıyla Tunceli (21 µg/m3) ve Hakkâri (21 µg/m3), Rize (23 µg/m3) ve Artvin (25 µg/m3)’in PM10 Dünya Sağlık Örgütü sınır değerlerine göre kirli olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’nin En Kirli İstasyonları (2016 – 2018):

Ağrı – Doğubeyazıt, Iğdır ve Bursa illerinin en az iki yılda partikül madde kirliliği açısından ilk on istasyon arasında bulunduğu dikkate alınırsa bu bölgelerin kirlilik bakımından istikrar kazandığı ifade edilebilir. Öte yandan Iğdır, Bursa, Manisa, Erzincan ve Afyon illerinde, 2016 – 2018 yılları arasında en yüksek partikül madde kirliliği yaşadığı görülmektedir.

Yıl Boyu Kirlilik (2016 – 2018):

Avrupa Birliği ölçülerine göre 50 µg/m3 sınır değerinin aşıldığı gün sayısı bir yılda en fazla 35 gün olmalıdır. Oysa Amasya (Şehzade), Bursa, Denizli (Bayramyeri), Iğdır, Manisa ve Niğde istasyonlarında sınır değerinin 2016, 2017 ve 2018 yıllarında aşım gün sayıları ortalama sırasıyla 283, 299 ve 293 gündür.

2019 Yılında Hava Kirliliği

Termik santrallere “kirletme izni”nin verildiği bölgelerin 2019 yılındaki hava kirliliği incelendiğinde izin verilmesi hedeflenen bölgelerin tamamında hava kirliliği sınır değerinin aşıldığı görülmektedir:

Öte yandan “kirletme izni” verilmesi hedeflenen bölgelerde yaşayan insanların mevcut haliyle dahi yılın hemen her günü hastalık ve ölümlere yol açacak düzeyde kirli hava soluduğu görülmektedir. Avrupa Birliği ölçülerinin gereğinde yılda en fazla 35 gün sınır aşılmasına izin verdiği hatırlandığında Türkiye’nin bugün itibariyle yaşadığı kirlilik düzeyinin ne kadar yüksek ve ürkütücü olduğu anlaşılabilir.”

Mevcut verilerin hava kirliliğinin büyük bir halk sorunu olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çekilen açıklamada, yeterli süreler verilmesine rağmen, daha çok kazanç sağlamak amacıyla gerekli çevresel önlemleri almamış santrallere 2022 yılına kadar “kirletme izni” vermek ölüm ve hastalık anlamına geldiğine işaret edildi. “Yaşamı, insanı, doğayı ve hayatı savunan Türk Toraks Derneği olarak santrallere verilmesi istenen bu “ölüm izni”nin acilen iptal edilmesini talep ediyoruz” denilen açıklamada, insanların ölümüne ve hastalanmasına yol açan santrallerin gerekli önlemler alınıncaya kadar kapatılması talep edildi.

[1] T.C. Sağlık Bakanlığı, Sağlık İstatistikleri Yıllığı, 2017. https://dosyasb.saglik.gov.tr/Eklenti/31096,turkcesiydijiv1pdf.pdf?0

[2] Altın S, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

[3] Bolat E, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

[4] Ünver E, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

[5] Varol Saraçoğlu G, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

[6] Alp K, Türk Toraks Derneği Güz Sempozyumu: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı, 18-19.11.2017, İstanbul.

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

[Neden] Kömürlü termik santraller yapılmamalı? – Emine Özkan

Türkiye’de yerel, ulusal ya da uluslararası alanda çevre çalışmaları yürüten sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere sağlık örgütlerinin de dahil olduğu çalışmalarla kömürlü termik santrallere karşı verilen mücadele son yıllarda oldukça güçlenmiş ve farklı birçok bilimsel çalışmayla da desteklenir hale gelmiştir. Kömürlü termik santrallerin insan ve çevre sağlığına, iklim değişikliğine olan etkisini gözler önüne seren birçok olay, rapor, haberle çeşitli mecralarda sıklıkla karşılaşır olduk. Bu yazıda, bu etkileri içeren bilimsel verileri Türkiye genelinde aktarmakla beraber Çanakkale’de yapılması planlanan ya da kurulu santrallere dair verilerle örneklendireceğim.

Türkiye 2016 yılında elektrik üretiminin %33,8’ini kömürden, %67’sini fosil yakıtlardan elde etmiştir. Son 10 yılda kömüre dayalı elektrik üretimi iki kat, fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi ise %50 artış göstermiştir.[1] Bu sayısal verilerden yola çıkarak Türkiye’de üretilen enerjinin yarısından fazlasının iklim değişikliğinin ana tetikleyicisi olan fosil yakıt kaynaklarından elde edildiğini ve bu oranın büyük çoğunluğunu da kömürün oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte Türkiye’de 2015 yılında yapılan bir çalışmaya göre 68 kurulu ya da planlanan termik santral bulunmakta, örneğin sadece Çanakkale’de mevcutta 5 kurulu termik santral, 11 adet ise  planlanan termik santral vardır.

TMMOB Makine Mühendisleri Odasının Türkiye’de Termik Santraller 2017 raporuna göre; [2]Hava ve çevre kirliliğinin insan ve toplum yaşamına olumsuz etkilerini azaltmak, iklim değişikliğinin insan yaşamını tehdit eden, kuraklıklar, orman yangınları, beklenmedik zamanlarda yüksek yağışlar ve su baskınları, çok sert geçen kışlar vb. olumsuz etkilerini azaltmak, hızlı sıcaklık artışı eğilimini en çok 1,5-2 derece ile sınırlamak için; enerji tüketiminde fosil yakıtların payını mutlaka radikal bir şekilde düşürmek gerekmektedir.”Makine Mühendisleri Odası’nın yayınladığı raporda fosil yakıtlardan radikal anlamda vazgeçmenin gerekliliğinin vurgulanması, iklim değişikliğiyle mücadelede devletleri fosilden tamamen vazgeçmeye çağıran sivil toplum kuruluşlarının haklı mücadelesini desteklemektedir. Peki neden fosil yakıtlardan hızlıca vazgeçmeliyiz sorusuna kısaca şöyle cevap verebiliriz; fosil yakıtlarla artan havadaki karbon miktarı; küresel anlamda ısınmayı arttırmakta ve iklim değişikliğini doğrudan tetiklemektedir. Fosil yakıtlar yalnızca Türkiye’de enerji üretiminde %67 oranında bir paya sahip. Bu oranın ise neredeyse yarısı  kömüre ait. İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde bireyler olarak yaşadığımız yerellerde sorumluluğumuzu almalı ve çözüm için atılacak adımları planlarken; henüz planlama aşamasında olan santrallerin kurulumuna itiraz etmeyi ciddiyetle düşünmeliyiz. Örneğin yerel, ulusal ve uluslararası kuruluşlar tarafından takibi yapılan ve Çanakkale Yenice’de kurulmak istenen Çırpılar Termik Santrali’nin uzun mücadele sürecinde geldiğimiz noktada, ÇED olumlu kararı yerelde Kazdağı Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve Ziraat Mühendisleri Odası, ulusalda TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) tarafından  dava edildi ve dava süreci takip ediliyor.

Termik santrallerin iklim değişikliğini doğrudan tetiklemenin yanı sıra hava kirliliğini arttırarak insan sağlığını da tehdit ettiği açıkça ortadadır. Başta hala işletmede olan ve yeni yapılması planlanan kömürlü termik santrallerden kaynaklı olmak üzere, hava kirliliğinin yarattığı çevre ve sağlık tehditlerine karşı temiz hava hakkını savunmak amacıyla 2015 yılında kurulan Temiz Hava Hakkı Platformu ve TEMA Vakfı tarafından 2017 yılında yapılan bir çalışmaya göre; Çanakkale’de planlanan tüm santraller yapılırsa termik santrallerin yaratacağı hava kirliliği yılda 1.130 erken ölüme* mal olacak. Bunun yanı sıra rapordaki modelleme sonucuna göre; santral emisyonları (salım), Çanakkale ve çevresinde havadaki zehirli parçacık madde ve NO2 konsantrasyonlarını (birikim) arttırarak, felç, akciğer kanseri, yetişkinlerde kalp ve solunum yolu hastalıkları ile çocuklarda solunum yolları semptomlarında artışa ve dolayısıyla bu hastalıklardan kaynaklanan erken ölümlere neden olabilir. [3] Yine Sağlık ve Çevre Birliği HEAL (Health  and Environment Alliance)’ın 2015 yılında yürüttüğü araştırmaya göre; Türkiye’de kömür yakıtlı santrallerden kaynaklanan toplam sağlık etkileri, 86.393 yaşam yılı kaybına veya her yıl 2.876 erken ölüm vakasına yol açıyor.  Kronik sağlık etkileri çerçevesinde, yetişkinlerde her yıl 3.823 yeni kronik bronşit vakası hesaplandı. Ayrıca solunum veya kalp-damar rahatsızlıkları nedeniyle her yıl 4.311 hastaneye kabul vakası Türkiyedeki kömürlü termik santrallerden kaynaklı hava kirliliği ile ilişkilendirilebiliyor.. Akut olarak, çocuklarda 225.384 gün astım semptomları gözlemleniyor.[4] Yapılan çalışma verilerinden yola çıkarak  fosil yakıt ve fosil yakıt özelinde kömürle mücadelenin halk sağlığını korumak için de çok kritik bir önemi olduğunu söyleyebiliyoruz. Çünkü enerji üretme ve elektrik ihtiyacımızı karşılama amacıyla planlanan ve çalışan termik santraller başka bir yerden sağlığımızı tehdit etmekte ve bizde karşılanması gereken başka ihtiyaçları doğurmaktadır. En temelde sağlıklı yaşam gibi.

Türkiye’nin her yerinde devam eden kömürlü termik santral mücadelelerinin yerelden başlayarak ulusal ve uluslararası anlamda sesinin daha da yükselmesi ve karar alıcıların insan ve çevre sağlığını gözetecek şekilde kararlar almasının sağlanması en acil ihtiyaçlarımızdan. Harekete geçebilmek için kendimize sorular sormayı ve cevaplarını aramayı deneyebiliriz. İlk soracağımız soru ise “Neden?” olabilir. “Neden kömürlü termik santraller yapılmamalı?” diye kendinize sorduğunuzda başlayacak yolculuğunuzun son durağı “Kömür’e hayır” demek olacaktır.

Tüm canlılar için.

[1] HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği, “İletişim Kiti: Çanakkale, İzmir ve Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık” Raporu

[2] TMMOB Makine Mühendisleri Odası, “Türkiye’de Termik Santraller 2017” Oda Raporu

[3] Temiz Hava Hakkı Platformu, TEMA, “Çanakkale İçin Hava Kirliliği ve Sağlık Etki Modellemesi”, 2017

[4] HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği, “Ödenmeyen Sağlık Faturası”, 2015

 

 

Emine Özkan

Hafta SonuManşet

Kömürlü Termik Santraller ve Sağlık paneli üzerine – Afşin Altuntaş

Geçtiğimiz hafta ( 15.03.2018 ) HEAL, Greenpeace, YUVA Derneği ve Tekirdağ Tabipler Odası. Çorlu Çerkezköy ve Tekirdağ’da bir dizi etkinlikler düzenledi.

Bölgedeki hava kirliliği üzerine çeşitli raporları ve bilimsel çalışmaları bulunan HEAL (Funda Gacal), Greenpeace (Özgür Gürbüz), Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (Gamze Varol) ile bölgede halk sağlığını tehlikeye atacak düzeylere ulaşan hava, su ve toprak kirliliği konusunda endişe duyan YUVA Derneği ,Tekirdağ Tabipler Odası’nın davetlisi olarak bölgeye bir ziyaret gerçekleştirildi.

Önce Çorlu Belediye Başkanı Ünal Baysan ve Tekirdağ Süleymanpaşa/Merkez Belediye Başkanı M. Ekrem Ekşinat’ı ziyaret ederek yerel yöneticilere kaygılarını ve çekincelerini aktardılar. Basın açıklaması yapıp akşam saat 19:00’da Çorlu Kent Konseyi’nde Tekirdağ Tabip Odası’nın düzenlediği Kömürlü Termik Santraller ve Sağlık konulu bir panele katılıp halkı ve halk sağlığı uzmanlarını bilimsel çalışma ve raporları ile bilgilendirdiler. Gerçekten toplumun çok farklı kesimlerinden gelen güzel bir topluluk konuşmacılara son derece zekice sorular yönelttiler buna sonra değineceğiz.

Öncelikle panele konuşmacı olarak katılan STK ve bilim insanlarının sunumlarında temel aldıkları rapor ve çalışmalardan yola çıkarak panelde öne çıkan konulara bir göz atalım.

Trakya’da Mevcut Durum

İstanbul’daki sanayinin Trakya’ya taşınmaya başlamasıyla verimli tarım ve hayvancılık arazilerine sahip Trakya ve Ergene Havzası bugün ağır ve kirli sanayi atıkları yüzünden can çekişmektedir.  Tekirdağ’da yaklaşık 1.500 sanayi tesisi bulunmakta olup bunların %73’ü ilin farklı bölgelerinde yer alan OSB’lerin içindedir. En büyük ve en eski OSB Çerkezköy OSB’dir; diğer sanayi bölgeleri ise Çorlu Deri OSB, Çorlu-1 OSB, Ergene-1 OSB, Ergene-2 OSB, Hayrabolu OSB, Kapaklı OSB, Malkara OSB, Muratlı OSB, Tekirdağ OSB, Veliköy OSB, Velimeşe OSB ve Yalıboyu OSB’dir. Tekirdağ’a bağlı Çerkezköy, Kapaklı, Çorlu, Ergene ve Muratlı ilçelerinde tekstil, deri, kimya, metal ve gıda sanayi; Süleymanpaşa, Malkara, Hayrabolu, Şarköy ve Saray ilçelerinde gıda, toprak, tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi ve madencilik; Marmara Ereğlisi ilçesinde ise demir-çelik ve kimya sanayi ile kömür ve petrol ürünleri depolama sektörleri yoğunluktadır.[1]

Funda Gacal Çanakkale, İzmir ve Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık” HEAL Raporunun tanıtımını yaptı

 

Tekirdağ’da ulusal hava izleme istasyonu web veri tabanından erişilebilen beş adet hava kalitesi izleme istasyonu bulunmaktadır. Bu verilerin son dört yıllık değerlendirmesine göre Tekirdağ il merkezindeki Tekirdağ Merkez MTB istasyonunda ölçülen 24 saatlik PM10 ortalaması 2017’de 172 gün, 2016’da 230 gün ulusal sınır değerleri aşmıştır; yani 2017’de Tekirdağ halkı yılın yarısında, 2016’da ise yılın üçte ikisinde kirli hava solumuştur. Halbuki ulusal mevzuata göre PM10 24 saat ortalaması sınır değerlerinin yılda 35 defadan fazla aşılmaması gerekiyor.[2]

Sağlık üzerine etkileri Planlanan Çerkezköy ve Vize kömür santrallerinin, günümüz itibariyle PM2,5 ve NO2 ye maruz kalınmasından dolayı yılda yaklaşık sırasıyla 141 ve 182 erken ölüme yol açması muhtemeldir. Nüfus artışı ve yaşlanma göz önünde bulundurulduğunda 2030 yılında erken ölüm sayısı PM2,5 ve NO2 için sırasıyla 183 ve 237’e çıkacaktır. Çerkezköy ve Vize santrallerinden 50 km mesafedeki alanlar için asit yağmuru ve uçucu kül serpintisi riskleri ciddi sorunlardır. Kömür santrali inşa edilirse onlarca yıl boyunca faaliyet göstermesi beklenmektedir. Dolayısıyla, gelecekteki nüfus artışı ve nüfus yaşındaki değişim yapısı dikkate alınmalıdır. Sağlık etkileri, emisyon miktarları aynı tutularak ancak gelişen sağlık hizmetleri ve yaşlanan nüfus gibi faktörleri yansıtan nüfus artışı ve farklı sebeplere bağlı ölüm oranlarındaki tahmini artış varsayılarak 2030 yılına göre hesaplanmıştır. Santrallerin, alışılageldiği gibi 40 yıl çalıştırıldığı varsayılırsa, tahmini sağlık etkileri toplam yaklaşık 11.000 erken ölüme tekabül edecektir[3]

Tekirdağ’ın içerisinde yer aldığı Ergene Havzası ve Ergene Nehri baskı altındadır. Ergene Nehri’ne tekstil, demir-çelik ve diğer ağır sanayi sektörlerinden gelen kirleticiler toprağa, yer altı ve yer üstü sularına, hatta tarımsal ürünlere karışıp halk sağlığını tehdit etmektedir. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından (IARC) potansiyel kanserojen ilan edilen ve bir ağır metal olan kurşun (Pb) konsantrasyonlarına Ergene Nehri ve etrafında sıklıkla rastlanmaktadır;

DSİ’nin 2010’da yaptığı bir çalışmada Çerkezköy ilçesinde yer altı sularında Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’nde belirtilen sınır değerlerin üzerinde kurşun konsantrasyonuna rastlanmıştır24. Yer altı suları içme ve kullanma suyu olarak değerlendirilmektedir.

2010 yılında Çorlu’da yapılan bir başka çalışmada Çorlu ilçesi Vakıflar köyü mevkindeki yer altı suyunun DSÖ, EPA (ABD Çevre Koruma Ajansı) ve Türk Standartları Enstitüsü limit değerlerini aşan kurşun, kadmiyum vekrom konsantrasyonlarını içerdiği bulunmuştur.[4]

İlk konuşmacı TESKİ Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Semra Kurt kömürlü termik santrallerin teknik olarak işleyiş mantığını, girdileri ve çıktılarının ne olduğunu bilimsel veriler eşliğinde anlattı. Semra Kurt’un sunumunda bizce öne çıkan başlıklar kömürlü termik santrallerin doğası ve işleyişi gereği çıktısı olan halk sağlığını olumsuz etkileyecek oldukça zehirli maddeler ve partiküller, santral soğutma suyu kullanımı ile doğaya veya kül depolama alanlarından yer altı su kaynaklarımıza sızan bu kirleticilerin  su kaynaklarımızı tahrib ettiği ve asit yağmurları ile toprağımıza, verimli tarım arazilerimize zarar verdiği sonucuna ulaştık.

Soru cevap kısmında katılımcılar ileri teknolojiler ile bu zehirli gazların ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağını sordu. Sema Kurt cevaben bu gibi projelerde en ileri filtre teknolojileri uygulansa dahi sıfır etki diye bir şeyin asla mümkün olamayacağı cevabını verdi. Şu an Trakya’daki mevcut kirliliğin üzerine kümülatif olarak düşünecek olursak en ileri filtre teknolojilerinin bile fayda etmeyeceğini ve Trakya’nın daha fazla kirliliği kaldıramayacağı cevabını ekledi.

Katılımcılardan kimya fabrikası çalışanı bir işçi söz istedi. “ Peki ben kimya fabrikasında çalışıyorum her gün zehir soluyorum burası kirli burada yapmayalım tamam ama bu şu anlama mı geliyor ? burada yapılmasın fakat temiz bir yerde yapılabilir”  Bu sorunun cevabı biraz sonra Gamze Varol’un sunumu içinde veriliyor olacaktı. “ Genelin kabul ettiği bir yanılsama var bu santral Çerkezköy’e yapılırsa Çorlu’yu Edirne’yi İstanbul’u etkilemez.  Hayır, ilk 30 km. çap en büyük risk altındaki olan bölge. Bu bölgede santral çalışanlarını, çocukları gebe kadınlar, yoksullar, yaşlılar kronik hastalar en büyük risk altındaki gruptur. Santralin bacasından çıkan toz ve gazlar 100 km. çapa kadar yayılabilir” Çocukta anomaliler -DNA parçalanması- düşük doğum ağırlığı,  erken doğum ve gebelik yaşına göre küçük bebek doğumlarına yol açar.“

Dr. Gamze Varol

Dr.Gamze Varol’un kömürlü termik santrallerinin halk sağlığı üzerine etkilerini anlattığı sunumunda ön plana çıkanlar; Cıva veya kurşun gibi ağır metallerin sinir sistemi ve beynin kanlanmasına, nörolojik gelişimsel hastalıklara,  beynin kanlanmasında bozulmaya; felçlerde artışa, alzheimer hastalığı ve parkinson hastalıklarına sebep olduğuna. Kalp ve damar sistemi hastalıkları olarak kalbin ritminin bozulması, kalp krizi (miyokard enfarktüsü),  kalp kaynaklı göğüs ağrısı (angina pektoris); yükselmiş kan basıncı, damar sertleşmesine sebep olmaktadır. En önemlisi KOAH astım akciğer deri ve mesane kanserlerine sebep olur.

Son konuşmacı Özgür Gürbüz enerji politikaları, her geçen düşen birim maliyetleri ile fosil yakıtlara karşı çok daha avantajlı duruma gelen sürdürülebilir alternatif enerji kaynakları, enerji verimliliği yerinde enerji üretimi ve enerji kooperatifleri konusunda bizleri bilgilendirirken salondaki her kesi hayretler içinde bırakan veriler paylaştı.

“ Türkiye’nin mevcut kurulu gücü ve elektrik talebi gözönüne alındığında, ciddi bir arz fazlası olduğunu net bir şekilde görüyoruz. (85 bin MW’ı geçen kurulu gücümüz var ancak “puant talep” 47 bin MW civarında. Planlanan ve yapımı süren santralları hesaba kattığımızda da gelecek yıllarda da Türkiye’nin arz fazlası sorunuyla karşı karşıya kalmaya devem edeceğini görüyoruz. Bizim asıl yapmamız gereken, halk sağlığına, doğaya zarar verecek yeni santral kurmak değil, enerjiyi daha verimli ve akıllı kullanarak, fosil yakıtlardan güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerjiye geçişi sağlayacak başka bir enerji sistemini hayata geçirmek olmalı. Enerjideki bu değişimi de enerji kooperatifleri, bireylerin çatılarına kuracağı güneş panelleri ve küçük ölçekli santrallarla yapmamızın önünde hiçbir engel olmadığını görebiliyoruz. Mevcut arz fazlası bize bu değişimi gerçekleştirmemiz için ciddi bir fırsat sunuyor. ” Üstüne üstlük Türkiye’nin şu anki kurulu gücünün 2028’e kadar bile bize yetebileceğini veriler ile izah etti.

Trakya bölgesinde yapılması planlanan 3 yeni büyük kömürlü termik santral projesi.

 

1             Çebi Termik Santrali                       Tekirdağ                              Marmara Ereğlisi             350  MWe

2             Ergene Termik Santrali                 Tekirdağ                              Ergene                                 170  MWe

3             Çerkezköy Termik Santrali          Tekirdağ/Istanbul           Çerkezköy/Silivri             990  MWe

Toplam                                1510 Mwe

Kaynaklar:

 

[1] “Çanakkale, İzmir ve Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık” HEAL http://www.env-health.org/IMG/pdf/20180223_heal_iletisim_kiti_canakkale_izmir_tekirdag_komur_ve_hava_kirliligi.pdf

[2] Çanakkale, İzmir ve Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık” HEAL http://www.env-health.org/IMG/pdf/20180223_heal_iletisim_kiti_canakkale_izmir_tekirdag_komur_ve_hava_kirliligi.pdf

[3] Trakya’da Termik Santral Tehlikesi planlanan Çerkezköy ve Vize kömürlü termik santrallerinin, hava kirliliğine etkisi http://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/report/2017/Trakya’da%20Termik%20Santral%20Tehlikesi.pdf

[4] Çanakkale, İzmir ve Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık” HEAL http://www.env-health.org/IMG/pdf/20180223_heal_iletisim_kiti_canakkale_izmir_tekirdag_komur_ve_hava_kirliligi.pdf

 

Afşin Altuntaş

twitter : @termiksizgelecek

facebook: www.facebook.com/termiksizgelecek

Kategori: Hafta Sonu

Doğa MücadelesiManşet

Trakya termik santral tehdidi altında

1970’lİ yılların başında İstanbul’daki sanayinin Trakya’ya taşınmaya başlamasıyla insan eliyle yaratılan çevre kirliliği bugün çok ciddi boyutlara ulaştı. Çevre kirliliğinin boyutları termik santrallerin de bölgede yer etmesi ile doğa tahribatını önüne geçilemez bir seviyeye getirdi.

Trakya’nın birçok bölgesinde kömürlü termik santral projeleri hayata geçirilmeye çalışılıyor. Yerel hareketler ve sivil toplum kuruluşları ise bu projelere karşı çıkıyor. “Trakya Termik Santral Tehdidi Altında” diyen sivil toplum kuruluşları bu gidişe bir dur diyebilmek adına 15 Mart Çarşamba günü 15:30’da Tekirdağ Tabip Odası Çorlu Temsilciliği’nde bir araya gelerek yaşanan son durumu paylaştılar.

Tekirdağ Tabip Odası, Sağlık ve Çevre Birliği – HEAL (Health and Enviroment Alliance), Greenpeace ve Yuva Derneği tarafından yapılan basın açıklamasının tam metni şu şekilde.

Trakya Termik Santral Tehdidi Altında

1970’li yılların başında İstanbul’daki sanayinin Trakya’ya taşınmaya başlamasıyla insan eliyle yaratılan çevre kirliliği, bugün çok ciddi boyutlara ulaştı. Trakya Bölgesi’nin verimli toprakları korunması gerekirken. İstanbul’un arka bahçesine çevrilip sanayiye açılmış bunun sonucunda ise bölgede 3 bine yakın fabrika kurulmuştur. Ağır sanayi ve tekstil fabrikalarının yoğunlukla bulunduğu bölgedeki sanayi atıkları Ergene Nehri’ne akmakta ve korunması gereken Ergene Havzası başta olmak üzere bölgedeki canlıların sağlığını riske atmakta, su varlığını tehdit etmektedir. Trakya’da İçme suyu olarak kullanılan yer altı sularına 15 sene önce 8 metreden erişilebilirken, bugün 350 metreden erişilebiliyor.

Trakya’nın birçok bölgesinde kömürlü termik santral projeleri hayata geçirilmeye çalışılıyor. Yerel hareketler ve sivil toplum kuruluşları ise bu projelere karşı çıkıyor.

Çerkezköy Termik Santrali İstanbul İçin de Sağlık Riski

Elektrik ihtiyacının temel nedeninin sanayi sektörü olduğu Tekirdağ’da, planlanan iki termik santral bulunuyor. 2011 yılında onanan Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı ile bölgeye kömüre dayalı termik santral, demir-çelik üretimi ve maden işlenmesine yönelik ağır sanayi faaliyetlerinin yapılması yasaklandığı halde Çerkezköy İlçesi Enerji Üretim Alanı ilan edildi. Bölgeden çıkartılan düşük kalorili ve yüksek kirleticiye sahip linyit kömürünün kullanılması planlanan Çerkezköy Termik Santrali de Çerkezköy İlçesi Pınarca mevkiinde bölgedeki OSB’ye ve yerleşim alanlarına çok yakın bir konuma planlanıyor.

Üst ölçekli kararlara, halkın ve yerel karar vericilerin bütün itirazlarına rağmen EÜAŞ tarafından planlanan termik santral projesinde geri adım atılmıyor. Sağlık uzmanlarına göre  Termik santral zaten kritik seviyede olan içme ve kullanma suyu varlığını olumsuz etkileyecek, bölgeye yeni hava kirliliği ve buna bağlı hastalık yükü getirecek.

Tekirdağ Zaten Kirli Hava Soluyor

2018 yılında Sağlık ve Çevre Birliği – HEAL tarafından yayınlanan ve Tekirdağ’daki beş hava kalitesi izleme istasyonunun verilerini değerlendiren rapora göre Tekirdağ merkezde yaşayanlar 2017’de yılın yarısında, 2016’da ise üçte ikisinde sınır değerlerin üzerinde, sağlıksız, kirli hava soludu [1]. HEAL Türkiye Danışmanı Funda Gacal “Tekirdağ ve Tekirdağ Merkez MTB’de yıllık PM10 (partikül madde 10) ve SO2 (kükürt dioksit) ortalamaları Türkiye mevzuatındaki sınır değerleri aşarken, bölgeden çıkartılan ve yüksek kükürt içeren linyitin kullanılacak olması endişe kaynağı”dır dedi.

Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı hava kirliliği modellemesine göre Çerkezköy’de yapılması planlanan kömürlü termik santral çalışmaya başlarsa yılda 141 kişinin erken ölümüne neden olacak. Trakya’da Termik Santral Tehlikesi adlı rapora göre Çerkezköy termik santrali kurulur ve 40 yıl boyunca çalışırsa, 5 bin 640 kişi hava kirliliği nedeniyle daha erken ölecek. Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Yöneticisi Özgür Gürbüz, “Gerçekleştirdiğimiz modelleme termik santrallerin yaşama etkisini somut biçimde ortaya koyuyor. Vize’de kurulması planlanan santralle birlikte termik santral kaynaklı hava kirliliğininyol açacağı erken ölüm sayısı 11 bine çıkıyor. Sadece Çerkezköy, Tekirdağ değil, Trakya Bölgesi’ndeki birçok ilçeyi olumsuz etkileyecek projelerden bahsediyoruz. Bu yüzden de Trakyalılar, geçen ay yaptırtmadıkları halkın katılımı toplantısında da net bir şekilde ifade ettikleri gibi termik santrale hayır diyor.  [2].

Kömür Kullanımının Sağlık Etkisi

Kömürlü Termik Santrallerin neden olduğu hava kirletici emisyonlar ve ağır metal içerebilen küller, akciğer, kalp, beyin, damar ve kan rahatsızlıklarına sebep olmakta; küller toprağa ve yer altı sularına sızarak tarımsal ürünler ve içme suyu ile insan sağlığına daha fazla yük getirmektedirler. Ayrıca erken doğum ve özürlü çocuk doğumuna sebep olabildiğinden kadın ve çocuk sağlığına olumsuz etkileri olabiliyor.

Hava kirliliği ise solunum yollarını tahrişten ölüme kadar uzanan geniş bir yelpazede akut ve süreğen sağlık sorunlarına yol açar. Hamile kadınlar, çocuklar, yaşlılar, solunum sorunları veya ciddi hastalıkları olanlar ya da düşük gelir grubunda bulunan kişiler gibi duyarlı ve savunmasız gruplar, bu durumdan özellikle etkilenmektedir. Trakya bölgesinden çıkartılan linyit kömürünün yüksek kükürt içerdiği ve Tekirdağ’da SO2 (kükürt dioksit) kirliliğinin olduğu bilinmektedir. Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Gamze Varol “Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesinde SO2 düzeyleri ile ölüm sayıları arasında bir ilişki olduğunu düşünüyoruz. 1 Ocak 2016 – 25 Aralık 2016 döneminde gerçekleştirdiğimiz bir çalışmaya göre bu tarihlerde 24 saatlik SO2 ve PM10 ortalamaları, ulusal mevzuatta belirtilen sınır değerlerini birden çok defa aşmıştır.  Bu araştırmanın süresi kapsamında Süleymanpaşa ilçesinde 1.865 ölüm vakası gerçekleşmiştir. 24 saatlik hava kirliliği düzeyleri  hesaplanmış, kirlilik ve gerçekleşen günlük ölüm sayıları arasındaki ilişki korelasyon analizi ile değerlendirilmiş ve SO2 düzeyleri ile ölüm sayıları arasında ilişki olduğu saptanmıştır” dedi.”

[1] HEAL -Sağlık ve Çevre Birliği “  Çanakkale, İzmir ve Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık

[2] Greenpeace Akdeniz, “Trakya’da Termik Santral Tehlikesi

 

(Yeşil Gazete)

 

İklim ve EnerjiKöşe Yazıları

Kömürlü termik santrallerin bir diğer tehlikesi: Krom 6!

Son günlerde dünyanın gözünü kırpmadan izlediği  Harvey ve Irma , durumu henüz kavramamış olanlara itinayla anlatmaya çalıştı . Fırtınaya karşı sokağa çıkıp silah sıkanlar olsa da genel olarak dünyadaki koşulların  çok acil önlemler alınmadıkça  eskisi gibi olmayacağı anlaşıldı. Acil önlemlerin içerisinde iklim değişikliğinin temel nedeni olan sera gazı emisyonlarını arttıran fosil yakıt kullanımının azaltılması ve bu çerçevede bir dizi ekolojik soruna yol açtığı bilinen termik santrallerden vazgeçilmesi geliyor.  Buna mukabil termik santrallerin sebep olduğu bir başka konu daha var ki, bu yazının da derdi o!

Krom 6

Hiç bitmeyen elektrik enerjisi ihtiyacını  karşılamak için kurulan  kömürlü termik santrallerin  işletilmesinin yol  açtığı sorunlar  aslında buzdağının tepesinden ibaret. Zira  bilimsel araştırmalar kömürün yanmasının neticesinde  arsenik, civa, kurşun maddelerinin açığa çıktığını ortaya koymuş durumda. Buna ilave,  kömür külünün içindeki renksiz, kokusuz, tatsız bir metal olan Krom 6, diğer adıyla heksavalent krom(hexavalent chromium) da  öldürücü bir madde olarak karşımıza çıkıyor. Maalesef Krom 6 içeren kömür küllerinin nehir ve göl kıyılarında kurulan suni havuzlara alınmasına bağlı olarak atık sularla beraber yer altı sularına karışması sözkonusu.

Kömür küllerinin nehir ve göl kenarlarına alınması , havuzlarda bekletilmesi için  bazı yerlerde kömür külü arazi içinde açılan çukurlara boşaltılırken bazı yerlerde barajlar yapılıyor, ne var ki her iki ihtimalde de sızıntı olması mümkün. Kömür külü içeren bu atık suların yer altı suyuna dolayısıyla içme ve kullanım sularına karışıyor olması cinayet olarak nitelendirilebilirken bu işin sorumlusu olan şirket yöneticilerine göre kömür külünün krom 6 gibi toksik maddeden arındırılması çok zor ve maliyetli bir süreç olarak ifade ediliyor.

Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kayıhan Pala da krom 6’nın tehlikesine dikkat çekiyor. Yanma sonrası kömürün cinsine göre ortaya çıkan kömür külünün su dolu atık havuzlarına alınmasıyla oluşan Krom 6  radyoaktif bir madde ve canlı yaşamı dolayısıyla insan sağlığı açısından da çok önemli olumsuz sonuçlara yol açabiliyor. Nitekim bilimsel araştırmalar, Krom 6 maddesinin,  yeraltı suyuna  karışan kül suyu vasıtasıyla musluktan akarken sindirim yoluyla alındığında başta mide ve bağırsak kanseri olmak üzere karaciğer yetmezliğinin, kalp yetmezliğinin, hamilelerde düşüklerin, burun kanamalarının, kronik baş ağrılarının bir nedeni olabilirken, solunum yoluyla alındığında solunum bozukluklarına, DNA’ya yerleştiğinde ise organ hasarına yol açtığını gösteriyor. Bağışıklık sistemi yetişkinlerle göre daha zayıf olan  bebekler, çocuklar ve yaşlılar  için ise risk daha da fazla. Krom 6, endüstriyel kullanım alanı olan, tekstil ve metal sektörlerinde özelikle paslanmaz çelik, termik kesme, tekstil boyama işlerinde işçi sağlığı ve güvenliği açısından gözetilen bir madde. Makinelerin paslanmasını önlemek için de kullanılıyor.

ABD’de 31 eyaletin musluk suyundan hastalık akıyor!

Krom 6 zaiyatının  en çok ses getirdiği yer ise  ABD.  Livescience’ın bir haberine göre , 50 eyaletten yaklaşık 200 milyon insan musluk suyuna Krom 6  kimyasalının  karışması nedeniyle yıllardır hayati risk altında. Çevre Çalışma grubu olan (EWG),  Çevre Koruma Ajansı(EPA)’nın ülke genelinde sudaki kirliliği gösteren raporlarını inceledi ve musluk suyunda  12 bin kanser vakasının nedeni olabilecek Krom 6’nın kömür külü suyunun yer altı sularına karışmasına bağlı olarak  musluk suyunda bulunduğunu tespit etti.

Krom 6 tehdidi bilimsel olarak 2008 yılında Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün Ulusal Toksikoloji programı çerçevesinde yapılan araştırmayla ortaya kondu. Musluk suyunda tespit edilen krom 6’nın kaynağının kömürlü termik santrallerden gelen kömür külü suyu olduğunu ve bu durumun meydana gelen ölüm ve hastalıklarla bir ilgisi olduğu ispatlandı. 2010 yılında ise Çevre Çalışma Grubu (EWG) tarafından yayınlanan bir rapor ise, ABD’nin  35 eyaletinde testler gerçekleştirerek, 31 eyaletin musluk suyunda  %89 oranında Krom 6 bulunduğunu gösterdi. Bu rapor aynı zamanda kömür külü atık havuzlarının bulunduğu yerler ile yeraltı suyunda krom 6(heksavalent krom) tespit edilen yerler arasında bir korelasyon olduğuna işaret ediyordu.

Araştırmalar Krom 6’ nın risk teşkil etmemesi için  tespit edilmiş olan milyarda 100 parçacık (ppb) miktarın 0,02 ppb olması gerektiğini söylüyor. Ancak bu hedef, yakalanması çok zor ve maliyeti olması nedeniyle Kaliforniya Eyaleti’nde şimdilik hala risk nedeni sayılabilecek 10 ppb olarak tayin edilmiş durumda.  EPA, en son Krom 6 maddesinin vücuda sindirim yoluyla alınması halinde kansere yol açabileceğini gösteren çalışmasını  2011 yılında tamamlayarak  ve  elde ettiği sonuçları  yeni hedef standartlarını belirlemek için kullanacağını açıklamıştı ancak bu tarihten itibaren bir gelişme de olmadı.

Yunanistan, Bangladeş, Avustralya, Irak  krom 6  maddesinin  sağlık sorunlarına yolaçtığının anlaşıldığı ülkelerden bazıları. Fakat hiçbir olay ABD’deki kadar sansasyonel olmadı .Zira 1996 yılında ABD’nin Kaliforniya eyaletinde  yerleşim yerinin hemen yakınındaki Pacific Gas&Electric (PG&E) Şirketi’ne ait  kömür külü suyunun yer altı sularına ve oradan musluk suyuna karışmak suretiyle insanları mağdur ettiği, çeşitli ağır hastalıklara ve ölüme sevkettiği anlaşıldı. Musluk suyundaki Krom 6’ya maruz kalan 634 kişi onlarca yıl yukarıda bahsi geçen sağlık sorunlarıyla boğuşmak zorunda kaldığı için PG&E şirketinden şikayetçi olanlar bir de dava açtı  .

ABD tarihinde ilk kez 333 milyon dolar tazminat !

Dava sonucu PG&E şirketinin ödemeye mahkum edildiği 333 milyon Dolar ise en yüksek tazminat tutarı olarak ABD tarihine geçti. Üstelik PG&E şirketi sağlıklarını bu davayı izleyen yıllarda benzer tutarda tazminatları da ödedi. Dava öylesine ses getirdi ki 2000 yılında başrolü  Julia Roberts ın oynadığı Türkçe adıyla Tatlı Bela, orijinal adıyla Erin Brockovich filmi bu yaşanmış olayları,  mücadeleyi yürüten Erin Brokovich’in adıyla beyaz perdeye taşıdı.

Türkiye’deki termik santrallerde krom 6 ihtimali…

Krom 6 Türkiye’de en yoğun olarak   2004 yılında Hatay’ın İskenderun Körfezi’nde batan 2 bin 200 ton atık yüküyle batan ‘MV Ulla’ adlı geminin batmasıyla gündeme gelmiş, sindirim, solunum ve cilde temas yollarıyla ciddi sağlık problemlerine yol açabileceği tartışılmıştı.

Dünya genelinde termik santrallerdeki kömür külünde bulunan  Krom 6 maddesinin  Türkiye’deki kömürlü termik santrallerde bulunmaması için ise maalesef  bir neden yok. Dolayısıyla kömür küllerinin nerelerde toplandığı, kömür külü suyunun yer altı sularına karışıp karışmadığı canlı yaşamına  etkisi de araştırılması gereken bir konu.  Zira  Enerji Atlası’nın rakamlarına göre Türkiye’de mevcut 38 kömürlü ve linyit yakıtlı termik santral  faaliyette, 7 santral önlisans almış, 7 santral üretim lisansı almış durumdayken bir de  7 termik santralin  daha yapılması planlanıyor.

Pınar Demircan

Köşe Yazıları

Yerel kadın direnişleri küresel iklim değişikliğini durdurur mu? – Elif Cansu İlhan

Yırca’nın direnişini artık hepimiz biliyoruz. Zeytin ağaçlarını, santrali, sevgisiz Kolin’i, gece yarısı gelen kepçeleri, işe alındım sanıp köylüleri darp eden güvenlikleri… En çok da Yırcalı Kadınları, onlar sayesinde zaten bunun adı Yırca hikayesi veya dramı değil de Yırca “direnişi”.

Topraklarını korumak için mücadele eden kadınlar bir tek Yırca’da değil tabi, Amerika Birleşik Devletleri’nde Standing Rock’tan Artvin’e, Ovacık’tan Endonezya’ya; yaşam alanları için direnişlerin ön saflarında hep kadınlar var.
Bağ kurduklarının, yaşam alanlarının ve yaşamlarının tehdit edilmesi ile başlayan mecburi bir direniş hali -“ve bir kerre vakterişip: Gayrık yeter! demesinler”-[1], başka değişimlere de yol açıyor.

Çoğu yerel direnişi sayesinde takip ettiğimiz, Gazeteci Özer Akdemir’in, Çepeçevre Yaşam Programı’ndan, “Çevre Direnişinde Kadınlar” bölümü fragmanı :

Bianet haberinde Elif İnce’nin, Üstin Bilgen Reinart’ın kitabından alıntıladığı gibi, direniş kadınları açıyor: “Bu maden bizi açtı. Şimdi İstanbul, Ankara bilmem nere… Ne kıvrak lazım bana, ne manto lazım. Şalvarla gittim anam, şalvarla. Bu dışımın değişikliği. Ya içim? İçim de değişti. Sesimi çıkarmayı öğrendim, korkmamayı…’’ (Ovacık Köyü’nden Ayşe Girgin)”[5].

Yırca direnişinin başlarında kahveye girmeyen kadınların bir süre sonra “Çay ver bakem Cengiz.” demeleri, ve hatta biricik avukatları Deniz Bayram’a çıkış yapan kaymakamı, “Avukatımıza laf söyletmeyiz!” diyerek sindirmeleri, santralin onları “açmasıyla” başlıyor.

Ve tabi Samistal yaylasında “Devlet bizim sayemizde devlettir.” diyen Havva Bekar[6].

Kadınlar, kömür küllerinden de, siyanür havuzlarından da yaşadıkları sürece yeniden doğabiliyor. Ama kömür öldürüyor.

Kara Rapor’a göre, kömürlü termik santraller nedeniyle, Türkiye’de her yıl en az 2.876 erken ölüm, 4.311 hastaneye yatış yaşanmaktaymış[2].

Greenpeace’in “Sessiz Katil” raporunda ise, Türkiye’de sadece 2010 yılında, kömürlü termik santrallerden kaynaklanan kirliliğe maruz kalanların ömrünün yaklaşık 79 bin saat kısaldığı (yaklaşık 10 yıl) belirtiliyor. Bu sonuçlar, 2010 yılında Türkiye’de kömürden kaynaklanan ölümlerin, trafik kazalarında yaşanan can kayıplarının neredeyse 2 katı olduğunu göstermekte[3].

Stuttgart Üniversitesinin raporu sonuçları daha da çarpıcı, parçacık kirliliğinden kaynaklanan can kaybı durumlarında, bireyin ömrü yaklaşık 11 sene kısalırken[3], ve 2012 yılında yayınlanan Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre, dış ortam hava kirliliği her yıl 3,7 milyon insanın ölümüne sebep olmakta[2].

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), hava kirliliğinin, başta akciğer ve mesane kanseri olmak üzere birinci grup kanser risk etkeni (yani kesinlikle kanser nedeni) olduğunu açıklamış[2].

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ölçüm verilerine sahip olduğu Türkiye’nin 12 şehrindeki (İstanbul ve İzmir dahil) zehirli parçacıklı madde (PM 2.5) seviyesi, WHO’nun ‘kabul edilebilir’ olarak önerdiği rakamın en az üç katı. Bu şehirlerdeki kirlilik seviyeleri, Avrupa ve ABD’nin büyük şehirlerindeki genel değerlerden en az iki kat daha fazla[3].

Santrallerin olduğu illerde ise durum genele göre çok daha vahim, Sessiz Katil Raporu:

“Çatalağzı Termik Santrali’nin insan ve çevre sağlığı üzerinde büyük etkisi olduğu tespit edildi. Bölgedeki doğumların %20’sinde gelişmemiş akciğer, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı görülüyor. Bölgede kanser oranıysa gün geçtikçe artıyor.”[3]

“300 bine yakın nüfusuyla Afşin Elbistan bölgesine 23 yıl önce kurulan Afşin Termik Santrali A Ünitesi o günden beri filtresiz çalışıyor. Bölgede şu ana kadar onlarca kişi akciğer kanserinden öldü. Hava kirliliği o kadar yoğun ki, evlerin balkonları, arabalar ve tüm bölge adeta bir kar tabakası gibi kül ile kaplanıyor.”[3]

“Kömüre giden” Yırcalılar, Santralin yakamadığı kömürleri, atık alanından toplayıp satıyorlardı..

Kara Atlas’ın verilerine göre, Türkiye’de şu anda, sadece kömüre karşı kurulmuş 15 ayrı çevre platformu var[4]. Örneğin Yırca bir platforma dönüşmediği için bu rakama dahil değil. Bu platformlara, altın madenlerine, taş ocaklarına, HES’lere karşı oluşan direnişler eklendiğinde ortaya ciddi bir kitle çıkacaktır.

Türkiye, planlanan 80’in üzerinde yeni kömür yakıtlı enerji santralini teşvik ederek ve bunlara izin vererek, Avrupa çapında en fazla yeni santral planına sahip ülke konumuna geldi. Planlanan Santraller Kara Atlas’ın haritasında görülebilir[4].

Bu planlar, Türkiye’yi kirli enerji konusunda dünya ölçeğinde üst sıralara yükseltiyor. Türkiye, bugün dünyanın en ciddi kömür tehditlerinden biri. Paris anlaşmasının mecliste onaylanmaması ve karbon emisyonu arttırmayı hedefleyen ulusal katkı niyet beyanı ile gelecek için de umut vaat etmiyor.

Yaşam alanlarına tehdit oluşturabilecek her türlü uygulamaya karşı yerel inisiyatifler direniyor, bazen ekolojik yıkımla beraber geçim kaynakları ellerinden gittiği için direniyorlar, bazen sadece doğanın sermaye için bir varlık değil kendi içinde bir değer olduğunu düşündükleri için direniyorlar, bazen de daha duygusal nedenlerle direnişe katılanlar oluyor; “Çocukluğumun geçtiği bu dere kurumasın” diyorlar.

Bu tahribata karşı, geçim kaynağı olanlar, daha önce sonuçları yaşamış olanlar direniyor. Olmayanlar? Bir kaç kişi de olsa işe alınırsa?

“Eskiden muhtarın evin önünden su akarmış” dediğinde Kenan çok şaşırmıştım. “Bir domatesler olurdu burada, siz görmemişsinizdir öyle domates. Şimdi evin önüne eksem üstü kapkara bir parmak toz.” demişti Yırcalı bir teyze.

Madenler, santraller yüzünden evlerin önünden su akmıyor, akmayan su köylünün kendine yetebilmesini, geçinmesini engelliyor. Yine Özer Akdemir’in dediği gibi: “Köylüyü, yoksullaştırıp maden ocaklarına mahkum ediyorlar.”

Gerze’deki kadınlarla Yırca’daki kadınlar birbirlerinin mücadelelerini destekleseler de ortak bir siyasi talep bir türlü oluşturulmadı. Kimse de seçim vaatlerinde iklim değişikliği ile mücadeleyi ön sıraya koymadı. Seksen kömürlü termik santralin toplu açılışı, hepimizin canını yakmadı.

Yırca’da başka bir şey oldu ama, bu “açılmanın” açısı büyüdü. Yırcalı Kenan ve Yırca’nın Kadınları bir sabun evi kurdular. Şimdi hep birlikte, sabun üretiyorlar, derneğin bürokratik işlerini yapıyorlar, 8 Mart’ta pikniğine gitmişler, bu hafta da yoga yapacaklarmış.

Yırca’nın “pek kadın” sabun evi, Yırca’da güzel şeylerin sıfatı pek kadın, kötülerin ise “sevgisiz”.

Yırcalı Kadınların seçenekleri artık erkeklerin santral ya da madenden maaş almasını beklemenin ve “kömüre gitmenin” ötesinde. Artık başka yerel direnişlere de desteğe gideceklermiş. Bu açılma nereye kadar gider, refleks olarak gelişen mücadele süreklilik kazanır mı bilmiyorum, ama önce buradan geçmemiz gerektiği kesin.

Kömürle mücadelenin başarılı olması için bir miktar daha Kenan’a, Gerze’deki santralin Yırca’daki domatesi kuruttuğunu bilmeye ve açıldıkça açılıp iklim için mücadele eden kadınlara ihtiyacımız var.
Kaynaklar:

[i1] Türk Köylüsü Şiiri, Nazım Hikmet

[i2] Türkiye’de Hava Kirliliği: Kara Rapor

[i3] Sessiz Katil

[i4] Kara Atlas

[i5] https://bianet.org/bianet/ siyaset/160766-bergama-altin- madeni-direnisi-topragin- bekcileri#_ftn1

[i6] http://www.birgun.net/ haber-detay/havva-ananin- isyani-kimdir-devlet-devlet- bizim-sayemizde-devlettir- 84583.html

 

Elif Cansu İlhan

EnerjiManşet

İklim için umut verici gelişme: Kömürlü santrallerde yaşanan düşüş

Yeni bir rapora göre, kurulması planlanan kömürlü termik santral sayısında küresel çapta büyük bir düşüş var. Türkiye’de planlanan projelerin sadece yüzde 13’ü tüm lisanslarını tamamlayabilidi.

Coal Swarm, Sierra Club ve Greenpeace tarafından Yükseliş ve Çöküş 2017: Küresel Kömürlü Termik Santral Kapasitesi Takip ve İzleme adlı rapor yayınlandı.

Her yıl yenilenen rapora göre, kurulması planlanan kömürlü termik santral sayısında küresel çapta büyük bir düşüş var.

Rapora göre, yeni kömürlü termik santrallerin devreye sokulmasındaki yavaşlama ve miadını doldurmuş kömürlü termik santrallerin devre dışına alınmasındaki artışın bir arada meydana gelmesi, ülkeler de eyleme geçme hızlarını arttırdığı takdirde, küresel ısınmanın endüstri çağı öncesi seviyelerine göre en fazla iki derece ile sınırlanabilmesi olanağını sağlıyor.

Planlama ve inşaatta düşüş var

Rapordan çıkan ana sonuçlar şöyle:

* Kömürlü termik santral yatırımlarına ilişkin olarak, tüm inşaat öncesi planlama faaliyetlerinde yüzde 48 düşüş var.

* İnşaata başlanan proje sayısında ise yüzde 62 oranında düşüş var.

* Son iki yılda, tüm dünyada 120 ünite (64 GW) kurulu güçte kömürlü termik santral emekliye ayrıldı.

* Çin ve Hindistan’da 2016 yılında 100’den fazla termik santral projesi iptal edildi.

Türkiye planların yüzde 13’ünü yapabildi

Rapor, planlanan termik santral sayısı açısında Dünya üçüncüsü olan Türkiye hakkında da bilgiler içeriyor. Türkiye’de planlanan projelerin sadece yüzde 13’ü tüm lisanslarını tamamlayabilidi.

Türkiye’de bu planlardan sadece 4 GW’lık kısmı hayata geçirilebildi. İnşaatı devam eden kömürlü termik santral kapasitesi ise 2.6 GW. Türkiye’de 2010 – 2016 yılları arasında toplam 20 GW kurulu güc kapasiteli termik santral projesi iptal oldu.

“Bu değişim durdurulamaz”

Coal Swarm’ın direktörü Ted Nace, raporu şöyle yorumladı:

“Bu yıl çok karışık ve olağandışı bir yıl oldu. Bu kadar çok şantiyede inşaatların dondurulduğunu görmek normal değil ancak artık Çinli yetkililer ve Hindistan’daki bankacılar gerektiğinden fazla kömürlü termik santralin inşa edilmesinin çok büyük bir kaynak kaybı olduğunu kabul etmeye başladı. Enerji üretim sektöründeki fosil yakıtlardan temiz kaynaklara geçiş, sağlık, iklim güvenliği ve istihdam açısında olumlu bir gelişme. Ve tüm göstergeler, bu değişimin durdurulamaz olduğuna işaret ediyor.”

 

(Bianet)

Kategori: Enerji

Hafta SonuManşet

Ömür törpüsü kömür Türkiye’yi boğuyor

İklim değişikliğin etkilerini her geçen gün daha çok hissettiğimiz şu günlerde, dünyadaki hava kirliliğini masaya yatıran The Guardian haberi[i] gündemimize bomba gibi düştü. Gazete, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) dünyanın kentlerindeki hava kalitesini güncel olarak gösteren veri tabanını kullanarak yaptığı bir analizi yayınladı.

Kaynak: http://www.theguardian.com

Yıllık PM 2,5 verilerine dayanılarak yapılan bu çalışma, dünyanın havası en kirli ilk 10 şehrinin İran, Hindistan, Suudi Arabistan, Kamerun ve Çin’de bulunduğunu gösteriyordu.

Şekil 1: Dünyada havası en kirli olan ilk 10 kent

Kaynak: http://www.theguardian.com

Avrupa’ya bakıldığında ise hava kirliliğinin en yüksek olduğu ilk 10 şehir arasında Türkiye’den 8 ilin yer aldığı görülüyordu (Bkz. Şekil 2). Kıtanın en kirli ikinci şehri Batman’ı sırasıyla Hakkâri, Gaziantep, Siirt, Afyon, Karaman, Iğdır ve Isparta izliyordu. Dolayısıyla Türkiye’de gittikçe büyüyen hava kirliliği meselesini ele almak şart oldu.

Şekil 2: Türkiye ile birlikte Avrupa’nın havası en kirli olan ilk 10 kenti

Kaynak: http://www.theguardian.com

Türkiye’de hava ne kadar kirli?

Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından Türkiye’de hava kirliliği ölçümü yapılan tüm istasyonlardan alınan verilere dayanılarak yayınlanan “Türkiye’de Hava Kirliliği: Kara Rapor”[i] adlı çalışmada 81 il içinde sadece Çankırı’nın hava kalitesinin WHO sınır değerleri altında olduğu belirlenmişti. ÇMO’nun belirttiği son verilere göre ise Edirne’nin Keşan ilçesinde sülfür dioksit (SO2) değeri 2015 yılında 112 kez, 2016 yılında ise 166 kere aşıldı. Keşan’daki bu kirlilik, geçtiğimiz Ekim ayında Musul’da IŞID saldırısı nedeniyle meydana gelen hava kirliliğinden çok daha fazlaydı. Düzce, Bolu, Edirne, İstanbul, Ankara, Iğdır, İzmir, Muş, Tokat, Denizli ve Samsun’da hava kirliliği sorunları giderek büyüyor. WHO verilerine göre İstanbul’da PM 2,5 yıllık ortalaması 33 μg/m3 seviyesinde seyrediyor. Bu da havanın sağlımızı nasıl olumsuz etkilediğini gösteriyor. Örnek olarak en yakınımızdaki İstanbul Esenyurt’taki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yayınladığı hava kirliliği verilerine bakalım[ii]. 2015’te Esenyurt’ta 282 gün boyunca kirlilik sınır değeri aşılırken, 57 gün ölçüm yapılmamış. 2016 yılında ise sınır değeri aşılan gün sayısı 206 gün olurken, 9 gün ölçüm yapılmamış (Bkz. Şekil 3)

Şekil 3: WHO sınır değeri ve ölçüm sonuçlarının 2016 yılı içinde dağılımı (İstanbul / Esenyurt)

Kaynak: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

Türkiye’nin izin verilen hava kirliliği sınır değerleri yüksek

İşin kötüsü ÇMO, Türkiye’de belirlenen sınır değerlerin Avrupa Birliği ve WHO tarafından belirlenen sınır değerlerle uyumlu olmadığını belirtiyor (Bkz. Tablo 1). Tablonun da gösterdiği gibi Türkiye’nin sınır değerleri AB ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen sınır değerlerden yüksek. Türkiye ancak 2019’da yılında bu sınır değerlerin AB ile tam uyumlu olmasını hedefliyor.

Tablo 1: AB sınır değerleri ve Türkiye sınır değerleri karşılaştırması

Türkiye’de hava kirliliği doğru düzgün ölçülmüyor

Sorunlar bu kadarla da kalmıyor. ÇMO’nun da belirttiği gibi Türkiye’de hem kirlilik ölçümünde temel alınan veriler, hem de hava kalitesi izleme istasyonları yetersiz. Daha da kötüsü PM 2,5[i] gibi akciğer hastalıklarına neden olan bir kirleticiye dair mevzuatta herhangi bir kısıtlama bile yok. Her ilde en az bir istasyon bulunmasına rağmen bunların tümünde aynı kirletici parametreler ölçülmüyor. Mesela Düzce gibi kirliliğin en yoğun yaşadığı bir kentte bile sadece PM 10[ii] ve kükürt dioksit (SO2) ölçümü yapılıyor. Oysa daha onlarca çeşit kirletici (karbon monoksit, PM 2,5, kurşun, kadminyum, ozon, arsenik vb.) var ve hiçbiri ölçülmüyor. Üstelik birçok istasyon trafikten ve şehir merkezinden uzak alanlarda kurulu olduğu için bunlarda gerçeği yansıtan ölçümler de yapılamıyor. Tüm bu nedenlerden dolayı Türkiye’de kirliliğin gerçek boyutları tam olarak bilinmiyor. Bilinen tek şey mevcut verilerin yansıttığından çok daha büyük bir kirliliğin var olduğu.

Kömür hepimizin sessiz katili

Hava kirliliğin bir numaralı sorumlusu ise kömür. Kömürlü termik santrallerden salınan kömür kaynaklı asit gazı, kurum ve kül emisyonları solunum yollarında ve kan dolaşımında meydana gelen mikroskobik parçacık kirliliğinin en başta gelen kaynağı. Kalp krizi, akciğer kanseri, astım ve diğer solunum yolu sorunlarına neden olan bu hava kirliliği halk sağlığını tehdit ediyor[iii]. Çevre ve Sağlık Birliği’nin (HEAL) 2015 tarihli raporunda[iv] kömürlü termik santrallerden kaynaklı hava kirliğinin Avrupa’da her yıl 2.876 kişinin ölümüne neden olduğu tespit edilmişti. Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) son raporunda da Türkiye’de sadece 2010 yılında kömürlü termik santrallerin yarattığı kirlilik nedeniyle hava kirliliğine maruz kalan kişilerin ömrünün yaklaşık 79 bin saati yani yaklaşık 10 yılı kısaldı deniliyordu[v]. Bu sonuçlar, 2010’da Türkiye’de kömürden kaynaklı ölümlerin, trafik kazalarında yaşanan can kayıplarının neredeyse 2 katı olduğunu gösteriyor[vi].

Kömür bir tek havayı kirletmiyor

İklim değişikliğinden en fazla etkilenen Akdeniz Havzası’nda yer alan ülkelerden biri olan Türkiye tüm bu gerçekliğe rağmen iklim değişikliğinin bir numaralı tetikleyicisi olan kömürden enerji üretimini 2002-2010 yılları arasında %70 artırdı. 2023 Kalkınma Hedefleri doğrultusunda linyit rezervlerinin %100’ünü kullanmak için tarım arazisi, turizm potansiyeli veya yaşam alanı olmasına bakılmaksızın ülkenin dört bir yanında toprağın altı üstüne getiriliyor. Kırk kadar kömürlü termik santraline 80 tane yenisi daha eklenmesi planlanıyor. Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen Ankara’nın Nallıhan ilçesinde kurulması planlanan Çayırhan B Termik Santrali bunlardan sadece biri. Bu santral kurulursa sadece içinde bulunacağı yeri değil, tüm bölgeye ait tarım alanlarını ve Nallıhan Kuş Cenneti gibi önemli sulak alanları da kirletecek. Son yarım asır içinde Marmara denizi büyüklüğünde sulak alanını kaybetmiş bir ülke için tek bir enerji santralinin yok edeceği bir sulak alan bile çok önemlidir. Bu santrallerin sadece yakılan kömürden çıkan emisyonlarla havayı kirletmediği, kömür çıkarma ve termik santrallerin soğutulması süreçlerinde de muazzam bir su kirliliğine neden olduğu unutulmamalı.

Başka bir mesele ise kömür madenlerinde çalışan işçilerin ölümleriyle sonuçlanan iş cinayetleri. Geçen sene Kasım ayında Siirt’in Şirvan ilçesinde bulunan Madenköy’deki maden ocağında 16 işçi yaşamını yitirmişti. Göçüğün yaşandığı gün patlatılan dinamitlere bağlı olarak 80 cm’lik yarıkların oluştuğu, işçilerin yetkililere bildirmesine rağmen önlem alınmadığı için göçüğün olduğu ortaya çıktı. Tabi bu hiç de münferit bir kaza değildi. Türkiye’de 2003-2014 yılları arasında iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen işçi sayısının 14587 olduğunu hatırlatalım. İşçi ölümlerinde dünyada üçüncü sırada yer alan Türkiye’de günde ortalama 4 işçi iş kazaları nedeniyle yaşamını yitirirken, 6 işçi de “iş göremez” hale geliyor[vii]. Başı kömürün çektiği madencilik, inşaattan sonra iş cinayetlerinin en fazla görüldüğü ikinci sektör.

Ne yapılmalı?

Herşeyden önce yeni kömürlü termik santralleri açmak yerine enerji verimliliğini ve tasarrufunu merkeze alan enerji politikaları geliştirilmeli. Ancak ve ancak enerji verimliliği ve tasarrufu sağlandıktan sonra ekolojik adaletsizliğe neden olmaması şartıyla güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlara izin verilmeli. Halkın yetkililere bu yönde baskı yapması değişimi hızlandırabilir. Zira Greenpeace’in 2011 yılında yaptırdığı kamuoyu araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de halkının %84,2’si enerji ihtiyacını karşılamak için yenilenebilir enerjilere yönelmek gerektiğini düşünüyor[viii].

İkinci olarak, ülkenin 81 ildeki her bir hava kalitesi izleme istasyonunun sadece bir iki tane belirlenmiş hava kirleticisini değil, karbon monoksit, PM 2,5, kurşun, kadminyum, ozon, arsenik gibi çoğu kentte hiç ölçülmeyen kirleticileri de ölçer hale getirilmesi gerek. Bunun için kirlilik parametrelerinin çeşitliliği ve sayısı artırılmalı, gereken ölçüm cihazları geliştirilmeli. Bunun yanı sıra mevcut istasyonların hava kirliliğinin en yoğun yaşandığı kent ve sanayi merkezlerinde kurulup kurulmadıklarının tespit edilerek gerekli değişikliklerin yapılması şart.

Başka bir önemli husus ise Türkiye’nin izin verilen hava kirliliği sınır değerlerini tekrar gözden geçirip, dünya standartlarına (AB ve WHO) uygun hale getirmesi gerekliliği. Dünyadaki sınır değerlerin üzerinde belirlenmiş değerler, hava kirliliğinin gerçek boyutlarını görmemizi engelliyor. Yanlış saptamalar ise durumun daha da vahim hale gelmesine neden oluyor.

Bir başka yapılması gereken ise her il için temiz hava eylem planı oluşturmak. Aslında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı mevzuatında göre 2014-2019 yılları için yapılması gereken bu plan Düzce gibi kirliliğin en yoğun yaşandığı kentlerde bile yapılmıyor. Bu planlarda hem kirliliğin düzeyi, kirletici parametreler, kirlilik noktaları, kaynağı gibi temel veriler yer almalı, hem de kirliliğin azaltılmasına yönelik çalışmalar belirlenmeli.

İşin kent planlama boyutu da önemli. Zira Türkiye’de çoğu kentte coğrafi konumdan ve yanlış kentleşmeden dolayı kirli havanın dağılamaması sorunu var. Bu nedenle, kentin boş alanlarının imara açılması durdurulmalı ve hava koridorlarına engel olacak binaların yapımı engellenmeli. Ayrıca yerleşim alanları ile sanayi bölgeleri arasında tampon yeşil kuşak oluşturulmalı. Kent planlamasında hâkim rüzgâr yönü ile komşu şehirlerden gelebilecek kirleticilerin taşınması ihtimali de hesaba katılmalı.

Son olarak da kentlerdeki hava kirliliğinin önemli kaynaklarından biri olan ulaşımınla ilgili önemli değişiklikler yapılmalı. Özel araç trafiğini pompalayacak köprü, otoban, duble yol ve tünel gibi projeler yerine toplu taşımayı cazip kılacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerek. Özellikle büyük kentlerde şehir merkezlerine özel araç girişinin kısıtlanması için düzenlemelerin yapılması gerek.

Son Notlar:

[1] The Guardian (2017). Pant by numbers: the cities with the most dangerous air – listed. https://www.theguardian.com/cities/datablog/2017/feb/13/most-polluted-cities-world-listed-region?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

[1] Temiz Hava Hakkı Platformu (2016). Türkiye’de hava kirliliği: Kara rapor.  http://enerjimasasi.org/reportUpload/201608021208206137.pdf

[1] Hava kalitesi hakkındaki bilgiler bakanlık tarafından yayınlanan http://www.havakalitesi.gov.tr adresinden alınmıştır.

[1] Havada bulunan 2,5 mikrogramdan daha küçük olan parçacık maddelere verilen isim. Partikül maddeler (PM 10 ve PM 2,5) civa, kurşun, kadmiyum gibi ağır metaller ile kanserojen kimyasalları bünyelerinde bulunduruyor ve sağlık üzerinde önemli tehdit oluşturuyor. Bu zehirli ve kanser yapıcı kimyasallar, nemle birleşerek aside dönüşüyor. Kurum, uçucu kül, benzin ve

dizel araç egzoz partikülleri benzo(a)pyrene gibi kanser yapıcı maddeler içerdiğinden bunların uzun süre solunması kansere sebep oluyor.

[1] Havada bulunan 10 mikrogramdan daha küçük olan parçacık maddelere verilen isim.

[1] GreenPeace (2014). Sessiz katil: Türkiye neden kömürlü termik santrallerden vazgeçip yeşil enerjiye geçmeli? http://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/image/2014/05/Sessiz%20Katil%20Raporu.pdf

[1] Sağlık ve Çevre Birliği (2015). Türkiye’de kömürlü termik santraller bizi nasıl hasta ediyor? Ödenmeyen sağlık faturası. http://env-health.org/IMG/pdf/03072015_heal_odenmeyensaglikfaturasi_tr_2015_final.pdf

[1] Çevre Mühendisleri Odası (2016). Hava kirliliği raporu 2016. http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/21fa9c274e6d844_ek.pdf?tipi=68&turu=X&sube=0

[1] Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK (2011) ve Avrupa Çevre Ajansı (2011).

[1] T24 (2012). Türkiye iş kazalarında Avrupa birincisi oldu, yılda bin 100 işçi ölüyor! http://t24.com.tr/haber/turkiye-is-kazalarinda-avrupa-birincisi-oldu-yilda-bin-100-isci-oluyor,213934

[1] GreenPeace (2014). Sessiz katil: Türkiye neden kömürlü termik santrallerden vazgeçip yeşil enerjiye geçmeli? (sayfa 55). http://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/image/2014/05/Sessiz%20Katil%20Raporu.pdf

 

 

Akgün İlhan

Kategori: Hafta Sonu