Köşe Yazıları

Naomi Klein: İklim değişikliğine sahte çözümler – Ali Kerem Saysel

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali K. Saysel’in, Naomi Klein’ın yeni çıkan kitabı Bu Her Şeyi Değiştirir’i (This Changes Everything) derinlemesine inceleyen yazısının ikinci bölümünü sunuyoruz. Kitabın yayın hakları Agora Kitabevi tarafından alındı ve halihazırda dilimize çevriliyor.

İlk bölüm: İklim değişikliği ile mücadele neden önemli?

* * *

Naomi Klein, iklim değişikliği hakkında kitabı, Bu Herşeyi Değiştirir’in ikinci kısmında iklim değişiklinin sahte çözümlerini ele alıyor: Büyük şirketlerle ilişkilerini kolkola fosil yakıt arama faaliyeti yürütecek derecede ilerleten sivil toplum örgütlerini, taban faaliyetlerini bir tarafa bırakıp yüksek siyaset salonlarında politikacılarla koşturan sivil toplum teknokratlarını; çevre hareketine göz kırpıp sonra yarı yolda bırakan büyük iş adamlarını, iş adamlarının verdiği zararlı maddi teşviklerin peşinden koşan teknik yenilikçi müteşebbisleri. Son olarak da tüm bu aktörlerin birlikte, iklim değişikliğine bir çözüm (B planı) olarak ileri sürdükleri jeo-mühendislik (veya yeryüzü mühendisliği) projelerini kitabın ikinci kısmında okuyabilirsiniz.

Sahte Çözümler: Jeo-mühendislik projeleri

Jeo Mühendislik projeleri arasında uzaya yansıtıcılar yerleştirilmesi de bulunuyor

Jeo Mühendislik projeleri arasında uzaya yansıtıcılar yerleştirilmesi de bulunuyor

Jeo-mühendislik projeleri şunları içeriyor: Okyanusların demirle gübrelenmesi (böylece atmosferdeki karbonu özümseme kapasitelerinin artırılması), karbon yakalama ve depolama teknolojileri, çöl yüzeylerinin beyaz örtülerle kaplanması, bulutların parlaklığının artırılması (deniz suyu püskürtülerek), uzaya yansıtıcılar yerleştirilmesi, atmosfere parçacıklar ve sülfat bileşikleri enjekte edilmesi (yanardağ patlamaları sonrasında olduğu gibi). Bu potansiyel uygulamalar kulağa hoş gelen bir ifadeyle Güneş Işınımı Yönetimi (Solar Radiation Management, SRM) olarak da adlandırılıyor.

Kitapta bahsi geçen büyük sermaye sahiplerinden Bill Gates’e göre jeo-mühendislik “sadece bir sigorta poliçesi … bazı şeyler umduğumuzdan hızlı kötüye giderse diye, yan cebimizde saklamamız gereken alternatif”. Binalarda bulundurduğumuz yangın söndürme sistemleri gibi.

Klein’in buna yanıtı Şok Doktrini: “Şok Doktrini tam da böyle çalışır. Gerçek bir krizin yarattığı çaresizlik ortamında anlamlı tüm itirazlar buharlaşır ve her türden yüksek riskli davranış geçici bir süre için makbul görülür. Hızlı bir değişim döneminde harekete geçireceğimiz jeo-mühendislik teknolojilerini etik ve risk açsısından, ancak kriz atmosferinin dışındayken değerlendirebiliriz.” Önerilen teknolojiler öyle riskler içeriyor ki (kabuklu deniz canlıların yok olması, atmosfer kirliliği, asit yağmurları, bölgesel kuraklıklar vb.) bu bölümün ana karakterleri atom bombasıyla aşk yaşayan Dr. Strangelove’ı hatırlatıyor.

Pekala, teknolojisi sınanan, fizibilitesi hazırlanan bu türden projeler gerçekten kullanılmaya ne kadar yakın? “Geçmiş bize ciddi saha deneylerinin ardından harekete geçmenin yakın olduğunu gösteriyor. Hiroşima ve Nagazaki ilk başarılı nükleer deneme Trinity’den sonra bir ay içerisinde bombalanmıştı … Manhattan projesinde çalışan bilim insanları henüz sadece caydırıcı bir bomba geliştirdiklerini düşünüyorlardı.” O halde belki de bugün, bu tür uygulamaları yasa dışı ilan edecek uluslararası antlaşmalara ihtiyaç var, 171 ülkenin taraf olduğu 1972 tarihli Biyolojik Silahların Önlenmesi Antlaşması (BWC) gibi.

Nasıl oldu da, yaygın anlatıya göre 1962’de Rachel Carson’un Sessiz Bahar’ıyla (Silent Spring) başlayan militan karakterli modern çevre hareketi (Friends of the Earth 1969’da,  Greenpeace 1971’de kurulmuştu), 1970’lerin önemli kazanımlarının ardından (kirleten öder prensibini yaşama geçiren pek çok çevre koruma yasası gibi), 2000’lere gelindiğinde ana gövdesini dilekçe ve lobi faaliyetlerinin, avukatların, vitrinini ünlüler dünyasından isimlerin oluşturduğu bir harekete dönüştü? Naomi Klein, çevre hareketinin, 1970’lerde mahkemelerde ve mecliste kazanılan başarıların adından 1980’lerle birlikte gelen neo-liberal dönüşümü kavrayamadığını, siyasetçileri hala birer yol arkadaşı gibi görmeye devam ettiğini söylüyor. 1980’leri Büyük Yeşil olarak tanımladığı, büyük şirketler tarafından satın alınmış kuruluşların doğuşu olarak değerlendiriyor. Peki, anomim şirketler ve fosil endüstrisiyle çeşitli biçimlerde alışveriş içerisinde olan (bağış almak, yatırımda bulunmak, ticari ortaklıklara girmek, yönetim kurullarında koltuk paylaşmak vb.) bu Büyük Yeşil kimdir?

Büyük Yeşil ?

5The Nature Conservancy, Environmental Defence Fund, National Wildlife Federation, Conservation International, The Nature Conservancy, Conservation Fund bunların başında geliyor.

The Nature Conservancy’nin ExxonMobil ile 1990’da başlayan ortaklığı ve petrol çıkarma faaliyetleri kitapta uzun uzadıya ele alınmış. World Wildlife Fund for Nature’ın da (WWF) Shell’le uzun yıllar devam eden ortaklığı olmuş. Bu tür ilişkilere hiçbir şekilde girmemiş olan (yeterli varlıkları olmadığı için veya prensip olarak reddettikleri için) kuruluşlar ise şöyle sıralanıyor: Friends of the Earth, Greenpeace, Rainforest Action Network, Food and Water Watch, 350.org, Earth First ve Sierra Club. (Bu arada Sierra Club’ın 2007-2010 yılları arasında bir doğa gaz şirketinden gizlice bağış aldığı ortaya çıkmış fakat örgüt bu skandalın ardından şirketle arasında mesafe koymuş.)

Büyük Yeşil, çevre koruma ve sürdürülebilirlik faaliyetlerinden hem doğanın hem de büyük şirketlerin kazançlı çıkacağı, win-win çözümler peşinde koşuyor, bunun sözcülüğünü yapıyor. İçlerindeki nüans farklarını dikkate almadan, genelleştirerek konuşacak olursak, pek çoğu nükleer enerjiyi geçerli bir alternatif olarak görüyor, doğal gaz ve kaya gazını, karbonsuz bir geleceğe doğru ara aşama, bir köprü olarak görüyor. Kirletme hakkı ticareti gibi esneklik mekanizmalarına sıcak yaklaşıyor. Koruma projelerinde yerlilerin ve yoksulların haklarını gözetmeyen, indirgemeci bir bakış açısı benimsiyor –ki Kyoto kapsamındaki bazı Temiz Kalkınma Mekanizması (CDM) projeleri de bunlara dahil. (Örneğin, karbon tutma kapasitesi geliştirilecek diye biyoüretken bir bölge şirketler tarafından satın alınıyor, karbon ofset elde ediliyor, yerliler kapı dışarı ediliyor).

İklim problemine gönül vermiş “kaygılı”, “sorumlu” iş adamlarının öyküleri (Richard Bronson, Warren Buffett, Michael Bloomberg, Bill Gates kitapta ismi geçenler), önce vaat edilen sonra geri çekilen fonlar, nükleer start-up şirketlere, kaya gazına, jeo-mühendislik projelerine yatırılan paralar şu gerçeği teyit ediyor: Bu işler gönüllülük esasına göre, veya zenginlerin sorumluluk duygusu gereği olmayacak!

Bu kapanış bana küresel iklim görüşmelerinde gelinen noktayı hatırlatıyor. Bağlayıcı taahhüt ve yaptırımların değil, gönüllülüğün esas alınacağı bir iklim rejimine doğru sürükleniyoruz. ABD-Çin, Avrupa ve diğerlerinin verdiği sözler ne kadar umut verici olursa olsun, yasalaştırılmadığı müddetçe atılması beklenen adımların güvencesi ne olacak? Artık böyle bir umut kalmadığına göre, ülkeler bazında indirimlerin değil, iklim mücadelesinin içerdiği tüm dönüşümlerin yasalaşması için mücadele vereceğiz.

İlk bölüm: İklim değişikliği ile mücadele neden önemli?

Ali Kerem Saysel

 

 

Ali Kerem Saysel

Dış Köşe

Doğa pazarlık yapmaz: İklim felaketi yanı başımızda! – Kumi Naidoo

Greenpeace International yöneticisi Kumi Naidoo’nun 7 Aralık tarihinde Greenpeace International’da yayınlanan çağrısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Eray Uygur’un çevirisiyle yayınlıyoruz.

* * *

Hagupit Tayfunu’nun Filipinler’i vurmasıyla birlikte -sadece bir seneden biraz daha uzun bir süre önce aynı bölgede yıkıma yol açan Süper Tayfun Haiyan’ın yol açtığı, toplumları derinden yaralayan kitlesel can kayıplarının tekrarlanmasını engellemek amacıyla- tarihin en büyük barış zamanı tahliyelerinden biri başlatıldı.

‘Barış zamanının en büyük tahliyelerinden biri’ ifadesi rahatsız edici bir çağırışım yapıyor. Gerçekten barış zamanında mıyız yoksa doğaya karşı bir savaş halinde miyiz?

18

Filipinler’e gidip ofisimize ve Hagupit (Kırbaç Vuruşu) Tayfunu konusundaki çalışmalarına destek vermek üzere çağırıldığımda Lima’ya doğru yola çıkmak üzereydim. Lima’da BM iklim müzakerelerinin bir başka toplantısı yapılıyor. Bu toplantıda iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçlarını önlemek amacıyla küresel bir anlaşma yapılması görüşülüyor. Hesapta doğayla ateşkes yapıyorlar.

Ancak bu görüşmeler yeteri kadar önemsenmeden, perde arkasında dönen dolaplarla ve fosil yakıt lobisinin müdahalesi yüzünden dönmeyen dolaplarla çok uzun zamandır devam ediyor.

Görüşmeler bu sene -geçen sene ve ondan önceki sene de olduğu gibi- sözüm ona ‘aşırı hava olayları’nın yıkıcı fonunda gerçekleşti. İklim bilimciler ‘aşırı hava olayları’na karşı acilen harekete geçmemiz konusunda bizleri uzun süredir uyarıyor.

Trajik olan şu ki, harekete geçmiyoruz. Doğa pazarlık yapmaz, bizim uzlaşmazlığımıza karşılık verir. Filipinler halkı ve dünyanın birçok yerindeki insanlar için iklim değişikliği çoktan bir felakete dönüşmüş durumda.

Süper Tayfun Haiyan, sadece bir yıl önce binlerce insanın ölümüne, toplumların parçalanmasına ve milyarlarca dolarlık hasara yol açtı. Hayatta kalan ve hâlâ evsiz olan birçok insan, bu satırları yazdığım sırada Hagupit Tayfunu’nun ülkeyi vurması sebebiyle yaşadıkları çadırları tahliye etmek zorunda kaldı. Tayfunun yol açtığı hasarı değerlendirmek için henüz çok erken. Ulaşan ilk bilgileri de göz önünde tutarak, Filipinler halkının Haiyan’dan sonra tecrübe ettiği acıları tekrardan yaşamayacağını ümit ediyoruz. Şu an Manila’da, Hagupit Tayfunu’nun hemen ardından, tayfundan etkilenen bölgelere hareket etmeye hazırlanıyoruz. Elimizden gelen her türlü destekte bulunmaya çalışacağız.

Filipinler halkı ile dayanışma içinde olacağız. İklim değişikliğinin ve yıkımın sorumlusu olanlara, dünyamızın giderek artan bir hızla kitle imha kaynağına dönüşen atmosferinin temizlenmesi ve yeni koşullara uyum sağlanmasının ortaya çıkaracağı maliyetlerin sorumluluğunu paylaşması gerekenlere sesleneceğiz.

Kalbimiz buruk, tanıklık etmeye hazırlanıyoruz. Lima’dakilerin uyuşukluklarını ve görüşmelerin gidişatını bir kenara bırakıp gerçek dünyada olup bitenlere ilgi göstermelerini istiyoruz.

Onları iklim değişikliğinin görüşülmesi gereken bir gelecek tehdidi değil, acil tepki gösterilmesi gereken bariz ve güncel bir tehlike olduğunu anlamaya çağırıyoruz!

Her yıl, Filipinler halkı sera gazı salımlarına karşı tepkisiz kalmanın ne anlama geldiğini tecrübe ederek öğreniyor. Bu sene kısmen daha iyi hazırlanmış ve daha dirençli olabilirler. Ancak iklim toplantılarının her yıl, tam da yaşadıkları felaketle aynı anda, dünyadan kopuk bir şekilde ilerlemesine, anlamlı bir şekilde harekete geçmek için hazırlıksız olmasına, zamanımızın aciliyetine cevap vermekteki yetersizliğine ve acımasız bir hızla iklim değişikliğine sebep olan Büyük Kirleticiler‘i sorumlu tutmamasına da haklı olarak tepki gösteriyorlar.

Manila’ya doğru yola çıkmadan önce Filipinler iklim komiseri Yeb Sano’dan da bir mesaj aldım: ‘Umarım bu yeni süper tayfunun etkilerine tanık olmak üzere bize katılabilirsiniz. Yardımınız, mesajımızı Lima’ya net ve yüksek bir sesle ulaştırmamızda çok değerli olacaktır.’

Yeb Sano, geçtiğimiz üç sene boyunca Filipinler’in BM iklim görüşmelerindeki baş müzakerecisiydi. Kısa süre önce bir Greenpeace gemisiyle Kuzey Kutup Bölgesi’ni ziyaret etmiş, Arktik denizindeki buzun minimum seviyeye indiğine tanık olmuştu.

İki yıl önce Doha’da, Pablo Tayfun’u birçok can kaybına sebep olurken, BM iklim anlaşmaları müzakerelerine hâkim olan hissiz diplomasinin normal kabul edilen ketum dilini bir kenara bırakmıştı:

‘Lütfen… 2012, dünyanın arzu ettiğimiz gelecek için sorumluluk alma cesaretini gösterdiği bir yıl olarak hatırlansın. Buradaki herkese soruyorum, biz değilsek, kim? Şimdi değilse, ne zaman? Burada değilse, nerede?

Tayfundan en fazla zarar gören bölgeleri ziyaret etmek, yıkımı belgelemek, iklim değişikliğinin patlama merkezinden, Lima’ya ve dünyanın geri kalanına sera gazı salımlarından büyük oranında sorumlu olanların iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olaylarının etkilerinin acısını çeken toplumlar tarafından sorumlu tutulacaklarına dair açık bir mesaj göndermek için Greenpeace Filipinler ve Yeb Sano ile buluşmaya gidiyorum.

Gözler önüne serilen trajedinin suçlusu olan fosil yakıt şirketlerinin yöneticilerini vicdanlarını sorgulamaya ve tarihsel sorumluluklarını üstlenmeye davet ediyoruz. ‘Savaşta ilk düşen gerçeklerdir’ derler. Doğaya karşı olan bu savaşta iklim biliminin ortaya koyduğu gerçek, şüphe götürmezdir.

Filipinler Halkıyla Omuz Omuza, İklim Adaletini Talep Et!

Filipinler Halkıyla Omuz Omuza, İklim Adaletini Talep Et!

Lütfen bize katılın. Lütfen Büyük Kirleticiler’in iklim felaketleri için yasal ve ahlâken sorumlu tutulmasına çağrıda bulunan dilekçemizi imzalayarak bize destek olun. Dilekçeyi imzaladıktan sonra bölgede ortaklaştığımız kuruluşların yardım çabalarına bağışta bulunabileceğiniz bir siteye yönlendirileceksiniz.

Yazının İngilizce Orjinali

Yeşil Gazete için çeviren: Eray Uygur

 

Portrait of Kumi Naidoo

 

 

Kumi Naidoo

 

 

Kategori: Dış Köşe

EnerjiManşet

Greenpeace, “Akkuyu ÇED raporu kararına itiraz edeceğiz”

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyaretine saatler kala AA kaynaklı bir bültenle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Akkuyu ÇED Raporu’nu onayladığı basına duyuruldu.

Yeşil Gazete olarak bu konuda nükleer karşıtı aktivistlerin nasıl tavır alacağını ve bundan sonraki tüm süreci adım adım takip edeceğiz.

İlk olarak Greenpeace İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Devin Bahçeci ile görüştük. Bahçeci; Akkuyu Nükleer Santrali’ne ilişkin ÇED Raporu’nun onaylanması durumu sonrası Greenpeace’in nasıl yol izleyeceğini belirten yazılı bir açıklama gönderdi.

GREENPEACE AKKUYU ÇED RAPORU’NA İTİRAZ ETTİ İTİRAZ DİLEKÇESİNİ BAKANLIĞA SUNAN GREENPEACE, ÇED RAPORU’NA İTİRAZ ETMEK İSTEYENLER İÇİN İNTERNET SİTESİNDE ÖRNEK DİLEKÇE FORMU YAYINLADI GREENPEACE AKDENİZ İKLİM VE ENERJİ KAMPANYASI SORUMLUSU DEVİN BAHÇECİ: “GREENPEACE NÜKLEERE KARŞI OLAN HERKESİ BAKANLIĞA İTİRAZ DİLEKÇESİ YOLLAMAYA ÇAĞIRIYOR” “RİSK ANALİZİ YAPILMAMIŞ, SORUMLULUK KONUSU ELE ALINMAMIŞ BİR ÇED RAPORU KABUL EDİLEMEZ”

Öncelikle ÇED raporunun halen resmi kanallar üzerinden onaylandığı duyurulmuş olmamasına rağmen, ÇED Raporu’nun onaylandığı haberinin medya üzerinden takip edilebiliyor olması bile bu sürecin ne kadar şeffaflıktan uzak yürütüldüğünün göstergesi olduğunu düşünüyoruz  diyen Bahçeci; Greenpeace olarak ÇED raporu Rosatom şirketi tarafından 3. Kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulduğundan beri, özellikle nükleer santrallerin en temel riskini oluşturan nükleer atıkların depolanması, taşınması ve devreden çıkartılması süreçlerindeki çevresel risklerinin yanı sıra güvenlik ve emniyet konusu ile bunlara karşı alınacak önlemler konusunda ciddi yetersizlikler olduğunu defalarca söylediklerini kaydetti.

ÇED Raporu’nda Nükleer Kaza Hali Senaryosu Yok

Ayrıca ÇED raporunda, herhangi bir nükleer kaza halinde; bu kaza ile ortaya çıkacak olan her türlü zararların giderilmesinden kimlerin sorumlu olacağı ve bu zararların nasıl karşılanacağına dair yeterli bilginin bulunmadını belirten Greenpeace İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Devin Bahçeci, “Nükleer sorumluluğun sadece maddi zararların karşılanması olarak düşünülmemesi gerekir. Nükleer sorumluluk, nükleer bir kaza olduğunda bunun sorumluluğunun kimin alacağı sorusunun cevabının verilmesidir” görüşünü iletti.

Greenpeace tüm hukuki adımları atıyor olacak

Greenpeace İklim ve Enerji Kampanyaları Koordinatörü Devin Bahçeci

Greenpeace İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Devin Bahçeci

Greenpeace’in bu eksiklikleri belirterek ÇED raporunun onaylanmaması için sürdürdüğü kampanyaya 215.000’in üzerinde kişinin katıldığını aktaran; bu imzaların yanında, yaptırdıkları kamuoyu araştırmasında Türkiye halkının %64’ünün nükleer istemediğinin ortaya çıktığını vurgulayan Bahçeci, “Biz Greenpeace olarak ilgili raporun bu kadar kısa bir sürede eksiklerinin giderilebileceğine inanmıyoruz. Raporun onaylanmasına dair verilen karara itirazlarımızı hazırlamaya başladık. Bu konuda gerekli tüm hukuki adımları atıyor olacağız” dedi.

Onaylanan ÇED raporunun 24 Ekim 2014 tarihinde halkın görüşüne açıldığını, bu süreçte, ÇED raporunun kabul edilmemesi gerektiğine dair 3.000’e yakın resmi imzalı dilekçe ilgili resmi kurumlara sunuldunu da sözlerine ekleyen Devin Bahçeci, “Ancak,başta da belirtiğimiz gibi ÇED raporunun onaylandığı resmi kurumlar üzerinden halen duyurulmadığı ve onaylanan raporun son hali halen yayınlanmadığı için bu görüşlerin ne kadar dikkate alınıp alınmadığına dair de herhangi bir şeffaflık söz konusu değil” şeklinde görüş belirtti.

(Yeşil Gazete)

 

 

Kategori: Enerji

EnerjiManşet

İspanya Hükümeti, Arctic Sunrise’a el koydu

Greenpeace gemisi Arctic Sunrise, Kanarya Adaları’nda petrol aramalarına karşı gerçekleşen eylem sonrası İspanya Hükümeti tarafından alıkonuldu. Artic Sunrise, 6 ay önce Rusya Hükümeti tarafından serbest bırakılmıştı.

Greenpeace Artic Sunrise during Protest Against Repsol in Canary Islands, Spain

İspanya Ulaştırma ve Bayındırlık İşleri Bakanlığı, Salı gecesi Greenpeace gemisine el koydu ve gemi kaptanı için ‘deniz trafiği kurallarını ihlal etmek’ten soruşturma başlatılmasını istedi.

Cumartesi günü Greenpeace eylemcileri, Repsol Petrol Şirketi’nin Rowan Renaissance isimli sondaj gemisine yanaşırken, botları İspanyol donanmasının saldırısına uğramış, bir aktivistin bacağı kırılmış, bir aktivist ise hafif yaralanmıştı. Aşağıdaki görüntülerden saldırı anını izlemek mümkün:

İspanya Savunma Bakanı Pedro Morenés, İspanyol medyasına, uluslararası denizcilik anlaşmaları gereğince, İspanyol donanmasının ‘orantılı güç kullanımı’ yolu ile ‘açık suç unsurlarını ortadan kaldırma’ görevini yerine getirdiğini belirtti.

Greenpeace, geminin alıkonulmasını ‘gereksiz ve orantısız bir tepki’ olarak değerlendirdi.

Greenpeace İspanya Direktörü Mario Rodriguez konuyla ilgili ‘Bu durum, çevreyi korumak için uğraşan tüm insanlara karşı yapılmış bir hak ihlalidir. İspanya Hükümeti’nin, umursamaz petrol arama faaliyetlerine karşı çıkan milyonlarca insanın yanında yer alan barışçıl bir çevre örgütüne karşı ne kadar kolay bir şekilde bir petrol şirketinin, Repsol’ün, çıkarlarının yanında yer alabildiğini gözler önüne seriyor’ dedi.

Henüz bir hafta önce 200,000 Kanarya Adalı, Lanzarote and Fuerteventura adaları açıklarında sondaj yapmayı planlayan Repsol Petrol Şirketi’ni protesto etmişti. Ekonomisi turizme bağlı olan halk ve çevreciler, oluşabilecek bir petrol sızıntısının deniz ekosistemine zarar vermesinden endişe ediyor.

Arctic Sunrise’ın Rusya’da dokuz ay boyunca alıkonulduktan sonra serbest bırakılmasının üzerinden yalnızca altı ay geçti. Artic Sunrise, Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki petrol arama faaliyetlerine karşı düzenlenen eylemlerde, Gazprom petrol platformuna çıkma teşebbüsünde bulunulması neden gösterilerek alıkonulmuştu.

İspanya Hükümeti geminin kaptanı ve mürettebatını tutuklamadı, ancak Arctic Sunrise’ın serbest bırakılması için 50,000 € talep ediyor.

 

(Yeşil Gazete, Guardian)

Kategori: Enerji

EnerjiManşet

Yırca’da termik santraller hava kirliliğini iki kat arttırdı

Kolin Termik Santral Projesi nedeniyle 6.000 zeytin ağacını kaybeden Yırca köylülerinin sağlığı da kömürlü termik santraller nedeniyle tehdit altında. Greenpeace’in, Soma’ya bağlı Yırca Köyü’nde yaptığı 24 saatlik hava kirliliği ölçümünün sonuçları, köydeki hava kirliliğinin Dünya Sağlık Örgütü’nün güvenilir olarak belirttiği günlük limitlerin iki katından fazla olduğunu gösteriyor.

21 SomaTermikSantrali2...

Yapılan ölçümlerde ince partikül madde değerlerinin bazı anlarda, günlük sağlık sınırının beş katına kadar yükseldiği de görüldü.

“Kirliliğin nedeni Termik Santral”

Greenpeace Araştırmacısı Buket Atlı, “Buradaki kirliliğin en büyük nedenlerinden biri, Yırca köyünün yanı başında olan Soma kömürlü termik santrali. Bu santral, Avrupa’nın en çok can alan ikinci kömürlü termik santrali” diye konuştu.

20 GP_BuketAtli

Greenpeace araştırmacısı Buket Atlı

Kömürlü santrallerin yaydığı gözle görülemeyen partikül maddelerin sessiz bir katil gibi başta akciğer kanseri ve KOAH olmak üzere akciğer hastalıklarına, astım, bronşit gibi solunum yolu rahatsızlıkları gibi hastalıklara neden olduğunu dile getiren Atlı, “Bu bölgede var olan kirlilik ve sağlık sorunlarının katlanarak artmaması için, planlanan Kolin Termik Santrali’nin tamamen iptal edilmesi gerektiği çok açık. Türkiye’nin enerji ihtiyacı için, öncelikle enerji verimliliği çözümleri uygulanmalı ve güneş, rüzgar gibi temiz enerji çözümlerine gidilmelidir” vurgusunda bulundu..

Greenpeace’in ölçümünü yaptığı Partikül Maddeler (PM 2,5), kömürlü termik santrallerin yaydığı, kum tanesinden bile daha küçük, gözle görünemeyen ama akciğerlere nüfus ederek akciğer ve solunum yolu rahatsızlıkları, kalp ve damar hastalıkları ve kanser gibi pek çok sağlık sorununa neden olan tehlikeli bir madde olarak biliniyor. Avrupa Çevre ve Sağlık Örgütü’nün (HEAL) 2013 tarihli raporuna göre bu maddeler, kömürlü termik santrallerden çıkan kirletici maddeler içinde ozonla birlikte en tehlikeli olanı.

Yırca Köyü Muhtarı Mustafa Akın köyde çocukların sıklıkla astım ve bronşite yakalandığını söylüyor

Yırca Köyü Muhtarı Mustafa Akın köyde çocukların sıklıkla astım ve bronşite yakalandığını söylüyor

Köyde KOAH ve akciğer kanserinin çok yaygın olduğunu ifade eden Yırca Köyü Muhtarı Mustafa Akın da “Son 15 gün içinde iki kişi akciğer kanserinden öldü. Bunun nedenleri hem santralden çıkan gaz, hem de santralin kül barajı. Nefes alamıyor, çamaşır asamıyoruz. Çocuklar da etkileniyor. Küçük çocuklarda astım ve bronşit çok var” şeklinde konuştu.

Greenpeace’in bu yıl Mayıs ayında yayımladığı Sessiz Katil raporuna göreyse 2010 yılında Soma Termik Santrali’nden kaynaklı hava kirliliği 1340 erken ölüme yol açtı.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

Doğa MücadelesiManşet

Danıştay’ın Yırca kararı, “Zeytinlik alanda termik santral yapılamaz”

Soma Yırca’da Kolin Şirketler Grubu’nun kurmak istediği termik santralle ilgili köylülerin acele kamulaştırmaya karşı açtığı ve Danıştay’ın yürütmeyi durdurma verdiği kararın gerekçesinde söz konusu alanda termik santral yapılamayacağı belirtiliyor.

5 Yırca...

Danıştay 6. Dairesi’nin oy birliğiyle aldığı kararda Yırca köylülerinin uzun yıllardır zeytincilikle uğraşan ve zeytinciliğin kendilerinden sonraki kuşaklara aktarımı için çalışan kişiler olduğu belirtilerek şöyle deniyor:

“Termik santral yapılması amacı ile planlamaya konu edilemeyen ve bu amaçla kullanılmasına da izin verilmeyen alanda, kamu yararı kararı alınarak acele kamulaştırma yoluna gidilmesine mevzuata göre olanak bulunmadığından, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı’nda hukuka uyarlılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, öngörülen koşullar oluştuğundan dava konusu bakanlar kurulu kararı ile acele idari işlemin yürütmesinin durdurulmasına, oybirliği ile karar verildi.”

Deniz Bayram, Bu karar farklı; “Hem acele kamulaştırma yapamazsın hem de zeytinlik alanda termik yapamazsın” diyor

Greenpeace’in ve köylülerin avukatı Deniz Bayram, bu kararın zeytin alanına termik santral yapılamayacağı anlamına geldiğini söyledi.

“Bugüne kadarki acele kamulaştırma kararlarında mahkeme kamulaştırırsın ama acele kamulaştıramazsın derlerdi, ancak burada farklı bir durum var. Kararda, bu alanın zeytinlik alanı olduğu belirtilerek hem acele kamulaştırmaya karşı çıkılmış hem de termik santral yapılamayacağı belirtilmiş.”

Mahkeme bu karara itiraz hakkı bulunmadığını da kararda belirtiyor. Şu anda acele kamulaştırmanın iptaline karşı açılan davanın sonucu bekleniyor.

Köylülerin yıkıma karşı Eylül ayından beri süren direnişinin ardından 6 Kasım’da dozerler 6 bin zeytin ağaçlarını sökmüş, aynı gün akşam saatlerinde Danıştay 6. Dairesi’nın 28 Ekim’de aldığı yürütmeyi durdurma kararı Ulusal Yargı Ağı Sistemi’ne (UYAP) yüklenmişti.

(Bianet)

İklim ve Enerji

Greenpeace’den Akkuyu ÇED’ine itiraz daveti

Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santralin ÇED raporu 24 Ekim 2014 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından nihai rapor olarak kabul edildi ve halkın görüş ve önerilerini almak üzere görüşe açıldı. Yaklaşık 4.000 sayfalık rapora; 10 gün içerisinde görüş verilmesi bekleniyor.

Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santralin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu’nun nihai rapor olarak kabul edilerek halkın görüşlerine açılmasının ardından resmi itirazlarını Bakanlığa sunan Greenpeace, 24 Ekim’de  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından nihai olarak kabul edilen 4.000 sayfalık rapor için 10 iş günü görüş bildirme süresi belirlenmesine dikkat çektiği açıklamasında. nükleere karşı olan herkesi Bakanlığa itiraz dilekçesi yollamaya çağırıyor.

24 Ekim 2014 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan 4.000 sayfalık rapor konusunda itirazı olan herkes 10 Kasım Pazartesi tarihine kadar Bakanlığa itiraz dilekçesi gönderebiliyor.

Greenpeace’in ÇED Raporu’na itiraz nedenleriyle ilgili olarak açıklama yapan, Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Devin Bahçeci, Özellikle nükleer santrallerin en temel riskini oluşturan nükleer atıkların depolanması, taşınması ve devreden çıkartılması süreçlerindeki çevresel riskleri ve bunlara karşı alınacak önlemler konusunda ciddi açıklar var. Türkiye nükleer sorumuluğun şartlarını henüz belirlememişken, üstü kapalı cümlelerle hazırlanan bu ÇED Raporu’nu kabul ettiği takdirde hem Akkuyu hem de tüm Türkiye’yi geri dönülemez bir risk altına sokuyordedi.

Sürece nasıl görüş bildirilebileceğine dair bilgileri ve taslak görüş dilekçelerini içeren bir dökümana Greenpeace’in web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Greenpeace’in, Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santralin ÇED raporuna onay verilmemesi için sürdürdüğü kampanyaya bugüne dek 250 binin üzerinde insan imzalarıyla destek vermiş durumda.

(Yeşil Gazete)

 

 

Doğa MücadelesiManşet

Yeşiller/Sol: Yırca Köylülerine Yapılan Saldırı Hepimize Yapılmıştır!

Greenpeace'den Olcay Bingöl #Yırca'da yıkım yapan dozerin önüne yattı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi bugün bir açıklama yayınlayarak Soma Yırca köyünde zeytinliklerini savunurken saldırıya uğrayan ve kelepçelenen köylülerin ve Greenpeace eylemcilerinin yanında olduğunu açıkladı. YSGP’nin basın açıklaması şöyle:

Yırca Köylülerine Yapılan Saldırı Hepimize Yapılmıştır!

Soma’da yapılması planlanan 3. termik santral için zeytinlikleri ellerinden alınmak istenen Yırca köylülerinin direnişi özel güvenlik güçleri tarafından şiddet kullanılarak kırılmak isteniyor. Termik santralin sahibi Kolin’in özel güvenlik elemanları yasaları hiçe sayarak zeytin ağaçlarının kesilmesini engellemek isteyen köylülerin üzerine saldırmış, yetkilerini aşarak şiddeti kelepçelemeye kadar vardırmıştır.

Zaten var olan termik santrallerin külleri içinde yaşamaya mahkûm edilmiş Yırcalılar yaşam alanlarını kaybedip bir de kömür ocağında ya da termik santralde çalışmaya mahkûm olmamak için direniyorlar. Kömür madenlerinde karanlığa gömülen 301 Somalının kaderine ortak olmak istemiyorlar.

Yırcalılara özel güvenlikçiler şiddet uygularken Devlet Kaymakamıyla, Valisiyle, jandarmasıyla seyirci kalmış, yaşam alanlarını savunmaya çalışanlardan değil, saldırganlardan yana taraf olmuştur.

Şirket bu gücü kimden alıyor?

Kimden yana olduğunu açıkça belli etmek istercesine Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız kalkınma uğruna üç beş zeytin ağacı önemsizdir diye buyurmuş. Enerji Bakanı Yıldız’ın Gezi’den hiç ders çıkarmamış olduğu bellidir. Mesele üç beş ağaç diyerek geçiştirilemez.

Soma’da yapılanlar hukuka aykırıdır. Yırcalıların acele kamulaştırma hakkında başlattıkları yasal süreç henüz sonuçlanmamıştır. Zaten yürürlükte olan ve AKP’nin bir an önce kurtulmaya çalıştığı zeytincilik yasası zeytinliklerin yok edilmesine engeldir.

AKP Hükümeti doğayı ve insanları yıkıma götüren acele kamulaştırma sistemi uygulamasını doğal varlıkların işletilmesi için şirketlere her türlü kolaylığı sağlamak için silah olarak kullanıyor. Şirketlerin karlarını artırabilmeleri için doğayı ve doğayla uyum içinde yaşayan insanları hiçe sayıyor.

Soma Yırca köylülerine yapılan saldırıyı hepimize yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Çünkü doğanın en büyük düşmanı termik santrallere karşı çıkarak zeytin ağaçlarını savunan Yırcalılar aslında hepimizin geleceğini savunuyorlar.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak biz doğayla uyumlu bir yaşamı savunuyoruz. Bu nedenle Yırca köylüleriyle dayanışmaya devam edeceğiz ve şirket 3. termik santral hevesinden vazgeçmeden bu işin peşini bırakmayacağız.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan – Naci Sönmez

Doğa MücadelesiManşet

Yırca’da #ZeytinimiKesme diyenlere meydan dayağı

Greenpeace'den Olcay Bingöl #Yırca'da yıkım yapan dozerin önüne yattı

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, Kolin Şirketler Grubu tarafından Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Yırca köyünde kurulması planlanan termik santral için zeytin ağaçlarının kesilmesine engel olmak isteyen köylülere, şirket güvenlikçilerinin saldırdığını bildirdi.

Milletvekili Özel, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bu sabah erkenden Yırca’da zeytin ağaçlarının kesilmesine engel olmak isteyen köylülere, şirketin güvenlikçilerinin saldırdığı, kelepçelediği ve darp ettiğini belirtti. Ağaçların kesildiğini de belirten Özel, “Özel güvenlikçi sayısı 100, jandarma sayısı 10. Soma İlçe Jandarma Komutanı çaresiz. İl Jandarma Komutanı, ‘Takviye yollayacağım.’ diyor. Darp edilen köylüler hastanede. Yırca için acele kamulaştırma: Var. Zeytin kesme izni: Yok. İnşaat izni: Yok. İmar planı: Tarım arazisi. Devlet bu olanlara nasıl göz yumar?” dedi.

Greenpeace'den Olcay Bingöl #Yırca'da yıkım yapan dozerin önüne yattı

Greenpeace’den Olcay Bingöl #Yırca’da yıkım yapan dozerin önüne yattı

Bugün sabah saatlerinde zeytin toplamak için bölgeye giden yaklaşık 80 köylü, şirkete bağlı dört dozer ve 100 görevlinin ağaç kestiğini gördü. Yaklaşık 1.000 (bi)n ağacın kesilmesine tepki gösteren köylülerle şirket çalışanları arasında tartışma çıktı. Arbedeye dönen tartışmada tartaklandığı iddia edilen 11 köylü, ayrıca yere yatırılıp kelepçelendi. Köylülerin ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma, köylüleri şirket çalışanlarının elinden aldı.

Dayak yediğini belirten köylüler, jandarma aracıyla hastaneye kaldırıldı. Şirket çalışanlarının anahtarlarını kaybettiğini söylemesi üzerine köylülerin kelepçeli olarak hastaneye götürüldüğü öğrenildi. Tedavilerinin ardından taburcu edilen köylüler, İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Jandarma, köylülerin kelepçelerini açtı.

Anahtarları bulunamadığı için tamamen çıkarılamayan kelepçelerin, köylülerin tek kollarında takılı halde durduğu belirtildi. İfadelerine başvurulan köylülerin şikayetçi olduğu ancak herhangi bir gözaltı işlemi uygulanmadığı kaydedildi.

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel kelepçelenen köylüler ile birlikte

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel kelepçelenen köylüler ile birlikte

Yırca köyü sakini Oktay Uyan (34), şirket görevlilerinin kendilerini tartakladığını söyledi. Sabaha karşı şirket yetkililerinin iş makinesiyle zeytinlik araziye girdiklerini dile getiren Uyan, “Biz de zeytin ağaçlarını kesmemeleri için müdahale ettik, engel olmaya çalıştık. Bizlere kelepçe taktılar.” dedi.

Köy sakini Ercan Demir de şirket çalışanlarının kendilerini yere yatırdığını, copla ve tekmeleyerek darp ettiklerini ifade etti.

Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararla Soma’daki zeytinlikler, Soma Kolin Termik Santrali’nin yapımı için acele kamulaştırıldı. Bunun üzerine Soma’ya yapılacak üçüncü termik santralin kurulacağı Yırca ile bu santrale verilecek kömürün bulunduğu saha olan Deniş Mahallesi’nde oturanlar, zeytinliklerin kamulaştırılmasına tepki amacıyla 1 Eylül 2014’te eylem yaptı. “Acele kamulaştırma” sürecinin yürütmesinin durdurulması ve iptali için de dava açıldı. Davaya rağmen Kolin Şirketler Grubu, zeytinliklerin çevresini tel örgüyle çevirdi.

Zeytinliklerin bulunduğu Yırca köyü sakinleri ve Greenpeace yetkilileri, Soma Kaymakamlığı ve Soma Belediyesi’ni durumdan haberdar edip şirketin zeytinlik alanlara zarar vermesi ihtimaline karşı önlem alınması için suç duyurusunda bulundu. Suç duyurularını değerlendiren Soma Cumhuriyet Başsavcılığı, kamulaştırma kararı sebebiyle kovuşturmaya gerek olmadığına karar verdi.

Öte yandan acele kamulaştırmanın yürütmesinin durdurulması ve iptali davası sonuçlanmadan, 17 Eylül’den itibaren bölgede aralıklarla ağaç kesimi yapılmaya başlandı.

Yırca’da imar planı mahkeme aşamasında olmasına rağmen şirket 1000’e yakın ağaçı kesmişti.

(Başka Haber, Cihan, Özgür Özel-Twitter)

Doğa Mücadelesi

Soma Yırca Köyü’nde yeniden hukuksuz ağaç kesimi

Soma Yırca köyüne kurulması planlanan kömürlü termik santral için Kolin Şirketler Grubu bu sabah saatlerinde yine hukuksuz bir biçimde zeytinlik alanlara girerek 86 ağacı kesti. Köylülerin jandarmayı çağırması ile daha fazla ağacın kesilmesi önlendi.

2 SOMA...

 

Soma Yırca köyüne kurulması planlanan kömürlü termik santral için Kolin Şirketler Grubu bu sabah saatlerinde yine hukuksuz bir biçimde zeytinlik alanlara girerek, 86 ağacı kesti. Bu kez iş makineleri yerine gizlice elektrikli testere ile alana giren şirket çalışanlarının daha fazla ağaç kesmesi, köylülerin jandarmayı çağırması ile önlendi. Soma İlçe Tarım Müdürlüğü, olay yerinde, tarım alanlarına zarar verildiği ve ağaç kesimi ile ilgili tutanak tuttu.

Soma İlçe Tarım Müdürlüğü, olay yerinde ağaç kesimi ile ilgili tuttuğu tutanak

Soma İlçe Tarım Müdürlüğü, olay yerinde ağaç kesimi ile ilgili tuttuğu tutanak

Greenpeace Avukatı Deniz Bayram, konuyla ilgili olarak, “Bugün Yırca köyü yakınlarındaki zeytinlik ve tarım alanlarında bir kez daha suç işlendi. Manisa’daki tüm idari birimlere yaptığımız başvurular ile tarım alanları ve zeytinlik alanların korunması için tedbir alınması talebimize rağmen, ‘cezasını öderim, ağaçları da keserim’ yaklaşımı ile hukuksuz ağaç kesimi devam ediyor. Valilik başta olmak üzere tüm idari birimleri hukuksuz ağaç kesimi ve tarım alanlarının tahrip edilmesine karşı görevlerini yerine getirmeye ve yetkilerini kullanmaya çağırıyoruz” dedi.

Şirket 17 Eylül gece yarısı da yine hukuksuz bir biçimde alana girerek iş makineleriyle 13 ağacı yıkmıştı. Köylüler, o günden beri zeytinliklerini korumak için alanda nöbet tutuyor.

Bugün ayrıca, santralin Çevresel Etki Değerlendirmesi Süreci’yle ilgili de bir skandal ortaya çıktı. Greenpeace’in sorduğu sorulara Tarım Bakanlığı tarafından verilen yanıtlara göre, Manisa Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde görüş bildirmemiş. Oysa Müdürlük, ÇED sürecinde oluşturulan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu’nun üyesi olarak belirlenmişti.

Greenpeace Avukatı Deniz Bayram “Yırca Köyü yakınında kurulmak istenen bu kömürlü termik santral, bölgedeki üçüncü santral olacak. Sağlık yönünden ciddi tehlikeler oluşturmasının yanı sıra, tarım ve zeytinlik alanları üzerinde yapılması planlanıyor. Böyle bir tabloda, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ÇED sürecine dahil edilmemesi kabul edilemez. Manisa İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü olumsuz görüş yazısını Mart ve Haziran aylarında yazmış fakat bu olumsuz görüş ÇED sürecine yansımamış. Hukuka uygun olarak yazılan bu yazılar nerede ve neden ÇED sürecine dahil edilmedi? Tarım ve zeytinlik alanların bu tür yatırımlara açılması ile ilgili hukuki düzenlemeler açık ve net. Bu nedenle de Tarım Bakanlığı nezdinde Manisa İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü kararını olumsuz olarak bildirdi. Bu projeyle ilgili her adımda bir diğer hukuksuzlukla karşı karşıya kalıyoruz. Geçtiğimiz ay gece yarısı dozerler zeytin ağaçlarını kesti, şirket köylüleri arazilerden çıkardı, tel örgü çekti, güvenlik kulübesi yerleştirdi ve dozerler her an orada, elinde testereler ile kişiler ağaç kesimi yapıyor ama acele kamulaştırma kararı hukuka aykırı, imar planı yok ve şimdi öğreniyoruz ki, meşru bir ÇED süreci de yok, alanın tarım dışı amaçla kullanım izni de yok” dedi.

(Yeşil Gazete)

EnerjiManşet

Lego Shell’le 50 yıllık işbirliğini sonlandırdı

Greenpeace’in 3 aydır devam ettirdiği LEGO’nun Shell’le ortaklığını bitirmesi amaçlı kampanya başarıya ulaştı. LEGO firması, yaklaşık 1 milyon kişinin destek verdiği kampanya nedeniyle Shell ile anlaşmasını yenilememe kararı aldı.

LEGO, hazırladığı oyuncaklarda, petrol deviyle yapılan anlaşma nedeniyle Shell logosu kulanıyordu.

LEGO PEOPLE

Shell’in Kuzey Kutbu’nda petrol sondajı planlarını protesto etmek amacıyla LEGO’ya Shell ile ortaklığını sonlandırmaya çağrıda bulunan Greenpeace, küresel çapta bir imza kampanyası başlatmıştı.Bu kampanya kapsamında hazırlanan video yaklaşık 6 milyon kişi tarafından izlendi.

Greenpeace’in konuyla ilgili yayımladığı açıklamada konuşan Greenpeace Akdeniz İletişim Sorumlusu Çağrı Özütürk, “Petrol platformunun karaya vurması gibi Kuzey Kutbu’nda yaşadığı skandallardan sonra LEGO’nun da işbirliğini sonlandırması, Shell’in Kuzey Kutbu’na doğru çıktığı yolda ne kadar yalnız kaldığını gösteriyor” dedi.

Lego, fosil yakıt endüstrisine katkı sağlayan ve iklim değişikliği etkilerini görmezden gelen dev şirketlerle, kamuoyu baskısı nedeniyle ilişkisini sonlandıran ilk kurum değil. Geçtiğimzi ay Microsoft, Google ve Facebook iklim değişimini önleme yasalarına karşı lobi faaliyeti yürüten ALEC kurumuna olan desteklerini sonlandırmıştı. Rockefeller Vakfı da geçtiğimiz hafta fosil yakıt endüstrisinden yatırımını çekmeye başladığını açıklamıştı. Öte yandan Waitrose da 2012’de Shell ile ortaklığını dondurdu.

Shell 28 Ağustos’ta Kuzey Kutup Bölgesi’nin Alaska açıklarında petrol sondaj çalışmaları yürütmek için Amerika Birleşik Devletleri’ne yeni bir plan sundu. Plan, 2015 yazına kadar tekrar sondaj faaliyetlerine başlamayı hedefliyor.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

EkolojiManşet

Olağanüstü zamanlar olağanüstü liderler gerektirir

“Hayır”ı cevap olarak kabul etmiyoruz

Greenpeace International Genel Müdürü Kumi Naidoo ve Filipinler İklim Komisyonu delegesi, iklim aktivisti Yeb Sano’nun Huffington Post’da yayınlanan yazısını Vahit Kozacıoğlu’nun çevirisiyle yayınlıyoruz.

Kutuplar, iklim mücadelesinde, belki de dünyanın diğer bölgelerinden çok daha önemli bir mevzi. Bir medeniyet olarak geleceğimiz bu bölgenin kaderine bağlı; çünkü kutuplarda olan kutuplarda kalmıyor.

Dünya liderleri uzun bir süredir bekletilen New York’daki iklim zirvesi için hazırlana dursun, iklim bilimciler kendilerini, Kuzey Kutbu Deniz Buzulları’nın bu sene içinde tarihin en düşük seviyesine gerileyecek olmasına hazırlıyorlar. Kuzey Kutbunu örten deniz buzulları inanılmaz bir hızda yok oluyor, bu da, deniz buzullarındaki minimum düzeyin yıllık ölçümünü, iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı belirtilerden en yakın takip edileni haline getiriyor.

Bu kadar hızlı erimemesi gerekiyordu.

Aynı şey, Grönland buz örtüsü için de geçerli. Bu devasa buz kütlesi, geçtiğimiz on yılda sadece bir önceki on yıla kıyasla altı kat hızlı eridi! Bazı bilim insanları, uyuyan devi uyandırdığımızı ve artık uyumaya devam etmeyeceğini söylüyorlar.

Bu iki mevzu, Kutup buzullarının erimesi ve okyanuslardaki asitlenmeyle birlikte küresel ölçekte yıkımlara, daha fazla ısınımyala daha yüksek deniz seviyelerine ve aşırı iklim olaylarına yol açabilir; kimse yaşanacaklardan muaf değil.

Yaktığımız her ton petrol, kömür ve gaz veya yok ettiğimiz her orman kutupların üzerindeki baskıyı arttırıyor, riski hepimiz için büyütüyor. Yaktığımız her ton fosil yakıt bizi geri dönülemez noktaya, iklim değişikliğinden kaynaklı etkilerin kontolden çıktığı bir sarmala, ve artık eylemin anlamını yitireceği zamana taşıyor.

Buna rağmen, Kuzey Kutbu hala gezegendeki en savunmasız bölge. Petrol şirketleri erimelerin yaşandığı bölgelere daha fazla petrol çıkarmak için, sanki gezegenimizi talan ettikten sonra gidecek ikinci bir gezegenleri varmışçasına, üşüşüyorlar.

Neyse ki, İnsanlar bunun olmasını bir köşede oturup beklemiyorlar. Kuzey Kutbu bizim kuşağımızın verdiği savaşın en ünlü cephelerinden biri haline geldi: Dünyanın her yerinden milyonlarca insanın güçlerini birleştirdiği, bir sınır çektiği ve petrol şirketlerine GERİ BAS dedikleri bir cephe…

Greenpeace katılacağı iklim zirvesinde altı milyon kutup savunucusunun mesajını iletecek: Kuzey Kutbu bizim ortak mirasımız, sömürülmek yerine korunmalı! Dünyanın tepesinde bir Kuzey Kutbu koruma alanına ihtiyacımız var. Yakabileceğimizden çok daha fazla petrolü zaten çıkardık, artık bu manyaklığın durması gerekiyor. Fossil yakıt çağı artık bitti.

Dünya liderlerinden gerçek bir liderlik bekliyor ve kamunun parasıyla fosil yakıtlara destek vermek yerine, sağlık sigortası, ev ve iş edindirme programlarına destek; fosil yakıtlara dayanan enerji sistemlerinden aşamalı vazgeçiş için irade; yenilenebilir enerjinin önünü açacak kısa dönemli planlar ve iklim gerçeğinin yıkıcı sonuçlarıyla çoktan karşılaşan yoksul kesimler için koruyucu tedbirler bekliyoruz. Ayrıca, Kuzey Kutbu’nun petrol arama sondajlarından ve endüstriyel balıkçılıktan tamamen arındırılmasını istiyoruz.

Ve Hayır’ı bir yanıt olarak kabul etmiyoruz! Uyanmakta olan dev, dünyanın dört bir yanında orgütlenen ve dört yılda bir sandık başına gitmenin yeterli olmadığını anlayan kitlelerdir. Sokaklara dönüyor ve iklim için eylem talep ediyorlar. Bu durum iklim hareketine, ne hükümetlerin ne de büyük şirketlerin kendilerini artık göz ardı edemeyeceği bir potansiyel sağlıyor.

Bu güç çoktan kömür santral ve madenlerini kapattırıyor, petrol boru hattı projelerini durduruyor, yatırımların fosil yakıt projelerinden çekilmesini sağlıyor, güzelim ormanları koruyor. Halkların, su, sağlık, temiz enerji ve hava talepleri değişim için bir güç haline geliyor. Dünyanın dört bir köşesinde döşenen güneş panelleri, ve toplulukların sahip olduğu rüzgar tribünleri hak etttiğimiz geleceği müjdeliyor. Alternatif paradigma mevcut statükoyu giderek daha fazla zorluyor. Adil, yeşil ve barışçıl bir gelecek artık fantezi değil, onu yakalayabiliriz.

Bunlar olağan stü zamanlar ve olağanüstü zamanlar, olağanüstü liderler gerektirir. İklim değişikliğinin kontrol çıktığına dair endişe verici bulgular var. Dünya, geçtiğimiz on yılda, görülmemiş iklim aşırılıklarına sahne oldu. Ama yine aynı zamanda, petrol ve kömür endüstirisi aşınmakta iken yenilenebilir enerjide görülmemiş yeniliklere ve atılımlara şahit olduk. Dünyanın karşı karşıya bulunduğu iklim, gıda, su ve finans krizleriyle yüzleşmek, yeşil enerji devrimini hızlandırmak ve fosil yakıt bağımlılığımızdan kurtulmak için güçlü liderliğe ihtiyaç var!

Bu liderleri New York’da bulabilecek miyiz?

 

Kategori: Ekoloji

Dış Köşe

Yırca Köyü’nün hikayesi – Rainbow Warrior’dan Rosso

Dün olağanüstü bir gündü, kaptan Pete Willcox da dahil birkaç kişi, İzmir’den arabayla iki saat uzaklıktaki Soma’nın Yırca Köyüne gittik.

Merak ediyorum Soma ismi size bir şeyler hatırlattı mı? Türkiye’de insanların yeraltında maden için tüneller kazdığı yer mi? Aynı insanların 301 tanesinin (resmi sayı) geçen Mayıs ayında, ülke boyunca polis tarafından aşırı güç kullanılarak bastırılan protestolara neden olan sanayi tarihindeki en ağır “kaza”larından biri sonucu hayatını kaybettiği yer?

7 Rosso Yırca ziyareti...

Fakat kömürün sebep olduğu trajedi, sadece yer altından çıkarılmasından doğan temel risklerle sınırlı kalmıyor; bir de bunun enerji üretimi için kullanımı var. Zeytinlik ve üzüm bağlarıyla dolu, gül tomurcuklarıyla incirlerin bir arada olgunlaştığı bu kırsal alanda iki devasa yerleşkede, iki korkunç enerji santrali çoktan inşa edildi. Bu santraller kömür kullanımının birden çok karanlık yüzü olduğunu gösteriyor: Santraller betondan yapılmış canavarca binalarıyla, yüz metreden yüksek bacalarıyla, buhar püskürten soğutma kuleleriyle, bozuk bir zihin tarafından tasarlanmışçasına her yere giden taşıma bantlarıyla manzarayı sarıyor, kirletiyor, bozuyor. Zehir partikülleri ve ağır metalle yüklü duman ve küllerle çevreye zarar veriyor: küller farklı bir açık alanda biriktiriliyor, garip renklerden oluşan bir kabusun içinde, dayanılmayacak kokuların ve genzi tıkayan partiküllerin kendisini çevreleyen karayı ve onun kat kat altındaki suyu kolayca zehirlemek üzere rüzgarla ya da suyla taşındığı, “Mordor Vadisi”nin gerçeğe dönüştüğü yerde. Sonuncusu ve en kötüsü olarak da bu santraller yüzünden yerel halka, topraklarını kamulaştırılarak, mülklerinden çıkartılarak ve yerel ekonomiyi bir kereliğine mahsus gülünç bir “tazminat parası” verip ortadan kaldırarak zarar veriliyor.

İşte Yırca’da şu an bunlar oluyor; üçüncü bir termik santral planı yapıldı, topraklara el konuldu, dozerler 500 hektarlık başka bir alanı zeytinlikten bomboş bir düzlüğe dönüştürmeleri için gönderildi. Fakat dikkate değer bir durum daha var; bölgesel otoritelerin ve ekonomik güçlerin hiç beklemediği bir şey oldu, bu küçük köydeki yerel halk bu sefer “Hayır!” demeye karar verdi. Bu “ilerleme” ve “gelişme”! artık yetmişti; yeterince zehirlenmiş, betonlaşmış, hastalanmışlardı… Evet, biliyorum; bu hikaye Asterix’le Obelix’in Roma’nın ezici gücüne karşı direnişini andırıyor, fakat bu sefer ne sihirli iksir var, ne de doğaüstü güçler; sadece çoğu yaşlı insanlardan oluşan, yüzlerinde tarlalarda ve kömür madenlerinde çalışarak geçirdikleri zamanın izleri görülen ve dozer gibi büyük tehlikelerle karşılaşmaya korkan bir grup köylü ve çiftçi var. Güvenlik güçleri, kendi hükümetleri. Artık anlam ifade etmeyen bir yıkımdan zeytinliklerini kurtarmak adına büyük bir mücadeleye girmek zorunda oldukları için kafaları karışıktı. Fakat başardılar, sert ve huzurlu yüzleriyle, parlayan gözleriyle bu küçük ve korkmuş insanlar, iki gece önce topraklarına karanlıkta hırsız gibi giren, zeytin ağaçlarını söken (bunun yasadışı olduğunu da ayrıca belirtelim) dozerleri, bedenlerini siper ederek durdurmayı başardılar ve geri gitmeye zorladılar. Yetkililer de bunun üstüne şöyle bir söz verdiler; “Yarın gece tekrar geleceğiz ve bu sefer durduramayacaksınız.”

8 Rosso Yırca ziyaretiKaptanımız Pete Willcox dahil birkaç kişi Yırca’ya gidip köylülere desteğimizi göstermenin, mücadelelerinde yalnız olmadıklarını anlatmanın, geçmişten dünya genelinde benzer durumlarda kazanılmış bazı cesaret verici zafer örnekleri vermenin ve birlikte zeytin, ev yapımı ekmek, peynir ve zeytin yağından oluşan sade fakat lezzetli bir yemek yemenin gururunu yaşadık.

Yalan yok, her şeyin yenilgiyle sonuçlanabileceğinin farkındalar ve bunu bilerek direniyorlar. Peki bunun alternatifi ne olabilir ki? Evde oturmak ve GERÇEKTEN kaçınılmaz olan başka bir yıkımı beklemek mi? Hayır, hayır asla! Ne olursa olsun sonuna kadar direnecekler, dimdik ve barışçıl bir şekilde.

Geçen gece birçoğumuz için dualar ve endişelerle dolu bir geceydi. Çünkü zeytinliklerde kamp kuruldu, yöre halkı ve Greenpeace’in yerel aktivistleri en kötüsüne hazırlıklı bir şekilde tarlaları beklediler. Sabah olduğunda iyi haber de ulaştı: ne saldırı olacaktı, ne de dozerler gelecekti, her şey sessiz ve huzur doluydu. Ufak, hassas ve oldukça simgesel bir zaferdi bu.

Yırca’nın geniş tarlalarına zafer kazandıran neydi? Kamp mıydı? Rainbow Warrior’un ya da bizim orada olmamız mıydı? Kamuoyunun dikkatinin Soma’da neler olup bittiğine yoğunlaşmış olması mıydı? Ya da aslında olumlu bir değişikliği harekete mi geçirdik? Henüz emin olmak için çok erken…

Yerel nüfusun gücü ve kararlılığı hayranlık uyandırıyor, sihirli iksirlere gerek yok, onlar bunu yüreklerinde taşıyor. Ve ben şimdiden orada onlarla birlikte olmayı özledim…

Bu yazı ilk olarak birgunver.org/ da yayınlanmıştır

Rosso 

19.9.2014

Rainbow Warrior mürettebatı

Kategori: Dış Köşe

Doğa MücadelesiManşet

Soma’da zeytinlik alana imar planı olmadan girmişler

16 Eylül’ü 17 Eylül’e bağlayan gece saat 23.50 sularında kepçelerle zeytinliklere girerek, 13 zeytin ağacını sökmüştü

Soma Kolin Termik Santrali’nin kurulması için acele kamulaştırma sürecinde olan zeytinlik alanların henüz imar planlarının olmadığı ortaya çıktı.

Greenpeace’in yapmış olduğu bilgi edinme başvurusuna Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Müdürlüğü’nün verdiği cevapta, “Soma ilçesinde kurulması planlanan termik santral ve kül depolama sahası için gerekli imar planlarının hukuki mevzuat uyarınca askı sürecinin başlatılamadığı, bu nedenle imar planlarının halen kesinleşmediği, planların tamamlanmamış  işlem olduğu” ifadelerine yer verildi.

16 Eylül’ü 17 Eylül’e bağlayan gece saat 23.50 sularında kepçelerle zeytinliklere girerek, 13 zeytin ağacını sökmüştü

16 Eylül’ü 17 Eylül’e bağlayan gece saat 23.50 sularında kepçelerle zeytinliklere girerek, 13 zeytin ağacını sökmüştü

Soma’nın Yırca köyü yakınlarında bulunan yüzlerce dönümlük zeytinlik alan, Soma Kolin Termik Santrali’nin yapımı için acele kamulaştırılmış ve hukuki süreç tamamlanmadan, Kolin Şirketler Grubu önce zeytinlik alanların çevresine 2 metre boyunda çitler çekmiş, 16 Eylül’ü 17 Eylül’e bağlayan gece saat 23.50 sularında kepçelerle zeytinliklere girerek, 13 zeytin ağacını sökmüştü.

Asli unsur olan imar planı eksik

Zeytinlik alanlara ilişkin imar planlarının olmamasının, sürecin hala büyük bir kısmının eksik olduğu anlamına geldiğini ifade eden Greenpeace Avukatı Deniz Bayram, “başından beri hukuksuzluklarla dolu olan bu süreçte, imar planı olmadan zeytinliklere iş makinelerinin girmiş olması, olaya bir skandal daha ekliyor. Binlerce metrekarelik alanda zeytin bahçelerine girildiğinde tüm süreç sona ermiş, bir tek zeytin ağaçlarının kesilmesine sıra geldi zannetmiştik. Oysa ki, Manisa Valiliği tarafından verilen cevapta görüyoruz ki, bu sahada termik santral kurulmasına ilişkin, sürecin asli unsuru olan imar planları yok. Kamulaştırmaya karşı hukuki süreç devam ederken, köylüler her defasında yaşama alanlarında termik santral istemediklerini söylüyor. Onlar, yaşam kaynakları olan zeytinciliğe devam etmek istiyor.

Termik santral projesi ve kepçelerin her an bahçelere gireceği haberleri durmalıdır, çünkü kepçelerin  mevcut durumda zeytin bahçelerine girmesinin hiçbir hukuki ve meşru nedeni yoktur. Biz hukuksuz uygulamalariyla ‘orman kanunu’nu savunanlara karşı ormanları, ağaçları, zeytinlikleri savunuyoruz” dedi.

Kamulaştırma sürecinin tamamlanmamış olması ve hukuki sürecin başlatılmış olmasına rağmen, kepçelerle zeytinlik alanlara girilmesi nedeni ile, köylüler, hasat zamanı gelmeden olmamış zeytinlerini topladı ve zeytin bahçelerinde nöbet başlattı.

Mevzuat gereği uygun değil

Greenpeace’in yaptığı bilgi edinme başvurusuna gelen bir diğer yanıt da Manisa Valiliği, İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nden geldi. Gelen cevapta“…söz konusu alanların %70-%80’inin zeytinlik olduğunu ve bu nedenle mevzuat gereğince termik enerji santrali kurulmasının uygun görülmediği” belirtildi.

(Yeşil Gazete)

ManşetSivil Toplum

Dünya liderlerinden Kuzey Kutbu için Greenpeace’e destek

Greenpeace delegasyonu Ban Ki-Moon’a Kuzey Kutbu’nu Kurtar kampanyasının altı milyon imzasını takdim etti.

Ban Ki-moon Kuzey Kutbu’nu korumak için çağrı yapan 6 milyon Greenpeace destekçisinin isimlerini kabul etti.

Greenpeace delegasyonu Ban Ki-Moon’a Kuzey Kutbu’nu Kurtar kampanyasının altı milyon imzasını takdim etti.

Greenpeace delegasyonu Ban Ki-Moon’a Kuzey Kutbu’nu Kurtar kampanyasının altı milyon imzasını takdim etti.

23 Eylül 2014’te New York’ta gerçekleşecek Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi öncesi BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, altı milyon kişi tarafından imzalanan Kuzey Kutbu’nu Kurtar çağrısını kabul etti. Türkiye’de de yarım milyondan fazla imza toplayan Greenpeace, Kuzey Kutbu’nun belirli bir bölgesini koruma altına alma ve diğer bölgelerinde petrol aramalarını ve yıkıcı sanayi faaliyetleri durdurma çağrısı yapıyor.

Altı milyon imzanın Ban Ki-moon’a sunulduğu dün gece aynı zamanda, Rus yetkililerin aralarında Türk vatandaşı Gizem Akhan’ın da bulunduğu 30 aktivistin tutuklanmasıyla sonuçlanan bir petrol platformunda gerçekleştirilen şiddetsiz eylemin birinci yıldönümüydü.

“Bu imzaları, ortak geleceğimiz için ortak bir taahhüt olarak, sadece Kuzey Kutbu’nu değil, dünyanın her yerinde doğayı korumak adına kabul ediyorum” açıklamasını yapan Ban Ki-moon, Kuzey Kutbu’nu koruma konulu bir uluslararası zirve davetinde bulunmayı de değerlendireceğini belirtti. Ban Ki-moon, içinde Kuzey Kutbu buzundan elde edilen 6 milyon su damlası bulunan bir cam küre hediye eden Greenpeace heyetine yakın bir gelecekte örgütün ünlü kampanya gemilerinden biriyle Kuzey Kutbu’na gitme arzusunu dile getirdi.

Greenpeace heyetinden Greenpeace International Genel Müdürü Kumi Naidoo, toplantı sonrası açıklamasında: “Kuzey Kutbu, New York’taki zirveye katılanlar için bir dönüm noktasını temsil ediyor. Liderler, hiç şüphesiz dünyamızın hızla ısınmasından duydukları derin endişeyi ifade eden zarif demeçler verecekler. Ancak bu liderlerin birçoğu, eriyen Kuzey Kutbu’ndan petrol çıkarmak için bölgenin nasıl bölüşüleceğinin hesabını yapmakta. Ancak aynı anda bu iki duruşu savunmak tek kelimeyle inandırıcı değil. Bugün, burada altı milyon kişi temsil edildi ve sesimizin üst düzey yetkililer tarafından duyulmaya başlanması çok ümit verici. Ban Ki-moon’a imzaları kabul ettiği için teşekkür ediyor ve tüm insanlık adına yürüttüğümüz Kuzey Kutbu’nu Koruma kampanyamızı sürdüreceğimizi söz veriyoruz” dedi.

özgürlük 2

7 Eylül 2014, Greenpeace New York’un simgesi Özgürlük Heykeli’nin bir replikasını Kuzey Kutbu Denizi’ne yerleştirerek 21 Eylül’de People Climate’s March /Halkların İklim Yürüyüşü’ne çağrı yaptı

Eylül başında, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 30 ülkede yapılan anket sonucuna göre, katılımcıların %74’ü Kuzey Kutbu’nu çevreleyen uluslararası sularda bir bölgenin koruma altına alınmasını destekliyor.

Greenpeace, birkaç gün önce Kuzey Kutbu’nda bulunan Esperanza gemisinde iklim aktivisti ve Filipinler İklim Heyeti Baş Müzakerecisi Yeb Sano’yu ağırladı. Kasım 2013’de Varşova İklim Zirvesi’nin açılışında mücadele azmi aşılayan konuşmasıyla ağlatan ve konuşmanın ardından zirve boyunca iki hafta açlık grevi yapan Yeb Sano Esperanza’dan “5,000 mil ötede doğdum ancak benim ve ülkemin geleceğinin Kuzey Kutbu’nun kaderine bağlı olduğunun farkına vardım” açıklamasını yaptı. Kuzey Kutbu ve dünyanın diğer yerlerindeki iklim felaketleri arasındaki bağlantıya dikkat çeken Yeb Sano, Kuzey Kutbu için mücadeleye etmeye çağrı yaptı.

Yeb Sano Kutup Denizi’ndeki Greenpeace Esperanza gemisinde:  “Tayfun felaketini yaşayan bir Filipinli olarak, Kuzey Kutbu’na gitmek İklim değişikliğinin boşluklarını doldurmak gibi. Kuzey Kutbu’nda olanlar, tüm dünyayı etkiliyor.” Ümit Şahin ve Ömer Madra’nın Kuzey Kutbu’nda bulunan Yeb Sano ile Açık Radyo’da yaptıkları röportaj Yeşil Gazete’de yayınlamıştı.

Yeb Sano Kutup Denizi’ndeki Greenpeace Esperanza gemisinde: “Tayfun felaketini yaşayan bir Filipinli olarak, Kuzey Kutbu’na gitmek İklim değişikliğinin boşluklarını doldurmak gibi. Kuzey Kutbu’nda olanlar, tüm dünyayı etkiliyor.”

Ümit Şahin ve Ömer Madra’nın Kuzey Kutbu’nda bulunan Yeb Sano ile Açık Radyo’da yaptıkları röportaj Yeşil Gazete’de yayınlanmıştı.

Greenpeace Esperanza gemisinin Yeb Sano’nun ardından misafir ettiği diğer önemli kişi ise Kiribati Cumhurbaşkanı Anote Tong. İklim değişikliğinin ilk kurbanlarından biri olan bu Pasifik ada ülkesinin Cumhurbaşkanı Tong, “İklim değişikliği bizim için gelecekte karşılaşacağımız değil, şu anda mücadele ettiğimiz bir durum. Günlerimiz sayılı, bu yüzyıl içinde adalarımızın önemli bir kısmı sular altında kalacak. Erimekte olan Kuzey Kutbu çok büyük bir tehdit. Benim ülkem ilk etkilenenlerden, ama sıra diğer ülkelere de gelecek” dedi. Anote Tong Greenpeace Esperanza gemisi ziyaretinin ardından, New York İklim Zirvesi’ne katılacak.

Kiribati Cumhurbaşkanı Anote Tong: “Günlerimiz sayılı. Bu yüzyıl içerisinde adalarımızın önemli bir kısmı su altında kalacak.”

Kiribati Cumhurbaşkanı Anote Tong: “Günlerimiz sayılı. Bu yüzyıl içerisinde adalarımızın önemli bir kısmı su altında kalacak.”

Ayşe Bereket
[email protected]
twitter.com/aysebereket

Kategori: Manşet

EnerjiManşet

‘Rainbow Warrior’ termik santral tehdidi altındaki Çanakkale’de

Kömürün zararlarına karşı dikkat çekmek için Türkiye’yi turlayan Greenpeace gemisi Rainbow Warrior, Çanakkale’nin Karabiga ilçesine vardı. Bölgeye, var olan üç kömürlü termik santralin yanında 10 kömürlü termik santral daha yapılmak isteniyor.

karabiga1

Karabiga’da Rainbow Warrior gemisini balıkçı tekneleri “Hoş geldin Rainbow Warrior, kömüre karşı yelkenler fora”, “Rüzgar bize yeter” ve “Kömürsüz ömür istiyoruz” pankartlarıyla karşıladı. Greenpeace eylemcileri de, Greenpeace botu üzerinde “Kaz Dağı kömür solumasın” yazılı pankart açtı.

CENAL A.Ş. ÇED sürecini tekrar başlatacak

Türkiye’nin en çok termik santrale sahip üçüncü şehri olan Çanakkale’de 10 termik santral daha açılmak isteniyor. Özellikle Cengiz İnşaat ve Alarko Holding ortaklığındaki CENAL Elektrik Üretim A.Ş’nin Karabiga’da kurmayı planladığı santral konumu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreciyle en çok tepki çeken projelerden biri.

Şirketin 2013 yılında Çevre Bakanlığı’na sunduğu ÇED Raporu, çevreye ve insan sağlığına vereceği zararlar nedeniyle iptal edilmişti. Şirket daha sonra bir bütün olan ÇED raporunu 4’e bölerek sunduysa da, yerel halkın ve sivil toplum kuruluşlarının verdikleri hukuk mücadelesi sonucunda, parçalanan ÇED sürecinin bir bütün olduğu gerekçesiyle proje hakkında yürütmeyi durdurma kararı alındı. Defalarca alınan yürütmeyi durdurma kararına karşın şirket yeni bir ÇED süreci başlatıyor. Bu yeni ÇED sürecine karşı da hukuk mücadelesi devam edecek.

Rainbow Warrior gemisi, Karabiga’dan sonra İzmir’e doğru yol alacak.

Greenpeace Akdeniz, Rainbow Warrior Türkiye turu kapsamında, kömürlü termik santrallerin sağlık etkileri konusunda Sağlık Bakanlığı’nı harekete geçmeye çağırıyor. Kampanyaya destek vermek isteyenler, www.birgunver.org üzerinden, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na bir çağrı metni göndererek, halk sağlığını tehdit eden enerji projelerinin planlanma, izin ve denetim süreçlerinde Sağlık Bakanlığı’nın karar verici bir kurum olmasını talep ediyor.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji