Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Duygusal bir yazı: Kuzunuzu hala yiyor musunuz?

İnsanlar yavrularını “kuzum” diye sever çoğunlukla. Neden? Kuzu sevimli bir canlı ve masumiyeti temsil ettiği için mi acaba? Yoksa her kuzu annesinin ilgisine ve sevgisine ihtiyacı olduğu için mi? Kuzunuzu öldürmez, yemezsiniz değil mi?

Ölümlerin en korkuncu çocuk (kuzu) ölümleri ve mezarların en ürperten en hazinli olanı da çocuk mezarlarıdır, bunu herkes kalben bilir. Mezar insana özgü bir şey, ölen hayvan kuzularının bir mezarı yok. Kasaptan “Bir kg. et istiyorum ama kuzu olsun” diye istediğiniz oluyor mu? Oluyorsa o kuzuyu size öldürtselerdi yine de yiyebilir miydiniz? Burada kuzu simgesel, aslında sormak istediğimiz insan dışındaki canlıları nasıl bu kadar rahat yiyebiliyorsunuz? Hayvanı kesme korkunçluğunu kasap üstlendiği için mi? Yoksa hayvanlar sizin için mi yaratıldı? Buna mı inanıyorsunuz? Ya da onlar Descartes’ın deyişiyle duyguları, hisleri olmayan birer makine mi ?

Konunun teorik boyutları, felsefesi çok yazıldı, çizildi. Pisagor’dan hatta daha öncesinden beri de tartışılıyor. Benim meramım, biz şu an ne yapıyoruz? Hayvan hakları yasa tasarısı TBMM gündemindeyken bu konu acaba toplumun ne kadarını ilgilendiriyor? Her zaman olduğu gibi yine bir grup hayvan hakları savunucusu, sistemin tahakkümcü bakışlı vekilleriyle cebelleşiyor mu yoksa bizim inanılmaz “büyük” duyarlılığımızın gücüyle mi o komisyonlarda tartışmalar yürütüyor? Ya da herkesin ilgilendiği ve önemsediği konu kendisine biricik mi? Hayvan hakları meselesi biraz daha ertelenebilir mi? Başka önceliklerimiz mi var?

‘Sevdiklerimiz, yediklerimiz, tiksindiklerimiz, öldürdüklerimiz…’

Biz evlerimizde sevdiğimiz hayvanlara “konforlu” ortamlar sağlarken, kanaryalarımız süslü kafeslerinde “güzel güzel” öterken, tiksindiğimiz, sevimsiz bulduğumuz hayvanlar türlü işkenceye maruz kalıyor ve yenilenler de mezbahalarda can veriyor. İşin tuhaf tarafı medyada işkenceye maruz kalan bir hayvanı gördüğümüzde duyarlığımız çok yüksek ancak mezbahalar,  kasaplar, petshoplar, hayvanat bahçeleri, devasa akvaryumlar, yunus parkları o kadar da sorun değil ve hatta çoğuyla bir alışverişimiz var. Gidip geliyoruz bu mekânlara. Çok tutarlı olduğumuz için horoz ve köpek dövüşlerine gitmiyoruz, tepkiliyiz.

İşte hepimizin olması gerektiği gibi hayvan hakları ve yaşam savunucularının tüm bunlarla derdi var. Ve yasanın meclisten en kapsayıcı haliyle geçmesi için canla başla mücadele veriyorlar.  Bu çerçevede 11 Mart’ta Yaşam İçin Yasa bileşenleri TBMM’de AKP milletvekilleriyle bir ön görüşme gerçekleştirdi. Gerçekleşen toplantı sonucunda hayvan hakları savunucuları sorularına net cevaplar alamadıklarını, düşünülen tasarının birçok eksiklik barındırdığını söylediler. Özelikle hayvanlara kötü muameleye düşünülen ceza alt sınırının yetersizliği, hayvanlar üzerinde deneyler, uluslararası canlı hayvan ticareti, hayvanların duygulu varlıklar olarak tanımlanmaması, avcılık konusunda bir düzenlemeye , yasaklamaya gidilmeyeceği mevzuları toplantının en sinir bozucu yanları olarak belirtildi.

Yunus parklarının aşamalı olarak kapatılabileceği ve hayvanat bahçesi ismiyle yeni tesis açılmayacağı ancak “doğal yaşam parkı” adıyla yeni tesis açılabileceği söylemleri ise kafaları iyice karıştırdı. Petshoplardan kedi ve köpek satılmayıp “denetlenen” üretim çiftliklerinden bunun gerçekleşebileceğinin belirtilmesi de hayvanların mal olarak alınıp satılmasını hiçbir şekilde engellemiyor. Horoz ve köpek dövüşleri yasaklanırken boğa ve deve güreşleri ise serbest kalmaya devam ediyor.

İnsanmerkezciliğin vahşeti

Aslında görüşmeye konu olan yukarıda saydığımız her duruma dair bırakın karar almayı, bunları tartışmak bile insana çok zor gelmesi gereken, utanılası şeyler. Biz ne hakla hayvanları kesip yiyebiliyor, avlayabiliyor, kafeslere kapatıyor, eğlence nesnesi haline getirebiliyoruz ki? Onları doğalarından koparıp kendimize bağımlı hale getirebiliyoruz? Buna da sevgi diyebiliyoruz? Tahakkümcü insan, hayvanlar ve doğa üzerinde kurduğu baskı ve sömürüyle gezegeni yaşanmaz hale getirmenin en büyük adımını atarak Antroposen çağına girmenin trajik “onurunu” yaşıyor maalesef. Bizi bu çukura sokan ya da Max Weber’in deyişiyle demir kafese hapseden, kapitalist sistemin dayattığı ilişkiler ağıdır diyebiliriz belki, ancak kendi gönüllü kulluğumuzu da göz ardı edemeyiz. Patriark devlet ve patron sistemi bize, biz de bizden güçsüz olana hiyerarşi uyguluyoruz.

Bu durum karşısında insanı etik sahibi yapan en önemli şey reddiyeleridir ve kendi felsefi hesaplaşmalarının sonucuyla ulaştığı kabulleridir. Hayvan hakları söz konusu olduğunda, nasıl ki sesi çıkmayan bir çocuğun sesi olabiliyorsak, kendini savunamayan hayvanların da sesi olmak zorundayız.

Yaşanan acılara ve dünyanın ağırlığına kalbi dayanmayarak 2019 yılında kaybettiğimiz Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) koordinatörü ve vicdani retçi sevgili Burak Özgüner’in şu sözleriyle bitirmek istiyorum :

Hayvanlar, insanlar ve doğa için, yani istisnasız herkes için, topyekün özgürlük isteyenler olarak bulunduğumuz yerden dünyayı değiştirmeye devam edeceğiz. Reddedişimiz, neşemiz, öfkemiz ile…” [1]

*

[1]Yaşam için yasa change.org imza kampanyasından aktaran Eray Özgüner, Burak Özgüner’in annesi.

Kategori: Hafta Sonu

Hayvan HaklarıManşet

Aktivistlerin Eray ablası, Burak’ın annesinden eşit ve adil bir dünya için Yaşam için Yasa…

Söyleşi: Tolga Öztorun

 Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, 9 Kasım 2019’da aramızdan ayrılan, hayvan hakları aktivisti Burak Özgüner’in annesi Eray Özgüner’in çağrısıyla bir araya gelen, eşit, adil ve yaşanabilir bir dünya için çalışan aktivistler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve araştırmacılar tarafından kuruldu. 

 “Temel iddiamız ve bizleri bir araya getiren ortak ilkemiz; “eşit, adil ve yaşanabilir bir dünyanın en temel ve gerekli koşulu, hayvanların yaşam haklarının korunması” diyerek yola çıkan Eray Özgüner ile Yeşil Gazete için kurulmasına ön ayak olduğu Yaşam için Yasa İnisiyatifi’ni konuştuk.  

Eray Abla bize Burak’ın sözleri ile seslenerek başladı;

“Hayvanlar, insanlar ve doğa için yani istisnasız herkes için topyekûn özgürlük isteyenler olarak, bulunduğumuz yerden dünyayı değiştirmeye devam edeceğiz.”

Tolga Öztorun: Burak gideli bir yılı aşkın zaman oldu ama Burak’sız bir hak mücadelesi nasıl oluyor? Onu sormak istiyorum, tam da sözlerinde olduğu gibi hala bulunduğu yerden devam ediyor mu hak aramaya?

Eray Özgüner: Burak’sız bir hak mücadelesi çok eksik. Bunu annesi olarak sadece ben söylemiyorum. Onu tanıyan, tanımayan herkes söylüyor. Burak’ın mücadelesini örnek aldıklarını söylüyor insanlar. Burak hep aramızda ve çok temiz bir dünyadan yine hak arayanlara ilham oluyor. O, mücadelesine sekiz yaşında başlamıştı. Mahallemizde belediye tarafından zehirlenen hayvanları bahçemize toplayarak yola çıktı. Hayvanlara uygulanan şiddet karşısında belediye binasına taş atarak aktivizmin ilk adımlarını attı. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e mektuplar yazarak, şikâyet ederek bölgemizde belediyenin zehirlemelerini durdurdu ancak bu defa da mahalleli ile savaşmaya başladı. Ardından hayvan hakları derneklerini beldemize çağırarak dev bir kısırlaştırma çalışması başlattı. Sekiz yaşında bir çocuk için inanılmaz işler başlattı. Ömrünce hayvanları kötü koşullardan korumak istedi.

 Hayvan haklarını korumak adına bunca inisiyatif, bunca dernek, federasyon varken neden yeni bir oluşum için kolları sıvadığını merak ediyorum. Nedir bu #yaşamiçinyasa inisiyatifi?

Burak sekiz yaşından otuz iki yaşına kadar birçok kişi ile omuz omuza mücadele etti. Çeşitli topluluklardan çok sayıda insanı bir arada tutmak için insan üstü bir gayret sarf etti. Bu süreçte kendisine hep haksızlık etti. Hep uyarmamıza rağmen dinlenmesine, yeme içmesine hiç dikkat etmedi. Bu hak mücadelesi onun yaşamıydı. Bize her zaman tüm diğer hak örgütlerinin STK’ların, çevre örgütlerinin, hayvan hakları örgütlerini görmediğini söylerdi. Kendisi hep hak mücadelelerinde yer aldığı için diğer toplulukların da hayvanları fark etmelerini ve çektikleri acıları fark etmelerini isterdi. Bu konuda bir birlik oluşturmak için kafa yorardı.

İlk kez Kısırkaya Barınağı eyleminde çevreciler ve hayvan hakları savunucularını bir araya getirdi. “Kısırkaya Ölüm Kampıdır” eylemi büyük ses getirdi. Ben de annesi olarak bu çağrıyı tam da Burak’ın olduğu yerden yapmak istedim. Tüm yaşam hakkı savunucuları örgütlerine seslendim. Tüm hakların bir bütün olduğuna dikkat çekmek istedim. Amacım yaşam hakkı savunucularını ortak bir noktada toplamaktı. Verilen mücadelenin dayanışma ile daha da yükseleceğine olan inancımdandı. Bu çağrımdan sonra yaşam hakkı savunucusu gençler #yaşamiçinyasa inisiyatifi ‘ni kurdular ve bir birlikte bir kampanya yürütüyoruz. Hayvanların haklarını savunurken yaşam hakkını savunmak önceliğimiz. Yaşam hakkını gözetirseniz her sorun kendiliğinden hallolur.

Nasıl bir Hayvan Hakları Yasası bekliyorsunuz? Talepler nelerdi?  

Ben hayvan hakları alanında daha önce çalışmadım. Hayvan haklarını Burak’tan öğrendim. Bu nedenle bu konuda bilir kişi olarak konuşmam doğru olmaz. Beklediğimiz tek şey kanun yapanların hayvanlardan yana saf tutmalarıdır. AKP Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin’in medyaya yansıyan açıklamalarından sonra, hayvana şiddet ve tecavüze verilen alt sınırın altı aydan dört yıla kadar olması kesinlikle şiddeti durdurmayacaktır. Birinci önceliğimiz ertelemesiz hapis cezasının gelmesidir. Hayvanlara karşı şiddeti sadece cezalandırma ile durdurabiliriz. Hayvana, insana ve çevreye uygulanan şiddetin bir farkı yok.  Birini kollayıp birinden vazgeçmek imkansız. Verilecek cezanın alt sınırdan olmaması gerekiyor.

Peki Meclisten çıkacak yasa ile hayvanların yaşam hakkı anayasal güvenceye kavuşabilecek gibi görünüyor mu?

Haberlere göre hayvanseverlerin evlerinde en fazla üç hayvan bakabilecekleri yönünde bir düzenleme yapmak istiyorlar. Bu hayvanseverler ile sevmeyenleri karşı karşıya getirecektir. Engelli hayvanlara evlerinde bakan çok sayıda insan var. Bu görev esasen belediyelerin olmasına karşın, insanlar belediyelere güvenmiyor. Rehabilitasyon merkezlerinde hayvanların yaşam haklarının yeterince gözetildiğini düşünmüyoruz. Yapılan açıklamalar bizleri tedirgin etmiştir. Bu yönde çıkan kararlar kabul edemeyeceğimiz bir şeydir.

Hayvanat bahçeleri, yunus parkları, avmlerde hapsedilmiş hayvanlar ve hatta petshoplarda satılan hayvanlara yönelik yerinde bir güncelleme yapılmayacağına karşı endişelerimiz var  

Ülke genelinde ekoloji, kadın hakları, LGBTİ+ hakları, cinsel şiddetin önlenmesi, insan hakları, engelli hakları, toplum sağlığı, çocuk ve yaşlı haklarına ilişkin sorunlara adaletli bir çözüm bulunmadan  hayvan haklarının düzene gireceğine inanıyor musun?

“İnsan hakları görülmezken hayvan hakları nasıl savunulsun” şeklinde bir inanış var. Ben hak mücadelelerinin bir bütün olduğuna inananlardanım. Hepsi birbiriyle paralel gitmeli. Birinin diğerinden daha önemli olduğu bir durum yok. Biz insanlar olarak dünyayı hayvanlar ve tüm doğa ile paylaşıyoruz. Buradaki önemli nokta yaşam hakkı. Doğanın özgürce yaşaması, hayvanın özgürce yaşaması, insanın özgürce yaşaması temel felsefemiz olmalı.

Son olarak BURHAK’tan (Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma ve Etkinlik Merkezi) bahsedelim. Neler oluyor BURHAK’ta?

Maalesef BURHAK’ın açılışını pandemi nedeni ile duyuramadık. BURHAK lise ve üniversitede öğrenim gören, hayvan hakları alanında çalışan ve bu konuyla ilgili gençlere ve tüm hayvan hakları topluluklarına açık olacak ve BURAK gibi çocukları gençleri bekleyecek. Ayrıca diğer yaşam hakkı savunucularına da toplantı ve etkinlik alanı yaratmayı hedefliyoruz. Online olarak ilk hayvan hakları tartışmasını gerçekleştirdik. Burak’ın mücadelesini örnek almayı hedefleyen bütün yaşam hakkı savunucularını ortak bir mücadeleye çağıracağımız bir mekân olmasını hedefliyoruz. Biliyoruz ki bu hak bizim için çok önemli.

Bu harika sohbet için Eray Özgüner’e ve en çok Burak Özgüner’e teşekkür ediyorum.

Burak Özgüner

Lise yıllarından beri hayvan hakları için mücadele eden Burak Özgüner, Kasım 2019’da hayatını kaybetti. Hayvan hakları için yasa çıkartılması konusunda uzun yıllar boyunca mücadele eden Özgüner, 2011’de Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde TSK tarafından katledilen katırlar için mücadele etmişti. Katırlar için verdiği mücadele sonuçsuz kalıp hayvanlara yönelik silahla yaralama, öldürme fiilleri devam edince 2015’te vicdani reddini açıkladı. Bunun üzerine askerlik şubesi, Özgüner hakkında soruşturma başlatarak dosyayı savcılığa gönderdi. Savcılık da hakkında iddianame hazırladı ve Konya Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Özgüner vefatından iki gün önce Konya’da hakim karşısına çıkarak, “Kimse hakkını kullandığı için cezalandırılamaz” demişti.

Gezi’den altı yıl sonra hakkında dava açıldı

Özgüner, Gezi Parkı eylemleri sırasında polis şiddeti nedeniyle ölen ve yaralanan hayvanları gündeme getirmek için de eylem yapmış; bu nedenle de hakkında ‘terör soruşturması’ başlatılmıştı. Gezi Parkı eylemleri sırasında, hem Burak Özgüner’in o dönem çalıştığı kliniğe hem de başka kliniklere birçok yaralı ve saldırıdan etkilenen hayvan getirilmiş; Özgüner ve arkadaşları, hayvan hakları ihlalleriyle ilgili bir rapor hazırlayarak Cenevre’deki Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi’ne başvurmak için hazırlık yapmıştı.

Hayvan Hakları Raporu’nun mimarlarından

Burak Özgüner, TBMM Hayvan Hakları Komisyonu’nunun da katılımcılarındandı. Komisyona Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu Kurucular Kurulu üyesi ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği temsilcisi olarak katılan Özgüner, hazırlanan yasa taslağı hakkında gazetemize yaptığı değerlendirmede, Komisyon’un raporunun 300’den fazla STK ve oluşumun ortak taleplerini büyük ölçüde karşıladığını belirtmiş, ancak etik çelişkiye dikkat çekmişti.

Kategori: Hayvan Hakları

Hayvan HaklarıManşet

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi: Hayvanların yaşam hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmalı

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, uzun süredir yürütülen mücadeleye rağmen hala yürürlüğe konulamayan Hayvan Hakları Yasası ile ilgili endişelerini ve taleplerini dile getirmek için bir basın toplantısı düzenledi.

İnisiyatif, 9 Kasım 2019’da yaşamını yitiren hayvan hakları savunucusu Burak Özgüner’in annesi Eray Özgüner‘in çağrısı ile kurulmuştu.

Toplantıda Hayvanları Koruma Kanunu’nun, yaşam hakkı savunucularının talepleri ve çalışmaları doğrultusunda değişmesi gerektiğini vurgulandı. Yasanın içeriğiyle ilgili çekincelerinin bulunduğu belirtilen açıklamada “Ancak yasanın Meclis gündemine yıllardır inatla getirilmemesi bir yana, nasıl getirileceği yönünde çok ciddi endişelerimiz bulunuyor” denildi.

‘Bu kadar zor mu?’

Basın açıklamasında ilk sözü Eray Özgüner aldı. Özgüner, Burak’ın 8 yaşında hayvan hakları mücadelesine başladığını hatırlatarak, “8 yaşında bir çocuk cumhurbaşkanına, başbakana mektuplar yazdı, dernekler irtibata geçti. Ömrünü bu mücadeleye adadı. Mecliste milletvekillerin kapılarında bekledi. Anlattı, anlattı. Bütün vekiller dinledi, çünkü doğruydu anlattıkları. İlk kez TBMM’de kanun teklifi üzerinden uzlaşıldı” ifadelerini kullandı.

Hayvanların çektiği acıları görmezden gelen kanunların neden değiştirilmediğini soran Özgüner, “14 yıldır bu kadar zor mu? Cumhurbaşkanı, tüm siyasi partilere sesleniyoruz yaşamdan yana saf tutmanızı bekliyoruz. Hayvanlar için adaletli bir kanun çıkaralım, hayvanların açısı son bulsun” dedi.

‘Sahipli-sahipsiz hayvan tanımı değişmeli’

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi adına ortak açıklamayı Dört Ayaklı Şehir’den Başak Deniz Özdoğan okudu. Özdoğan, 2004 yılında yürürlüğe giren ve önümüzdeki haftalarda yeniden TBMM’nin gündemine gelmesi beklenen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun, yaşam hakkı savunucularının talepleri ve çalışmaları doğrultusunda değişmesi gerektiğini vurguladı. Özdoğan şu talepleri sıraladı:

Gerçekten hayvanların haklarını koruyan bir yasa için öncelikle hayvanlar duygulu varlıklar olarak tanımlanmalı; mevcut kanundaki sahipli- sahipsiz hayvan ayrımının kaldırılmalı; hayvana yönelik gerçekleşen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine hapis cezası yaptırımı getirilmeli, ceza alt sınırı 3 yıl olarak belirlenmeli; hayvanlara yönelik hak ihlâllerinin soruşturulması konusunda cumhuriyet savcıları re’sen yetkili kılınmalı; mevcut kanunun 6. Maddesi asla değiştirilmemeli;  Evcil ve egzotik hayvan üretimi, ticareti ve satışı yasaklanarak suç kapsamına alınmalı; “yasaklı ırk” ve “tehlikeli ırk” tanımı kaldırılmalı; avcılık yasaklanmalıdır.

‘Hayvan dövüşleri yasaklanmalı’

Başak Deniz Özdoğan’dan sonra söz alan Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nden Fatma Biltekin, yasanın meclise bir an önce gelmesini beklediklerini söylerken sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve yasa taslağının sivil toplum ile paylaşılması gerektiğini belirtti ve talepleri sıraladı:

Hayvanat bahçeleri ve sirkler yasaklanmalı, yunus parkları kapatılmalı, Hayvan dövüşleri, güreşleri ve yarışları istisnasız bir şekilde yasaklanmalı; hayvan deneyleri yasaklanmalı; alternatif yöntemlere geçilmeli; atlı faytonlar ve at arabaları ülke genelinde yasaklanmalı; hayvan kürkü üretimi ve ülkeye girişi yasaklanmalı; canlı hayvan ticareti yasaklanmalı; havai fişek kullanımı yasaklanmalıdır.”

‘Toplum beklentilerine cevap veren bir yasa’

Hayvanlara Adalet Derneği’nden avukat Hülya Yalçın ise hukuken kolay uygulanabilir bir yasa beklentisini dile getirdi. Yalçın, “Meclis Araştırma Komisyonu’nun, tüm siyasi partilerin mutabık kaldığı somut önerilerine ve toplum beklentilerine cevap veren, hukuken uygulanabilir bir yasa bekliyoruz.  Hayvanların duygusal ve sosyal canlılar olduğu gerçeğinden yola çıkarak, kendi anayasal haklarımız çerçevesinde onların yaşam haklarını korumak için herkesi Yaşam İçin Yasa çağrımıza ortak olmaya davet ediyoruz. Hayvanlara karşı artan şiddetin sosyal boyutunun da dikkate alınarak, toplumsal talebin de karşılanacağı yasa beklentimizi Meclise bir kez daha hatırlatıyoruz” dedi.

‘Hayvanat bahçeleri son bulsun’

Hülya Yalçın’dan sonra söz alan Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı, hayvan hapishanelerinin kapatılması gerektiğini belirtti:

Bugün yunus parkı sahipleri, avcılar, faytoncular, hayvan dövüştürenler ve pet shop sahipleri, “dernek” adı altında Meclis’te kulis yapıp siyasi bağlantılarını devreye sokarken, biz sadece hayvanlar için adalet istiyoruz. Soruyoruz: Meclis’te bizi temsil eden vekiller, 10 yunus parkına dokunmayarak Türkiye sularından yunusların etik dışı ve yasadışı şekilde avlanmasına izin verecek mi? Yoksa bu tesisleri yasaklayarak ve mevcutları kapatarak milyonlarca insanın özgürlük çağrısına kulak mı verecek? Meclis, hayvanat bahçeleri, yunus parkları ve hayvanlı sirklerdeki bu kirli ticareti artık sonlandırmalıdır. Bunun yerine hayvanların kullanılmadığı, yeni ve gelişmiş teknolojileri hayata geçirerek tüm dünyaya örnek olacak adımlar atmalıdır.”

‘Sadece bizim talebimiz değil’

Sarıyer Kent Dayanışması ve İstanbul Kent Savunması’ndan Ezgi Öz sokak hayvanlarının sokak sakinleri olduğunu söyledi ve “Sokağımızda yaşayan hayvanlar, sokağımızın, kentimizin sakinleridir ve ortak yaşama kültürümüzün getirdiği sorumluluk bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir” dedi. Öz konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

Bugün burada Yaşam İçin Yasa diyerek paylaştığımız taleplerimiz, sadece bizlerin talepleri değil; dükkanı önünde kedi köpeği besleyen esnafın, köyde hayvanlarla birlikte büyüyen çocukların, soğuktan korumak için sokak hayvanlarına yuva yapanların, mahalle gönüllülerinin, havai fişek patlatma kuşları korkutma diyenlerin, evinin önünde, şehrin çeperlerinde canlar için besleme yapanların da talepleri.”

‘Kampüslerde hayvanların ihtiyaçları karşılansın’

Boğazici Üniversitesi Çevre Kulubü’nden Tuğba Uştu üniversite kampüslerinin canlıların da yaşam alanı olduğunu ifade etti:

Biz öğrenciler, kampüs hayvanların ihtiyaçlarını kendi emeğimiz ve harçlığımızla karşılamaya çalışıyoruz, ancak kaybettiğimiz canların hesabını soramıyoruz. Kampüsler için hayvan varlığı belgesi oluşturulmasını, üniversitelerde uygun birimler açılmasını ve hayvanlarının bakım ve ihtiyaçlarının karşılanmasını talep ediyoruz. Kedisiz, köpeksiz üniversite kampüsü hayal edemiyoruz.”

‘Şiddet normalleştirilmemeli’

İnsanların insanlara ve hayvanlara uyguladığı şiddet ve bu şiddeti uygulama gerekçelerinin aynı olduğunu dile getiren Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Özge Özgüner şu ifadeleri kullandı:

Maruz bırakılanın insan mı hayvan mı olduğuna bakılmaksızın fail odaklı bir yaklaşım ve cezalandırma gerekli. Çünkü yaşatılan acı aynı ve hayvanlar, insan istismarına karşı savunmasız. Cezasızlıkla şiddet normalleştirilmemeli, suça davetiye çıkarılmamalı.

Kadın cinayetlerini durduracağız dediğimiz gibi hayvan cinayetlerini durduracağız dememiz gerekiyor, Eşit, özgür, sömürüsüz, sınıfsız bir dünya tahayyülümüzün içine hayvanları da dahil etmemiz gerekiyor. Gelin “yaşam için yasa” diyelim birlikte. Çünkü hayvanlar yoksa çok eksiğiz.”

‘Avcılık yasaklansın’

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Onur Küçük, hayvanların yaşamının korunması, iklim krizine karşı mücadelenin, ekosistem sürekliliğinin, kent ekolojisinin temeli olduğunu belirtti. Avcılığın yasaklanması gerektiğini belirten Küçük şu ifadeleri kullandı:

 Hayvanlar için adalet talebi, hem iklim krizine karşı yaşanabilir bir dünya için, doğanın sömürülmediği, şiddetin cezasız kalmadığı ve teşvik edilmediği bir Türkiye için mücadele eden tüm ekoloji mücadelesinin, hak örgütlerinin, emek ve adalet mücadelesinin öncelikli gündemlerden biri olmalıdır. Tüm ekoloji ve doğa koruma mücadelesinden omuzdaşlarımızı da hayvanlara adalet mücadelesine destek vermeye çağırıyoruz.”

‘Gereken tek şey vicdani bakış açısı’

Vegan Derneği Türkiye’den Ebru Arıman adaletin yalnızca bir türe özgü olamayacağını söyledi. Adalet, eşitlik ve özgürlük hakkının yaşayan her türün en temel ihtiyacı olduğunu belirten Arıman konuşmasına şöyle devam etti:

Hayvanlara tuzak kurma, avlama, esaret altında tutma, bedenini sömürme, işkence etme, vücut bütünlüğünü bozma, ailelerini dağıtma, stres altında yaşamaya mahkum etme ya da öldürme gibi hak ihlalleri, etik ve adil değildir, hiç bir zaman da olmayacaktır.  Hayvan haklarında yaşanan derin mağduriyeti anlayabilmek için gereken tek şey vicdani bir bakış açısı. Hayvanlar da toplumun birer öznesi/ bireyi olarak görülene dek onlar için hak mücadelemizi sürdüreceğiz. “

Basın açıklaması Burak Özgüner’in “imkânımız yok belki ama hayvanlar, insanlar ve doğa için yani istisnasız herkes için topyekûn özgürlük isteyenler olarak, “bulunduğumuz yerden dünyayı değiştirmeye devam edeceğiz”, reddedişimiz, neşemiz, öfkemiz ile…” sözleri okunduktan sonra bitti.

Kategori: Hayvan Hakları

Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

Fatih Ormanı’na villa ve yüzme havuzu projesine kanunsuz ÇED: Halk toplantıya alınmadı

Bilgili ve Doğuş ortaklığındaki Ege Turizm, Kuzey Ormanları’nın şehir içindeki parçası Fatih Ormanı’ndaki projesi için Maslak TİM Center’de gerçekleşen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) toplantısına doğa savunucusu aktivistler alınmadı. Kuzey Ormanları Savunması’nın yazılı açıklamasına göre toplantı polis barikatı ile halkın katılımına kapatıldı.

ÇED toplantısına katılım için çağrı yapan ve toplantıya katılımı engellenen Kuzey Ormanları Savunması aktivistleri yaşananları şu şekilde aktardı:

“Kanunsuz ÇED: Fatih Ormanı İşgal Projesi’nin ÇED Toplantısı Polis Barikatı İle Halka Kapatıldı!

Bugün Fatih Ormanı’nı savunmak isteyen yaşam savunucuları, “İstanbul’un ormanları villa alanı değildir!”, “Ormana villa yapılmaz!” diyerek, işgal edilerek yapılaşmaya açılmak istenen Fatih Ormanı’nın kapısında buluşarak ÇED toplantısının yapılacağı TİM Center’e yürüdüler.

Kanunen halkın katılımına açık olması gereken ÇED Halkın Katılımı Toplantısında, TİM Center bina kapısının önüne çevik kuvvet barikatı konularak halkın katılımı engellendi.

Doğuş ve Bilgili Holding’in Fatih Ormanına yapmak istedikleri proje protesto edildikten sonra ÇED toplantısı öncesinde Diren Fatih Ormanı İnisiyatifi ve meslek odaları basın açıklamaları yaptılar.

“Ormana patron olmak için yaptığınız ÇED toplantınız batsın” yazılı pankart açan yaşam savunucuları, “Ormana proje yapılamaz”, “Doğuş ve Bilgili ormanıma sulanmayı bırak artık”  yazılı dövizler taşıdı. Sık sık “Bilgili elini ormanlardan çek”, “Doğuş elini ormanlardan çek”, “Ormana villa yapılmaz” sloganları atan yaşam savunucuları adına ilk olarak Sarıyer Kent Dayanışması’ndan Eray Özgüner konuştu. Diren Fatih Ormanı  İnisiyatifi basın açıklamasını okuyan Özgüner, “Sermaye ve iktidar baskısı ile kentin bütününden koparılan; Cendere Vadisi, Maslak 1453, 3. Köprü ve 3. Havalimanı gibi projelerle abluka altına alınan Fatih Ormanı, hiçbir şekilde imara açılmaması gereken bir orman; yok edilmemesi gereken bir doğal yaşam alanıdır” dedi.

Özgüner ayrıca şunu belirtti: “Biz kişisel çıkarlarını değil, yaşamı ve doğayı savunanlar, Fatih Ormanında yaşayan her bir canlının yaşam hakkını savunmaya devam edeceğiz. Bilgili, Doğuş veya ismi ne olursa olsun, ormanımıza göz diken herkesin karşısında olacağız”.

Meslek odaları da ÇED sürecine başlanan projenin etkilerinin değerlendirilerek iptal edilmesini istedi. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Orman Mühendisleri Odası ve Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi adına basın açıklamasını okuyan Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu’ndan Ayşe Yıkıcı, “ÇED sürecine başlanan projenin, inşası ve işletmesi aşamasındaki etkileri yeniden değerlendirilerek proje ve projeye dayanak olan diğer işlemler iptal edilmelidir. İstanbul’un kuzeyindeki orman ekosisteminin bir parçası olan Fatih Ormanı, hiçbir koşulda yapılaşmaya açılmamalıdır. Meslek Odaları olarak konunun takipçisi olacağız ve kamu yararından yana mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

Kanunen halkın katılımına açık olması gereken ÇED Halkın Katılımı Toplantısı’nda, TİM Center bina kapısının önüne çevik kuvvet barikatı konularak halkın katılımı engellendi.

Kuzey Ormanları Savunması

 

(Yeşil Gazete)