Hafta SonuManşet

Bir zar oyunu ustası, bir meddah: Tuncel Kurtiz – Ercüment Gürçay

Tuncel Kurtiz

Hukuk, filoloji, felsefe, psikoloji ve sanat tarihi okudu ama hiç birini de tamamlayamadı.

1959’ da Dormen Tiyatrosu’ nda başlayan oyunculuk kariyerinde Çehov-Martı (1963), Nazım Hikmet-Yolcu (1967), Yaşar Kemal-Teneke, Haldun Taner-Keşanlı Ali Destanı’ nda (Berlin-1984) ve daha birçok oyunda rol almıştı.

Tuncel Kurtiz

Tuncel Kurtiz

1994 yılında Sema Moritz ve Dimo ile birlikte Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı’ nı yorumlamıştı.

Tiyatroya devam ederken aynı zamanda sinemaya da adım attı. Ben onu daha çok filmleriyle hatırlıyorum. Türk sinemasında tartışılmaz bir yeri vardı. 1964’ te Şeytanın Uşakları filmiyle ile başlayan yolculuğuna Bitmeyen Yol (1965), Hudutların Kanunu (1966), Umut (1970), Otobüs (1974), Nehir (1977), Kanal (1978) filmleriyle devam etmiş, 1978’ de Sürü filminde Hamo rolüyle oyunculuğun zirvesinde yerini almıştı. 1979’ da yapımcılığını ve senaryosunu üstlendiği Bereketli Topraklar Üzerinde filminde yer almış, 1983’ te Yılmaz Güney’ in Duvar filminde Tonton Ali’ yi oynamıştı. Hudutların Kanunu filminin Bekir’ i, Çirkin Kral’ ın Cahit’iydi. Kanal’ da Abuzer Dayı, 1996’ da Tabutta Röveşata’ da Reis’ ti. 1996’ da Işıklar Sönmesin’ in Haydar Ağası’ ydı. Akrebin Yolculuğu (1997) ve Hoşça kal Yarın (1998) filmlerinde oynadı. 2001’ de çekilen Şellale filminin Kel Selim’ iydi.

Bitmeyen Yol

Bitmeyen Yol

Hayatı bir inat hikâyesiydi ve 2003’ de İnat Hikâyeleri’ nin doğaçlama üstadı, anlatıcısı ve oyuncusu oldu. Üç masalcıya can verdi: Latif, Latif Şah ve Cambaz Şaho. 2007’ de Yaşamın Kıyısında Ali Aksu’ ydu, 2008’ de Güz Sancısı’ nda Kamil Efendi’ ydi. 77 senelik yaşamında yüze yakın filmde rol aldı; hangi rolü oynarsa oynasın keyifle, zevkle, adeta rolüyle sevişir gibi oynadı; oyunculuğuyla, belleklerimizde unutulmaz bir iz bıraktı.

Berlin- Stockholm- Newyork hattında uluslararası birçok filmde-projede yer aldı. İngilizce, Fransızca, İsveççe, Kürtçe birçok dilde oynadı.

Mahabharata' da

Mahabharata’ da

1985’ de Newyork Brooklyn Academy of Music tarafından sahnelenen bir Peter Brook uyarlaması olan Hint Destanı “ Mahabharata” da zar oyunu ustası Shakuni’ yi oynadı. Bu oyun 1989’ da TV dizisi ve sinema filmi olarak da çekildi. Ama biz Türkiye´de bunları göremedik. Yıllar sonra filmin DVD’ sini bir biçimde edinmiş ve filmden Kurtiz’ in sahne aldığı bir bölümü internette paylaşmıştım.

Hindistan´ın ulusal destanı Mahabharata, aslında bir şiirdir ama çok büyük ve karmaşık bir şiir külliyatı olarak düşünülebilir. Sözcük sayısı “Mesnevi” den çok daha ötededir ama büyük olasılıkla tek bir kişi tarafından yazılmamıştır. Sanskritçe yazılmış olan Mahabharata şimdiye kadar yazılan en uzun şiirdir, “stanza” denen yüz bin kıtadan oluşur yani İncil´in 16 misli, Ansiklopedi Britannica´ nın tamamı kadardır. Bazılarına göre MÖ 3.-5. Yüzyıl aralarında yazılmıştır, bazılarına göre MS. 4. Yüzyıl´da derlenmiş, bazılarına göre ise çok daha eskilerde 19-20.000 yıl evvel yazılmıştır. Hintliler´ e göre Mahabharata´ da olmayan bir şey hiçbir yerde yoktur.

Sanskritçe ´de “maha” büyük ve her şeyin toplamı anlamına gelir; “bharata” ise komünyel bir isimdir veya bir bilgeliğin tanımıdır. Daha öte metafizik yorumlarda sözcüğün “insan” anlamında olduğu da söylenir; bu bağlamda “İnsanlığın Öyküsü” yazılmıştır. Destanda anlatılan dev savaş öncelikle klanlar arası bir çatışma gibi görünse de, aslında tüm gezegenin egemenliği yolunda bir kavgadır ama sonunda öyle bir savaş başlar ki, tüm evren yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Savaşta kullanılan silahlar hem dünyasal (ok, balta, kılıç, mızrak gibi) hem de tanrısaldır (ışınlar, atomik silahlar, uçan araçlar gibi) Bir bakışa göre, Mahabharata en eski bilim kurgu örneğidir ve zeki canlılar arasındaki bir anlaşmazlığı, bir savaşı ve günümüz teknolojisinin çok ötesinde silahların kullanıldığını anlatır.

53

Batı dünyası bu inanılmaz dev destanı ancak, 18. Yüzyıl´dan sonra tanımıştır; o da destanın sadece küçük bir bölümü olan 1785´de Londra´da Charles Wilkins çevirisiyle yayınlanan “Bhagavad-Gita“dır.

19. Yüzyıl´da Doğu bilimci Hippolyte Fauche, 200 kişilik bir ekiple tüm destanı Fransızca´ ya çevirmeye başladı ama ömrü vefa etmedi. Sonuçta eksiksiz İngilizce çeviri ancak 20. Yüzyıl´ın başında yine Hintliler tarafından Bombay´da gerçekleştirildi.

Günümüzdeki en ilginç ve inanılmaz Mahabharata olayı; Jean Claude Carriere, Marie H. Estienne, Peter Brook ve arkadaşlarının 16 yıl çabaladıktan sonra 1985´de ilk kez Avignon´ da sahneye koydukları “Mahabharata” adlı oyundur. Oyun 9 saat sürüyor, bazen üç gecede, bazen bütün bir gün veya bütün bir gecede oynanıp bitiriliyor, 16 ulusa mensup 25 oyuncu sahneye çıkıyordu. Kurtiz’ de projenin başından sonuna kadar oyuncu kadrosunda yer aldı ve başarılı bir performans ortaya koydu.

48

Aynı ekip, yorulmaksızın çalışarak, inanılmaz bir performans sonucunda oyunu, bir film ve bir de tv dizisi haline getirmeyi başardı.

Peter Brook

Peter Brook

Kurtiz’ in Peter Brook’ la bir hikâyesini de kendi anlatımıyla buradan aktarmak istiyorum: 23 Mart 1987 Paris. 24 Mart sabahı., 06.40. Rue de Tourin, 117. Geliyor birden Arnavutköy aklıma. Dün sabah yedide kalktım. Bu sabah daha erken. Oysa prova 11’ de. Yağmur yağıyor. Biraz heyecanlıyım, hastayım. Boyun adaleleri zedelenmiş. Üç aydır Berlin hayatı. İçki, uykusuzluk düşürdü direnci. Stockholm’ de yedi gün kaldım. Oğlum Mirza ile arkadaşlık kurmaya çalışıyorum. Çok seviyorum Mirza’ yı. (çok seviyorsun da ne yapıyorsun, eşşekoğlu eşşek.)

Yağmurda yürüdüm, provaya erken gitmek istemiyorum. Yani çok erken gitmek istemiyorum. Tiyatronun karşısındaki kahvede Guayanalı bir aktörle karşılaştım. Guayanalı olduğunu söyledi. Kahve içtik. Prova. Peter Brook ayağından ameliyat olmuş. Mavi gözleri “cıvıl cıvıl”. “Bir daire yapalım” dedi. Daireyi oluşturduk. Beğenmedi. “Mükemmel bir daireye ulaşacağız ilerde” dedi. Bruce bir kelime söyleyecek ve yanındaki onu devam ettirecek. Bruce “good” dedi. Öteki oyuncu “deeds” dedi. Öteki “are” öteki “wonderful”. Böylece good deeds are wonderful” dairede dönerek tamamlandı. Peter ilk günün zorluklarından söz etti. Japon davulu ritminde dans ettik. Sonra yemek, sonra tekst okuduk. Bruce bir doğaçlama yaptı…

Sonra Peter bana seslendi. “Haydi, Tuncel, sen oyna, ama Türkçe oyna”. Ben ortada dolanmaya başladım. “Efendim adet olmuş bir kere” diye bir meddah tavrıyla hikâyeyi anlattım. Zaman zaman çok komik durumlar çıktı ortaya. Bir günde büyüyüp delikanlı olan ve oğlunu tanımayan baba. Bu sahne tam bir ibiş komikliğiyle oynandı tarafımdan. Hoşlaştılar. Yorgunum. Sekizde uyudum. Durmadan uyandım. İşte saat dokuzbuçuk oldu. Ancak gövdemle, sağlığımla ilgiliyim. Peter’ in sıcak, tatlı, yumuşak tavrı çok ilginç. Yani çok sert de olabilir demek i… 11 Nisan 1987, zor günler. Boyun adalesi tutuk., Paris hep yağmurlu., hafif ateş ve ağır bir çalışma. Paris, zor günler. Her sabah ağır bir jimnastik, yorucu davul çalışmaları. Yemek tatilinde bir saat pestil gibi kıvrılıyoruz bir kenara. Ne kadar çabuk geçiyor yarabbim o bir saat.”

Dünyanın bildiği Kurtiz’ i ilginçtir ki Türkiye’ de çok geniş kesimler TV dizileri Asi’ de Cemal Ağa, Ezel ‘ de Ramiz dayı ve Muhteşem Yüzyıl’ da Ebu Suud Efendi rolleriyle tanıdılar!

Tuncel Kurtiz’ i zaman zaman Beyoğlu’ da üzerinde yaz-kış fark etmeden giydiği deri pantolon, deri yelek ve deri şapka ile görürdüm.

Beyoğlu-Tarık Zafer Tunaya’ da, Sema ve Muammer Ketencoğlu ile seslendireceği Şeyh Bedreddin’ in provasında karşılaşmış, ilk kez tanışmıştım. Muammer’ e “Kör şeytan!” diye takılırdı. Henüz Kaz Dağları’ na göç etmemiş, Kırım Kilisesi’ nin sol çaprazında cumbalı bir evde oturuyordu o sıralar. Bir kez iki arkadaşımla evine de gitmiştik. Yüzü-sözü-sesi, şiirle, felsefeyle yoğurulmuş hoş sohbet bir adamdı.

Tuncel Kurtiz’ in 2001 yılında ilk adımını attığı uzun vadeli bir projesi vardı. Homeros’un İlyada destanını on yılda tamamlanacak bir film ile yeniden yorumlamak. Belki de Kaz Dağları’ nda veya Ege’ de bir amfi tiyatroda oyunu on bin kişiye sahnelemek

Doğayla içiçe yaşamayı severdi. Kaz Dağları’ nda, Edremit’in Çamlıbel kasabasında eşi ile birlikte yaşıyordu. 14-17 Ağustos 2012’ de Mavi Nota Halk Türküler Topluluğu ile kökleri çok eskilere, çok tanrılı dinlerdeki hasat şenliklerine dayanan, Edremit-Çamlıbel-Zeytinbağı’ ndaki hayır yemeğine katılmış, türküler seslendirmiştik.

Bu fotoğrafı Ağustos 2010' de Kaz Dağları' nda çekmiştim

Bu fotoğrafı Ağustos 2010′ de Kaz Dağları’ nda çekmiştim

Dinleyenler arasında Tuncel Kurtiz de vardı. Köylünün kendi inisiyatifi ile hazırlanan bu yemekte, imece usulü ile kazanlarda etler, keşkekler, pilavlar pişiriliyor, büyük tavalarda patatesler kızartılıyor, aşureler kaynatılıyor ve Ağustos ayında bir Cuma günü, cuma namazını takiben tüm köye ve yolu oralara düşen herkese açık sofralar kuruluyordu. Yıllardır imece usulü sürdürülen bu şölen, kent yaşamını geride bırakıp, çocukluğunun da geçtiği Kaz Dağları’ nın eteğindeki bu köye yerleşip Zeytinbağı adlı minik otelini ailesi ile işleten Tuncel Kurtiz ve Zeytinbağı ekibinin çabaları ile son yıllarda bir şenliğe dönüştürülmüştü. Tuncel Kurtiz’ in köyün hemen alt ucundaki taş evine de gittik, söyleştik, birlikte fotoğraflar çektirdik. Unutulmaz bir gündü bizler için. O hafta sonu Ali Ekber Çiçek’ in mezarını da ziyaret etmiş, türkülerini söylemiştik.

Mavi Nota ile KAzdağları'nda-Ağustos 2012

Mavi Nota ile KAzdağları’nda-Ağustos 2012

Kurtiz bir yazısında sevgilisi, eşi Menend ile Kaz Dağları’ na yolculuğunu şöyle anlatıyordu:”…Sonra abi hep aşk, aşk ve evlendim. Karımla büyük bir aşk içindeyim. O da bana âşık. Kaz Dağı’ na doğru yola çıkıyoruz. Kaz Dağı’ nda “İlyada” yı yeniden yazıyoruz. Yapacaklarımızın birçoğunu burada anlattık. O zeytin ağaçlarının, o çam ormanının o örümcek gibi gökyüzüne doğru ağan incir ağaçlarının binlerce yıl önceki insanın macerasına şahit olduğunu biliyorsun artık. İşte Akhilleus bu çayda sulamış atlarını. Paris burada çobanlık yaparmış. Selmanı Farisi Sarı Kız’ la burada birlikte olmuş. Kibele’ nin dağı. Burada yaşanacak, yaşamak demek, yani yaşamın bir parçası demek, tiyatro demek, sinema demek, müzik demek. Hayatımın sonuna kadar hep bir yaratma duygusu içinde yaşayacağım. Az zaman kaldı, çok iyi çalışmak lazım. Sağlıklı olmak lazım. Yaşamak güzel şey abi…”

Tuncel & Menend Kurtiz-Kaz Dağları-2012

Tuncel & Menend Kurtiz-Kaz Dağları-2012

 

Sonra İnönü Stadı’ nda yapılan Grup Yorum 25. Yıl konserinde bir kez daha bir araya geldik. O şiirler okudu, bizler, Ruhi Su Dostlar Korosu’ ndan arkadaşlarla türküler söyledik. Çok hastaydı, doktorunun uyarılarına kulak asmayıp gelmiş ve sahnede yerini almıştı o gün.

Yılmaz Güney ile olan dostluğunu anlatırken “… İki delikanlı, iki genç komünisttik. İçimizde farklı bir inanç vardı. Ülkemizi çok seviyorduk. Ha komünisttik, komünizmin ne olduğunu ne kadar biliyorduk! Ama şunu biliyorduk: bir haksızlık vardı” diyordu. Herkesin ulusal sulara koşarak balıklama daldığı günlerde bir başka söyleşide kocaman harflerle “ben bir komünistim” diyerek duruşunu yinelemiş“…biz dünyayı değiştirmek için yola çıktık, olmadı dünyayı değiştiremedik. Dünyayı değiştiremedik ama dünya da bizi değiştiremedi…” diyerek sözlerine devam etmişti.

Yılmaz Güney ile

Yılmaz Güney ile

Tuncel Kurtiz, bir gece Aksaray Meydanı’ nda, Yeşilköy Çınar Oteli’ nden dönen bir Amerikalı amiralin arabasıyla Aksaray-Laleli arasında çarptığı, ölen arkadaşı Hayri’ ye bir şiir yazmıştı. “İlk ve son şiirimi Hayri için yazdım” diyordu. “Öldü, mahallemizin en atak delikanlısı/ Sıcak yaz öğlelerinin/ delikanlısı şen akşamların, artık yok./ Mahallenin bütün kızları onun için ağlıyor şimdi/ Sıcak yaz öğlelerinde/ duvar dipleri serinliğinde/ onu konuşuyorlar./ Aah, ne yazık oldu delikanlımıza./ Saçları kara, kıvır kıvır, parlak/ İncecik bıyığı vardı. Artık onsuz kaldık./ Ve yemin ediyoruz delikanlımız için/ sonuna kadar ağlayacağız./ Aah. Öldü mahallemizin en atak delikanlısı”

Üç yıl önce 27 Eylül 2013 sabahı o da öldü. Etiler’ deki evinde düşüp, başını çarptığını ve hayatını kaybettiğini öğrendik. Çok üzülmüştük.

Çizgiyle Kurtiz

Çizgiyle Kurtiz

Ekim 2011’de Bir söyleşide “okuyamadığım o kadar çok kitap, seyredilecek o kadar çok film, yazılacak o kadar çok hikâye var ki…” diyordu. Bir başka söyleşide “Öldüğümde yanımda iki şişe kırmızı şarap, Şeyh Bedrettin Destanı, Sürü ve Umut filmlerini istiyorum” vasiyeti vardı. Vasiyeti yerine getirildi mi bilmiyorum. Bildiğim yaklaşık on bin kişinin katıldığı cenaze törende Betthoven’ in dinletildiği, “Her yer Taksim, her yer Kurtiz” sloganlarının atıldığıydı. Tuncel Kurtiz bugün Kaz Dağları’ nda, Tahtakuşlar’ da, Edremit Körfezi’ ne bakan bir tepede, mütevazı gömütlüğünde yatıyor.

Gençlik çağlarımızın önemli entelektüellerinden, en romantik devrimcilerinden Tuncel Kurtiz’ i, gerçek kahramanlarımdan birini tanımış, dinlemiş, seyretmiş olmak büyük bir şanstı benim için. O da çağdaşı birçok sanatçı gibi yaşam ve sanat, geçmiş ve gelecek, dün ve bugün; sadece sinema değil, edebiyat, müzik, felsefe… hayatı estetikleştiren, yeni hayatın müjdecisi olan bütün güzellikleri dünden aldı, günümüze taşıdı. Bizlere her zaman hayatın ancak güzelleştirerek değiştirilebileceğini, dönüştürülebileceğini anlattı ve 27 Eylül 2013’ de aramızdan ayrıldı.

Her şeye rağmen bugün de hayatı ancak güzelleştirerek, daha iyi olana dönüştürerek değiştirebileceğiz.

Yaşasın hayat!

57-ercument-gurcay

 

Ercüment Gürçay

Kategori: Hafta Sonu